| Ne demişti | Ne oldu | ||
|---|---|---|---|
| Zaman, 15 Nisan 2012
| ||


| Ne demişti | Ne oldu | ||
|---|---|---|---|
| Zaman, 15 Nisan 2012
| ||
İslam medeniyetinde azınlıklar ve onların mabetleri, her Müslümana Allah'ın bir emaneti olarak görülür. Bu emanetlere hıyanet etmek, İslam inancının yüklediği sorumluluklara aykırıdır ve Müslümanların dini hoşgörü anlayışının bir göstergesidir.
Müslümanlar, samimi Hristiyan ve Musevilere şefkat ve sevgiyle yaklaşmalıdır. Onlar da Allah'ın bir emaneti olarak kabul edilir ve onlara karşı kin veya nefret beslemek Kur'an'a ve Peygamber'in sünnetine uygun değildir.
Türk-İslam Birliği, sadece Türkleri değil, bütün milletleri seven, koruyan ve kucaklayan bir düşünceyi temsil eder. Bu birlik, Hristiyanları, Musevileri, hatta Rusya, Ermenistan, Gürcistan ve İsrail gibi ülkeleri de içine almayı hedefleyen geniş bir vizyona sahiptir.
Peygamberimiz zamanında Museviler ve Hristiyanlar son derece rahat bir şekilde yaşamışlardır. Bu durum, İslam'ın tarih boyunca farklı inançlara sahip topluluklara gösterdiği hoşgörünün bir örneğidir.
Farklı inançlara sahip topluluklarla bağ kurmak için Allah'ı coşkuyla sevmek, helal ve harama dikkat etmek, peygamberlere ve meleklere saygı duymak gibi ortak değerler önemlidir. Bu değerler paylaşıldığında ayrımcılık ortadan kalkar ve kardeşlik bağları güçlenir.