logo
HARUN YAHYA
Ana Sayfa Tüm Eserler Kitaplar Makaleler Videolar Sesler Görseller Alıntılar Diğer
logo
HARUN YAHYA
Ana Sayfa Tüm Eserler Kitaplar Makaleler Videolar Sesler Görseller Alıntılar Diğer

KATEGORİLER

HD Belgeseller Ahir Zaman, Hz. Mehdi Ve Hz. İsa Evrim Teorisinin Çöküşü İman Hakikatleri Ve Yaratılış Mucizesi Kitap Ehli Ve Peygamberler Türk-İslam Birliği Diğer İnanç Ve Felsefelere Bakış Maddenin Ardındaki Sır Harun Yahya Ve Etkileri Uluslararası Konferanslar Bilim Adamları Yaratılışı Anlatıyor Evrim Için Ne Dediler? Gerçek Atatürkçülük Herkes Için Adalet Kısa Röportajlar Soru Cevap Güzel Konular Tarih, Politika Ve Strateji Kuran Ahlakı Ve Derin Düşünmek

© 2026 HARUN YAHYA

Ana Sayfa Tüm Eserler Videolar Kitaplar
Sesler Kuran’ı Dinlemeyenler
Kuran’ı Dinlemeyenler

Kuran’ı Dinlemeyenler

00:00:00

00:00:00

Kuran Ahlakı Ve Derin Düşünmek
23528
15 Kasım 2003

Allah bağışlamasının yanı sıra dualara da icabet edendir. İnsan her dilediği zaman Rabbinden dua ile yardım dileyebilir. Bunun için belirli bir zamana, yere, ortama ihtiyacı da yoktur.

Yemek hazırlarken, televizyon izlerken, asansördeyken, bir yerde beklerken, gece yattığı zaman sabah kahvaltı yaparken, araba kullanırken, kısacası her yerde ve her an Allah'a dua edilebilir. Bu da dinin getirdiği bir kolaylıktır. Bununla birlikte Allah'a dua eden herkes, Allah'ın dualara mutlaka icabet eden olduğunu bilmelidir.

Allah'ın kullarına verdiği bu sınırsız imkan, hiç şüphesiz sonsuz rahmetinin bir tecellisidir. Allah, Kur'an'da insanlara yakınlığını, kendisine yönelenlerin velisi olacağını ve dua edenin duasına muhakkak icabet edeceğini pek çok ayetiyle bildirmektedir. Bu ayetlerden biri şöyledir.

Kullarım beni soracak olursa, muhakkak ki ben onlara pek yakınım. Bana dua ettiği zaman, dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse onlar da benim çağrıma cevap versinler ve bana iman etsinler.

Umulur ki, irşad olurlar. Bakara Suresi 186 İnsan kendi için dua ederken, Allah'ın hiç kimseye güç yetireceğinden fazlasını yüklemediğini de kesinlikle unutmamalıdır. Bir insanın hayatında karşılaştığı olaylar her ne kadar o anda ona zor gibi görünse de, aslında her biri o kişinin sabredebileceği şiddette meydana gelir.

Allah, Bakara Suresi 283. ayetinde, dünya hayatında kimseye kaldıracağından fazlasının yüklenmeyeceğini ve kimsenin haksızlığa uğratılmayacağını bildirmiştir. Allah, dünya hayatında insanları denerken her zorlukla birlikte mutlaka bir kolaylık yaratacağını da müjdelemiştir.

Kur'an'da, peygamberlerin ve salih müminlerin hayatlarına bakıldığında, karşılaştıkları zor gibi görünen her türlü durumda, Allah'ın mutlaka bir kolaylık yarattığı dikkat çekmektedir. Söz gelimi, Kur'an'da Allah yolunda mücadele ederken karşılaştıkları tepkiler yüzünden, yaşadıkları yerden ayrılmak durumunda bırakılan, yani hicret eden müminler örnek verilir. Bu insanlar, tüm işlerini, evlerini, mallarını bırakarak hiç tanımadıkları topraklara göç etmek zorunda kalmışlardır.

Bu, dıştan bakıldığında zor bir durumdur. Ancak Allah, Nisa Suresinde hicret eden bu müminlerin durumlarını kolaylaştırdığını ve onları nimetlendirdiğini şöyle bildirir. Allah yolunda hicret eden, yeryüzünde barınacak çok yerde bulur, genişlik ve bollukta.

Allah'a ve Resulüne hicret etmek üzere evinden çıkan, sonra kendine ölüm gelen kişinin ecri, şüphesiz Allah'a düşmüştür. Allah, bağışlayıcıdır, esirgiyicidir. Nisa Suresi 100 Peygamberlerin hayatlarındaki örneklerde Allah'ın müminlere sağladığı kolaylıkların apaçık göstergesidir.

