TEKNOLOJİ ALLAH'IN RAHMETİDİR: NİKOLA TESLA
Teknoloji Allah'ın rahmetidir. Bilim ve teknoloji alanındaki her yeni gelişme, insanlığın hizmetine verildiğinde dünyanın dört bir yanında yaşayan insanların hayatı kolaylaşmaktadır. Bu gelişmelerin arkasında çok önemli bir gerçek vardır.
Teknoloji, Yüce Allah'ın insanlara olan rahmetinin bir örneğidir ve tüm bu gelişmelerin kaynağı gibi görünen bilim adamları, gerçekte teknolojinin gelişmesi için yalnızca birer vesiledir.
Allah bilgiyi, dilediği kişiye, dilediği dönemde bahşeder. Çoğu kişinin sandığının aksine, teknolojik gelişme tarihle orantılı bir yol izlemez.
20. Yüzyıla dair gelişmeleri düşünelim. Alternatif akım, elektrik motoru, radyo, televizyon, kıtalar arası iletişim, radar, sonar, kablosuz enerji, uzaktan kumanda, termodinamik motor, hidroelektrik santrali, ark lambası, paratoner, frekans ölçer, hız ölçer, tesla bobini, manyetik rezonans, transformatör, neon lambası, floresan, röntgen, mikrodalga. Bu buluşların tamamı tek bir bilim adamına aittir. Birçok çevre tarafından 20. Yüzyılın mimarı olarak tanımlanan bu deha, bilinen 700'den fazla patente olan Nikola Tesla'dır.
1856 Yılında Osmanlı İmparatorluğu içinde bulunan Sırbistan'ın bir köyünde doğan Nikola Tesla, ilk ve orta öğretimini burada tamamladıktan sonra Krak Üniversitesi'nde mekanik ve elektrik eğitimi aldı. Babası papaz olan Nikola Tesla, liseyi bitirinceye kadar evinde yoğun bir dini eğitim aldı.
Tesla'nın buluşlarının tümü Allah'ın ilhamıdır.
Nikola Tesla, anılarını anlattığı kitapta Budapest'in bir parkında bir sınıf arkadaşıyla dolaşırken aniden gözlerinin önünde bir görüntü oluştuğunu anlatırdı. Bu bir elektrik motorudur. Ve Tesla o anı adeta elleriyle dokunabilecekmiş gibi canlı diye nitelendirir. Daha sonra otobiyografisinde de anlattığı üzere, görüntüyle aynı anda bu motorun bilgisi de aklında olmuştur. Allah'ın ilhamı olan bu görüntüyü unutmamak için hemen bir ağaç dalıyla kuma çizen Tesla, tüm elektrik endüstrisinde devrim yapacak olan dönen manyetik alanı bulmuştur. Tesla'nın bundan sonraki buluşları aynı şekilde kendisine ilham edilerek gelişirdi.
Halihazırda kullanılan hemen hemen tüm teknolojik ürünlerin mucidi olan Nikola Tesla, bu zihin gücünün kendisine ait bir özellik olmadığını, Allah tarafından kendisine bahşedildiğini her fırsatta ifade etmiştir. Hatta bunun dışında bilimin gerçekten gelişebileceğine inanmayan Tesla, bir röportajda:
''Zihinsel gücümüz, ilahi güç olan Allah'tan gelir. Zihnimizi gerçeğe yoğunlaştırdığımız zaman, bu güçle uyumlu hale geliriz. Benim ilgi alanım kesinlikle tesadüfi değildir. Bunun bana ilahi bir güç tarafından bahşedildiğine kesinlikle ikna oldum. Sanılanın aksine bizler düşünce açısından özgür iradeden yoksunuz.”
Birçok doğal enerji kaynağını insanlık için faydalı hale getiren Nikola Tesla'nın fikirleri zamanının çok ötesinde olduğu için çoğu zaman icatlarının hayata geçirilmesi konusunda dirençle karşılaşmıştı. Bugün tüm dünyada ortak olarak kullanılan alternatif akımı ilk olarak dünyaya tanıttığında eski ortağı Thomas Edison tüm gücüyle ters kamuoyu oluşturarak bu fikri tarihe gömmeye çalışmıştı. Akım Savaşları adıyla tarihe geçen bu dönem Nikola Tesla'nın 1893 yılındaki Chicago Dünya Fuarı'nın tamamını alternatif akımla çok az bir maliyetle aydınlatmasıyla son bulmuştur. Çevresinde zevkli giyimi ve aşırı titizliğiyle tanınan bu dahinin hayatı boyunca yaptığı icatların hemen hemen hepsi, zamanının çok ötesinde olduğu için kuşkuyla karşılanmış, ön yargıdan dolayı uzun süre kullanıma geçememiştir.
Teknolojiyi yaratan Allah'tır ve dilediği kavme dilediği vakitte bu bilgiyi ilham eder.
