İslam coğrafyasında zulüm ve kargaşa
Osmanlı İmparatorluğu'nun kurduğu barış ve huzur ortamının yeniden oluşmasını özlemle bekleyen bölgeler, Orta Doğu, Balkanlar ve Orta Asya ile sınırlı değildir. Bugün İslam coğrafyasının büyük bir bölümünde zulüm ve karmaşa hüküm sürerken, dünya Müslümanları tek bir görüş üzerinde birleşiyorlar.
“Osmanlı'yı arıyoruz”
Doğu Türkistan'da yaşayan mazlum Uygur Türkleri 50 yılı aşkın bir süredir Çin zulmü altında yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Toplu idamlar, zorunlu doğum kontrolü, sistemli göç politikası, insan sağlığını tehdit eden nükleer denemelerle Doğu Türkistanlı Müslümanlar yok edilmeye çalışılmaktadır.
Bölgede yaşayan Müslüman soydaşlarımız, asırlardır kendilerine ikinci vatan olarak Osmanlı İmparatorluğunu görmüşlerdir. Günümüzde de yaşadıkları zulüm ve haksızlıkları uluslararası platforma taşıyacak ve Çin zulmüne karşı kendilerini koruyacak tek güç olarak Türkiye Cumhuriyeti'ni görmektedirler.
Asya kıtasındaki pek çok Müslüman halk gibi Keşmir halkı da 20. Yüzyılın ikinci yarısını çatışmalarla ve savaşlarla geçirdi. Keşmir'in barış, huzur ve istikrarı yakalayamamasının nedeni ise işgalci Hindistan yönetiminin baskılarıydı. Günümüzde Hindistan yönetiminin saldırıları camilere ve İslami eğitim kurumlarına yönelmiş durumda. Keşmirli Müslümanlar, Birleşmiş Milletlerin hiçbir güvenilirliği olmayan kararları sonucunda Hinduların baskıcı yönetimine terk edilmişlerdir. Osmanlı İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından Fransa işgaline karşı destansı bir mücadele veren Cezayir, 1962 yılında bağımsızlığını kazandı. Ancak Müslümanlar için değişen hiçbir şey olmadı. Fransa yanlısı yöneticiler, Müslümanların temel hak ve özgürlüklerini tamamen elinden almakla kalmıyor, Suni iç savaş senaryolarıyla dünyanın gözü önünde katliamlar gerçekleştiriyorlar. İtalyan sömürgeciler tarafından Osmanlı İmparatorluğu'ndan koparılan Tunus Müslümanları, Cezayir Müslümanları gibi bağımsızlıktan sonra huzur ve güven ortamına kavuşamadı.
Zeynel Abidin Bin Ali idaresindeki Tunus, Kuzey Afrika'nın en katı ve en antidemokratik ülkesi durumunda. Osmanlı İmparatorluğundan koparıldıktan sonra İtalyanlar tarafından işgal edilen, bağımsızlığını kazandıktan sonra İsrail destekli Marksist yönetimlerin katliamına maruz kalan Etiyopya Müslümanları, iç savaş, katliam, açlık ve salgın hastalıkların pençesinde var olma mücadelesi veriyor. Bir Uzakdoğu ülkesi olan Burma'nın Arakan bölgesinde yaşayan 8 milyon Müslüman, Budist yönetimin sistemli soykırım politikasıyla karşı karşıya. 1942 Yılından bu yana bölgede 150 bin Müslüman yaşamını kaybetti.
Günümüzde tecavüz ve işkence olayları Burma'da günlük hayatın bir parçası durumunda. Halkın yüzde 30'unun Müslüman olduğu Filipinler'de 20. Yüzyılın ikinci yarısında 70 bin Müslüman katledildi. 4 Milyon Müslüman ise ülkelerini terk etmek zorunda kaldı. Bunlar İslam coğrafyasında zulüm ve haksızlığa uğrayan Müslüman halklardan sadece birkaçı.
Bugün Kamboçya'da, Endonezya'da, Tanzanya'da, Sri Lanka'da, Patani'de, Sudan'da, Çad'da yaşayan milyonlarca Müslüman, Kuran'da bildirildiği gibi sadece “Rabbimiz Allah'tır” dediği için zulme maruz bırakılıyor.
“Onlar yalnızca Rabbimiz Allah'tır demelerinden dolayı haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar.” (Hac Suresi, 40)
Kuşkusuz bu haksızlıklar karşısında vicdan sahibi insanların duyarsız kalması, bunları görmezlikten gelmesi mümkün değildir. Yaşanan haksızlıkların ortadan kaldırılması, yeryüzünde huzurun, barışın ve adaletin sağlanması ancak Osmanlı İmparatorluğunun 600 yıllık cihan hakimiyeti döneminde yaşandığı gibi Kuran ahlakının yaşanmasıyla mümkün olacaktır. Nitekim saydığımız bu ülkelerin büyük bir çoğunluğu geçmişte Osmanlı İmparatorluğu hakimiyet alanı içerisinde barış ve huzuru bulmuştur.
Dünyanın etnik ve dini çeşitliliği bakımından en geniş yelpazesine nizam vermiş olan Müslüman Türk milleti tüm dünya Müslümanları için büyük önem taşımaktadır. Bu millet, geçmişte olduğu gibi bugün de tüm dünya Müslümanlarının özlemini çektiği barış ve güvenlik ortamını oluşturmakta öncü rol oynayacaktır.
Bu film boyunca İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu ve Türkiye'nin sahip olduğu stratejik mirası özetlemeye çalıştık. Bu miras, yeni girdiğimiz 21. Yüzyılda Türkiye'yi Lider Ülkeler sıralamasının en başına yerleştirecek olan son derece köklü ve şanlı bir mirastır. Tarihsel ve günümüzdeki gerçekler, dünyaya nizam verecek yeni bir Osmanlı'nın ortaya çıkışının bir ütopya değil, istenilir ve azmedilirse ulaşılması mümkün bir ülke olduğunu göstermektedir.
İslam adına çeşitli barbarlıklar uygulayan insanların bulunduğu günümüzde Osmanlı geleneğinde yer alan ılımlı ve hoşgörülü İslam anlayışı da dünya için şiddetle aranan bir umut ışığı haline gelmiştir. Eğer Türkiye sahip olduğu büyük medeniyet mirasını iyi değerlendirir, yüzünü hep ileri dönük tutup, geçmişini her yönüyle sahiplenirse, önünde çok aydınlık bir gelecek bulacaktır. Türkiye bu yönde geliştireceği stratejilerle Orta Doğu, Balkanlar, Kafkaslar ve Orta Asya'ya kalıcı barışı temin edebilecek, hem de böyle bir birlikten oluşacak gücü en adaletli ve hakkaniyetli şekilde idare edebilecek bir tarihi birikime sahiptir. Hiçbir güç, tarihe yön vermiş, insanlığa barışı, adaleti ve huzuru armağan etmiş, dev bir kültüre ve tecrübeye sahip, köklü ve zengin bir medeniyetin kurucusu olan bir milletin sahip olduğu duyarlılığı yok edemez.
Bu millet, geçmişte olduğu gibi, bugün de sabrı, imanı ve güzel ahlakıyla mazlumun yanında, zalimin karşısında olacak, tüm dünyanın özlemini çektiği barış ve güvenlik ortamını oluşturacaktır. 21. Yüzyıl, Allah'ın izniyle tüm Müslüman ve Türk halkları için aydınlık bir çağ olacaktır.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500