Sosyetik kadın karakteri
Ben sosyete denilen kesim içinde tebliğe ilk başladığımda tüm Türkiye adeta şok olmuştu. O kesim ile dinin yan yana gelmesi dahi düşünülemezdi. Lüks semtler, eğlence mekanları Müslümanların asla uğrayamayacağı mekanlardı. Müslüman denildiğinde akla bakımsızlık, kenar mahallelerde oturanlar, akılcı düşünemeyenler, sanattan anlamayanlar, giyinmeyi bilmeyen insanlar gelirdi. Bu insanları da tüm dünya hor görürdü. Allah’ın izniyle biz bu imajı yerle bir ettik. Müslümanların her şeyin en güzeline sahip olacağını dünyaya gösterdik.
Sosyete toplantılarında yaşlı insanlar geliyor. Kimi böbrek taşı için, kimi tansiyon için, kimi kanser için ilaç alıyor. Orada kimse kendini sezdirmiyor. O günkü bakımlı ve neşeli hallerini gösteriyorlar. Evdeki hallerini ve acizliklerini göstermiyorlar. BİR SONRAKİ SENE ÜÇTE BİRİ YOK, TOPRAK ALTINDA. Ama onların yerine yeni bir üçte bir geldiği için etkilenmiyorlar. 1920’LERİN GÜZELLİK KRALİÇELERİNİN HİÇBİRİ YOK. Onlara o yıllarda 80-90 yıl sonrasını hatırlatsan, çok artistik hareketler yapar, gelecekteki durumlarını akıllarına dahi getirmezler. AMA HEPSİ TOPRAK ALTINDALAR. Hepsi geri toprağa dönüyorlar. 80 YIL SONRA ŞU ANKİ MANKENLERİN BİR TANESİ BİLE KALMAYACAK.
Ben 1979'da tebliğe Mimar Sinan Üniversitesi'nde başladım. Mimar Sinan Üniversitesi o dönemde Marksizmin kalesi konumundaydı. Asıl amacım hep tebliğ oldu. Sosyete denilen kesimle Müslümanların bağı neredeyse sıfırdı. O cemiyet içinde ilk tebliği biz yaptık, İslam'la bağlantılarına vesile olduk. Bir çok Müslümanın girmeyi dahi düşünmediği Saint Benoit, Avusturya Lisesi, Dost Koleji, Robert Kolej gibi okullarda ilk tebliği biz yaptık.