Fecr-i Sadık, Risale-i Nur'dan Hikmetler - Bölüm 11
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: A9 ekranlarından Selamlar sayın izleyicilerimiz. Fecri Sadık, Risale-i Nur'dan Hikmetler programımızla Serdar Dayanık Hocam’la birlikte harikulade bir ahir zaman döneminde yaşadığımızı bilerek ve son zamanlarda özellikle Mehdi (as)’ın dünyada olduğu net bir gerçek iken itirazların çoğalması ve özellikle bu itirazların Resulullah Efendimiz (sav)’i takip eden ve Bediüzzaman Hazretleri’ni takip ettiğini iddia eden bazı zevattan geliyor olması çok harika bir olay. Bir ahir zaman harikası.
Şimdi özellikle son zamanlarda Mehdi (as)’ın gelmiş geçmiş olduğunu güya ve bir Mehdi beklentisi olmaması gerektiğini artık kitaplaştıran bazı nur talebesi kişiler var. Bu tabii üstadın sözlerine, kitaplarına, hayatına çok münafi. Bunlardan bahsedeceğiz inşaAllah ama teamüllere göre Fecri Sadık yine, inşaAllah.
SEDAR DAYANIK: Kısaca hatırlatalım yine kardeşlerimize, programımızın adı Fecri Sadık. Şuradan geliyor, Üstadımız Hutbe-i Şamiye'de bu konudan bahsediyor. 10.000 kişi huzurunda bu meseleyi açıklıyor. Hutbe-i Şamiye'de Fecri Sadık şöyle geçiyor: “Hem de İslamiyet güneşinin tutulmasına, inkişafına açılmasına ve beşeri tenvir etmesine, aydınlatmasına mümanat eden, mani olan perdeler açılmaya başlamıştır.”
Mehdi (as)’ın çıkışı öncesi bir karanlık bir devir var. Bu karanlık devirden yavaş yavaş sıyrıldığına o dönemde işaret ediyor üstadımız. Engeller de varmış, o engeller de yavaş yavaş kalkıyor diyor. “O mümanaat” yani engeller yapanlar, edenler, mani olanlar çekilmeye başlıyorlar. “45 sene evvel o fecrin emareleri göründü.” Bir de göründü çok da güzel bir şey. Mübareğe görünüyor yani o kendisi görüyor. Zaten görmedi mi yazmadı mı kardeş diyor. “1371'de” yani 1371 kastediliyor burada hicri. “Fecr-i Sadık başladı veya başlayacak. Eğer bu Fecr-i Kazip'te olsa 30-40 sene” hicri 1401 ve 1411'lere işaret eder. Miladi 1981 ve 1991'lere işaret eder. “Sonra Fecr-i Sadık çıkacak.” Yani Fecri Sadık dediği Üstadımızın burada Mehdi (as)'dır. Mehdi (as)’ın da 1981 yılında veya 1991 yılında her iki yıla da işaret etmiştir, önemle üzerine durmuştur. Çıktığını anlıyoruz Üstadımızın ifadesinden.
Az önce senin söylediğin konu çok önemli. Şimdi bizim programımızın bir özelliği yine tabi Hocamız’ın vesilesiyle Risale-i Nur'a tam bağlı anlatımlar yapmamızdır. İzleyen kardeşlerimiz de bizleri çok iyi biliyorlar artık. Biz hiç kendi kafamıza göre, kendi anlayışımıza, kendi görüşümüze göre asla farklı bir açıklama yapmayız. Zaten kendi kafamızda, kendi görüşümüzde doğrudan Kuran'a, hadis-i şeriflere ve Risale-i Nur'a ve İslam alimlerinin yazdığı kıymetli eserlere bağlıdır. Bizim görüşümüz zaten Kuran'dır, hadis-i şeriflerdir, Risale-i Nur'dur. Onu naklederiz biz. Olanı naklederiz. Zamanında o mübarek güzel elleriyle yazmış üstadımız. Biz de olduğu gibi değiştirmeden, tevil etmeden, Seyit Salih Özcan Hocamız’ın ifadesiyle, böyle sağına soluna bir şeyler eklemeden veya çıkarma yapmadan, tahrif etmeden olduğu gibi anlatma özelliğimiz var bizim Hocamız vesilesiyle.
Tabii bu özelliğimizle ahir zamanda şimdi yeni bir akım çıktı. Sen de az önce dediğin gibi Risale-i Nur talebesi olduğunu iddia eden veya öyle görünmeye çalışan bilemiyorum. Çünkü Risale-i Nur talebesi dedin mi üstadımızın Risale-i Nur'a tam bağlı kişi demektir. Üstadımızın sözüne ve yazdıklarına tam bağlı kişiye Nur talebesi denir.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Haddini bilip sözünü tefsir etmeyen Üstadımız.
SEDAR DAYANIK: Üstelik. Ama şimdi ben Nur talebesiyim deyip de Risale-i Nur'a tam bağlı olan, hiçbir tevil yapmadığı, artık Türkiye'nin önemli bir televizyon kanalında da her gün kayda geçen, birilerine tutup da sen Risale-i Nur'a bağlılığından dolayı iman zaafı içindedir dersen, garip olur o. Kuran'a bağlı biri, hadis-i şeriflere bağlı biri, Risale-i Nur'a bağlı birini sen iman zafiyeti içinde veya iman zayıflığı içerisinde görüyor isen, o zaman senin görüşünde bir gariplik var. Önce bir onu düzeltmek lazım. Peygamberimiz (sav) âlim diyor, “âlim Peygamberlerin varisidir” diyor İmam Rabbani. “Âlim, peygamberlerin varisidir” diyor. Ne demek o? Peygamberlerin kitaplarına tam bağlı, Peygamberimiz (sav)’in hadis-i şeriflerine tam bağlı kişilere alim diyoruz. Alimler ise, şeytandan Allah'a sığınırım, Kuran-ı Kerim'de ayet var: “Allah'tan en çok alimler korkar” diyor Cenab-ı Allah. Peki Allah'tan en çok kim korkar? İmanı güçlü, kavi, derin olan insan korkar. O kişinin de biz alim olduğunu anlarız, o yönüyle. Yani teknik bilgi, bilgi olması, bir bilen olması değildir esas olan konu. Allah'tan çok korkuyor olmasıdır imanından dolayı. E şimdi tutup da böyle birine, biri çıkıp da ben nur talebesiyim, ve seni Risale-i Nur'a bağlı olmaktan dolayı suçluyorum, iman zafiyetiyle derse, senin işte programın başında, açılışında çok güzel söyledin, ahir zamanın garabetli olay ve şahısların kapsamına girer.
Yine Hocamız’dan Allah razı olsun, bu kişileri de, böyle olan kişileri de, bu durumdan kurtarmaya çalışıyor Hocamız. Nasıl kurtarmaya çalışıyor? Risale-i Nur'u A9 TV’de canlı yayında sayfalarını açarak, göstererek o yüzler üç yüzler çıkıyor bir şeyler oluyor biliyorsun böyle zaman zaman garip işler oluyor. Doğrularını nereden gösteriyor Hocamız? Kendi kafasından mı? Hayır. Yorum? Hayır. Doğrudan kaynaktan gösteriyor. Peki, bu tür iddialarda bulunan yani Risale-i Nur'a tam bağlı olan kişileri imansız veya imanı zayıf olarak nitelendiren kişilere sorduğumuzda ne kaynak gösteriyorlar bize? Kendimden diyor. Kaynak benim diyor. Sen ne ara kaynak oldun? Kaynak üstadımızındır, Kuran-ı Kerim'dir, Hadis-i Şerifler'dir.
