HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
ESERLER
KitaplarMakalelerVideolarGörsellerSeslerAlıntılarDiğer
KONULAR
VatikanSosyalizmAydınlanma çağıFransız DevrimiDönmeSabetayistJakobenizmMasonik MedyaSiyasi SiyonizmJön Türkİttihat ve TerakkiAbdülhamitAnti-NaziDünya Siyonist ÖrgütüNuremberg KanunlarıMussolini1. Dünya savaşıAdolf EichmannGoyimRothschild HanedanıThink-TankCFRRockefellerSoğuk SavaşStalinEkim DevrimiSovyetler BirliğiBilderbergVietnamAIPACLobiFuarGüneydoğuYunanistanYeni Dünya DüzeniKızıldenizJeopolitikGaziVergiGümrük2023AntilopBoğaAvrasya İslam ŞuarasıNobel Barış ödülüHastaneSosyal Güvenlik KurumuAli BabacanTurgut ÖzalSuikastGaffar OkkanMuhsin YazıcıoğluRosette NebulaAstronomiGül
Harun Yahya © 2025
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam Kaynağı Bir Yıldız: Güneş

Yaşam Kaynağı Bir Yıldız: Güneş

Harun Yahya
1174
03 March, 2018
HD Belgeseller
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500

 

YAŞAM KAYNAĞI BİR YILDIZ: GÜNEŞ

 

Yıldızların etrafında dolaşan gezegenler, gökyüzünde kayıp giden meteorlar, devasa gaz ve toz bulutları ve milyarlarca yıldız barındıran galaksiler.

 

Uzay

 

İnsanoğlunun çok eski zamanlardan beri ilgisini çeken uçsuz bucaksız boşluk. İçinde yaşadığımız evren henüz çözülmemiş sırlarla dolu. Büyük sırlar taşıyan gök cisimlerinden biri de dünyanın yaşam kaynağı olan Güneş'tir.

Bu filmde sonsuz güç sahibi olan Allah'ın Güneş'teki ihtişamlı yaratışının örneklerine tanık olacağız.

Günümüzde gelişen teknoloji ile evrenin bilinmeyen yönleri bir bir ortaya çıkıyor. Sayıları 100 milyardan fazla olan galaksiler, içlerinde yeryüzündeki bütün kum tanelerinden daha çok yıldız barındırırlar. Galaksiler, tıpkı gezegenler gibi bir yörünge üzerinde hareket ederler. Örneğin, dünyamızın da içinde yer aldığı Samanyolu galaksisi, bir tam devrini 250 milyon yılda tamamladığı bir yörüngede seyreder. Galaksimiz, evrenin içinde saniyede 225 milyon kilometre gibi olağanüstü bir hızla hareket eder.

Samanyolu gibi diğer galaksiler de sürekli hareket halindedir. Galaksiler bu hareketleri sırasında zaman zaman birbirlerine yaklaşır, hatta çarpışırlar. Ancak bu çarpışma sırasında bir yıkım yaşanmaz. Her biri ayrı bir düzen içinde işleyen iki devasa sistem karşılaşırsa sistemler zamanla birleşir. Böylece ortaya yeni bir düzen içinde işleyen bir galaksi çıkar. Bunun nedeni, galaksilerde yer alan gök cisimlerinin arasındaki uzaklıkların son derece iyi ayarlanmış olmasıdır.

Evrendeki bütün gök cisimlerinin dağılımı, insanın yaşamı için tam olması gereken yapıdadır. Örneğin, uzayda büyük boşluklar vardır. Amerikalı astronom George Greenstein, Simbiyotik Evren isimli kitabında gök cisimleri arasında belli uzaklıkların olmasının önemini şöyle açıklar:

 

“Eğer yıldızlar birbirlerine biraz daha yakın olsalar, astrofizik çok da farklı olmazdı. Yıldızlarda, nebulalarda ve diğer gök cisimlerinde süre giden temel fiziksel işlemlerde hiçbir değişim gerçekleşmezdi. Uzak bir noktadan bakıldığında galaksimizin görünüşü de şimdikiyle aynı olurdu. Tek fark, gece çimler üzerinde uzanıp da izlediğim gökyüzünde çok daha fazla sayıda yıldız bulunması olurdu. Ama pardon, evet, bir fark daha olurdu. Bu manzarayı seyredecek olan ben olmazdım. Uzaydaki bu devasa boşluk bizim varlığımızın bir ön şartıdır.”