Örneğin, Hz. Yusuf, kendini kıskanan kardeşleri tarafından kuyuya atılmasından sonra, kuyunun yanından geçen bir kervan tarafından bulunmuştur. Hz.

Yusuf'u kuyudan kurtaran kişiler, onu köle olarak bir vezire satmışlardır. Bir süre sonra, Hz. Yusuf, hiçbir suçu olmadığı halde, kendisine atılan itiraflar nedeniyle hapse düşmüştür.

Tüm bunlar, ilk bakışta çok zor bir durum gibi görünebilir. Ancak Allah, Hz. Yusuf'un gösterdiği güzel ahlaka ve tevekküle karşılık, onu dünyada da mükafatlandırmıştır.

Tüm bu olumsuz gibi görünen olayların vesile olmasıyla, sonunda Hz. Yusuf, hazinenin başına getirilerek önemli bir yönetici olmuştur. Hz.

Musa'nın hayatı da çeşitli zorluklarla geçmiştir. Ancak Allah, her zaman onu müminlerle desteklemiştir. Örneğin, Allah, kendisine kardeşi Harun'u bir yardımcı olarak vermesi için dua eden Hz.

Musa'nın duasına icabet etmiştir. Ayrıca Allah, Hz. Musa'yı mucizevi bazı olaylarla da destekleyerek, onun, Firavun'un büyücülerinin karşısında galibiyet elde etmesini de sağlamıştır.

Hz. Musa da, en zorlu anlarda bile Allah'ın yardımının iman edenlerle beraber olduğunu unutmamıştır. Bir taraftan Firavun'un askeri gücü tarafından takip edilirken, diğer taraftan da denizle karşılaşan Hz.

Musa, yanındaki müminlere Allah'ın yardımının daima yanında olduğunu söylemiş ve Allah'ın mutlaka bir çıkış yolu göstereceğini hatırlatmıştır. Hz. Musa'nın bu örnek ahlakı, Kur'an'da şöyle bildirilmektedir.

Musa, hayır dedi. Şüphesiz Rabbim benimle beraberdir. Bana yol gösterecektir.

Bunun üzerine Musa'ya, asanla denize vur diye vahyettik. Vurdu ve deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu. Ötekileri de buraya yaklaştırdık.

Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk. Sonra ötekileri suda boğduk. Şuhara Suresi 62-66 Dünya bir imtihan yeri olarak yaratılmıştır.

Tüm insanlar burada Allah'a ve ahiret gününe olan inançlarıyla denenmektedirler. Ancak Allah'a iman edenlerin yaşadığı hayat, dini inkar edenlerinkinden çok daha farklıdır. Çünkü Allah, iman eden kullarına sezilmez yollarla daima kolaylık verir, onların işlerini kolaylaştırır.

Örneğin Allah, Kur'an'da müminleri görünmeyen meleklerle desteklediğini bildirmektedir. Ayetin devamında ise Allah bunu size ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz bununla tatmin bulsun diye yaptı. Yardım ve zafer ancak üstün ve güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ın katındadır.

Ali İmran Suresi 124-126 şeklinde bildirilir. Allah'ın müminlere bir başka yardımı da, müminleri inkarcıların gözünde sayıca ve kuvvetçe çok göstermesidir. Bundan dolayı inkarcılar yılgınlığa ve korkuya düşer.

Allah bir ayetinde asr-ı saadet döneminde gerçekleşen böyle bir olayı şöyle bildirir. Karşı karşıya geldiğinizde Allah olacağı olan işi gerçekleştirmek için onları gözlerinizde az gösteriyor, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Ve bütün işler Allah'a döndürülür.

Ey iman edenler! Bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin ki kurtuluş bulasınız. Enfal Suresi 44-45 Allah müminleri sıcak bir savaşın içinde oldukları için inkarcıların gözünde sayıca ve kuvvetçe daha kalabalık ve daha güçlü göstermiş ve müminleri desteklemiştir.

Çünkü Allah müminlerin daima dostu ve yardımcısıdır. İnkar edenler sayıda ne kadar çok olsalar da sonuçta tüm güç Allah'a aittir. Allah'a dayanıp güvenen, O'nun sonsuz kudretini takdir edebilen insanlar tüm hayatları boyunca bunun rahatlığını yaşarlar.

Allah, Enfal Suresinde yine Peygamberimiz döneminde yaşanan bir zorluk anında müminler üzerinde oluşturduğu manevi desteği şöyle haber verir. Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalplerinizin üstünde güven ve kararlılık duygusunu pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı arz üzerinde sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.

Enfal Suresi 11 Gerçekte insanlar Allah'ın hoşnut olacağı güzel ahlakın ne olduğunu çok iyi bilir. Fedakarlık, şefkat göstermek, mütevazı olmak, dürüstlük, güzel söz söylemek Allah'ın insanlara emrettiği Kur'an ahlakının gereklerinden bazılarıdır. Ancak günümüz toplumlarında insanlar çoğunlukla bunların yerine çarpık bir ahlak anlayışını benimsemişlerdir.