Yani bunu niye anlatıyorum? Şu yüzden anlatıyorum. Üstadımız ki -sen de birazdan onu hazırladın- “Enesi kavi” diyor. Yani kafa gitmiş, enaniyet çünkü aklı örter. Akıl tamamen kapanmış. “İmanı zayıf.” Artık sağlıklı göremeyen, sağlıklı değerlendiremeyen özellikle de ahir zamanla ilgili hadis-i şerifleri ve Risale-i Nur'u bazı kişilere tarif etmiş üstadımız. Bak hikmete bak. Yani o dönemden, üstadımız kendi döneminden ahir zamanda olacak olayları görmüş ve kendini nur talebesi olarak adlandıran bazı değişik kişilerin de çıkıp Risale-i Nur'a tam bağlı olan kişileri iman zafiyetle suçlayacaklarını görmüş ve bunları bize tarif etmiş. İstersen şimdi o tarifi yine Risale-i Nur'dan anlatalım ki kardeşlerimiz bu yanlış içinde olan kişilerin Bediüzzaman tarafından nasıl tarif edildiğini görsünler.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Bak şimdi öyle bir sıfatlandırıyor ki Üstad. Şimdi bu bahis sözler kitabında 24. sözde. Şimdi Üstad Hazretleri burada sayfa 335'te diyor ki: “..istikbali dünyeviyede 1400 sene sonra gelecek bir hakikati asırlarında karip zannetmişler.” Mehdi (as)’ın çıkış tarihini veriyor 1400. Bir paragraf sonra. “Mehdi süfyan gibi ahir zamanda gelecek eşhasların” diye devam ediyor. Konu ahir zaman ve Mehdiyet. “Mehdi gibi eşyasının hakkındaki rivayetler ve sırlar şudur ki” diye devam ediyor. Konu bu. Konu ahir zaman ve Mehdiyet.
Aynı şey devam ediyor 24. söz. 5 sayfa sonrasına geliyoruz. “Neticeyi kelam” diyor. Resulullah Efendimizin (sav) ahir zamanla ilgili hadislerini kabul etmeyen, çarpıtmaya çalışan ve Mehdiyet’e karşı gelen kişilere bak ne diyor biliyor musun? İşte bu kişilere: “Ey insafsız ve dikkatsiz ve imanı zayıf, felsefesi kavi, hodbin münekkit adam..” Bak, bunu diyenler üstadın şamarını yiyorlar bu şekilde. Bunları hiç kendilerine kondurmazlar ama sen Mehdi sakalsız derken bunu neye dayandırıyorsun? Mehdi (as)’ın sakalının en ince özelliklerine kadar tarifi var hadis-i şeriflerde. Suyuti vs. Kütüb-i Sitte’de. “Kevseç, meczum” yani yanlardan ince alttan toplanmış hatta kulak arası mesafesi üstündeki saç dalgalılığı yani o kadar detaylı ki siyah olacağı yani 20'den fazla hadis-i şerif var. Ve ahkama dair hadislerden daha rivayetler güçlüdür diyor. Fethullah Gülhan Efendi bir konuşmasında. Yani açık sahih hadisler bunlar. Şimdi kalkıp diyor ki mesela bir şahıs, Mehdi sakalsız olacak diyor. Yani Üstad'ı Mehdi olmaya zorlamak için sen Peygamber Efendimiz (sav)'in hadislerini reddediyorsun. Bak işte Üstad sana ne diyor?
“Ey insafsız ve dikkatsiz ve imanı zayıf, felsefesi kavi, hodbin, münekkit adam! Şu on asılı nazara al!” Onu asıl sayıyor. “Sonra sen hilaf-ı hakikat, gerçeğe aykırı olarak ve kati muhalefeti vaki gördüğün bir rivayeti bahane ederek”, Yani bu hadisleri böyle bahane ederek, birbirini karıştırarak yalan yanlış “ehadisi şerifeye, hadislere ve dolayısıyla Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam'ın mertebe ismetine halel verecek itiraz parmağına uzatma.” Sen diyor bu yaptığınla hadisleri çarpıtarak Peygamber Efendimiz (sav)’in o şerefli şanlı ismetine itiraz, halel verecek kendince itiraz parmağını uzatma diyor. Mehdiyet’le ilgili bahise, Mehdiyet’e karşı çıkan kişilere söylüyor.
SEDAR DAYANIK: Dikkat ettin mi? “İmanı zayıf, enaniyeti kavi” diyor değil mi? Kimin imanı zayıfmış beyefendi? Yani Risale-i Nur'a bağlı, hadis-i şeriflere bağlı kişilerin imanımı zayıfmış ve Kuran-ı Kerim'e yoksa bunlara karşı duran kişilerin yani bak adam yani farkında değil durumunun. Zaten öyle olur yani kişi kendini o şeyden sonra artık fark etmez durumunu. İmanı zayıf olarak ifade ediyor karşı tarafı ama gerçekte Üstadımız ne diyor? Asıl imanı zayıf olan sensin diyor. Bak biz demiyoruz bunu. Üstadımız söylüyor. İmanı zayıf olan kişinin bu hastalığının kaynağı neymiş? Enaniyeti kavi. Neye karşı enaniyeti kavi? Kuran-ı Kerim'in ayetlerine. Haşa Cenab-ı Allah. Haşa hadis-i şeriflere.
Bunlar aslında Sayın Hocamız hep anlatıyor Bir kere Allah'a inanmıyorlar yani, o bir. Ahirete inanmıyorlar. O da var. Peygamberimiz (sav)’e herhangi bir bağlılıkları yok. Sevmiyorlar Peygamberimiz (sav)’i. Zaten İmam Rabbani'ydi galiba. Peygamberimizden rivayet ediyor (sav)'den: “Bir Müslüman'ı seven beni sevdiği için onu sever, nefret eden de aslında benden nefret ettiği için nefret eder ondan” diyor. Bak o kadar manidar ki, yani sen tutup da ahir zamanda olağanüstü güzel bir örnek şekilde Kuran-ı Kerim hadis ve Risale-i Nur'a bağlılık gösteren birine imanı zayıf dersen aslında o kişiye değil, senin nefretin Peygamber Efendimiz (sav)'edir. Sonra aslında gerçekte Cenab-ı Allah'adır. Çünkü “enaniyeti kavi” dediğinde Üstad ne kastedilir? Müslüman'da enaniyet olur mu? Ene, ben. Benlik vermek yani kendine. Ben varım diyor. Güç sahibiyim diyor. Kudret sahibim diyor. Aklım var benim diyor. Okuduğumu anlar, yorumlarım diyor. İster İmam Rabbani, ister İmam Geylani, isterse Bediüzzaman Hazretleri'nin eseri olsun. Ben hangisini okursam okurum, onların üzerinde bir yorum yaparım, konu hallolur" diyor. O kadar artık kafa ferahlamış.
