GERÇEĞE YÖNELİŞ - 1 - ŞEYH HASSAN DYCK
SUNUCU: Bugünkü konuğumuz sevgili Şeyhimiz Şeyh Nazlm El-Kıbrısi Hazretleri’nin vekillerinden Şeyh Hassan Dyck. Şeyh Hassan Dyck, Alman vatandaşı ve Almanya’nın Calw şehrinde dünyanın dört bir yanından gelen dinleyicilerine zikir ve sohbetler veriyor. Birlikte Şeyh Hassan Dyck’a sorularımızı yöneltelim.
Öncelikle zaman ayırıp bize röportaj verdiğiniz için çok teşekkür ederim. Dinleyicilerimizin duymak istediği konular hakkında size birkaç soru sormak istiyorum. Siz çello çalıyor ve besteler yapıyorsunuz.
ŞEYH HASSAN DYCK: Bu daha ziyade öncedendi. Ben üniversitede müzik eğitimi aldım, çello eğitimi. Daha sonra üniversite yıllarında yolar beni Hindistan’a yöneltti. Orada müzik konusunda çok farklı bir yaklaşım tanıdım. Hindistanlıların Raga müziğinde manevi bir yaklaşım var. Bu tamamen kalbime işledi. Ardından ülkeyi ve insanları tanıdım. O maneviyat beni o kadar etkilemişti ki 6 ay sonra Almanya’ya geri döndüğümde klasik üniversite eğitimimi yarıda bıraktım. Daha sonra avantgarde bir tiyatroda besteci olarak çalıştım. Bir süre daha orada çalıştıktan sonra manevi müzik arayışı içindeyken, daha doğrusu maneviyat arayışı içerisindeyken, ki bu arayış kalbimde her daim olmuştu, bir gün tasavvuf ile karşılaştım.
SUNUCU: Müslüman olmadan önce İslamiyet’e karşı bakış açınız nasıldı?
ŞEYH HASSAN DYCK: Açıkçası İslam hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Benim için çok yabancı bir konuydu. Maneviyat arayışı içerisindeyken normal şartlarda Müslüman olmak aklıma gelmezdi. Eğer birisi bana bu arayışın sonunda Müslüman olacaksın deseydi, herhalde “daha neler” derdim. Benim İslam’la veya herhangi bir dinle hiçbir alakam yoktu. Hindu, yoga, maneviyat derken Avustralyalı bir arkadaşım beni tevhid inancına yöneltti. Yaklaşık olarak 1969 yılındaydı. Bu kişiyle bağlantı içerisindeydim. Ve daha sonra arkadaşımın bir tasavvuf alimini tanıdığını öğrendim. Londra’da Afganlı bir Müslüman tasavvuf alimi, Ömer Ali Şah. Bir iki sene sonra eşim ve ben bu tasavvuf tarikatına katıldık. O zamanlar henüz İslamiyet’le çok ilgili değildik; daha ziyade İslam’ın içeriğiyle ilgili, uygulamalı dersler yapıyorduk, her gün belirli saatlerde “La ilahe İllallah” gibi zikirleri tekrarlıyorduk. Bu yönde konsantrasyon çalışmaları yapıyorduk. Ayrıca evliyalar hakkında tasavvuf hikayeleri içeren kitaplar okuyorduk. Tabii okuduğumuz kitaplarda hep İslamiyet’ten, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’den Kuran-ı Kerim’den bahsediliyordu.
Bir defasında Avustralyalı arkadaşımız İngiltere’ye gidip tercümeler almıştı. O zamanlar burada tercüme pek yoktu.
SUNUCU: İslamiyet’le ilgilenmenize neden olan başlıca vesile neydi?
ŞEYH HASSAN DYCK: Peygamber Efendimiz (sav) hadisleri vesilesiyle onun hayatını öğrenmemiz hadislerin mükemmelliğini tespit etmemiz, bilimsel açıdan şüphelenilemeyecek derecede gerçek olmaları bir Peygamberin nasıl göründüğü, boyu, omuzlarının genişliği, yüzünün güzelliği, gülümsemesi, gözleri, dişleri, her şey çok detaylı biliniyordu ve sağlam şekilde ispatlanmıştı.
