logo HARUN YAHYA
Samimiyetin istikrarlı ve kararlı olması lazım. Düşünürken dürüst olmak önemlidir. Samimi insan hep Allah’ın lehinde düşünür. Allah bazen insanın karşısına özel olarak, Allah’a eleştirel gözle bakan kişiler çıkarır. Bu özel bir denemedir. Onu görünce “aa ben de eleştirel bakayım” deyip hatanın içine düşüyorlar. İnsanın sağlıklı ve dürüst düşünebilmesi için, dünyaya dair bilgisini sık sık gözden geçirmesi gerekir. Gözsüz gören var. Sırf bu konuyu düşünmek Allah’ın varlığını anlamak için yeterlidir. İnsanın gördüğünün idrakında olması muazzam bir şey. Birinin sesi duyması, birinin dokunmayı hissetmesi, birinin kokuyu alması, birinin yemeğin tadını alması Allah’ın varlığı dışında açıklanabilecek bir konu değil. 5 duyu başlı başına Allah’ın varlığının delilidir. Ama Allah imtihan için kuşkular da oluşturur. Mesela çocuk ölümleri olur ya da kendi başına gelen hastalıklar, sıkıntılar olur. Allah hem varlığının delillerini çok güçlü yaratır hem de kuşkuya düşmenin delillerini verir. Dikkatli bakan, kuşkuya düşülecek şeylerin özel yaratıldığını anlar. Samimiyetten uzaklaşmamak için, Allah’ın varlığının delilleri ısrarla unutmamak, çok tekrar yapmak gerekir. Allah “Beni çok zikredin” diyor, çokça zikretmekte bu sır saklıdır. Çokça zikir bir kelimeyi sürekli tekrar etmek değildir. Allah’ın varlığını, varlığının delillerini şuurlu olarak, tekrar tekrar aklından geçirmektir. Adnan Oktar
Türkiye’nin Suriye politikasının Suriye devletinin ve topraklarının bütünlüğünün korunmasından yana olması gerekir. Suriye’deki devletin tanınmasına ve bu devletle birlikte, Rusya, İran, Türkiye ittifak ederek ortak hareket etmeye ihtiyaç var yoksa PKK legal hale gelir. Suriye Hükümeti toplanacak, Devletin Başı yani Esad Meclisi toplayacak, “gelin bana yardım edin” diyecek. Rusya, İran ve Türkiye ortak yardım edecekler. O zaman PKK’nın Suriye’yi bölme planı tamamen ortadan kalkar. Suriye Devletinin talebiyle de bu gerçekleştiği için BM, ABD vs kimse itiraz edemez. Eğer Türkiye, Suriye Devleti’yle böyle bir ittifak içine girmezse bölgede –Allah korusun- Komünist PKK devleti kurulmasına istemeye istemeye yardımcı olmuş olur. Bu ihtimalin tamamen ortadan kalkması için Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması bu korunmanın sağlanması için de Suriye Devletiyle bağlantı kurulması şarttır. Bu konuda Rusya, Türkiye’ye aracı olabilir. İran, Türkiye, Rusya ve Suriye yönetimleri bir araya gelir ortak karar alır. Suriye devletiyle bu konuda iş birliği yapmak vicdani olarak da siyasi olarak da doğru karardır. Hükümetimiz bu konuda cesur olsun çekinmesin. Suriye’nin cinayet işlediği doğru, bir zulüm olduğu doğru, ancak bu görüşme yapılması için bir engel değil. ABD, Rusya, İngiltere, Suudi Arabistan, Irak vs her ülkenin işlediği cinayetler var. Bu mantıkla yaklaşırsa Türkiye kimse ile diyalog kuramaz. Akılcı davranıp -PKK’nın bölgeden tamamen kazınması için- Suriye, Rusya, İran ve Türkiye’nin işbirliği yapmasını desteklemek gerekir. Adnan Oktar
