Rotterdam İslam Üniversitesi İlahiyat. Fakültesi Dekanı, Dr. Özcan Hıdır
Rotterdam İslam Üniversitesi İlahiyat. Fakültesi Dekanı, Dr. Özcan Hıdır
Dr. Özcan Hıdır: Konferans tabii oldukça önemli Müslümanlar açısından, özellikle Batı dünyasında yaşayan Müslümanlar açısından son derece önemli bir konu. Ama aynı zamanda İslam dünyasındaki Müslümanları da yakından ilgilendiriyor. Çünkü benzer İslamofobya ve İslam karşıtlığı adı altında tartışılan ve gündeme gelen meseleler Batı dünyası, İslam dünyası ayrımı gözetmeden hepimizi etkileyen meseleler. Ama batıda yaşayan Müslümanların belki de daha fazla hissettikleri bir konu ve yakından hissettikleri bir konu. Çünkü orada azınlık durumunda yaşıyorlar. İslam dünyasındakiler biraz çoğunluk içerisinde bu tür problemlerle karşılaşıyorlar. Konu İslamofobi ve İslam karşıtlığı.
Biz yaklaşık 4 sene önce bir arkadaşla birlikte Batı dünyasında İslamofobi ve Anti İslamizm diye belki de Türkçedeki İslamofobi ile ilgili en önemli kitabı yazmıştık. Mevcut şu anda kitap. Orada da belirttik orada çeşitli ülkelerle ilgili yazılar yer alıyordu. Batı dünyasındaki tabii bunun tarihi kökenleri var. İslamofobinin tarihi kökenleri var.
Dün ben Hz. Peygamber (sav)'e yönelik İslam karşıtlığını ve İslamofobik tutumları anlatmıştım sunumunda. Ancak tarihi kökenleri derken bu İslam'ın zuhuruna kadar giden bir şey, İslam'ın başlı başına ortaya gelmesi aslında İslamofobiyi besleyen bir faktör. Tarih içerisinde bunu besleyen Haçlı Savaşlarıdır. İşte Martin Luther'in, protestanlığın kurucusu Martin Luther'in İslam'a ve Türklere yönelik tutumlarından tutun da İşte Divine Comedy yazarı Dante'nin, Voltaire'in ve Batı'nın temel öncü şahsiyetlerinin İslam'a ve Türklere yönelik tutumlarının bunda son derece etkisi var. Tabii burada önemli bir ayrıntı olarak Oryantalizm dediğimiz 17. Yüzyılda başlayan ve günümüze kadar çeşitli formlar ve şekillerle devam eden faaliyet alanının da etkisi var. Bu, Batı'nın bilinçaltında olan ve nesilden nesle aktarılan bir korkudur.
Bugün geldiğimiz noktada Batı'da yaşayan Müslümanlar tabii bunu nasıl önleyecekler? Bu temel bir problemdir. Bunun birkaç ayağı var. Birincisi bence iki ayakta da ele alınabilir.
Birincisi, dışa bakan yönleri ve içe bakan yönleri. İçe bakan yönleri bana, dışa bakan yönlerden çok daha önemli geliyor. Çünkü bu doğru da Müslümanlarla ilgili ve İslam algısıyla ilgilidir.
Siz de belirttiniz, batıdaki Müslümanlar, yaşayan Müslümanlar etnik ve sekter bölünmüş haldeler. Yani hem etnik anlamda bir bölünmüşlük var ve bu ilişkilere yansıyor, meselelere yansıyor. Bir de mezhepsel, meşrepsel bölünme, cemaatsel bölünmeler var. Şimdi bu bölünmeler belki tabii olarak algılanabilir ama bunu eğer temel meselelerde bir bütünlük haline getirip meselelere yaklaşımda bunu dinamik olarak ortaya koyamıyorsanız burada sıkıntı var demektir. Bu çok temel bir problemdir. Siz de zaten bunu gözlemlemişsiniz.
İkincisi, dini entelektüel liderlik anlamında batıdaki Müslümanlara yön verecek, onları düşünsel anlamda bu gibi krizlerde yönlendirebilecek, zihni anlamda onların önünü açabilecek şahsiyetlere son derece ihtiyaç var. Bu tür toplantıların belki en büyük faydaları bunlar. Bu tür şeylerde fikir öncülüğü yapması bu çok önemli. Tabii onun dışında İslam'a bakan yönü var.