Yine bir hadis-i şerif: “Kafa parlak olabilir ama diyor kalp paslanmış” diyor. Yani adam aklını beğeniyor. Kardeşim güzel bizim senin aklına bir itirazımız yok. Ama akıllı birinin en can alıcı özelliği Kuran-ı Kerim'e, hadislere, İslam alimlerinin yazdığı eserlere ve Risale-i Nur'a, ahir zamanda bağlılığıdır. En büyük alameti. E sen bunlara bağlılık göstermiyorsun. Bir de bağlı olanlara da iftira ediyorsun. Ne oluyor? Al işte Üstadımızın dediğin gibi şamarıyla seni aklını başına inşaAllah getirir.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Bir de Allah'tan korkmayan diye Müslümanlara itham eden kişiler, evde böyle çoluk çocuk, aile, eşraf, elti, bacı bilmem ne sıcak çorbasını gayet güzel höpürdeterek geçiriyorlar hayatlarını. On beş günde bir de işte dershaneye gidip çay içip kitap okuyup evlerine dönüp oh gayet güzel sen üstadın gerçek talebesiysen bir kere “has talebelerim evlenmesin” demiş, bu bir. İkincisi, hadi tamam. Hayatında ne var? Sen Allah'tan korkmayan diye itham ettiğin kişiler hayatıyla, üstadın hayatı mesela ortada değil mi? 30 sene hapis ve sürgün. Yani esaret, savaş, zehirlenmeler, akıl hastaneleri. Bak, Abdülhamid döneminde ve o zaman akıl hastanesine konmuş bir müceddit. Cumhuriyet tarihinde başka bir örneği var mı senin bildiğin? Sayın Adnan Oktar Hocamız var. Tek kişidir. Akıl hastanesine konmuş. Başka da kimse yoktur Üstad Hazretleri'nden sonra. Sayın Hocamız dışında.
Ben oraya ziyaret ederdik, bilirsin hastanedeki ortamı. Orada en zararsız delileri dışarıda gezdirirler. Biz onlardan çekinirdik Hocamız’ı ziyarete gittiğimizde. Ama Hocamızın kaldığı koğuş, birbirinin kafasını çekiçle, çivi çakıp öldüren deli olan, katil olan, özel koğuş, zincirle bağlıyorlar. Bak Hocamız’ı zincirle bağlamışlardı. Sen o zaman biraz zor şey yaparsın diyor. Bakın 9 ay, 10 ay ve artı 9 ay hastane, 10 ay hapishane. Ondan evvel kokain komplosu yapıldı Hocamız’a. Onlarca defa gözaltına alındı. Daha sonra 99'da tekrar bir komplo yapıldı yine 9 ay cezaevinde kaldı. Hizmete başladığından beri, 79 yılında İstanbul'a geldiğinden beri hakkında on binlerce aleyhte gazete haberi, televizyon haberi, iftira kampanyaları yapıldı. Suikaste maruz kaldı defalarca. Yani Üstad Hazretleri ile tam paralel şahane, şanlı, şerefli bir fikri mücadele yürütüyor.
Bir kere insan birisine bir şey söylerken hayatına bir bakar ve bu aşamaların hepsinde hiçbir kararlılıkta, azimde geri adım atmadan çok daha fazla imani şevkle hepsinden geçerek dinimizin güzel ahlakın hakikatlerini daha da güçlü anlatarak, daha da güçlü çıkarak ve kararlılığı, azimini daha da artırarak Allah hizmetine devam eden bir kişiyi gördüğünde sen o kişinin Allah'tan korktuğunu anlaman lazım. Eğer anlamıyorsan imandan, ferasetten, basiretten nasibini almamış insafsız, Üstadın deyişiyle ve imanı zayıf adam konumuna düşersin.
SEDAR DAYANIK: Evet bak oradaki şeyi çok güzel aslını bulayım da detaylı söyleyelim. Bak ne diyor üstadımız? “İmanı zayıf, enaniyeti kavi… Bir kısımda Allah'ı tenzedir, inkara kadar gitmişler..” Şimdi bak orada bir tarif var. Tarif edilen kişi şu; Hiçbir şey yapmaz din adına, Nur talebesiyim der. Tabii tenzih ediyoruz yani bu hepsini kastetmiyoruz. Bir kısmını kastetmiyoruz, ama Risale-i Nur'a bağlılık göstermez. Bir de haşa haddini aşarak, haddinin fevkinde üstadımıza da dil uzatır. Narcı. Nurcu değil yani narcı. Kendilerini nurcu olarak ifade ettikleri için öyle söylüyoruz.
Bu kişiler bak şöyle tarif ediliyor: aklını beğenen, kendini büyük, kusursuz ve üstün gören ve adeta kendi nefsini putlaştıran kişiler de inkara kadar gitmişler. Bak ne dedik az önce? Ya bunların öyle bir şey konusu yok, bunlar Allah'ı inkar ediyor. Peygamber Efendimiz (sav)'ı inkar ediyor. Çünkü Allah'tan korkan, Peygamber Efendimiz (sav)'a bağlı olan biri bir kere en büyük farz vazifesini bilir. Bunda böyle bilmeyecek bir şey yok. Sen namazı biliyor musun? Biliyorsun. En büyük vazifesi diyor senin üstadın, benim Hocam diyorsun, ben ona tabiyim diyorsun. Ama İttihat-ı İslam'dan haberin yok gibi davranıyorsun. Mümkün değil ki bu. Her yerde İttihat-ı İslam'ı anlatıyor Üstad. Her yerde Mehdi (as)'ı anlatıyor. Sen hiç böyle oralı olmuyorsun, başka taraflara bakıyor o konular geldi mi. Nereye saklayacaksın 300 sayfa kardeşim? 300 sayfa Ahir Zaman ve Mehdi (as)’ı anlatıyor Üstad, nereye onu sen görmezden geleceksin.
Ama bu kişilerin bak özelliklerini kardeşlerimiz çok iyi bilsinler. Yani bunlar şimdi böyle konuşuyor ya, anlatıyor böyle bol keseden. Ya üfürüyor yani açıkçası anlatıyor derken sanki bir şey anlatıyor, atıyor yani. Doğru söylemiyorlar öyle diyeyim. Bunları dinlerken, bak çok dikkatli dinlesinler. Ana prensipte şu olsun; O kişinin unvanı, eğitimi, her ne olursa olsun hiç önemli değil. Anlattığı şeyin, konunun Risale-i Nur'a, nurcu olduğunu iddia edenleri söylüyorum. Risale-i Nur'a tam bağlı mı anlatıyor? Yoksa işine gelen bazı yerlerde başka yollardan mı anlatıyor? Neye dayanarak? Kendi kafasına göre. Buna çok dikkat etsinler. Çünkü bak Risale-i Nur'da böyle anlaşılmayacak bir şey yok. Bu konu çok önemli. Hocamız hep bunu vurguluyor. Yani öyle bir yaptılar ki Risale-i Nur'u. Daha önce de Kuran-ı Kerim'e yapmışlardı biliyorsunuz. Yine Hocamızın fikri müdahalesiyle bu konu kalktı. Eskiden nasıldı? Kuran-ı Kerim duvarda asılı duran bir kitaptı. Zaten dokunamıyorduk. Öyle bir konu yoktu. Oku, anlamazsın sen zaten alim olman lazım derlerdi. Bak aynısını Risale-i Nur'a da yaptılar. Öyle bir garip bir ekip bu malum ekip. Risale-i Nur içinde anlamazsınız, sizi okumayın diyorlar zaten. Biz sizi okuruz diyorlar. Ya sen kimsin kardeşim? Benim normal okuma yazmam var. Zaten Üstadımız söylüyor. “Bir çocuk bile diyor anlar. Okuma yazması olan bir kadın da anlar” diyor. Hatta diyor “onlar filozofların yazdıklarını anlamamışlardır” diyor. “Ama Risale-i Nur'u okuduklarını anlamışlardır” diyor. Bu kadar anlaşılırmış demek ki. Yani böyle araya girmeyin kardeşim. Yani tamam anlat ama Risale-i Nur'dan anlatacaksın. Kardeşlerimiz de temel prensibi anlatılan şeyin Risale-i Nur'dan olup olmadığına bakacaklar. Bunlar öyle uçtu ki artık. Risale-i Nur'dan olup olmamayı da geçtik. Risale-i Nur'dan çıkarıyorlar. Konuları çıkarıyorlar, cümleleri çıkarıyorlar. Öyle basıyorlar artık. Yani bu da ahir zamanın garabetlerinden bir tanesi.