 

Daha detaylı incelemeler yapan bilim adamları gök cisimlerinin arasındaki mesafeler dışında hassas denge örneklerini de tespit etmişlerdir. Bilim çevreleri de artık evrenin insan merkezcil bir amaç taşıdığını düşünmeye başlamıştır. Buna göre evren boş yere var olmamıştır, bir amacı vardır. Evrendeki tüm fiziksel dengeler insan yaşamı için çok hassas bir biçimde ayarlanmıştır.

Şimdi insan yaşamı için çok hassas bir denge ile yaratılan bir gök cismine daha yakından bakacağız. Güneşe.

Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:

“Allah odur ki gökleri dayanak olmaksızın yükseltti. Onları görmektesiniz. Sonra arşa istiva etti ve güneşle aya boyun eğdirdi. Her biri adı konulmuş bir süreye kadar akıp gitmektedirler. Her işi evirip düzenler, ayetleri birer birer açıklar. Umulur ki Rabbinize kavuşacağınıza kesin bilgiyle inanırsınız.” (Ra’d Suresi, 2)

Güneşteki Hassas Ölçü

 

Uyarı! Bu filmde verilen sayıların hiçbiri tesadüfen yan yana gelmiş rakamlar değildir. Her bir sayı, dünya üzerinde yaşayan her bir canlı için hayati bir anlama sahiptir.

 

Samanyolu galaksisindeki bilinen 200 milyar yıldızdan birisi, Güneş. Bilim adamları bu yıldızın 4,5 milyar yaşında olduğunu düşünüyorlar. Oysa onun hikayesi çok daha eskilere dayanıyor. Bundan yaklaşık 14 milyar yıl öncesine. Daha henüz hiçbir şeyin ama hiçbir şeyin olmadığı bir zamana. O an meydana gelen büyük patlama daha henüz gerçekleşmeden önce o ve diğer tüm yıldızların kaderi, hangi atomları kaynak olarak kullanıp nasıl enerji yayacakları, hangi aşamalardan sonra ölecekleri belirlenmişti. Güneşin kaderi ise bir yönüyle diğerlerinden ayrılmıştı. O, yakınındaki mavi bir gezegen için yaşam kaynağı olmak üzere yaratılmıştı.

Allah evrenin kaderini henüz bu olayların hiçbiri gerçekleşmeden takdir etmiş ve yaratmıştı. Güneş, Samanyolu galaksisi merkezinden 26.000 ışık yılı uzaklıkta, saatte 792.000 km hızla hareket eder. Galaktik merkez çevresinde bir dönüşünü yaklaşık 225-250 milyon yılda bir tamamlar.

Etrafına devamlı olarak ısı ve ışık yayan bu yıldızın çapı dünyanın çapının 109 katı, hacmi dünyanın hacminin 1.3 milyon katı, ağırlığı ise dünyanın tam 333 bin katıdır. Gezegenimizin yanında devasa boyutlarda olan güneşin yoğunluğu ise dünyanın yoğunluğunun ancak dörtte biri kadardır.

Çok sıcak ve yanmakta olan bazı gazlardan oluşan güneşte zaman zaman büyük patlamalar olur. Bu patlamalar o kadar şiddetlidir ki boyu dünyamızın büyüklüğünün kırk elli katı olan alevlerin fışkırmasına neden olurlar. Ateşten bir topa benzeyen güneşin yüzey sıcaklığı 6000, çekirdeğin sıcaklığı ise 12 milyon santigrat derecedir.

