Allah’ı seveni mümin de sever. Müminlerin birbirlerine olan dostlukları geçici menfaatlere dayanmaz. Birbirlerine ebediyen dost olurlar. Birbirlerini asla incitmez ve her zaman birbirlerinin iyiliğini isterler. Dostluk ve sevgileri yalnızca bir iddiadan ibaret değildir. Dostluklarını bütün tavırlarıyla gösterirler. Kardeşlerini asla terk edip bırakmazlar. İman etmeyenlere has sevgisizlik, sadakatsizlik, vefasızlık onlarda hiçbir şekilde görülmez. Sadece iyi günlerinde değil, zor günlerinde de birbirlerinin yanındadırlar. Üstelik sadece yakından tanıyıp bildikleri Müslümanlara karşı değil, dünyanın dört bir yanındaki tüm Müslümanlara karşı aynı hissiyatı taşır, onlara da öz kardeşleri gibi sahip çıkarlar.
Kuran'a göre Müslümanların birbirlerinin velileri olmaları, birbirlerine karşı pek çok sorumluluğu da üstlenmeleri anlamına gelir. Zira velilik, tıpkı bir anne babanın çocuğuna karşı taşıdığı sorumluluk gibi, kapsamlı ve süreklilik gerektiren bir yükümlülüktür. Bu sebeple müminlerin, birbirlerine karşı anne-baba hassasiyetiyle yaklaşmaları gerekir. Kuran’ın ortaya koyduğu bu bakış açısı, İslam toplumunda yardımlaşmanın hangi ölçülerde olması gerektiğini açıkça göstermektedir.
Birlik, beraberlik, dayanışma, dostluk, fedakarlık, yardımlaşma, gözetip kollama ve benzeri özellikler Kuran ahlakının temelini oluşturur. Bu özelliklere sahip olan toplumlar daha hızlı gelişir ve güç kazanırlar. Çünkü birlik ve beraberlik sağlandığında, toplumun bireyleri güç ve enerjilerini tartışmalara, kavgalara, sürtüşmelere, çatışmalara, savaşlara değil, hayır ve güzellik dolu işlere yönlendirirler. Herkesin iman şevkini kattığı ve birbirine candan destek sağladığı işlerde büyük bir bereket ve güzellik oluşur. Allah bir ayetinde müminlere birbirleriyle çekişmemelerini, yoksa güçlerinin gideceğini ve zayıf düşeceklerini şöyle bildirmiştir:
Allah'a ve Resulü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir.
Enfal Suresi, 46