Sonra bak mesela az önce çok önemli bir konudan bahsettin. Ben de onu sen konuşurken buldum. Allah nasip etti. Hocamız’ın dilinden üstadımıza atılan iftiralarını anlatan böyle kısa bir şey var. Önemli. Çünkü dediğin ve anlattığın konu çok önemli. Kardeşlerimiz ona da dikkat edecekler. Bundan sonra inşaAllah. Biri çıktı Risale-i Nur'dan ders mi yapıyor veya din adına bir şey mi söylüyor? Önce ona bir bakacaklar böyle hani virüs şeyi var bakar böyle, tarayacak yani. Neyi tarayacak? Böyle bir geçmişini tarayacak onun, ne olmuş, bu kişi ne yapmış? Allah için Peygamber yolunda, İslam yolunda, din yolunda, Risale-i Nur yolunda nasıl hizmetler yapmış? Bu hizmetleri yaptıktan sonra başına neler gelmiş? E sen üstadın talebesiyim diyorsun. Yani üstadımızın başına gelenlerin milyonda biri gelmemiş başına. Ama bir de kalkıp üstadımıza doğru söylemedi diye iftira ediyorsun. Bak neler gelmiş Hocamız’ın ağzından dinleyelim.
Üstadımız bir konu anlatıyor. Burada dikkatimi çekti. 234. sayfa, Tarihçe-i Hayat’ta. Bediüzzaman Üstadımız Hazretleri diyor ki: “Gizli bir kuvvet, bir iltizam beni mahkum etmek istiyor.” Seni mahkum etmek isteyen var mı? Yok. Niye? Aran çok iyi çünkü. Yani öyle bir ters düştüğüm bir konu yok ki. Onlar da iddia etmek istemiyor. E sen de istemiyorsun. Onlar da Mehdi (as)’ın gelmesini istemiyor. E sen de istemiyorsun. Hz. İsa (as)’ı reddediyorlar, gelmeyecek diyorlar. E sen de öyle diyorsun. E bir de iddia ediyorsun. Ben ayrı tarafta, ben nur talebesiyim diyorsun. Öbür tarafta da bunu istemeyenler, açıkça söyleyenler var. E bir bakıyoruz aynı. Aynı şey istiyorsunuz. Hani farklı taraftaydınız? O yüzden de başına hiçbir şey gelmiyor. Ama üstadımız Müslümanların tarafındaydı. Peygamber Efendimiz (sav)'in tarafındaydı (sav)’in. Başına gelmedik kalmadı. Hepsi hayır ve hikmetle yaratılır. Madalyadır onlar Allah'ın izniyle.
Hocamız Sayın Adnan Oktar'ın da aynısı olmuştur hayatında. O da hep Müslümanların tarafında, Cenâb-ı Allah'ın tarafında olmuştur. Peygamber Efendimiz (sav)’in tarafında olmuştur. Başına gelmedik kalmamıştır. Senin başına ne geldi? Hiçbir şey. Bu önemli. Yani böyle bakacağız. Doğru bakış açısı bu. Öyle süslü konuşmalar, böyle ağdalı cümleler, bunlar bizi etkilemiyor. Eskiden de onlar geçti.
Yani “karanlıkla mahkum etmek istiyor. Yani illaki bunun yeri hapistir gibisinden -haşa- ve her bahaneyi bulup bin dereden su getirmek gibi her çareye müracaat edip kurdun keçiye bahanesinden daha garip bahanelerle beni itham altında almak ve mahkum ettirmek istenildiğini hissediyorum.” Bize de yapıyorlardı yakın zamana kadar diyor Hocamız. “Üstadımıza yapılanlar bize de yapılıyordu” diyor. “Halen de istiyorlar. Hala bizi hapse atmak istiyorlar birileri. Hala daha tuzak kurmaya çalışıyorlar.” Aynı senin anlattığın işte baştaki konuyu Hocamızın ağzından şu an dinliyoruz. “Yani iki yıldan beri birileri, bir ekibin bu yolda faaliyeti olduğunu biliyoruz. İki yıldan beri çalışma yapıyorlar.” Seninle ilgili kimle çalışma yapıyor? Hiç kimse. Dediğin gibi kavun-pilav. Bir de televizyon. Bu kadar yani. “Güya işte iftira atacak, oyun oynayacak, tuzağa düşürecek Müslümanları, inşaAllah. Mesela üç aydır bu kelimeyi tekrar ediyorlar. Said Kürdi dini siyasete alet ediyor. Ben de bütün mukaddesata yemin ediyorum ki bin siyasetim olsa hakaiki imaniyeye feda ediyorum.” Yani siyasetten benim bir şeyim olmaz diyor. “Hakaiki imaniye üzerinde duruyorum” diyor. İman hekikatleri üzerinde duruyorum diyor üstadımız.
Üstadımız Allah'ı anlattığı için Allah'ın yarattığı varlıkların özelliklerini anlattığı için, tecellilerini anlattığı için ceza evinde yaşadı. Ömrünün büyük kısmını. Eziyet ve zulüm altında yaşadı. Sen nerede yaşadın? Sıcacık yatağındasın evinde. Başına bir şey geliyor mu? Gelmiyor. Bir de üst üstlük ne yapıyor? Niye gelmiyor senin başına bir şey? Şu yüzden gelmiyor. Üstadımıza münafisin, karşısın. O yüzden senin başına bir şey gelmiyor. Sen eğer Üstadımızın yanında has talebesi olsa idin, Has talebelerinin de başına gelenler senin başına da gelirdi.
Ya kardeşim has talebeler diyor ki, nedir has talebe? Üstadımızın sağ kolu, sol kolu, katibi, sır katibi, birlikte aynı odada yatmış-kalkmış, o şeyini taşımış, yemek şeyini taşımış abilerimiz. Diyorlar ki, bu abilerimiz diyor ki, “Mehdi Üstad Bediüzzaman Hazretleri değildir. Mehdi, Üstad Bediüzzaman Hazretleri’nin söylediği gibi 1980 yılında İstanbul'da çıkacak” diyorlar.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Hemen parantezini söyleyeyim. O abilerden biri Seyit Salih Özcan ve ona da aynı şekilde itiraz etmişler. Söz söylemişler. Ve sen, dediğin gibi evinde otururken o cezaevinde üstadın has talebesi olarak devam etmiş. 38 sene mahkumiyet almış. Ne zorluklar çekmiş. Has talebe dediğin öyle olur. Senin itiraz ettiğin kişi üstadın vekili, vekili. Yani sayılı vekillerinden biri.