İslam'ın anlaşılması ve anlatılması ile ilgili bir yönü var meselenin. Mesela ben 8 senedir, 9 senedir Hollanda'da yaşıyorum. Daha önce Manchester'da İngiltere'de bulunmuştum. Benim doktora çalışmam olan Hristiyanlığın, Yahudiliğin İslam'a etkisi konusunu çalışmıştım doktora alan olarak. Daha sonra bu alanlarda imaj konusunda, Hz. Peygamber (sav) imajı, Müslüman imajı konularında çalışmalar yapıyorum şu anda.
Şimdi buralarda net olarak ulaştığım bir şey var. O da biz batıya, tamam batı İslamofobiktir, anti İslamisttir ve İslam’a karşıdır tamam ama iş burada bitmiyor. Biz bize bakan yönüyle ne yaptık bu zamana kadar? 50 Yıllık süreçte Müslümanlar, Türkler Avrupa'dadır. Tarihte daha öncesi var bunun ama somut anlamda, göç anlamında 50 yıllık bir süreci bulunuyoruz. Orada müesseseler açmışlar, kurumlar kurmuşlar, her türlü insanımız aslında var. Ama bir şey yok. Gerçekten Batı'yı değerler anlamında tanıyan, Batı'nın kılcal damarlarını bilen, düşünsel anlamda Batı'nın arka planına nüfuz eden insanlarımızın sayısı son derece az. İstisnaları saymıyorum burada. Bu büyük bir sıkıntı.
İkincisi, İslam'ı temsil etmede sıkıntılarımız var. En basit misal vereyim, yani İslam şudur, İslam ahlaktır, İslam güzel çalışmadır, katkı yapmaktır diyoruz ama Müslümanların Batı toplumlarına katkısı son derece sınırlı. Entegrasyonu katkı anlamında alsak dolayısıyla entegre olma anlamında sıkıntımız var. Oradaki vatandaşlık tanımını biz iyi anlamıyoruz.
Almanya'da olsun, Hollanda'da olsun sıkıntılarımız var. Müslümanlar kendi gettolarının dışına çıkamıyorlar. Yani camiler içerisinde kendilerine bir dünya kurmuşlar. O dünyanın dışında dünyayı bilmiyorlar. Hollanda gazetesini, Avrupa gazetelerini takip etmiyorlar. Kendileriyle ilgili neler olup-bitiyor onu takip etmiyor. Bunlar son derece önemli sıkıntılar diyorum. Ama tabii dışa bakan sıkıntılar olarak da işte İslamofobidir, İslam karşıtlığıdır, Oryantalizmdir. Ondan sonra buna benzer problemlerimiz de var. Ama daha ziyade önemli olan iş problemler.
Sonuçta Müslümanlara düşen büyük bir sorumluluk var burada. İnsanlığın oluşması gerekiyor Müslümanlar arasında. Mesela Fransa'da, bizim çok faydamız olan Hollanda, Almanya gibi ülkelerde o kadar çok cemaat var ki birbirine destek olmadıklarından bir güç bile oluşturamıyorlar. Yeterli seslerini duyuramıyorlar. Seçimlerde de çok küçük azınlıklar seslerini duyurabilirken ne yazık ki Müslümanlar, Türkler de dahil oluşturamıyorlar.
Sunucu: Acaba bu ayrılığı gidermek için bizim üzerimize düşen sorumluluk ne?
Dr. Özcan Hıdır: Sözsel olarak anlatılıyor belki, konferanslar çok büyük bir adım bunun için. Fakat bizim de bu konuda adımlar liderlerimiz, cemaat önerilerine göre düşmüyor. Çok önemli bir soru ama az önceki söylediğim şeyle bağlantılı bu etnik sektör bölünmüşlük.