İnsanlar arasında bencillik, sahtekarlık, yalancılık, ikiyüzlülük, alaycılık, kıskançlık çok doğal özellikler olarak görülür. Hatta bir kişi kendini tanımlarken ben çok hırslı, kıskanç ve cimriyim gibi son derece kötü özellikleri sanki kişiliğinin önemli ve güzel parçalarıymış gibi sıralayabilir. Ancak bunlar bir insana ancak huzursuzluk ve ıstırap verir.

Çünkü Allah insanı din fıtratına uygun olarak yaratmıştır. Yakın tarihimizin önemli İslam alimlerinden biri olan Bediüzzaman Said Nursi de bir sözünde bu konuyu şöyle açıklamıştır. Küfür yolunda yürümek, buzlar üzerinde yürümekten daha zahmetli ve daha tehlikelidir.

İman yolu ise suda, havada, ziyada yürümek ve yüzmek gibi pek kolay ve zahmetsizdir. Mesnivi-i Nuriye sayfa 71 İman yolunu seçen insanlar için yaşamlarından ahirete uzanan kesintisiz bir zevk, neşe ve rahatlık vardır. Bu sonsuz nimete kavuşabilmek için yapmaları gerekense çok kolaydır.

Kur'an'a ve vicdanlarının emrettiğine uymak. Her insanın içinde ona sürekli olarak doğruları söyleyen bir ses, yani vicdan vardır. Yanlış bir hareket yaparken, günah işlerken ve düştüğü her hatada vicdanı ona mutlaka doğru olanı söyler.

İnsanın vicdanının sesini teşhis etmesi ise son derece kolaydır. Çünkü bir olay karşısında insana doğru olanı söyleyen vicdan, daima içinde ilk duyduğu sestir. İnsan bu ilk sese uyduğu takdirde rahatlık ve huzur içinde bir hayat yaşar.

Aksinde ise şiddetli bir vicdan azabıyla birlikte yaşamak zorunda kalır. Bu nedenle vicdanın varlığı, Allah'ın insanlara verdiği çok büyük bir kolaylık ve nimettir. Vicdanını kullanan insan, her durumda doğruyu yanlıştan ayıran, Allah'ın razı olacağı ve dünyada ve ahirette kurtuluşunu sağlayan bir anlayışa sahip olur.

Allah'ın beğendiği ahlakı yaşamayan bir insanın vicdanı sürekli doğruyu emretmeye devam eder ve bunun sonucunda kişinin içinde bir çatışma olur. Bile bile vicdansızlık yapmanın azabı gece gündüz insanın yakasını bırakmaz. Buysa insan için dünyada ve ahirette büyük bir yıkım getirir.

Her insanın hayatında şanssızlık, olumsuzluk, terslik gibi görünen birçok olay meydana gelir. Bunlar büyük veya küçük olaylar olabilir. Kur'an ahlakını yaşamayan insanlar, büyük veya küçük olsun bu tür olaylarla karşılaştıklarında sıkıntı ve endişe duyarlar.

Oysa bu, onların çok önemli bir gerçekten habersiz yaşamalarından kaynaklanmaktadır. Gerçeği bilenler içinse, dünya hayatında korku, endişe veya mutsuzluğa neden olabilecek hiçbir şey yoktur. Çünkü iman edenler, her olayın Allah tarafından kaderde yaratıldığını ve kendilerinin de tüm insanlar gibi kaderin izleyicisi olduklarını bilirler.

Allah'ın yarattığı olaylar, iman edenler için her zaman güzellikle sonuçlanacaktır. İnsanların büyük bir bölümü kaderi bilir ama kaderle ilgili çarpık anlayışlara sahiptirler. Örneğin, sadece insanın saç rengi, boyunun uzunluğu, hangi anne babaya sahip olacağı gibi belirli konuların insanın kaderinde olduğunu düşünürler.

Hatta eğer çok çabalarlarsa kaderlerini değiştirebileceklerini bile zannederler. Ancak bu imkansızdır. Bir insanın tüm yaşantısı, hayatı boyunca karşılaştığı ve karşılaşacağı her olay, her davranış kaderindedir.

Örneğin, sizin kaderinizde bugünün bu saatinde bu programı dinleyeceğiniz zaten yazılmıştır. Allah bu anı siz daha yaratılmadan milyonlarca yıl önce bilmektedir. Belki siz bu programı dinlemeden önce de birçok şey olmuştur.