SEDAR DAYANIK: Bunlara göre zaten haşa Seyit Salih Özcan Abimiz gibi diğer kıymetli abilerimiz de iman zafiyeti içinde. Zaten aklıyla ilgili çok yani saygıda olağanüstü kusur edecek şeyler söylediler Seyit Salih Özcan'a. Hocamız da çıkardı. Var mı aklında bir şey? Hiçbir şey yok. Senden benden iyi durumda. Yani çok çok genç insanlardan daha sağlıklı. Nasıl bakıyor görüyorsun. Kartal gibi bakıyor böyle.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: 50 yıl evvelki şeyleri harfiyen hatırlıyor.
SEDAR DAYANIK: Ama o bazıları çıkıp işte böyle kıymetli böyle güzel insanlara nasıl iftira ediyorlar görüyorsun. Ya bu çamur at izi kalsın böyle işte çapulcu takımı bunlar ayak takımı. Anca böyle işte iftira etsin, ortaya bir şey atıp sonra kenara çekilip şöyle izlesin bakalım ne oldu ortalık nasıl karışacak. Neyse şimdi bu karışıklıkla biraz Müslümanlara da vakit kaybettiririz. O zaman belki İttihat-ı İslam'ı konuşmayı unuturlar. İşte Mehdi (as)’ın gelişini müjdelemeyi unuturlar deyip belki biraz oyalarız, ayaklarına dolanırız niyetiyle yapılmış çalışmalar.
Ama ne oldu? Hocamız hepsini havada yakalıyor. Öyle atmak artık o eskidendi. Onu Hocamız söylemişti. Poligonda atış yeri poligon. Burada yok artık. Atış yok. Eskiden tutan yoktu onları. Bunlar atıp tutuyorlardı. Şimdi Allah razı olsun bak Hocamız özel, titiz, derin bir çalışma yapıyor. Her atışa karşı ilmi cevap. Bak atış nereden? Kafadan. Hocamızın cevabı nereden? Risale-i Nur'dan. Kardeşim sen nur talebesiysen Risale-i Nur'dan niye cevap vermiyorsun? Hocamıza cevap versene Risale-i Nur'dan. Bak dikkat et, Hocamızın anlattığı, zaten bu programın da içeriği o, burada anlatılan ve Hocamız’ın anlattığı her şey Risale-i Nur'dan, yorumsuz. Bu beyefendilerin anlattıkları nerden? Ki biz nur talebesi olduğumuzu da iddia etmiyoruz ayrıca yani. İnşaAllah oluruz. E sen nur talebesiyim diyorsun. Ne demek nur talebesi? Bediüzzaman'ın hayatını çok iyi bilen, Risale-i Nur'u çok iyi okumuş, anlamış, kavramış ve kabul etmiş kişiye nur talebesi denir. E sen kabul ettiğin şeyi inkar ediyorsun şimdi. Yanlış yazmış diyorsun Üstadımıza aşağı. Nasıl nur talebesisin sen? Diye bizi izleyen bütün güzel kardeşlerimiz bu şekilde baksınlar, böyle konuşan kişilere. Yani bu şuurla baksınlar. Abidir bilir, büyüktür bilir. İşte şuradan mezundur, bilir. Şöyle şöyle kitaplar yazmış, efendim o daha iyi bilir diye bir kalıba kendilerini sokmasınlar. Bazıları bilmiyor olabiliyor. Zaten ayet var şeytandan Allah'a sığınırım: “Her bilenden daha iyi bir bilen vardır” diyor. Cenab-ı Allah söylüyor bunu. Daha iyi bilen neye göre daha iyi bilir? Kuran'a tam bağlıysa daha iyi bilir. Hadis-i şeriflere tam bağlıysa daha iyi bilir. Risale-i Nur'a tam bağlıysa daha iyi bilir. Bunların hiçbirinden taviz vermiyorsa senin o abinden veya neyse kimse o ifadeleri kullanandan daha iyi bilir. Senin abin ne yapıyor? Taviz veriyor. Risale-i Nur'da olmayan şeyleri söylüyor. Bu çok tehlikeli bir şey. Üstadımıza iftira ediyor ya açık açık.
Bak yetmedi, tutamıyorlar kendini şimdi de Hocamız’a saldırıyorlar fikre. Yani duramıyorlar. Niye? Çünkü Allah razı olsun ahir zamanda inşaAllah birçok tabii çok kıymetli alimlerimiz gibi en çok Hocamız sahiplenir Risale-i Nur'u da ondan. Şimdi tabii Bediüzzaman'ı bulamadıkları için mübareği, şimdi Hocamız’a saldırıyorlar. Hocamız hakiki has Nur talebesidir. Bizler de onun talebesiyiz, olmaya gayret ediyoruz. Niye? Tekrar ediyorum, Risale-i Nur'a bağlı olduğu için. O kadar, başka bir şey yok inşaAllah.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Hocamız çok mübarek bir yılda doğmuş. Bak 1956 Risale-i Nur'un beraat ettiği yıl. Çok muazzam ve Üstad 1371 biraz evvel Fecri Sadık sen okurken o zaman aklıma gelmişti Allah'ın ilamıyla Allah'ın nasip etmesi, 1951 ve 1952'den sonrası için diyor. Hani görünmeye başladığı 1950'lerde hakikaten Risalelerin beraat etmesi o bir dönem başlıyor. O bir dönemin başladığına işaret o yıllar.
SEDAR DAYANIK: Sen bunu anlatmışsın okuyayım mı onu?
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Nerede?
SEDAR DAYANIK: 2011 yılı Haziran ayında Hocamız’la beraber programda “1956 yılı münafıkane sistemin çöküşünün başlangıcıdır” konulu bir sohbetiniz var. Sen diyorsun ki: “Mustafa Sungur Abi 1956'dan bahsediyor Hocam” diyor. Hocamız da “ne diyor” diye sana soruyor. Sen de o kısmı anlatıyorsun.
“Üstad Hazretleri’nin talebelerinin ve eserlerinin 1956'da beraat ettiklerini anlatıyor iki cümle. Denizli Ağır Ceza Muhakemesi muhakemesinde ittifakla beraat kararı verildikten ve eserleri kendisine iade edildikten sonra 1947 nihayeti arasında bizim de bulunduğumuz talebeleri diyor Mustafa Sungur Ağabeyimiz. Birlikte tekrar tevkif edildi ve Afyon Ağır Ceza Mahkemesi'nin muhakemesine başlandı. Muhakeme sırasında Üstad, Afyon Cezaevinde 20 ay kaldı. Dava temyize gitti ve mahkeme dosyası incelenmekte o kadar ağır davranıldı ki Üstad Hazretleri’nin serbest bırakılmasına karar verildiği zaman bozulmuş olan hapis cezası çoktan infaz edilmiş oluyordu. Ve ondan tam 8 yıl sonra 1956'da mahkeme nihai kararını verdi. Üstad Hazretleri talebeleri ve eserleri beraat etti.”
Hocamız ne diyor bunun üzerine: “MaşaAllah 1956 münafıkane sistemin bitiş tarihi diyor Bediüzzaman. Ondan sonra artık fütuhat ve bereket. Hakikaten 1956'da büyük olaylar olmuştur. Çok büyük olaylar olmuştur. Bir tane, iki tane, on tane değil. Bakın 1900 bitiyor. 50'ye gelmişsin. 55 bitmiş. 56'ya geçiyorsun. 1900'lü yıllar bitmiş oluyor artık 1956'da. 2000'e gelmiş oluyorsun. O yüzden çok kritik ve hassas bir tarih 1956. İnşaAllah, aynı şekilde hicri 1545'de öyle kritik bir tarihtir. Kıyametin kopma tarihi mesela 46 olmuyor. 1545, 46 olunca başka bir şey oluyor, inşaAllah.”