İşte bu bölünmüşlük bir vaka olarak karşımızda. Bize düşen bu bölünmüşlüğün içerisinden bir birlikteliği sağlayabilmek ve bunu güce dönüştürmek, lobiciliğe dönüştürmektir. Yani biz hani Yahudileri örnek veririz çoğu zaman. İşte başka lobiler vardır, dünyada etkili lobiler ama Yahudiler buna son derece örnektir. Çok nicelik anlamında, sayıları çok az olmasına rağmen nitelik anlamında ve bunun politikaya dönüşme anlamında, yankı anlamında son derece önemlilerdir. Yani Yahudilere yönelik herhangi bir faaliyet yapamazsınız onların tasvip etmediği için. Niye? Mekanizmalar devreye girer. Yani izleme komiteler vardır. Şimdi Müslümanlar böyle mekanizmalardan bir defa yoksunlar. Yani bunu kabul etmemiz lazım. Buna yönelik adımlar yok mu? Var. Geçenlerde işte Yurtdışı Türkler Başkanlığı diye bir başkanlık kurulmuştu. Orada bir toplantıya da katılmıştım. O da güzel bir adım. Ama kesinlikle orada sivil toplumu güçlendirici yönü düşünmek lazım. Yani Batıdaki devletlerin iç işlerine doğrudan müdahale değil ama sivil toplumlar halinde oradaki Müslümanları bilinçlendirmek, onlara etkili seminerler, workshoplar yapmak çok önemli. Problemleri tanımlayıcı, noktasal çalışmalar yapmak çok önemli.
Problem nedir aslında? Bunun sebebi nedir? Kökeni nedir? Tarihi nedir? Ve ne yapmalıdır? Ne yapmak lazımdır? Bir ikinci mesele de, sivil diplomasi dediğim ve ben bu alt kategori olarak da dini diplomasi dediğimiz alanın genişletilmesi ve bunun en azından teorik ve pratik olarak işlerlik kazandırılması gerekiyor. Bu da şudur; sivil diplomasi yeni yeni, Batının çok gündeminde olan ama bizim daha yeni yeni gündemimize giren bir alandır bu.
Sivil toplumların, STK'ların bu lobicilik faaliyetlerinde etkin anlamda içinin yeniden tanımlanması ve güçlendirilmesi ve bir de cemaatlerin kesinlikle şu cemaati, bu cemaati diye ben ayırmıyorum. Cemaatlerin ortak menfaatler noktasında, ortak hareket edecek şekilde bilinçlendirilmesi ve güçlendirilmesi gerekiyor.
Sunucu: Peki, nasıl görüyorsunuz Türkiye'nin liderliğini acaba? Oluşabilecek bir İslam Birliği, Bediüzzaman'ın da Risalelerde sıkça dikkat çektiği İttihad-ı İslam ekseninde söyledim bunu. Türkiye'nin önderliği hakkında ne düşünüyorsunuz?
Dr. Özcan Hıdır: Orta Doğu'da yaklaşık bir, bir buçuk senedir bir Arap Baharı dediğimiz bir süreç yaşanıyor. Bu tabii ilk önce Tunus'ta başladı, sonra Mısır, Libya, Mısır ve şu anda Suriye'de bu devam ediyor. Belki ileride muhtemel başka ülkelere sirayet etme ihtimali de vardır. Türkiye'nin de son dönemde oynadığı bir aktif bir politik anlayışı var, bir politika var. Proaktif bir politika takip ediliyor. En azından bu görünürde böyle gözüküyor. Yani bunun ne kadar güçlü olduğu, ne kadar altının doldurulduğu meselesi başka bir meseledir. Ama ben Batıda yaşadığım kadarıyla biliyorum, Batıda eskiden Türkiye çok da fazla önemsenen bir ülke değildi. Şimdi bakıyorum, Batı ülkelerinde Türkiye araştırmaları merkezleri, Türkiye üzerine doktora çalışmaları, master çalışmaları, Türkiye'nin politikası ne yapmak istediğine dair bir uyanış var ve çalışmalar yapılıyor.
Bu da gösteriyor ki Türkiye bir şeyler yapıyor. Ama bu neticede somut sonuçlar olarak ne kadar yansıyor oradan çok emin değilim. O inşaAllah belki ileride olacak. Tabii bence klasik dönemde oluşturulmuş yani 2. Dünya Savaşı’ndan sonra oluşturulmuş uluslararası bir takım örgütlerin ki bu örgütlerin çoğu batı blok içerisinde Batılıların manipülasyonlarıyla çalışan örgütler, temel ve güçlü devletler bunları manipüle ediyorlar. Şimdi buralarda Müslüman dünyası ve İslam dünyası bence aktif ve proaktif bir politikayla belki bu örgütleri yeniden işlerlik kazandıracak.
