

















Matematikçi Roger Penrose, evrenin bir amacı olduğunu ve tesadüfen var olmadığını ifade etmektedir. Bu görüş, evrenin rastgele bir oluşumdan ziyade belirli bir hedef doğrultusunda yaratıldığına işaret eder.
Stephen Hawking, Big Bang'den sonraki birinci saniyede evrenin oranlarının çok küçük bir farkla bile olsa şimdiki durumuna gelemeyeceğini belirtmiştir. Bu durum, evrenin varoluşundaki inanılmaz hassasiyeti ve ince ayarı göstermektedir.
Fred Hoyle, kanıtları inceleyen herhangi bir bilim adamının, yıldızların içinde meydana getirdikleri sonuçlar göz önüne alındığında nükleer fiziğin kanunlarının kasıtlı olarak tasarlanmış olduğu sonucuna varacağını belirtmiştir. Bu, evrendeki tasarımın bilinçli bir yaratıcının eseri olduğunu düşündürmektedir.
Albert Einstein, derin bir imana sahip olmayan gerçek bir bilim adamı düşünemediğini ifade etmiştir. Ona göre, dinsiz bir bilime inanmak imkansızdır, bu da bilim ve inanç arasındaki güçlü bağlantıyı vurgular.
Galileo Galilei, tabiatı hiç şüphesiz Allah'ın vazgeçilemez, okunması gereken diğer bir kitabı olarak tanımlamıştır. O, Allah'ın Kitapları ile yarattıkları arasında hiçbir çelişki olamayacağını, çünkü her ikisinin de Allah tarafından yaratıldığını belirtmiştir.
Isaac Newton, güneş sisteminin, gezegenlerin ve kuyruklu yıldızların harika sistemlerinin yalnızca akıllı ve güçlü bir varlığın kudretiyle sürebileceğini ifade etmiştir. Bu varlığın sadece dünyanın ruhunu değil, her şeyi yöneten Allah olduğunu belirtmiştir.