Örneğin, tam dinlemeye başlayacakken kapı çalmış ve bir arkadaşınız gelmiştir. Programı dinleyeceğiniz anda kapının çalması, arkadaşınızın merhaba deyişi ve sizin programı dinlemenizin üç saat ertelenmesi Allah'ın hafızasında siz bunları daha yaşamadan önce belirlenmiştir. Allah, Yunus suresinin 61.

ayetinde kaderle ilgili bu gerçeği şöyle haber vermiştir. Senin içinde olduğun herhangi bir durum, onun hakkında Kur'an'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki ona iyice daldığınızda biz sizin üzerinizde şahitler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta kalmaz.

Bunun daha küçüğü de daha büyüğü de yoktur ki apaçık bir kitapta kayıtlı olmasın. Yunus suresi 61. İnsanın Allah'ın bu sonsuz ilminin bilincinde olması ve kaderinin bir izleyicisi olduğunu bilmesi ise onun için büyük bir nimet ve kolaylıktır.

Allah'a teslim olan bir mümin, kendisi için hazırlanmış olan kaderini heyecanla, şükürle ve koltuğuna oturup bir filmi izleyen kişinin rahatlığı içinde izler. Örneğin, Hz. Yusuf hiçbir suçu olmadığı halde yıllarca zindanda kalmıştır.

Bu onun kaderindedir. Fakat Hz. Yusuf, Allah'ın yarattığı kadere hoşnutlukla teslim olmuştur.

Bu nedenle hapis ona bir zorluk değil, aksine birçok nimetin ve güzelliğin kapısını açan bir yer olarak görünmüştür. Söz gelimi böyle bir zorluk anını kolaylıkların ve konforun olduğu bir ortamla kıyaslayan mümin, nimetlerin zevkine daha coşkuyla varacaktır. Tüm hayatını bir gül bahçesinde geçiren bir insanın buradan aldığı zevkle, yıllarca beton duvardan başka bir şey görmemiş bir insanın gül bahçesinden alacağı zevk elbette ki çok farklıdır.

Allah'a tevekkül etmeyerek her şeyi kendi kontrollerinde zannedenlerse, daima korku, hüzün, endişe ve karamsarlık içinde olurlar. Bu, film izleyen bir insanın sanki filmin sonunu değiştirebilecekmiş gibi heyecana ve paniğe kapılmasına benzer. Böyle bir korku nasıl son derece yersiz ve gereksizse, kaderini izleyen bir insanın da karşılaştığı olaylar karşısında benzer hislere kapılması gereksizdir.

İnsanların büyük bir bölümü hayatları boyunca hep birilerinin hoşnutluğunu, beğenisini ve sevgisini kazanmaya çalışır. Arkadaşlarının, patronlarının, iş arkadaşlarının, komşularının, izleyicilerinin, çocuklarının. Bu, birçok yönden zor, sıkıcı, yorucu ve yıpratıcı bir hayattır.

Çünkü sürekli başkalarının hoşnutluğu için çabalamalarına rağmen başarılı olamazlar. Oysa, samimi bir Müslüman sadece Allah'ın hoşnutluğunu arar. Onun için çevresindeki insanların ne diyeceği değil, Allah'ın emrettikleri önemlidir.

Allah'ın rızasını aramak ve ona göre hareket etmekse her zaman dost doğru olan yoldur. Allah, Zümer suresinin 29. ayetinde sadece Allah'ın rızasını arayanla birbiriyle geçimsiz birçok ortaklı sahipleri olan bir adamın durumu arasındaki farkı şöyle bildirir.

Allah, ortak koşanlar için bir örnek verdi. Kendisi hakkında uyumsuz ve geçimsiz bulunan, sahipleri de çok ortaklı olan köle bir adamla yalnızca bir kişiye teslim olmuş bir adam. Bu ikisinin durumu bir olur mu?

Hamd Allah'ındır. Hayır, onların çoğu bilmiyorlar. Zümer suresi 29.

İnsan ancak Rabbinin rızasını arayarak gerçek samimi dindar olabilir. Aksine riyakar bir yapı insanı hem dünyada hem de ahirette zarara sokar. Öncelikle insanların rızasını arayanlar bekledikleri karşılığı hiçbir zaman göremezler.

Çünkü karşılarındaki insan onların bu çabalarını takdir edemez. Zaten etse bile o da aciz ve zavallı bir insandır. Cahiliye toplumuna has bir başka özellikse, insanların genellikle kendi istek ve çıkarlarını ön planda tutmalarıdır.

Fedakarlık bu insanların nefsine çok zor gelir. Egoist tavırlar uyanıklık olarak görülürken, fedakarlık genelde saflık olarak yorumlanır. Oysa Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için fedakarlıkta bulunmak çok büyük bir kazançtır.