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Şimdi şu demek oluyor yani üstada bu zevatlar hani Mehdi derken şimdi burada çok halisane samimane bir öyle bir hüsnüzan var gibi gözüküyor değil mi? Üst bakışta ilk bakışta yüzeyselde. Bunun gerçek son çıkan neticeyi manası nedir biliyor musun? Mehdiyet bitmiştir. Mehdiyet diye bir şey yoktur. Yani sen biraz evvel güzel teferruatlı izah ettin. Mehdiyetin yok edilmesidir. Yani netice-i kelam budur. Sen geçmiş yüzyılda yaşayan bir müceddide Mehdi dediğinde Ve 1545 yani 2120'ye gelen, şunun şurasında 110 sene gibi ki 1506 diyor Üstad yani esas şey için 1433’deyiz yani 70 sene sonra ümmet bitiyor. Dünya bitiyor, imtihan bitiyor. Sen demiş oluyorsun ki, dünyaya İslam hakim olmayacak, ittihad-i İslam olmayacak. Mehdi Üstad ise Üstad'ın bunları yapmış olması gerekirdi. İttihad-ı İslam olması gerekirdi. İsa (as)'la birlikte dünyaya hakim olmuş olması gerekirdi. Olmadı. Diyorsun ki o ikinci, üçüncü vazifeleri de Nur talebeleri yapacak. Üstadın yapmamış. Sen Üstad'a kıyasla nasıl biriysen, sen yapacaksın ve senin gibi benzeri kişiler yapacak.
SEDAR DAYANIK: Üstad'ı beğenmiyorsun ki sen bir de. Üstad'ı beğenmeyen adam nasıl yapacak onu? Üstad İttihad-ı İslam'ı savunuyor, sen savunmuyorsun.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Ayrıca da sen mesela soralım, hangi nur cemaatine mensupsun? Bu doğru bir sorudur. Neden? Çünkü yeni Asya cemaati var. Yeni nesil cemaati var. Yazıcı nurcu cemaati var. Fehtullah Gülen Hocamız’ın cemaati var. Bak daha devam edebilirim. Küçük küçük gruplar da var. Nur talebeleri bir kere birbirinden ayrılmış Hocamız bunları çok güzel izah etti. Hani sen İttihad-ı İslam'a sağlayacaktın? Daha nur talebelerinin İttihadını sağlayamamışsın. Bilakis parçalanıp bölmüşsün. Sen nasıl yapacaksın bunu?
SEDAR DAYANIK: O parçalanma-bölünme neden oluyor Altuğ Hocam. Şahsı manevi kafasında. Sen geçen anlatmıştın.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet. Sen şahsı manevi dersen ve geçmiş müceddit mübarek güzel insana Mehdi'ydi, bitti Mehdiyet dersen işte Mehdiyet'i bitirdiğinde çıkan ortaya tablo parçalanma bölünme olur, birlik değil. Bunu nur talebelerinin ve başkalarının yapamayacağı aşikar. Ortada gözüküyor, gerçek hayat bu. Görüşüyor musun sen diğer talebelerle? Gidip-geliyor musun? Bırak ittihad etmeyi, görüşmüyorsunuz bile. Yılda bir toplantı olur da, ortak bir grup düzenler de belki orada bir görürsün falan onları. Bu ittihad bu değil Üstadın söylediği ve Allah'ın emrettiği ittihad o değil. “Kurşunla kaynatılmış binalar gibi” diyor Cenab-ı Allah, şeytandan Allah'a sığınırım. “Sabah akşam zikret, beraber onlarla sabret” diyor. Sürekli vaktini onlarla geçir diyor.
Ve Üstad başka bir konu daha var. Ancak o itirazlarda bir nokta var. Seninle daha evvel bir programı ayırdık, işlediğimiz bir konu. “Bediüzzaman’dır en büyük müçtehit ve müceddit” diyorlar. Biz bu programa özel bir, tam bir program ayırmıştık ama hazır yeni itiraz gelmişken, kısaca ona da değinelim. Yani Üstad en büyük bir müceddit ve müştehitse, Üstad müceddittir. Daha önceki Mevlana Halid, Gavs Hazretleri gibi, İmam-ı Azam Hazretleri gibi, İmam-ı Rabbani gibi onlar da müceddittir. Ama en büyük müceddit diyor. En büyük, yani vurgu var. Büyük değil, sen güzel vurgulamıştın. Büyük müceddit değil, en. Başında da “en” diye söylüyor. Ve en büyük müçtehittir diyor. Müçtehitler de vardır. Ama bak Üstad Hazretleri, Hocamız çok güzel izah etti. Bir kere müçtehit olsa, hadis-i şerife göre müçtehidin başka müçtehidin içtihadına ittiba etmesi haramdır. Kendine ittiba etmesi lazım ama bir kere bu hadis-i şerifte sabit. İkincisi, Üstad Hazretleri Şafi mezhebini taklit ediyor. Eğer Üstad Hazretleri Mehdi olsa ve en büyük müçtehit olsa kendisi içtihad etmiş olması lazım. Mezhepleri kaldırmış olması lazım. Kendi mezhebine tabi olması lazım. Senin de o mezhebe tabi olman lazım. Üstadın mezhebine yani. Ama sen de Hanefi'sin veyahut Şafi'sin. Üstad da Şafi'di. Sen nasıl üstada en büyük müçtehid diyorsun? Üstad başka bir içtihad edene uymuş. Sen de o başka içtihad edene uymuşsun. Eğer Üstad Mehdi olsa senin ona uyman lazımdı. O da kendi mezhebini kurmuş olması lazımdı, diğer mezhepleri kaldırıp. Ve aynı zamanda, kısaca geçiyorum özlü. Hocamız anlattı ve önemli üstünde durduğu için o konuyu.
O derste bunu da okumuştuk. Kısaca, içtihat risalesi yazmış Üstad Hazretleri. Ama neden içtihat edilemeyeceğine dair risale yazmış. Bak, en büyük müçtehit diyorsan eğer, içtihat risalesi neden içtihat edilemeyeceğine dair risale yazmazdı. Ve “cinayettir” diyor, bakın burada. “İçtihat kapısı açıktır fakat bu zamanda” diyor şu zamanda kendi yaşadığı dönemde “oraya girmeye yani içtihat etmeye altı mani altı engel vardır” diyor. Uzun uzun bunları sayıyor. En başında da örnekler vererek izah ediyor. Kısaca geçiyorum. “İçtihat namıyla” diyor bak içtihat etmek yani. “Kasr-ı İslamiyet'ten yeni kapılar açıp duvarlarından muhariplerin girmesine vesile olacak delikler açmak İslamiyet'e cinayettir” diyor. Üstad diyor ki, ben yaşadığım dönemde içtihad etmek İslamiyet'e cinayettir. Dolayısıyla hiç içtihad etmemiştir. İçtihad edilemeyeceğine dair ve etmediğine dair de özel risale yazmıştır. Demek ki Üstad en büyük müçtehit değildir. Kendi bunu özel izah etmiştir.