Nikola Tesla'nın ünlü kablosuz enerji iletimi teknolojisinin eski Mısır'da kullanıldığını daha önce anlatmıştık. Eski Mısır'da kullanılan teknolojinin delilleri bununla sınırlı değildir. Özellikle Gize Platosu'nda elektrik geniş çapta kullanılmıştır. Kablosuz elektrik, aydınlatma, altın ve gümüş kaplama, manna diye bilinen monoatomik altın üretimi ve daha birçok teknoloji bundan binlerce yıl önce Mısır'da hayat bulmuştu.
Yılan şekli, yalnızca Mısır medeniyetinde değil, birçok eski medeniyette enerji ve görünmez güç anlamına gelir. Eski Çin medeniyetinde de ejderha başlı yılan görünemeyen güç, enerji anlamına gelmekteydi. Burada yılan figürünün, kabloyla bağlanmış bir ampulün içinde resmedildiğini görmektesiniz. Bu, modern ark lambasının birebir resmedilmiş bir örneğidir. Mısır'da kullanılan aydınlatma şekli, ark lambasıyla sınırlı değildir.
Ekranda gördüğünüz kullanılan modern ampullerin neredeyse birebir resmedilmiş şeklidir. Tarihi yaklaşık 5000 yıl öncesine dayanan antik Mısır medeniyetinde hemen her türlü aydınlatma tekniği, Firavun ve çevresine mahsus olmak üzere geniş çapta kullanılmıştır. Mısırlılar elektriği elde etmenin günümüzde de geçerli olan çeşitli yollarını bulmuşlardır.
Daha önce büyük piramidin nasıl bir fizyoelektrik santrali görevi gördüğünü detaylı olarak incelemiştik. Peki Mısırlılar elektriği başka hangi yollardan elde etmişlerdi?
Ekranda gördüğünüz bir Bağdat pilidir. Ağız kısmı asfaltla kapatılmış olan bu toprak kabın iç kısmında bakır bir tüp bulunmaktadır. Alt kısmından bakır bir diskle kapalı olan bu tüp içinde bir demir çubuk üst taraftaki asfalt kapak aracılığıyla tutturulmuştur. Çubuk, tüpün içine doğru sallanır pozisyondadır ancak hiçbir noktayla temas etmemektedir. Kabın bir elektrolitle doldurulması durumundaysa akım üreten bir pil elde edilmiş burada. İşte bu elektro kimyasal reaksiyon olarak bilinen olaydır ve günümüzde kullanılan pillerin işleyiş mekanizmasından hiçbir farkı yoktur.
Bağdat pili eski Mısır'da taşınabilen bir enerji kaynağı olarak kullanılmıştır. Ekranda gördüğünüz bir jet sütunudur. Şimdi bu şekle daha dikkatli bakalım.
CED sütünü sıklıkla ampul ve enerjiyi temsil eden çizimlerin yanında yer alır. Yani elektrikle ilgili anlatımlara CED sütünü de dahildir. Antik Mısır medeniyeti ve çevre bazı Afrika medeniyetlerinde sıklıkla kullanılan bu çizim günümüzdeki pillerin ilk örneğidir. 1800 Yılında Alessandro Volta'nın bakır, çinko ve bir elektrolit plakadan dört adedini üst üste ekleyerek ilk pili yaptığı kabul edilir. Sırasıyla bir bakır plaka, bir elektrolit plaka ve bir çinko plakayı dört defa üst üste koyarsanız elde edeceğiniz bir CED sütunu ile aynı şekildir. Günümüzde de bir doğru akım devresi çizerken devredeki pili temsil eden çizim de yine bir CED sütunu şekli ile aynıdır. Alessandro Volta'nın bilinen ilk pili üretmesinden binlerce yıl önce Antik Mısır'da aynı yöntemle enerji üreten piller üretilmiş ve taşınabilir enerji kaynakları olarak kullanılmıştır.
Ekrandaki hieroglifte resmedilen kişinin elindeki sistem, bir Leyden şişesidir. Günümüz kapasitörlerinin ilk örneği olan ve 18. Yüzyılda H.G. Von Kleitz ile Peter van Musschenbroek'un buluşu olan Leyden şişesi, içine metal bir çubuk batırılmış, yarısına kadar su veya cıva gibi bir sıvı ile dolu olan bir şişedir. Statik elektriği depolamaya yarayan Leyden şişesi tekniği, antik Mısır medeniyetinde kullanılmıştır.
1904 Yılında Mısır bilinciler Sina Yarımadası'nda yeni bir keşfe çıkarlar ve burada bir tapınakla karşılaşırlar. 2070 Metrede bulunan bu tapınağın dağa oyulmuş bölümünde bir kabın içinde ne olduklarını anlayamadıkları bir toza rastlarlar. Yapılan incelemelerde bunun manna diye bilinen monoatomik altın olduğu anlaşılır. Manna, altının belirli bir şekilde yakılarak elektriğinde dahil olduğu çeşitli karmaşık kimyasal işlemlerle elde edilen monoatomik beyaz bir tozdur. Bu beyaz pudra, yüksek devirli altın ve platin grubu metallerden oluşur ve yeni bir keşif değildir. Eski Mezopotamya'da Şemanna adıyla bilinen manna, Eski Ahit’in Mısır'dan Çıkış bölümünde beyaz ekmek adıyla da tarif edilir. Çeşitli hastalıkların tedavisi ve zihinsel kapasiteyi artırıp algıları geliştirme amacıyla kullanılan manna, Antik Mısır medeniyetinde Firavun ve çevresi tarafından da kullanılıyordu. Ekmeğe karıştırılarak tüketildiği bilinen manna, ekranda gördüğünüz üçgen prizma şeklinde rölyeflerde resmedilmiştir.