Allah'a ve ahirette inanmayanlar içinse fedakarlığın her türlüsü büyük bir kayıptır. İnançsız oldukları için aslında kendilerine büyük kazanç olacak güzellikleri çirkin ve kayıp olarak görürler, evlerinde otururken dahi sürekli bir huzursuzluk içindedirler. Eşyalarının yıpranması, yiyeceklerinin tükenmesi, dostlarının ziyareti bu insanlar için bir eziyettir.

Bu şekilde kötü ahlaklarıyla kendi kendilerine sürekli zulmederler. Mü'mine has özelliklerden bir tanesi de affediciliktir. Mü'minler birinden kötülük gördüklerinde affetmeyi, kötülüğü iyilikle uzaklaştırmayı seçerler.

Bu tavrın karşılığı Allah'ın hoşnutluğu ve sevgisidir. Allah, Ali İmran suresinin 134. ayetinde mü'minlerin bu özelliğini şöyle bildirmektedir.

Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardaki haklarından bağışlamayla vazgeçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever. Ali İmran suresi 134.

Kötülüklere karşı iyilikle karşılık vererek affeden kişi, aynı zamanda kendisi ve çevresi içinde barış ve huzur dolu bir ortam hazırlamış olur. Bu, elbette kin, nefret ve düşmanlık duygularının hakim olduğu zor bir ortamla karşılaştırılmayacak kadar kolay ve huzurlu bir ortamdır. İnsan, ilk an kapıldığı öfke ve kin duygularından kurtulmak için, belki kısa bir süre nefsini dizginlemek için çaba göstermek durumunda kalır.

Ancak, bunun karşılığında dostluk, sevgi, saygı ve barış dolu bir ruha ve ortama sahip olacaktır. Allah, güzel ahlakın karşılığında insanlara güzel ve kolay bir hayat sunar. Affedici olmayan bir insanın çevresinde hep düşmanları, ona kin ve nefret güden insanlar bulunur.

Ancak affeden bir insanın dünyada bulduğu karşılık, huzurlu ve barış dolu bir hayat ve sıcak dostlardır. Affedici olmak, kibri de engeller. Kibir ve büyüklenme, insana en çok zulüm ve sıkıntı yaşatan kötü ahlak özelliklerinden biridir.

Tevazuysa, tam aksine, insana huzur ve rahatlık getirir. Kibirli bir insan, her şeyden önce tüm özelliklerini kendine ait zanneder. Örneğin, zekasının Allah'ın kendisine verdiği bir nimet olduğunu düşünüp şükredeceğine, zekasıyla övünür.

Bu özelliğini gözünde büyüterek, çevresindekileri kendisinden küçük görür ve aşağılar. Bunun bir sonucu olarak, çevresindeki insanlar tarafından sevilmez, itici bulunur. Belki kibirli tavırlarından dolayı bazı kişiler, bu insanın yanında ezilip, zoraki de olsa bir çeşit saygı gösteriyor olabilirler.

Ancak kibirli insana gösterilen saygı, içten, samimi, gerçekten o kişiye hürmet duyulduğu için gösterilen bir saygı değildir. Aksine, onun kibrinin ve azametinin şerrinden kurtulabilmek için uygulanan bir davranış şeklidir. Dolayısıyla, kibirli insanların gerçek, samimi, içten bir sevgiyle kendilerine bağlı dostları olmaz.

Çevrelerinde hep kendilerine göstermelik bir ilgi ve saygı gösteren insanlar bulunur. Tevazulu insanlarsa, kibirli insanların yaşadığı sıkıntı ve baskıları hiçbir zaman yaşamazlar. Elbette her insan, her şeyin en güzeline sahip olmayı, her şeyin en iyisini yapmayı ister.

Ancak bunları, dünyevi hırslarını tatmin etmek, insanların gözlerinde büyümek ve saygı görmek için yapanlar büyük bir kayıp içindedir. Mütevazı bir insansa, bunların hepsini Allah'ı razı etmek ve sevap kazanmak için ister. Dolayısıyla bunlardan herhangi birini kaybettiğinde de mutsuz olmaz.

Bunun da kendisi için bir deneme olduğunu bilir ve tevekkül eder. Ne başarıyı, ne de başarısızlığı, ne güzelliği, ne de çirkinliği sahiplenmez. Hepsinin dünya hayatında kendisini denemek için yaratılan olay ve görüntüler olduğunu bilerek, bu inancın kendine verdiği huzur ve rahatlığı yaşar.

Büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursi de, kibirli ve mütevazı insanların yaşamları arasındaki farkı kısaca şöyle özetler. Kendini beğenen belayı bulur, zahmete düşer. Kendini beğenmeyen safayı bulur, rahmete gider.

Cahiliye toplumunun özelliklerinden bir başkası da zor durumda kalındığında dürüstlüğün ve samimiyetin terk edilmesidir. Bu kişiler, kendilerini kurtarmak için yalan söylemeyi kolay bir yöntem olarak görür. Oysa yalancılık, bir insanın sahip olduğu en azap ve sıkıntı verici yönlerden biridir.

