Sayın Adnan Oktar’ın 24 Ocak 2018 tarihli A9 TV’deki canlı yayınından.
İZLEYİCİ SORUSU: Adnan Bey sizi çok seviyorum. Sungur abi, Mehdi abiyi gördü mü?
ADNAN OKTAR: Ah severim ben senin tatlılığını, o kara kaşlarını senin. MaşaAllah. Saç çok güzel olmuş. Baya güzel olmuş. Kaşların çok güzel, kaş yüksekliğine de güzel. Burnun çok güzel, baya zarif. Elmacık kemikleri falan. Gözlerin çok güzel. Ela gözlü anladığım kadarıyla. Çok hoş kızsın. Piercingin de çok yakışmış. Aferin benim canıma. Allah sana sağlık, sıhhat, uzun ömür versin. Seni daha da güzelleştirsin. Seni sevinç içinde yaşatsın. Cennette bana, Allah arkadaş etsin seni. İnşaAllah.
Sungur Abi, pek öyle alışılmış bir insan değildi. Ben normal bir Anadolu insanı zannettim onu. Kendi halinde bir nur talebesi zannettim. Baktım Risale-i Nur okuyor, gayet güzel böyle akıcı okuyor. Gözlerine baktım, gözleri bembeyaz. Akı var ya ak kısmı, o hakim o renkli kısmı herhalde muhtemelen gözünün üst kısmında. Yani yoktu renkli kısmı göz benim gördüğümde. Herkes gördü yani bir tek ben değil. Biliniyor, bilinen bir şey. Bembeyaz göz yani. Zaten gözün o halde olması çok zor, göz çok zorlanır öyle bir şey, insan yapamaz. O cayır cayır okuyor o haliyle. Risale-i Nur'u. Hangi sayfayı açarsan o şekilde okuyor. Yani muhtemelen ezberlemiş benim anladığım. Su gibi ezberden okuyor. Baya tatlı, çok şeker bir üslubu vardı.
Benimle camide karşılaştığında, cami bir taraftan geldi, çocuklar şurada oturuyordu, ben biraz bu taraftaydım. Kapı tarafını görecek şekilde oturmuştum ben. Üzerinde devetüyünden bir uzun paltosu vardı. Bir de devetüyü takkesi vardı. Ben hemen ayağa kalktım görünce bizim çocuklar oturuyorlardı. Bizim çocuklar daha üniversite öğrencisi oldukları için öyle İslam'ı, adabı, edebi bilmiyorlardı. Hani bir büyük geldiğinde ayağa kalkmak, nezaketin, ince kuralları falan onları pek bilmiyorlardı. Akademi öğrencileri falan. Ama hepsi sarıklıydı. Ben de sarıklıydım, beyaz sarıklıydım. Yedi metrelik sarık vardı başımda. Onlarda da öyle sarık vardı. Benim sarığım yeşil oluyordu genellikle. Deniz yeşili yahut zümrüt yeşili o tarz sarık takıyordum. Onların sarıkları beyaz oluyordu.
Öyle otururken abimiz gelmişti. “Selam” dedi. “Aleyküm selam Hocam, hoş geldiniz” dedim. “Kardeş senin adın neydi?” dedi. “Adnan Hocam” dedim. “Soyadı ne?” “Oktar” dedim. Ya der demez refleks hemen cebinden bir bloknot çıkartıyor. Küçük kare kare kağıt şey oluyor ya böyle kağıt defter oluyor onlardan. Telli üstten. Bir de tükenmez kalem çıkarttı. Böyle şöyle kafasını şey yaparak yukarı kaldırarak hesap yapmaya başladı. Çocuklar oradan bir sefer gülmeye başladı. Heyecanlandılar çocuklar. Yani benden şüphelendiğini hissettiler. Allahualem hüsnü zannettiğini zannettiler. Ben utandım öyle yapınca onlar tabii, biraz kabaca bir hareket olduğu için. Ben hemen sezdirmeden Sungur Abi’yi kolundan tutup caminin aşağı tarafına doğru götürdüm. Çünkü başka münasebetsizlikle yapabilirler diye çekindim. Çünkü bilmiyorlar, hiçbir şey bilmiyorlar. Abi böyle hesap yapmaya yine devam etti. Sonra dedim ki “Abi” dedim, hoşuna gitsin diye biraz da hani “tabii öyledir desin” diye, “Mehdi nur talebesi mi olacak?” dedim. “Yok” dedi, “Mehdi nur talebesi olmayacak” dedi, “Bediüzzaman öyle dedi” dedi. Ben acayip şaşırdım öyle deyince. Hiçbir nurcu bir kere, bak bir kere şunu demez. Ne Mehdi'si ya der, Mehdi geldi bitti der yani Mehdi. Veya şahsı manevidir der. Klasik. Mehdi gelecek Sungur Abinin demesi bunun mümkünü yok, imkansız demez yani. Abiler asla, acayip kaçındıkları bir konu. Mehdi gelecek asla demezler. Bak Mehdi (as)’ın geleceğini kabul etti. Ve “Nur talebesi olmayacak” dedi. “Bediüzzaman öyle söyledi” dedi. “Peki Abi” dedim. İkinci aşama onu söyleyince çok hayretime gitti. “E nasıl olacak peki Abi o zaman?” dedim. İki elini şöyle yanları açtı. “Bambaşka olacak dedi Bediüzzaman dedi” dedi. Bak hep Bediüzzaman naklediyor. “Bambaşka olacak.” Bak hiçbir yerde yazmıyor bu. Bambaşka. Demek ki özel bilgi verilmiş. Çok kapsamlı bilgi verilmiş. Ben ondan sonra utandım artık bir daha soru sormaya. Çünkü biraz da heyecanlandım şimdi, ne sorayım yani ne sorsak bir acayip olur. Ben o kadarla bıraktım. Sonra Sungur Abi bizim çocuklarla tanıştı. Onlara Risale-i Nur’dan ders yaptı, orada da yaptı o gün. Sonra onları, bizim evimiz vardı. Hikmet Abi vardı, Sungur Abi’nin talebesi. Yanındaydı o gün. O derse gelmeye başladı bizim çocuklara. Sungur Abi bir süre sonra kafası takıldı, ki bizzat kendi gelip ders vermeye başladı bizim çocuklara. Risale-i Nur dersi vermeye başladı. Bayağı uzun zaman devam etti öyle. Bir gün bizim çocuklar herhalde münasebetsizlik yapmışlar, kızmış. Kalkmış gitmeye kalkmış. Evin etrafı her tarafı sis dolu. Ya demiş Allah gitmemi istemiyor demiş gibi dönmüş.