Türkiye’nin solu gerici soldur, çok gerici bir kafaya sahiptir. Stalin Devri’nin soludur. Dolayısıyla hepsi olmasa da büyük bir bölümü; bağnaz, tutucu ve gelenekçidir. Çok katıdırlar. Kılık kıyafeti bile, Stalin bıyığı. Stalin tarzında konuşuyor. Stalin’in kültüründe kalmışlar, 2017’lerin insanı değil. Adam 1920’ler, 1930’ların kafasında. Geliştirememiş kendisini. Onun için kadınlara karşı da katıdır. Mesela; solcu kadınlarına bakın erkek gibidirler. Makyaj yapmazlar, askeri kıyafetler giyerler. Hepsi olmasa da birçoğu bakımsızdır. Kötü bir görünüm vardır. Serttirler, sevgisizdirler. Gelenekçi Ortodoks kesimde de yine öyle kadınların bir çoğu bakımsız, çoğunlukla güzel bir koku hissedemezsin. Güzel bir bakım hissedemezsin. Hepsi için demiyorum, bir kısmı için diyorum çünkü çok iyi olan, çok değerli olan insanlar da var. Ama kadın karşıtlığı onlarda da çok şiddetlidir. Onlar zaten kendileri savunuyorlar kadınların akılsız olduğunu, yarım akıllı olduğunu, sopa yemesi gerektiğini erkeklerden daha kapsamlı anlatıyorlar. Kadının dediğinin tersinin yapılması gerektiğini su gibi ezberlemiş onlar. Kadınlara ait hükümler diye o konuda alim olmuş kadınlar var. Kendi kendine hakaret ediyor ve bunu takva adına yapıyor, Allah'ın hükmü bu, zaten böyle olması lazım diyor. Bundan sonra bu münasebetsizliğe yol vermeyeceğimizi biz gösterttikten sonra Türk gençliğinde muazzam bir uyanma oldu. Bakın 150.000'in üstünde insanla görüştük. Hepsinin pozitif, son derece hür, aydın, Kuran Müslümanı olduğu, aklı başında, şefkatli ve merhametli olduğu, yardımsever, nezih, savaşlara karşı, kan dökülmesinden nefret eden, dostluk ve sevgiden çok zevk alan, sanatı, estetiği, bilimi coşkuyla savunan, demokrat, hür düşünceyi savunan, cumhuriyetçi akla sahip kaliteli gençler olduğunu, kadın özgürlüğünü savunduklarını görüyoruz. Dolayısıyla yaptığımız ilmi mücadele elhamdülillah meyvelerini verdi ve vermeye devam ediyor meyvelerini. Adnan Oktar
Münafığın her hali Allah tarafından kuşatılmıştır. Allah münafığa dünyada tuzak kurar. Bu tuzak, müminler için bir cennet nimetidir. Allah sadece denizle, ovayla, güzellikle nimet sunmaz. Yiğitlikle de nimet sunar. Münafığa tuzak kurar bu da bir nimettir. Bu tuzak şöyledir: Allah münafığı alır önce müminlerin arasına getirir, gençliğini burada geçirtir. Münafık 20 ile 40 yaş arasını Müslümanların arasında geçirir. Maddi manevi tüm hayatını İslam için geçirmiş olur. Müslümanlardan ayrılınca onu geri almak ister ama geri imkanı artık yoktur. Allah tüm gençliklerini ellerinden almıştır. Allah basiretini kapatıp 10-20 yıl hizmet ettirir, sonra münafık mal ve itibar hırsına kapılır. Allah münafığa bol miktarda mal ve makam verir. Profesörlük, tüccarlık, zenginlik verir. Ama yaşı 40-50’ye gelmiştir. Türkiye’de yaş ortalaması 65. Allah münafığa ne kadar süre vermiş oluyor, en fazla 10-15 yıl. Münafık malı deli gibi yığmıştır, o malı yemesi için baya bir ömre ihtiyacı vardır ama o ömür elinde yoktur. Yatı almış, katları almış, mallarını biriktirmiş, geride bırakılacak gibi değil çok fazla şey biriktirmiştir ama idam fermanı da Allah tarafından kesilmiştir. Tak tak her dakika ölüme gittiğini bilir. 