SEDAR DAYANIK: Bak az önce dediğin konu çok önemli. Fefalarca da dikkat çektik ona. Dışarıdan bakıldığında güya Üstada bir sevgi ve bağlılık varmış ki onun Mehdi olmasını istiyoruz kardeşim gibi bir yaklaşım var. Yani güya Üstada beslenen sevgiden dolayı bunları yapıyoruz. Yani biz çok bağlıyız Bediüzzaman'a o yüzden bunları yapıyoruz gibi bir görüntü veriyorlar. Hocamız da bir röportajında bu kişiler için “anti-Nur ekip” demişti. Ekip bunlar, anti-nur ekip. Bunların amacını da şöyle söylemişti Hocamız: “Bediüzzaman Hazretleri’nin fikirlerini yok etmek. Asıl amaç o. Yani tahrip etmek Risale-i Nur’u”. Çünkü hakikaten bak şimdi oradan bak dışarıdan. Aslında onlar tabii bu son dönemde çıkardıkları eserler, kitaplarla aslında bize cevap veriyorlar. Yani Hocamız’a cevap veriyorlar aslında, doğrudan öyle. Çünkü bu konular Hocamız’dan daha fazla tabii. Her gün gündemde tutan bu kadar çok yok. Aslında doğrudan bize o kitaplar yani.
O kitabın içinde ne var? Risale-i Nur adı altında Risale-i Nur'da olmayan şeyler var. E nedir sonuç o zaman? İşte Bediüzzaman Hazretleri’nin fikrini yok etmeye yönelik bir çalışmadır o. Yani bizden sonraki nesillere o kitaplar gidecek-ti, Allah esirgesin. Şimdi o kitaplara cevaben Hocamız belki bin tane kitap yazacak Allah'ın izniyle. Ki o bir tane kitabın bizden sonraki hem günümüzde hem bizden sonraki nesillere bir etkisi olmasın diye.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Kala kala bir iki nesil kaldı zaten.
SEDAR DAYANIK: Gerçi de bir şey olmadı ama olsun o iki nesilde doğruyu bilsin yani Hocamız’dan sonra bizlerden sonra inşaAllah onlar da doğruyu bilsin.
Şimdi bununla da ilgili Hocamız’ın bir şeyi var kısa bir röportajını buldum, onu da söyleyelim anlatalım. “Nur talebesi bazı kardeşlerimiz, güya nur talebesi, nur talebesi olmayan anti-nur bunlar.” İşte o böyle Risale-i Nur'da olmayan şeyleri yazıp, insanlara neşreden, anlatan kişiler. “Anti-nur talebeler, Bediüzzaman'ın fikirlerini yok etmek için akıl almaz faaliyet içindeler. Anti-nur ekip. Biz de onların nursuzluğunu nura çevirmeye çalışıyoruz Allah'ın izniyle. Nur talebesi değil, onlar nursuz talebeler. Nursuz. Çünkü Bediüzzaman'ı yok etmeye çalışıyorsun sen. Görevin ne diyorsun? Ben nur talebesiyim. Görevin? Bediüzzaman'ı yok etmek diyor. O zaman sen nursuzsun, nursuz talebesin sen değil mi?” diyor.
Kardeşlerimize sorsunlar. Bu kitabı yazmaktaki amacın ne senin diye sorsunlar. Yani ben bu kitabı okudum. Risale-i Nur'da olmayan şeyler var bu kitapta. Ama Risale-i Nur adına, Bediüzzaman adına yazıyorsun sen bu kitabı desin. Amacın ne kardeşim senin bunu yazmakta diye sorsunlar. Bak Hocamız sormuş. Senin görevin ne demiş. Görev Bediüzzaman'ı yok etmek. Bir kısa bir şey daha söylemiş Hocamız. “Biz de burada boş durmuyoruz herhalde.” Tam işte konuştuğumuz konu. “Nefes aldırmayacağım nefes. EvelAllah. Ben zaten Allah'a kendini adamış bir adamım. İslam'ı yaymak için evlenmedim de.” Ne dedin sen az önce? Has talebeler için. Al sana vurgu işte. “Evlenmedim de. Benim bütün işim, gücüm bu. Allah benim elime verdi bunları. Darwinistleri, komünistleri, materyalistleri, PKK'yı, nursuz talebeleri. Sayıları az, 5-10 tane ama bu nursuzları nurlu hale getireceğiz, inşaAllah.”
Hocamız’ın yaptığı bütün programlar, bizim Fecr-i Sadık vesilesiyle bu programda yaptığımız bu çalışmaların tamamı bu nursuzları nurlu hale getirmek için. Çünkü Risale-i Nur'dan uzak kalan biri nursuzlaşır. Risale-i Nur'a yakın olan, adı üstünde yazar, Risale-i Nur işte yani. Nur Risale, nurlu mektuplar. Bunlardan uzaklaşır, bunlara itiraz eder, bunlara... Bak şunu kastetmiyoruz tabii. Bir kişi itiraz edebilir, Kuran'a da itiraz edenler var. Yani konu bu değil ki. Olabilir. Adam diyor ki ben inanmıyorum diyor. Ama o tehlikeye, o cereyana çok detaylı anlatmıştır Üstadımız. Risale-i Nur okuyanlar bilirler. Adam diyor ki ben Kuran'a Peygamber Efendimiz (sav)'a bağlıyım ve nur talebesiyim diyor. Sonra ne yapıyor bu? Bunların tamamına münafi, tamamına aykırı faaliyet yapıyor. Bu o kadar tehlikeli bir şey ki. Çünkü saf olur, ne bileyim, cahil olur, çok iyi niyetli olur. Sana bakar, o kişiye bakar. Onun dediğine, o etiketinden dolayı, o vasıflarından dolayı inanabilir. Bak, ne diyor Hocamız? Anti-nur ekip. Çalışma yapıyorlar yani. Hem de ciddi bir çalışma yapıyorlar. Ama bu bahsettiğim kitlenin o kişileri dikkate alabilmesi için kendine bir şey giydirmiş. Ben diyor, nur talebesiyim diyor. Anlattıklarım da nurdan diyor. Sen zaten anlamazsın Nur, Risale-i Nur'u, dili çok ağırdır, anlamazsın diyor. Dolayısıyla benim dediklerim doğrudur diyor. Asıl, mutlak, müceddit bunlar ya. Bediüzzaman'ın, yani değiller de öyle zannediyorlar. Hani Bediüzzaman için diyor ya, en büyük mücaddit, ya sensin büyük mücaddit o zaman. Bediüzzaman Hazretleri içtihad etmemiş ki, sen ediyorsun. Yeni şeyler sen çıkarıyorsun, olmayan şeyleri. Bir de yanlış şeyler çıkarıyorsun. O iddiayla ortaya çıkıyorsun üstelik. Yani söylemiyor ama, şimdi en büyük müceddit o kafaya göre Üstad Bediüzzaman hazretleri mi? Evet. E sen Bediüzzaman'ı beğenmiyorsun. Ne olmuş oluyor? E sen olmuş oluyorsun en büyük müceddit. Kendi kafana göre. Yani vermek istediği mesaj o herhalde. Ama değilsin. Yani senden olmaz. Müceddit de olmaz, inşaAllah.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Demin okuduğun bir şey ama şimdi sözlerde karşıma geldi. 24. Söz, 3. Dal. “Kıyamet alametlerinden ve ahir zaman vukuatından ve bazı âmâlin fazilet ve sevaplarından bahseden ehadisi şerife güzelce anlaşılmadığından akıllarına güvenen bir kısım ehli ilim. Onların bir kısmına zayıf veya mevzu demişler. İmanı zayıf ve enaniyeti kavi bir kısımda inkara kadar gitmişler.” Bak imanı zayıf ve enaniyeti kavi.