Sonra dedi ki Sungur abi: “Adnan kardeş” dedi “senin kitaplarından biz çekiniyorduk” dedi yani “okumaktan” falan. “Sonra baktık ki zamanla elmas hükmündeymiş kitapların” dedi. “Çok değerliymiş” dedi. Sonra yine bir gittiğimde de, durduk yere dedi ki: “Adnan kardeş, sen Sedd-i Zülkâneyn oldun, küfür seni aşıp bize gelemiyor” dedi. “Eğer sen olmasan onlar direkt bize gelirlerdi” dedi. “Ama seni aşamıyorlar” dedi. İşte bak çok önemli bu.
Sonra bir arada yine duruyorduk, konuşuyorduk Sungur Abi ile. Gene ziyaretine gitmiştim. “Bediüzzaman dedi ki, Mehdi'yi ben görmeyeceğim ama sen göreceksin dedi” dedi. Donduk kaldık böyle. Duydunuz mu falan dedik talebelerine. “Evet evet duyduk” dediler. Hayret ettik. Durduk yere söyledi. Hatta kimin göreceğini kimin görmeyeceğini de söyledi. Daha ileri aşamaları. Baya emindi Sungur Abi Mehdi (as)’ın gelişinden.
Çok mütevazı bir insandı. Sırları da vardı, başka da vardı benim anladığım. Bediüzzaman birçok şey söylemiş. Ama bu sırlar birilerinde olması lazım yine. Kapanacak bir sır olduğunu zannetmiyorum. Ama mesela çok önemli bir bilgi bu benim için yeterli. “Mehdi nur talebesi olmayacak,” muazzam bir açıklama bu. “Gelecek” demesi önemli. Ve “bambaşka olacak” demesi, bak “başka” değil, “bambaşka, şaşırtıcı derecede başka” diyor. Çok manidar.
Canımın içi ben de seni çok seviyorum. Allah sevgimizi sonsuza kadar devam ettirsin. Gittikçe katlanarak artırsın. Allah en derin sevgili birbirimizi sevmemizi nasip etsin. İmana dayalı Allah'ın tecellisi olarak birbirimizi sevmemizi nasip etsin.
Şimdi Allah tabii böyle iyi insanlara acır. Dürüst insanlara acır. Mehdi (as)’ı bence Sungur Abi görmüştür. Ve aynı şekilde Bediüzzaman'ın diğer birçok talebesi de gördü benim kanaatim. Çünkü çok çile çektiler, çok acı çektiler. Allah onlara öyle bir nimet vermemesi düşünülemez. Mesela… neyse bu kadarla bitireyim.
--Fotoğraf var, sizin en son Sumru Abi ile görüştüğünüz.
ADNAN OKTAR: Canım benim çok acayip güzel huyluydu, maşaAllah.
Tamam, vefatı tabii bana çok şüpheli geldi çünkü hiçbir şey yoktu. Akciğer enfeksiyonu olduğu halde akciğer doktorunu 3 gün yaklaştırmadılar. Enfeksiyon doktorunu üç gün yanına yaklaştırtmadılar. Ya kardeşim, ne demek istiyorsunuz siz ya? Üç gün uğraştık, en sonunda üçüncü gün sonunda doktor ilgilendi. Ne yaptığını da bilmiyoruz tabii ilgilendi derken görüştü. Sonunda hastalığı ağırlaştı ve vefat etti.
--Daha sonra o hastane FETÖ bağlantısından kapanmıştı.
ADNAN OKTAR: Tabii, o hastane sonra FETÖ bağlantısından kapandı. FETÖ hastanesiydi. Ya kardeşim evde fenalık geçiriyor, felç geçiriyor hastaneye götürmüyorlar. İnanılır gibi değil. Günler sonra bizim haberimiz oldu. Dediler ki: “Sungur Abi hasta” ben hemen koşarak gittim. Ama yapacak bir şey yoktu artık. Bizim kontrolümüzden çıktı olay.