15 sene, 14 sene, 13 sene her geçen senenin tik tak tik tak diye sesleri kulağına geldikçe münafık delirir. Ama yapabileceği hiçbir şey de yoktur. Sonunda da “Hadi biz seni alalım” der ölüm melekleri ve ağzını burnunu kırarak canını alır. Münafığın tüm emeği ise burada kalır. Münafık malını yiyemez. Evleri, arabaları, mücevherleri, elbiseleri her şeyi geride kalır. Ama en önemlisi Müslümanlara hizmet edip bıraktıkları kalır. Münafığın elinde sadece o malı elde etmek için süründüğü, iğrenç bir hayat ve sonunda da azap vardır. Müslümanda ise ömür uzun olur. Müslümanda mal yığma olmadığı için o anda o malın hakkını verir. Mümin hırslı olmadığı için dünyayı hep güzel yaşar. Mümin tevekkülle, gayet sakin, Allah’ın verdiği bereketle çok iyi yaşar. Münafık ise eşşek gibi hırsla çalışır ama çalıştıkça çöker, çünkü o hırs onu çökertir. “Libya’nın dörtte biri benim, Tunus’un yarısı benim” diye kendini kandırmaya çalışır ama elinde o malı yiyecek gençlik kalmamıştır. Gençliği müminlere hizmetle geçmiştir. Üstelik o malı elde etmeye çalışırken yaşadığı hırs ruh ve beden sağlığını da tamamen bozar, iyice çökertir ve çürütür. Münafık ömrü boyunca çalışıp çabalar ama hepsi boşa gider. Bu, Allah’ın münafığa en büyük tuzağıdır. Dolayısıyla münafıklar enayiliklerine kerizliklerine doymasınlar. Sürünüyorlar sürünmeye devam edecekler Müminler de keyif içinde yaşamaya devam edecekler. Adnan Oktar
Dünyaya geldiğimizde ne olduğumuzu anlamaya çalışırız. Bu görüntü ne, bu ses ne, dokunma nasıl oluyor, bunları kim bize gösteriyor, kim duyuruyor, bu duyguları alan varlık kim? Uçsuz bucaksız uzayda neden varız? Bunu düşündüğümüzde hemen Yaratıcı’nın farkına varırız. O zaman Yaratıcı’nın bizden ne istediğini düşünürüz. Bu kadar emek, bu kadar ilgi, bu kadar muazzam ve ince mühendislik, bu kadar detay neden var? İmtihan diyoruz, peki imtihan olan insan neden imtihan olur? “İyi olduğu anlaşılır gidip cennette oturur.” Bu değil. Kuran’ı incelediğimizde sevginin dışında bir amaç olmadığını görüyoruz. Deccaller, firavunlar, iyilikler, kötülükler, güzellikler, imtihanlar, acılar bunların hepsinin gayesinin saf sevgi olduğunu görüyoruz. O zaman biz de tüm insanların dünyada sevgiyi, saf ve gerçek sevgiyi yaşamasını istiyoruz. Allah’ın da insanları sevmesini istiyoruz. Buna rıza denir; Allah’ın rızası. Allah’ın rızasını kazanmak Allah’ın sevgisini kazanmaktır. Hayatın tüm amacı sevgiyi kazanmaktır. Ahirette müminlere Allah “Benden razı oldunuz mu?” diye soruyor. Ana soru bu. Niye okuyorsun; Allah rızası için. Niye evleniyorsun; Allah rızası için. Niye çalışıyorsun; Allah rızası için. Niye güzel ahlak gösteriyorsun; Allah rızası için. Bir tane hedef var Allah’ın sevgisi. Allah’ın rızasını kazanmak amacı Allah’ın sevgisini kazanmaktır. Adnan Oktar
38366
/ 384