California Üniversitesi’nden nörobilimci ve psikiyatri profesörü Jeffrey M. Schwartz, beyinde nasıl kırmızının algılandığını, güzel bir müziğin nasıl biftek yemekten farklı olarak yorumlandığını ve neden en detaylı MR’ların bile söz konusu yorumlama mekanizması hakkında hiçbir delil vermediğini çözmeye çalıştıktan sonra şu önemli soruyu sorar: Bunun cevabı şudur: Çünkü söz konusu yorumlama mekanizmasının cevabı beyinde değildir. Bu mekanizma ile ilgili soruların cevaplarına insan hücrelerini inceleyerek, nöronları tetkik ederek, moleküler düzeyde araştırmalar yaparak ulaşmak mümkün değildir. Çünkü insana dış dünyayı algılatan şey, insanın bedeninin içinde değildir. O; beynin, nöronların, hücrelerin, elektrik sinyallerinin dışında bir şeydir. O; Yüce Allah’ın insana bahşettiği ruhtur.
Cenab-ı Allah bir ayetinde şöyle buyurur:
Sonra onu 'düzeltip bir biçime soktu' ve ona Ruhundan üfledi. Sizin için de kulak, gözler ve gönüller var etti. Ne az şükrediyorsunuz? (Secde Suresi, 9)

Beynin içindeki görüntüyü "görüyorum" diyen, beyin içindeki sesleri "duyuyorum" diyen, kendi varlığının şuurunda olan bilinç sahibi varlık, Allah’ın insana vermiş olduğu ruhtur. Materyalist zihinlerin, ortaya çıkmasından en çok çekindikleri gerçek budur. Ruh, göze ihtiyaç duymadan görür, ellere ihtiyaç duymadan dokunur, kulağa ihtiyaç duymadan duyar, buruna ihtiyaç duymadan koku alır ve ağıza ihtiyaç duymadan tadar. Bilim adamlarının yıllardan beri çözmeye çalıştıkları "algılayan kim?" sorusunun yegane cevabı ruhtur. Allah, insanın ruhuna sürekli olarak görüntüleri seyrettirir, gece gündüz, bu dünyada veya rüyada sürekli olarak o insana ait bir dünya yaratır. O dünyanın içinde her şey mükemmel görünümdedir, kusursuzdur. Öyle ki, karşımızdaki net görüntünün, derinlik hissinin gerçekte yalnızca bir hayalden ibaret olduğunu, gerçek dış dünya ile hiçbir bağlantısının olmadığını anlamamız son derece güçtür. İşte bu, dilediği zaman, birkaç santimetrekarelik bir alan içinde sonsuz alemler yaratabilen Yüce Rabbimiz olan Allah’ın kusursuz, eşsiz, muhteşem yaratışıdır.
Beynimizde Allah dilediği için kusursuz bir görüntü oluşur, Allah dilediği için kokular vardır, Allah dilediği için güzel bir müziği kusursuzca dinler ve bundan zevk alırız. Yine Allah dilediği için dokunarak tanır, anlar ve hissederiz. Allah dilediği için yediğimiz bir yemeğin lezzeti vardır. Allah’ın emriyle, insanın zihninde yoktan bir dünya var olur. Rabbimiz, hiç yoktan, insanın kendi zihninde, yalnızca ona ait olan, yalnızca onun görüp tanıyabildiği bir alem yaratır. Bu dünya, dışarıdaki dünya değildir. Dışarıdaki dünyaya insanın ulaşabilmesi imkansızdır. İnsanın, Allah’ın dilemesi dışında, bir başkası için yaratılan dünyaya da ulaşabilmesi mümkün değildir. O yalnızca, Rabbimiz’in kendisi için yarattığı dünyada yaşayabilir, onu izleyip seyredebilir. Bunun dışına çıkması imkansızdır. Allah bir ayetinde şöyle buyurur:



