HAHAM ADLERSTEİN’İN DİNLER ARASINDA BİRLİK NASIL KURULABİLİR SORUSUNA YANITLARI?
SUNUCU: Yaptığınız iş kesinlikle büyüleyici, ilginç ve buradaki toplum için son derece büyük bir önem taşımakta. Büyük resmi inceleyecek olursak ve az önce anlattığınız konu ile ilişkin olarak, üç ilahi dinin ortak noktaları hakkında nasıl bir fedakarlık yaratabilir ve insanların bu üç dinin Allah sevgisine, Allah korkusuna ve ileri bir ahlak ihtiyacına dayandığını anlamalarını nasıl sağlayabilir?
HAHAM ADLERSTEİN: Bu aslında çok kolay bir şey değildir. Çünkü kendimizi sık sık basmakalıp bir şekilde konuşurken buluruz. Bu kalıplar bazen doğru olabilir ancak nadiren gerçek bir anlam taşırlar. Hepimiz Allah’a inanıyoruz, hepimiz hoşgörüye inanıyoruz, hepimiz saygıya inanıyoruz.
Pekala, hem evet hem hayır. Yani, “herşey sadece Allah sevgisi ve Allah korkusuyla ilgili, sonuçta bütün yollar aynı yere çıkar.” Demek dikkate alınmayacak, kulak ardı edilecektir. Allah’ın vahyine, Kelamına kendini tam olarak adamış kişiler, kendi inanç, sistemleri ve kendi değerleri üzerine titrer ve bunların “hep birlikte el ele tutuşup Kumbaya söyleyerek, bir büyük mutlu aile olamaz mıyız?” ifadeleriyle seyrettirilmesini görmek istemezler, gibi konulara takılmayacaklardır. Bu o kadar kolay değil. Es geçilemeyecek temel farklılıklar bulunmakta. Dediğim gibi, “hepimiz aynıyız, bütün dinler temelde ‘komşunu kendin gibi sev’ prensibine indirgenebilir.” Demek, tek kelimeyle doğru değildir. Ve bu farklı dinlerden insanların Yaratıcıları evrenin En Üst Varlığı olarak Allah ile kurdukları ilişkilerindeki farklı üsluplarına/tarzlarına ve dinin coşkusuna bir fayda sağlamayacaktır. Bu durum gerçeklik dışıdır ve dinin gücünü artırmaya, farklı dinlerdeki insanların Allah’ı Yaratıcı’ları olarak ilişkilendirdiği ve evrende ilişki kurdukları en büyük gücün O olduğunu kabul ettikleri belirli usullere hizmet etmektedir. Fakat bunun da bir çözümü var. Geçmişte, yüzyıllar hatta binlerce yıl önce, farklı bir grubun üyesi olan biri, rakip olarak yani gerçek bir düşman olarak görülürdür. O zamanlarda özellikle dinler hakimiyetini kurmaya çalışıyorlardı. Bence insanların geçmişine bakıp, son 20 yılda yaşananları anlaması çok önemli ve dahası bu süreçte yaşam şeklimizde bile değişiklikler oldu.
Sert bir kelime kullanacağım; düşman, hiç birimiz için rakip gördüğümüz bir başka din ya da aynı dinin içinde rakip gördüğümüz bir mezhep olmamalı. Global köy zamanla kendini çekti, fakat global köy kültürünün büyük bir kimse dine karşı duran bir hal aldı. Dünyada mutlak olan tek şey, hiçbir şeyin mutlak olmamasıdır. Bireysel özgürlük olgusu yeni tanrı haline geldi. Bu yönde hep bir çaba vardı, her zaman daha fazla özgürlük isteyen ve dini bu şekilde yeniden tanımlamaya istekli insanlar vardır ancak son birkaç yıl içerisinde herşey gerçekten yön değiştirdi. Özbenlik çok fazla şeyin merkezi haline geldi. Bu teknolojinin bir kısmıyla birlikte “önümüzdeki cihazın içinde bütün dünyama sahip olabilirim ve bunun içindeki herşey, arkadaşlarım, eğlencem, kültürel değerlerim, herşey benimle ilgili. Ben, sınırları ve kısıtlamaları bilmek istemiyorum” mantığı oturdu.
Bu, İbrahimi dinlerin bizlere öğrettiklerine taban tabana zıt bir durumdur; en azından öyle olmalıdır. Bu tamamen Allah’ın kelamına teslim olmakla alakalı bir durumdur. Bu şu demektir; Allah hepimizden Büyüktür, evrendeki herşey Allah’tan gelir. Biz Allah’a koşul bildiremeyiz, Allah bize koşulları bildiri. Ve kişisel mutluluğumuzu bulabilmemizin tek yolu da budur.
Karşımızdaki asıl düşman skeptisizm, negavitizm ve ateizmdir. Mücadele etmemiz gereken şey budur. Teknolojik ve pratik olarak farklılıklarımız olsa bile, bu birlikte yapabileceğimiz bir şeydir. Açıkçası bu daha önceleri benim sözde destekler gibi göründüğüm bir şeydi ancak bunun işleyişini görmek dini coşkunun ve bağlılığın burada Amerika’daki tüm dini cemaatlerde yalnızca Yahudi cemaatinde değil, uğradığı erezyonu görmek benim açımdan olağanüstü bir ilham kaynağı oldu. Cemaatin bizim oluşturduğumuz kesimi, Ortodoks kesimi gerçekten iyi durumda Allah’a şükür.
Bizlerin şimdiye kadar bilinmezlik içinde kaybolmuş olmamız gerekiyordu ama şu anda Amerikan-Yahudi toplumunun içindeki en büyük genç grubu oluşturanlar Ortodokslar. Yabancılarla evlenmiyoruz yine de diğerleri bunu yapmazken bizler evleniyoruz ve çocuk sahibi oluyoruz. Bildiğim bütün diğer dini gruplardan arkadaşlarımda, dinin ve jenerasyondan diğerine aktarılmasında yaşanan zorlukları ve çoğu zaman gençlerin “yani, benim ait olduğum yer burası değil. Bu hiç de uygulanabilir bir şey değil. Ben bu kısıtlamaları istemiyorum. Ben bu sınırları istemiyorum” dediklerini görüyorum. Allah’a inancı ve Allah’a bağlılığı çekici hale getirmek ve bunun yalnızca bir görev ve sorumluluk anlayışı değil, dünya üzerindeki en büyük ayrıcalık olduğunu göstermek konusunda daha iyi bir iş çıkarmalıyız. Ve bu sadece sevgi ve anlayışla gerçekleştirilebilir. Bu ancak gençler dini inançlarının kendi dini gruplarının ötesinde bir anlamı olduğunu, Allah’ın kelamının çağımızın bütün derin sorunları hakkında söyleyecek çok önemli ve çok derin sözü olduğunu ve bizlerin bu anlamı ortaya çıkarmakta herkesten çok çok daha iyisini yapabileceğimizi gördükleri takdirde, onlara çekici gelebilir. Bu ancak bizler birlikte çalışırsak etkin bir şekilde yapabileceğimiz bir şey. Bence gerilimin bir kısmını azaltabilmenin bir yolu budur, yoksa bizler zaten aynıyız. Ve “herkesi dinin tamamını basit birkaç prensibe indirgeyebileceğimize ikna edelim” demek değil. Bir mümin için bu çok tatmin edici olmayabilir. Mümin biri indirgeyici unsurlardan daha fazlasını bilir. Ama kendi coşkumuzu, kendi dini değerlerimizi seyretmeden, üzerinde birlikte çalışmamız gereken, paylaşabileceğimiz ortak bir misyon var ortada.