Her şeyden önce yalan söyleyen bir insan, her an yalanının ortaya çıkmasının tedirginliğini yaşar. Bunun dışında yalancılığın getirdiği vicdan sıkıntısı, insanlarda huzursuz ve gerilimli bir hale neden olur. Herkesin birbirine yalan söylediği bir ortamsa, son derece samimiyetsiz ve riyakardır.

Herkes birbirinin söylediklerinden şüphelenir. En basit konularda dahi birbirlerine güvenemezler. Söz gelimi, yeni aldıkları kıyafetin yakışıp yakışmadığını sorduklarında samimi bir cevap alacaklarından emindirler.

Bu durumda dürüstlüğün ve gerçek dostluğun olması imkansızdır. Oysa dürüstlük Allah'tan korkan bir insan için çok önemlidir. Dürüstlük ve samimiye sayesinde müminler çok güzel, güvenilir, huzur dolu bir hayat geçirirler.

Örneğin, hata yapan bir mümin bunu hiçbir zaman diğer müminlerden gizlemez. Allah'ın kendisini her an izlediğini ve işittiğini bilir. Bu nedenle Allah'a yönelerek tevbe eder.

Yapılan hata ne olursa olsun, müminler de o kişinin gösterdiği samimiyetten son derece hoşnut olur. Çünkü samimi, gizlisi saklısı olmayan insan güvenilirdir ve o kişinin yanında herkes rahat eder. Böyle insanların bir arada bulundukları bir toplumsa çok büyük bir nimet ve güzelliktir.

İnsanlar belki dürüst davranarak kendilerini küçük düşürmekten çekinirler ancak Allah, dürüst ve samimi insanlara çok neşeli ve huzurlu bir ortam verir. Allah, Maide Suresinin 119. ayetinde dürüst olanlara şu müjdeyi vermektedir.

Allah dedi ki, bu doğrulara doğru söylemelerinin yarar sağladığı gündür. Onlar için içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetler vardır. Allah onlardan razı oldu.

Onlar da ondan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur. Maide Suresi 119.

Güzel ahlak her insanın hayatına huzur getirir. Asıl kolay olan da insana mutluluk getiren bu Kur'an ahlakını yaşamaktır. Örneğin, kıskanç biri kıskançlıkla kendi kendini yıpratıp dururken, bütün güzelliklerden, diğer insanların başarılarından, güzel ahlaklarından zevk almaya başlayacaktır.

Aynı şekilde en ufak bir olayda sabırsızlanıp sıkıntı oluşturan bir insan, sabır gösterdiğinde kazanacağı ecri düşündüğünde sevinci kat kat artar. Sonuç olarak Allah'a, Allah'ın yarattığı kadere, cennetin ve cehennemin varlığına kesin bir bilgiyle iman etmek, bir insana en büyük sevinci, huzuru ve kolaylığı getiren önemli bir sırdır. Bunlara erişmek için başka yollar arayanlar büyük bir yanılgı içindedir ve iman etmeden bu nimetlere asla erişemezler.

Yeryüzünde yaşamakta olan tüm insanlar gibi siz de ilerleyen her saat, her dakika ve her saniye ahiret yaşamınıza daha çok yaklaşıyorsunuz. Bu kaçınılmaz bir gerçek. Bir gün bir şekilde yaşamınız sonlanacak ve Allah katında dünyada yaptıklarınızdan dolayı hesap vereceksiniz.

Şimdiye kadar dini zor gördüğünüz için dinden uzak durmuş, Kur'an ahlakını yaşamamış ve birçok hata yapmış olabilirsiniz. Ama şu andan sonra önemli olan, samimi olarak Allah'a tebe edip ahiretiniz için en kolay olana yönelmenizdir. Bu karara vardığınızda şu ana kadar alıştığınızdan çok farklı ve güzel bir hayata kavuşacağınızsa Allah'ın izniyle kesin bir gerçektir.

Allah'ın insanlar için bildirdiği din çok kolay ve zahmetsizdir. Ayrıca insanın hayatındaki tüm zorlukları, sıkıntı ve zahmetleri giderir. Dini yaşayan insan Allah'ın koruması altında her işinde başarıya ve en güzeline erişir ve Kur'an'da bildirildiği gibi en güzel hayatı yaşar.

O halde siz de güzel olanı ve aynı zamanda da en kolay yaşamı tercih edin. Böyle bir hayatı sadece Kur'an ahlakını yaşayarak elde edebilirsiniz. Çünkü Kur'an bu evrendeki her şey gibi sizi de yaratan Allah'ın sözüdür.