Bu özelliğiyle güneş, dev bir enerji üretim merkezidir. Öyle ki güneşin 3 günde yaymış olduğu enerji, yeryüzündeki tüm petrol, ağaç, doğalgaz ve benzeri yakıta eşdeğerdir. Buna karşın güneşten üretilen enerjinin ancak 2 milyonda biri, üretilen ısının ise 2 binde biri yeryüzüne ulaşır.

Peki neden tamamı yerine sadece bu kadarı yeryüzüne ulaşır?

Bu miktar, yeryüzünde yaşamın var olması için yaratılmış özel ölçülerden sadece bir tanesidir. Güneşten bize ulaşan belli bir miktar enerji sayesinde gecelerimiz aydınlanmakta, yeryüzü ısınmakta ve canlılar besin bulabilmektedir.

Güneş dünyamızdan tam 150 milyon kilometre mesafede yer alır. Eğer mümkün olsaydı, güneşe ancak uzay mekiğiyle 5000 yıl sürecek bir yolculuktan sonra varabilirdik. Oysa güneşten gelen ışınlar bu mesafeyi sadece 8,5 dakikada kat ederek gezegenimize ulaşır. Gerek güneşin dünyamıza uzaklığı, gerekse güneşin büyüklüğü ve güneşteki reaksiyonların gücü hep çok ince hesaplara bağlıdır. Bizim de yaşamımız bu çok ince hesaplarla belirlenmiştir.

Tüm bu değerlerdeki çok ufak bir değişiklik bile dünya üzerindeki yaşamın yok olmasına sebep olacaktır. Güneşin hem kendi ekseninde, hem de bir doğrultuya göre hareketi, dünyanın ise kendi ekseninde, güneşin etrafında, güneşe bağlı olarak, aydan etkilenerek birçok farklı hareketi vardır. Bu çok hızlı hareketlerin tümünde dünyamız, güneş sistemiyle ve galaksisiyle her bir öncekinden farklı olan bir konumda bulunur.

Burada önemli olan nokta şudur. Bu hareketler esnasında Güneş ve Dünya'mızın birbirlerine olan konumu hiç etkilenmez ve böylece Dünya üzerindeki yaşam da hiçbir tehlikeye maruz kalmadan devam eder.

Görüldüğü gibi Güneş'in yapısı da rastlantısal amaçsız bir yapı değildir. Aksine, Allah'ın, “Güneş ve Ay belli bir hesap iledir” ifadesiyle, Kuran'da bizlere bildirmiş olduğu gibi, Allah bu yıldızı insanın yaşamı için özel bir şekilde yaratmıştır.

Buraya kadar bahsettiğimiz değerler, sadece dünyadaki yaşamı değil, tüm evreni etkileyecek derecede hassas ölçülerle yaratılmışlardır. Güneşten yayılan ışığın hızı bunlardan sadece bir tanesidir.

Işığın hızı saniyede 300.000 km'dir. Bu, Einstein'ın ünlü E=mc2 formülünde C ile gösterdiği bir sabitedir. Bu formülde E, yıldızlardaki termonükleer reaksiyonlarda madde enerjiye dönüştürüldüğü zaman ortaya çıkan enerjiyi simgeler. Eğer ışık küçük bir ölçekte şimdikinden daha hızlı olsaydı, yıldızlardaki termonükleer reaksiyonlarda şu andakine göre on binlerce kat daha fazla enerji üretilecekti.

Bu durumda da yıldızların çekirdeğindeki enerji çok daha çabuk tüketilecekti ve evrenimiz milyonlarca yıl önce karanlığa gömülmüş olacaktı.

Peki ya ışık küçük bir ölçekte şimdikinden daha yavaş olsaydı?

Bu durumda evrenin başlangıçtaki genişlemesi çok daha yavaş olacak ve evren çekim gücünün etkisinden kurtulamayarak içine çökecekti. Yani her iki durumda da bugün içinde yaşadığımız evrenin var olması imkansız olacaktı.