Bunu okuyunca sanki bunları Üstad küfre söylemiş zannediyorlar. Küfre değil, bak senin Mehdi (as)’ın sakalını çarpıtma zihniyetindeki kişilere söylüyor Üstad bunları. Örnek olarak konuşuyoruz, başka hadis-i şerif'e de aynı şekilde söylüyorlar. 1400'de etrafında toplanır diyor hadis-i şerif'te mesela Mehdi (as)’ın yerinden bahsediyor, İstanbul zamanından bahsediyor. Talebelerinin sayısından bahsediyor, “313 kişi olacak” diyor, değil mi? Yani özellikleri dolu. Fiziki özelliklerinden bahsediyor. Her şeyinden bahsediyor. Ama sen onların hepsini tevil ediyorsun. Peygamberimiz (sav) bir şey diyor. Sen o dediğin gibi en büyük müceddit olarak onları tefsir ediyorsun. Yani hadisleri çarpıtmaya gidiyorsun. Üstad’ı çarpıtma onun yanında hafif kalıyor onun için. Rahatlıkla ne yaptığını bilmiyor. Yani enaniyet dediğin gibi öyle boğmuş ki artık yani gururu ve şeyi içinde büyüklenme hissi içinde boğulmuş gitmiş aklı kapanmış. Resulullah Efendimiz (sav)’in hadislerini artık tefsir edip 180 derece farklılaştırmaya çalıştığının farkında değil. Şimdi Hocamız onların bu gözünü açıyor, pasını kalbinden almaya çalışıyor. Yani Hocamız onlar için bir nimettir aslında.
SEDAR DAYANIK: Ağzına sağlık. Bak öyle bir söz söyledin ki önümde hayret yani. Sözler 31. Söz, sayfa 533. “Evet, senin gibi aklı gözüne inmiş ve gözüne perde çekilmiş, adamlara söz anlatmak ve bir şey göstermek elbette müşkildir. Fakat hak o kadar parlaktır ki körlerde görebildiği için" diyor.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: MaşaAllah.
SEDAR DAYANIK: Yani evet göz gitmiş ama ne dedi bak o da çok manidar Hocamız. Herhalde dün ve evvelsi gün 2012 yılında “artık bazı gözler gerçekleri, hakikati görmeye başladı” dedi. Hangi gözler bunlar? Kuran-ı Kerim, hadis-i şerifler, İslam alimlerinin eserleri ve Risale-i Nur'a tam bağlı olan gözler hakikati görüyor. Öbür gözler, kafa parlak, kalp paslı, göz kör, bir de çıkmış, müceddit iddiasında bulunuyor gizliden, çaktırmadan. Üstad’dan daha ben iyi biliyorum havası vererek. Ama ne diyor Üstadımız? “Gözüne perde çekilmiş. Aklı gözüne inmiş” diyor. Akıl başta olur, gözde olmaz. Gözde olursa işte böyle aklını beğenirsin, Allah esirgesin. Allah da aklını beğenenlerin akıl zannettiği o şeyi ayağına dolandırır. Bak böyle bu hale düşersin. Ahir zamanda bir anda ünlü biri haline gelirsin. Ama tavsiye edeceğimiz bir ün değil o. Güzel bir ün değil o. Kötü bir ün o, Allah esirgesin. Yani işin yani özü Allah'ı inkar ediyorlar. Bu çok açık. Peygamberimiz (sav)’i sevmiyorlar. Hatta nefret ediyorlar. Bu sözler, burada bizim anlattığımız, Üstad Bediüzzaman'ın anlattıkları hangi kaynaklara dayanıyor? Ayetlere ve Peygamberimiz (sav)’in hadis-i şeriflerine dayanmıyor mu? Dayanıyor. Sen niye itiraz etmiş oluyorsun? Hadislere ve ayetlere itiraz etmiş olmuyor musun? Sen Bediüzzaman'a itiraz etmiyorsun ki burada. Bediüzzaman kendinden söylemiyor ki. Tamamı ayetlere ve hadis-i şeriflere dayalıdır. İtirazın kimi oldu senin? Haşa. Çok açık değil mi? Yani dolayısıyla bunların derdi o Altuğ Hocam. Tabii nereye baksalar Hz. Mehdi (as)'ı görüyorlar. Nereye baksalar Hz. İsa (as)’ın alametlerini görüyorlar. Nereye baksalar İttihad-ı İslam'ı görüyorlar. Alerjileri azdı. Ama o alerjinin ilacı da Hocamız’da. Niye? Çünkü Kuran'a bağlıyız biz. Bak ne diyor Hocamız? “Ben Allah için yaşayan biriyim” diyor Hocamız. “Bütün ömrüm de böyle geçti” diyor.
Allah için yaşayan kişinin ana özelliği Kuran'a ve hadis-i şeriflere olan bağlılığıdır. Ve bu paralelde yapmış olduğu hizmetlerdir. Ve bu paralelde başına gelen olaylardır. Bunu biz hem Üstadımız’da görüyoruz hem gelmiş geçmiş bütün alimlerde görüyoruz. Hakiki alimlerde yani Peygamberlerin varisi olan hakiki alimlerde görüyoruz. Üstadımız’da da görüyoruz. Hocamız’da da görüyoruz. Bunu görmediğimiz kişiler var. Ama her ne itmezse ohoo onlar böyle yani sanki işte dedik ya en büyük müceddit, en büyük müçtehit gibi bir de ortaya çıkıyorlar. Bu da ahir zamanın garabetlerinden bir tanesi tabii.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Evet çok güzel söyledin öyle kapayalım. Bu da Peygamber Efendimiz (sav)’in müjdelediği, Mehdi (as) çıktığında dünyada olduğunda olacak olan itirazları söylüyor Peygamber Efendimiz (sav). “Bazı mukallitler ona itiraz edecekler” diyor. “Sen bizim dinimizi değiştirdin diyecekler” diyor. “Sapkınlıkla suçlayacaklar” diyor. “İtham edecekler, reddedecekler ve Mehdi çıkmayacak diyecekler” diyor.
SEDAR DAYANIK: Biz de buna çok sevineceğiz. Ahir zamanda.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Hepsini diyorlar. Bu Resulullah Efendimiz muhbir-i sadık (sav)’in sözünün ne kadar doğru olduğunu gösteren bir Mehdi'nin çıkış alametidir. Allah inşaAllah kaderde takdir etmiştir.
SEDAR DAYANIK: MaşaAllah.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Zaten kader yaşanıyor. O itirazlar da o kader içinde oluyor. Bizim anlatımlarımız da bir kader içinde oluyor. Sayın Hocamız gümbür gümbür bunları anlatmasına vesile olan daha böyle katalize eden unsurlar oluyor. Daha da güçlü ahir zaman cereyan ettiğini insanların şuuruna daha da yerleştirmiş oluyor. Birçok hikmeti var. MaşaAllah. Allah'a çok şükür.
Fecr-i Sadık, Risale-i Nur'dan Hikmetler programımızın bugünün sonuna geldik. Haftaya yine buluşmak üzere. Hoşça kalın efendim.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500