Şu ana kadar içinde yaşadığınız toplumdan, çevrenizdeki insanlardan, gazetelerden, televizyondan aldığınız terkinleri bir kenara bırakarak sadece Allah'ın sözü olan hak dine yönelin ve Kur'an ahlakını yaşamanın kolaylığını düşünün. Unutmayın, eğer dinin rahatça yaşanabilirliğini görmezden gelerek kolay olanı terk edecek olursanız, ahirette ummadığınız sonsuz bir acıyla karşılaşabilirsiniz. Bu program Harun Yahya'nın Kolaylık Dini İslam adlı eserinden uyarlanmıştır.

Altyazılar
Türkçe (otomatik olarak oluşturuldu) VTT SRT
Darwinizmle ilmi mücadele Gaflet Yaratılış Şeytan
Spor Hayatın Merkezi Mi Bir Parçası Mı? HD 07:59 Videolar
Spor Hayatın Merkezi Mi Bir Parçası Mı?
Gerçek Dindar Allah'ı Aşkla Seven ve O'nu Hiç Unutmayan Kişidir HD 06:43 Videolar
Gerçek Dindar Allah'ı Aşkla Seven ve O'nu Hiç Unutmayan Kişidir
İmanın Kalitesi Nefse Karşı Gösterilen İradede Saklıdır HD 07:40 Videolar
İmanın Kalitesi Nefse Karşı Gösterilen İradede Saklıdır
Cennet Ahlakının Dünyadaki Yansıması : Sevgi HD 08:04 Videolar
Cennet Ahlakının Dünyadaki Yansıması : Sevgi
Savaşın Çözümü Diplomasi Değil Kuran'a Dayalı Sevgidir 07:19 Videolar
Savaşın Çözümü Diplomasi Değil Kuran'a Dayalı Sevgidir
Birbirinizi Sevmedikçe Gerçekten İman Etmiş Olmazsınız HD 07:17 Videolar
Birbirinizi Sevmedikçe Gerçekten İman Etmiş Olmazsınız
PAYLAŞ
Facebook
X
WhatsApp
Telegram
QR Code
QR Code
İNDİRMELER
mp3
Niçin Kendini Kandırıyorsun? Sesler
Niçin Kendini Kandırıyorsun?
Sakın Anlamazlıktan Gelmeyin Sesler
Sakın Anlamazlıktan Gelmeyin
Dinimizi Öğrenelim Sesler
Dinimizi Öğrenelim
Sinsi Bir Tehlike: Gaflet Sesler
Sinsi Bir Tehlike: Gaflet
Destek Sistemi Sesler
Destek Sistemi
20 SORUDA EVRİM ALDATMACASI Sesler
20 SORUDA EVRİM ALDATMACASI
Big Bang (Evrenin Yaratılışı) Sesler
Big Bang (Evrenin Yaratılışı)
BİZİM AİLE Sesler
BİZİM AİLE
Canlılar 01 Sesler
Canlılar 01
Darwinizm Dini Sesler
Darwinizm Dini
DARWİNİZM DİNİ Sesler
DARWİNİZM DİNİ
EVRENDEKİ DENGELER 1 Sesler
EVRENDEKİ DENGELER 1
EVRENDEKİ DENGELER 2 Sesler
EVRENDEKİ DENGELER 2
Evrim Aldatmacası Sesler
Evrim Aldatmacası
GAFLET Sesler
GAFLET
ŞEYTANIN BİR SİLAHI: ROMANTİZM Sesler
ŞEYTANIN BİR SİLAHI: ROMANTİZM
SAKIN ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN Sesler
SAKIN ANLAMAZLIKTAN GELMEYİN
ŞEYTAN Sesler
ŞEYTAN
Kuran’da Sabrın Önemi Sesler
Kuran’da Sabrın Önemi
En Büyük İftira: Şirk Sesler
En Büyük İftira: Şirk
İmtihanın Sırrı Sesler
İmtihanın Sırrı
Kıyamet Günü Sesler
Kıyamet Günü
Kuran’da Tebliğ ve Tartışma Sesler
Kuran’da Tebliğ ve Tartışma
Kuran’da Ümitvar Olmak Sesler
Kuran’da Ümitvar Olmak
Kuran’a Göre Gerçek Akıl Sesler
Kuran’a Göre Gerçek Akıl

Bu ses kaydında, Allah'ın kullarına olan yakınlığı, dualara mutlaka icabet ettiği ve iman edenlere her zorlukla birlikte bir kolaylık yarattığı vurgulanmaktadır. Peygamberlerin hayatından örneklerle Allah'ın müminlere olan manevi desteği ve yardımı anlatılmaktadır. Ayrıca, insanın din fıtratına uygun yaratıldığı, vicdanın sesini dinlemenin ve kadere eksiksiz teslim olmanın dünyada ve ahirette sağladığı huzur ve rahatlık detaylandırılmaktadır.