Hazreti Musa (as) da manna üretmeyi biliyordu.
Hazreti Musa (as)’ın Mısır'da geçirdiği dönemde Veliaht Prens olarak eski Mısır öğretilerinin tüm konusunda eğitildiği bilinen bir gerçektir. Bir başrahibin sahip olabileceği hemen hemen tüm bilgilere sahip olan Hazreti Musa (as), monoatomik altın yani manna üretiminin de eğitimini almıştır. Hazreti Musa (as), İsrailoğulları ile birlikte Mısır'dan çıktığında, çölde geçirdikleri süre boyunca tükettikleri kudret helvası, Kuran'da Allah tarafından bildirilir. Bu kudret helvası, diğer adıyla man ekmeği, manna'dır.
Hazreti Musa (as), Tur Dağı'ndan döndüğünde, Samiri'nin İsrailoğullarını saptırarak altından bir buzağıya tapmaya başlamaları, Kuran'da Allah tarafından bildirilen konulardan biridir. Kuran'da bildirilen Hz. Musa (as)’ın altın buzağı yakarak kül haline getirmesi ve denize savurması, Hz. Musa (as)’ın bu altın heykelden manna elde etmesinin anlatımıdır. Altını kaç derecede yakarsanız yakın kül olmaz. Isıtılan altın erir ve şekil değiştirir. Fakat manna yapılırken takip edilen aşamalar dışında yakılan altının toza dönüşmesi mümkün değildir. Burada altının dönüştüğü toz monoatomik altın yani mannadır.
Peki manna Mısır'da başka ne için kullanılmıştır?
Büyük Piramid'in Kral Odası adı verilen boş odasındaki boş sandığın içinde kutsal ayıt sandığının bulunduğunu ve Hazreti Musa (as)’ın Mısır'dan çıkarken Ahit Sandığını yanına almasıyla Gize'nin temel enerji kaynağının kullanılmaz hale geldiğini daha önce işlemiştik. Bu altın kaplı sandığın içinde manna bulunması onu bir süper iletken haline getiriyordu. Çünkü yüksek devirle monoatomik partiküller süper iletkendir. Yani manna, eski Mısır'da enerji için de kullanılmıştır.
Antik dünyada teknolojide ileri gitmiş tek medeniyet Mısır değildir. Hindistan'da da teknolojiyi eski devirlerden beri uygulayan bir medeniyetin izleri hala görülmektedir. Ekranda gördüğünüz Aşoka Sütunu adı verilen 7 metre boyunda ve 6 ton ağırlığında tek parça demirden oluşan bir sütundur. 1600 Yıllık olan bu demir sütün üzerindeki misavit kaplama nedeniyle hiç paslanmamış ve günümüze kadar gelebilmiştir. Hindistan'da muson ikliminde sert rüzgarların ve yüksek nemli ısının altında eşdeğer bir demir kütlesinin paslanıp çürümemesini düşünmek ancak bir hayaldir. Demir işleme ve paslanmaya karşı koruma teknikleri ancak 5. Yüzyıldan sonra geliştirilmeye başlanmıştır. Fakat bu bilgi Aşoka Sütünü için geçerli değildir. Binlerce yıl önce Hindistan'da varlığını sürdürmüş olan medeniyetin üstün metalürji bilgisine sahip olduğunun delilidir.
Antikythera Mekanizması
1902 yılında Ege denizinde Girit adası yakınlarında sünger avcıları tarafından bir Roma gemi batığında bir mekanizma bulundu. Bu gemi milattan önce 87 yılında batmıştı. Bu mekanizma tarihteki ilk analog bilgisayar örneğiydi. 2010 Yılında bu muhteşem mekanizmanın birebir örneği yapılarak nasıl çalıştığı gözlendi. Tarih ve astronomi bilgilerinin aynı anda hesaplanabildiği bu analog bilgisayarın bundan binlerce sene önce kullanılıyor olması elbette son derece şaşırtıcıdır.
Medeniyet, teknoloji ve bilim Allah'ın insanlığa rahmetidir. Her türlü gelişme Allah'ın ilhamıyla gerçekleşir. Allah, dilediği dönemde dilediği topluluğa teknolojiyi ilham etmiş, bu toplulukları ileri medeniyet seviyesine iletmiştir.
Halihazırda kullanılan teknolojinin bundan binlerce sene önce de kullanılıyor olması bunun en açık delillerinden biridir. Evrimcilerin iddia ettikleri gibi medeniyet, basitten gelişmişe doğru evrimsel bir ilerleme içinde asla olmamıştır. Aynı anda dünya üzerinde yaşayan ileri medeniyetler ve gelişmemiş kültürler her zaman vardır.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500