Daha sonra tasavvufun İslam’ın sadece bir bölümü olduğunu öğrendik. İslam iki bölüme ayrılır diyebiliriz. Terminolojide tasavvuf ve şeriat olarak geçer. Şeriat; insana nasıl davranması gerektiğini, neyin kendisine zarar vereceğini ve neyin fayda sağlayacağını öğrenmesi için ona ve yakınlarına Allah’ın, Yaradan’ın her dinde gönderdiği kanunu, helal ve haramlarıdır. Bu, Allah’ın kanunudur, her dinde vardır.
SUNUCU: İlk defa Kuran okuduğunuzda neler hissettiniz?
ŞEYH HASSAN DYCK: Bismillahirrahmanirrahim. Doğru söylemem gerekirse, Kuran’la, Kutsal Kitap’la ilk kez muhatap olduğumda İngilizceydi. Çok vakıf olamamıştım. Ama demin de söylediğim gibi, Peygamber Efendimiz (sav)’in hadislerinden, Peygamberimiz (sav)’in anlatımlarından gözümün önünde bir şeyler canlandırabiliyordum; Peygamber (sav)’in nasıl yaşadığını, neler konuştuğunu, neler yaptığını hem de hayatın her alanında, gece-gündüz, savaşta ve barışta, evde veya yolda, seyahat halinde vs. beni etkileyen ve inandıran bu olmuştu en başta. Daha sonra Kuran’ı duyduğumda ve öğrendiğimde, o zamanlar beş sene boyunca Suriye’deydim, orada da biraz Arapça ve Kuran öğrendim. Hissiyat olarak insanı sakinleştiriyordu. Kuran’ı duyduğunda sadece akışı dahi yeter.
SUNUCU: Müslüman olmadan önce henüz Hristiyan iken teslis inancına karşı tutumunuz neydi?
ŞEYH HASSAN DYCK: Hristiyanlıkla uzun zamandır çok fazla ilgilenmiyordum. Zaten teslis inancını hiçbir zaman anlamamıştım. Zaten bu inanç kayıtsız şartsız kabul edilip devam ettiriliyor. Doğru söylemem gerekirse bu inancın ne anlama geldiğini anlatabilen birine hiç rastlamadım. (İslam’da teslis inancının olmaması) çok rahatlatıcı olmuştu benim için. Bu da vesilelerden biriydi. Bu, İslam dininin tertemiz olduğunu gösteriyor. İslam çok güzel, çok güçlü ve çok berrak bir din. Güzelliği de bu berraklıktan geliyor. O kısa sure, Kuran’ın üçte birini kapsayan İhlas Suresi; samimiyetin suresi, çok da güzel bir isimdir, adı da böyledir; samimiyet suresi. Bismillahirrahmanirrahim. “Kul huvallahü ehad. De ki: O Allah Birdir. Bir, Ehad. Allahüssamed. Allah Samed’dir, yani Daimdir, Samed’in anlamı Daimdir. Her şeyden bağımsız. Diğer her şey O’na bağlıdır. O Yaratıcı’dır. O Birdir. Bir olan Allah’tır. Lem yelid ve lem yuled. O doğurmamıştır ve doğrulmamıştır. O bundan münezzehtir. Yaratılma işleminden muaftır.” Ve daha sonra bu harikulade surenin son satırı geliyor: “Ve lem yekünlehü küfüven ehad.”
SUNUCU: Kuran’da ilk defa Hz. İsa (as)’ın haşa Allah değil de Peygamber olduğunu ve ölmediğini okuduğunuzda ilk düşünceniz neydi?