Başbakan da söylemişti Birleşmiş Milletler'deki konuşmasında. Belki Batılılar tarafından rahatsız edici konuşmalar bunlar ama bence son derece isabetli bu konuşmalar. Çünkü hakikaten o klasik dönemde 2. Dünya Savaşı'ndan sonra oluşmuş o tanımlamalar hala devam ediyor. Çünkü soğuk savaş mantığına dayanıyor o tanımlamalar. Şimdi o dünya bambaşka bir alana geçti. İslam dünyası dediğimiz dünyada yepyeni uyanışlar var. Globalleşme sürecini yaşıyoruz. Yani Doğu-Batı ayrımları anlamsız kaldı. Medeniyetler çatışması diye ortaya atılan tezler anlamsızlaştı. Yani Doğu'ya kayıyor dünyanın güç merkezi artık. Bu anlamda belki Doğu'nun ağırlığını ve bu bağlamda da İslam dünyasının ağırlığını oralarda hissettirecek çalışmalar, lobiler yapmak ve buna yönelik bilimsel zemini güçlü çalışmalar yapmak gerekiyor diyorum.
Şu anda hitap ettiğimiz kitle anlamında gerek İslam'ın Türk İslam yorumunu, o irfani gelenekten de süzülerek gelen ve Bediüzzaman'ın anlayışında öne çıktığı yorumu, İslam Üniversitesi'nin şahsında öne çıkıyor. Bir Arap anlayışı ve Selefi çizgiyle kendisini gösteren bir Arap anlayışı batıdaki bir takım İslam tartışmalarını domine ediyor. Bunun karşısında da yeni bir hareket alanı ve yeni bir zemin olarak belki kendisini ifade ediyor.
Onun dışında gerek ortaya konulan çalışmalar, bilimsel çalışmalar ki bendeniz Hollandaca dilinde “Hadise giriş” diye, hadisle ilgili ilk çalışmayı yaptım. Başka bir çalışma yok Hollanda'da.
Düşünebiliyor musunuz? Kaç zamandır Müslümanlar oldu, böyle bir çalışma ortaya konulmamıştı. Hadis dediğiniz zaman, Kuran dediğiniz zaman insanlar, Oriyantalistlerin, Batılıların yaptığı çalışmalardan İslam'ı anlıyor. Halbuki orada bir sürü Müslüman var. Şimdi yakın zamanda, yazın sonrasında bir Kuran-ı Kerim tercümesi yaptık. Bunu niye yaptık biz? Çünkü beş tane Kuran-ı Kerim tercümesi var şu anda Hollandaca dilinde. İki tanesini oryantalistler yapmış. İki tanesini Ahmedi dediğimiz, Gadyani dediğimiz gruplar yapmış. Bir tanesini de Vahabi eğilimli bir arkadaşımız yapmış.
Şimdi düşünebiliyor musunuz? Ehl-i Sünnet diye kendisini tanımlayan dar ve geniş anlamda o çizginin terimlerini ifade ettiği açıklamalarıyla bir Kuran-ı Kerim'in tercümesi ortada yok. Dolayısıyla siz İslam'ı, doğru İslam'ı ve İslamiyet'e layık doğruları nasıl Batı insanına sunacaksınız kendi perspektifinizden? Bu gerçekten son derece önemli bir şey. İslam Üniversitesi'nin bu anlamda önemli bir potansiyel olduğunu ve gelecekte bu potansiyeli bir takım sıkıntılarının ve problemlerinin giderildiği takdirde özellikle maddi anlamdaki sıkıntılarının son derece önemli bir işlev göreceğini ve orada İslam'ı anlatma anlamında iyi bir yerinin olacağını ben şahsen düşünüyorum.
Tabii Türkiye'de son derece güzel güzel kanallar çıkıyor. Bu kanallar İslam'ın anlatılması insanımıza dair, Türkiye'deki yaşayan insanımıza dair güzelliklerin anlatılması için son derece önemli bir vasıta, önemli bir işlev görüyorsunuz. Ben tebrik ediyorum. Ve başarılar diliyorum bu kanalda çalışan bütün arkadaşlarımıza, en alt seviyede kameramanından en üst seviyedeki yöneticilerine kadar. İnşaAllah bundan sonraki programlarda yine birlikte oluruz ve mesajlarımızı da iletmek durumunda kalırız. Teşekkür ediyorum bu fırsatı verdiğiniz için.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