  • Allah, zamandan ve mekândan bağımsız olarak kendisine dua eden her kulun duasına icabet eder.
  • Zorluk gibi görünen durumlar müminler için birer imtihandır ve Allah her zorlukla birlikte mutlaka bir kolaylık yaratır.
  • Hz. Yusuf ve Hz. Musa'nın hayatı, Allah'ın sadık kullarına sağladığı kolaylık ve yardımın açık örnekleridir.
  • İnsanın fıtratına en uygun yaşam biçimi Kur'an ahlakıdır; vicdanın sesini dinlemek huzur getirir.
  • Her olay Allah'ın katında önceden belirlenmiş bir kader çerçevesinde gerçekleşir; kadere teslimiyet mümin için büyük bir rahatlıktır.
Allah'a dua etmenin belirli bir zamanı veya yeri var mıdır? +

Dua etmek için belirli bir yere veya zamana ihtiyaç yoktur. İnsan günün her anında, hayatın her alanında Allah'a dua edebilir ve Allah dualara icabet edendir.

Peygamberlerin hayatında Allah'ın kolaylaştırma sünneti nasıl görülür? +

Hz. Yusuf'un kuyudan ve zindandan sonra mülke yönetici yapılması, Hz. Musa'ya kardeşi Harun'un yardımcı verilmesi ve denizin yarılması, Allah'ın müminlerin işlerini kolaylaştırdığının örnekleridir.

İslam ahlakına uygun yaşamak insana manevi olarak ne kazandırır? +

İnsan fıtraten dine uygun yaratılmıştır. Vicdanın sesini dinleyerek iman yolunda yürümek, kişiye dünyada ve ahirette huzur, neşe ve kesintisiz bir rahatlık sağlar.

Kader bilinci ve tevekkül insana nasıl bir rahatlık sağlar? +

Her olayın Allah tarafından önceden takdir edildiğini bilen bir mümin, hayatındaki olayları heyecan ve şükürle izler. Bu teslimiyet, endişe ve korkuları ortadan kaldırır.

Özet

Bu ses kaydında, Allah'ın kullarına olan yakınlığı, dualara mutlaka icabet ettiği ve iman edenlere her zorlukla birlikte bir kolaylık yarattığı vurgulanmaktadır. Peygamberlerin hayatından örneklerle Allah'ın müminlere olan manevi desteği ve yardımı anlatılmaktadır. Ayrıca, insanın din fıtratına uygun yaratıldığı, vicdanın sesini dinlemenin ve kadere eksiksiz teslim olmanın dünyada ve ahirette sağladığı huzur ve rahatlık detaylandırılmaktadır.

Önemli Noktalar

  • Allah, zamandan ve mekândan bağımsız olarak kendisine dua eden her kulun duasına icabet eder.
  • Zorluk gibi görünen durumlar müminler için birer imtihandır ve Allah her zorlukla birlikte mutlaka bir kolaylık yaratır.
  • Hz. Yusuf ve Hz. Musa'nın hayatı, Allah'ın sadık kullarına sağladığı kolaylık ve yardımın açık örnekleridir.
  • İnsanın fıtratına en uygun yaşam biçimi Kur'an ahlakıdır; vicdanın sesini dinlemek huzur getirir.
  • Her olay Allah'ın katında önceden belirlenmiş bir kader çerçevesinde gerçekleşir; kadere teslimiyet mümin için büyük bir rahatlıktır.

Sıkça Sorulan Sorular

Allah'a dua etmenin belirli bir zamanı veya yeri var mıdır?

Dua etmek için belirli bir yere veya zamana ihtiyaç yoktur. İnsan günün her anında, hayatın her alanında Allah'a dua edebilir ve Allah dualara icabet edendir.

Peygamberlerin hayatında Allah'ın kolaylaştırma sünneti nasıl görülür?

Hz. Yusuf'un kuyudan ve zindandan sonra mülke yönetici yapılması, Hz. Musa'ya kardeşi Harun'un yardımcı verilmesi ve denizin yarılması, Allah'ın müminlerin işlerini kolaylaştırdığının örnekleridir.

İslam ahlakına uygun yaşamak insana manevi olarak ne kazandırır?

İnsan fıtraten dine uygun yaratılmıştır. Vicdanın sesini dinleyerek iman yolunda yürümek, kişiye dünyada ve ahirette huzur, neşe ve kesintisiz bir rahatlık sağlar.

Kader bilinci ve tevekkül insana nasıl bir rahatlık sağlar?

Her olayın Allah tarafından önceden takdir edildiğini bilen bir mümin, hayatındaki olayları heyecan ve şükürle izler. Bu teslimiyet, endişe ve korkuları ortadan kaldırır.

Telif Hakkı © 2026 Gizlilik Politikası Kullanım Koşulları İletişim

Uygulamayı yükleyin

Paylaş düğmesine dokunun , ardından "Ana Ekrana Ekle"yi seçin.