ŞEYH HASSAN DYCK: Bunu kutsal Kuran’da ilk kez okuduğumda hemen kabul ettim. Sadece kabul ettim ve nasıl anlamam gerekiyorsa o şekilde anlamaya çalıştım. İslamiyet, din bir kabuldür. Senin veya bir başkasının ne dediği, ne düşündüğü çok önemli değildir. O kadar önemli değildir. Önemli olan, kabul etmektir, yani İslam’ı kabul etmektir. O yüzden İngilizce’de de “to accept İslam” denir “to embrace İslam” “to accept İslam.” Güzel bir kelimedir. İslam’ı kucaklamak İslam seni kucaklar. Bu tabii günümüzde çok popüler değil. Toplumda herkesin belli bir konuma gelmesi, bireyin güçlü olması, Süpermen olması, her şeyi bilmesi, her şeyi tartışması, her şeyi yapabilmesi ve kişisel bir görüşünün olması hedefleniyor. Günümüzde kişisel bir görüşün yoksa bir hiç sayılıyorsun. Mutlaka bir görüşünün olması gerekiyor. Benim bir görüşüm yok. Benim görüşümün bir önemi yok. Hakka karşı bir görüş olmaz. Nasıl farklı bir görüşün olabilir? Allah bize mi sordu yaratırken? Kişilere ne zaman doğmak istediklerini veya ölmek istediklerini mi sordu? Hayır, hayır, hepimiz öleceğiz, hem de tam O’nun belirlediği zamanda. O zaman hiçbir şeyiniz olmayacak, hiçbir şey. Bilginizden, mallarınızdan hiç birini götüremeyeceksiniz. Bu dünyadan, nasıl geldiyseniz, öyle çıplak olarak gideceksiniz. Ve yine mütevazi olacaksınız. Canavar egonuz küçülmüş olacak. İllüzyonlar kaybolacak, geriye yalnızca hakikat kalacak. Hakikat inanıyor musun veya inanmıyor musun diye sormaz. Eğer inanmıyorsan, bu senin lehine değil. Bu durumda mutlu olmazsın, hayatı kaçırmışsın demektir. Ama inanırsan mutlu olursun, bahtiyar olursun. Ve ebediyeti, sonsuz hayatı kazanırsın. Bu amaçla doğduk biz, küçücük bir konu için doğmadık, küçük bir hayatı yaşamak için değil. Biz büyük bir şey için doğduk. Allah Büyük’tür. Yaradan Büyük’tür. Ve insan da yaradılışında en büyük olandır. Yaradılışın en yüksek sınıfı insandır. İnsan Halifetullah’tır, Allah’ın halifesidir. Allah’ın Büyüklüğünü temsil etmesi gerekiyor.
SUNUCU: İncil’de geçen teslis inancıyla ilgili ne düşünüyorsunuz?
ŞEYH HASSAN DYCK: Daha önce de söylediğim gibi, bu teslis inancı sonradan çıkarılmıştır, Hz. İsa (as)’ın kendisi böyle bir şey dememiştir. Belirli bazı tercümeler var, tahrif edilmişlerdir. Gerçek şu ki bu teslis inancında; Hz. İsa (as)’ın haşa Allah’ın oğlu olduğu inancında, hatta, haşa Allah’ı tenzih ederiz, Allah’ın oğlu değil Allah’ın bizzat Kendisi olduğu inancında birbirleriyle çelişkiye de düşüyorlar sürekli. Haşa, insani ihtiyaçları olan bir Yaradan, yemek yiyen, su içen bir Yaradan, insani güçsüz bir bedene sahip olan bir Yaradan; bunların hepsi haşa Yaradan olacakmış! Çarmıha gerilen ve daha sonra haşa babasına, Allah’a; “Beni neden terk ettin?” diye soran biri. Bunların hepsi öyle şeyler ki, hiç biri birbirine uymuyor.
Biz bu yoldayız ve İslam mükemmel bir dindir. Ve bütün bunlar o zamanki iktidar yüzünden. Bunu tarihten anlıyoruz. Gözlerimizi açıp samimi olarak kabul etmemiz gerekiyor ki, miladi 300 senesinde.
İznik Konsili’nde dogmatik sebeplerle Hz. İsa (as)’ı haşa Allah’ın oğlu ve Allah’ın Kendisi diye tespit etmişler. Batı Kilisesi ve Doğu kilisesi birleşmek istiyordu. Yunan tanrılarını, Apollon’u geçebilmek için daha fazla güç sahibi olmaları gerekiyordu ve böyle bir şey yaptılar. O zamandan beri de bu böyle. Buna inanmayan Hristiyanları da sürgün ettiler, öldürdüler. Önce Mısır’a, daha sonra İspanya’ya kaçan sonra da kolaylıkla İslamiyet’i kabul eden Aryanlar örneğin. Çünkü İslam’da hiçbir çelişki yok. İslam karşıt bir din değildir. İslam Hristiyanlığı bütünleyen bir dindir. Tamamlayıcıdır. Bana çoğu kişi neden dinini değiştirdin diye sorduğunda ben dinimi değiştirmedim diyorum. Değiştirmem gereken bir şey yok. Dini değiştiremezsiniz. Haşa Yaradan’ı değiştiremezsiniz. Sadece kendini bütünleyebilirsiniz. Bu bilgiyi duyduğunda kabul etmen gerekiyor. Eğer kişi kabul etmiyorsa hayvan gibidir. Hatta hayvan dahi daha iyidir. Bir hayvan bile daha iyidir. Yaradılışından dolayı ölü hayvan yiyen bir atmaca, sultan tarafından veya sultanın köleleri tarafından yakalanan bir atmaca, sonunda sultanın kolunda oturan şerefli bir atmaca haline gelse ve ona “Ölü hayvan yediğin eski günlerine geri dönsene” dense, “Asla’ Bu durumda eski bilincime geri dönmüş olurum hayır!” der. Bizler uyanma yolundayız.
SUNUCU: Allah Müslümanların birleşmesini ve ayrılmamalarını emrediyor. İslam Birliği’nin olabildiğince hızlı kurulabilmesi için nelerin yapılması gerektiğine inanıyorsunuz?
ŞEYH HASSAN DYCK: Evet, bu, Allah’ın, SübhanAllahu Teala’nın emridir. Kuran’da Allah’ın belirttiği gibi: “Allah’ın ipine sımsıkı sarılın.” Birlikte, beraber olun, ayrı değil. Çünkü ümmet birdir, tek bir vücuttur. Bir uzuv hastaysa, bütün vücut hasta demektir. Bu durumda bütün vücut acı çeker. Diş ağrısı çekiyorsan işe yaramazsın. Ağrıyan yer küçücük olsa bile.
Yapmamız gereken Allah’ın helallerine uymaktır. Her Müslüman sorumluluğu kendisine lider olarak bir sultan (Mehdi) dilemesidir. Ki artık bu pek yapılmıyor. Birinci sorumluluk ümmeti tekrar yöneten, Peygamber Efendimiz (sav)’in bayrağını elinde tutan, zahiri olarak bir sultan (Mehdi) bulaktır. İkinci ise; kişinin sultanı kendi içinde aramasıdır. Benim fikrim şudur demeden kutsal birini aramaktır. Yani evliya birini; kutsal birini. İslami literatürde veliyullah denir. Evliyayı Kiramdır. Allah dostları. Doğru tercüme Allah dostlarıdır veya Allah’a yakın olanlardır. Böyle bir insanı bulmak gerekiyor ki insan nefsi tarafından aldatılma tehlikesine düşmesin.
Birlik ancak kendimi bir Sultana (Mehdi) teslim ettiğimizde gerçekleşebilir. Sadece bu şekilde barış olur. Barışı nasıl elde edebiliriz? Bu da aslında aynı konu. Birlikte nasıl huzurlu olabiliriz? Birlik sadece barışçıl olduğumuzda olur. Kavga edersek birlik olamayız. Barışçıl olursak birlik oluşturabiliriz. Ve barış illa gösteri yürüyüşleriyle değil, ilk olarak kalpte oluşturulduğunda gerçek olur. En güçlü yürüyüş, önce kalbimizde barışı oluşturabilmektir. O zaman gösteri yapmamıza da gerek kalmaz, gösteri kendiliğinden oluşur tabiri caizse. İşte bu barıştır, ilk olarak oluşturulması gereken kalpteki manevi barıştır. Bunu herkesin araması gerekir. Ve oraya ulaşabilmek için bir hocamızın olması gerekir. Herkesin sorumluluğu, bir Sultan (Mehdi) aramaktır.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500