Bu kusursuz denge bir kez daha ispatlamaktadır ki, evren rastgele ortaya çıkmamış, belirli bir amaca yönelik olarak düzenlenmiştir.

Astrofizikçi William Press'in Nature dergisindeki bir makalesinde yazdığı gibi, “evrende akıllı yaşamın gelişmesini destekleyen büyük bir tasarım bulunmaktadır.”

 

Güneşin Galaksideki Yeri

 

Bilindiği gibi Samanyolu galaksisi, spiral şeklinde bir yapıya sahiptir. Spiral galaksilerdeki yıldızlar ve gök cisimleri, şişkin yuvarlak bir merkez ve bu merkezden dışarı doğru aynı düzlemde ve aynı açıda kırılan kolları oluşturacak biçimde konumlanmışlardır.

Merkezden çıkan bu spiral kolların arasında kalan uzay boşluğunda da bazı yıldız sistemleri bulunur. Fakat bunların sayısı yok denecek kadar azdır.

İşte bizim güneş sistemimiz de, bahsettiğimiz bu spiral kolların arasında yer alan ender yıldız sistemlerinden biridir.

Peki, güneş sisteminin spiral kolların arasında olması neden önemlidir?

Öncelikle bulunduğumuz nokta itibariyle, spiral kollardaki gazlar ve artıklardan uzak, temiz ve net bir uzay görüntüsüne sahibiz. Eğer spiral kollardan birinin içinde olsaydık, görüntümüz dikkate değer ölçüde bozulacaktı. Profesör Michael Denton, Doğanın Kaderi adlı kitabında bu konuda şunları söylemektedir:

 

“Son derece çarpıcı olan bir başka gerçek, evrenin sadece bizim varlığımıza ve biyolojik ihtiyaçlarımıza olağanüstü derecede uygun olması değil, aynı zamanda bizim onu anlamamıza da son derece uygun olmasıdır. Güneş sistemimizin bir galaktik kolun kıyısında bulunması, bizim geceleri gökyüzünü inceleyerek uzak galaksileri görebilmemizi ve evrenin genel yapısı hakkında bilgi sahibi olmamıza sağlamaktadır. Eğer bir galaksinin merkezinde yer alsaydık, hiçbir zaman bir spiral galaksinin yapısını gözlemleyemez ya da evrenin yapısı hakkında bir fikir sahibi olamazdık.”

 

 Michael Denton'ın da ifade ettiği gibi, “evren tam da ihtiyaçlarımız olan özelliklere sahip olarak yaratılmıştır.”

Dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise, Güneş sistemimizin galaktik kolun kıyısında yani samanyolu galaksisinin tam merkezinde değil kenarında yer almasıdır. Bu Michael Denton'un da ifade ettiği gibi bizim gökyüzünü inceleyebilmemizi olanak vermekte ve en önemlisi evren hakkında bilgi sahibi olmamızı sağlamaktadır. Samanyolu galaksisinde Güneş ve etrafındaki gezegenlerin konumlandırıldığı yeri de Rabbimiz özel olarak belirlemiştir. Bu konum bizim evreni tanımamıza, derin düşünmemize ve Allah'ın sonsuz kudretine tanık olmamıza vesile olmaktadır.

Allah bir Kuran ayetinde bizleri şu şekilde uyarmaktadır:

“Andolsun ilk inşaayı bildiniz. Ama öğüt alıp düşünmeniz gerekmez mi?” (Vakıa Suresi, 62)

Gezegenleri Bir Arada Tutan Güç

 

Güneş'teki hassas ayarların bir başka örneği de çekim gücüyle ilgilidir.

Güneş'in çekim kuvveti, Dünya'nın yer çekiminin tam 28 katıdır. Gezegenleri dış uzaya savrulmaktan koruyan etki, güneşin çekim gücüyle gezegenin merkezkaç kuvveti arasındaki dengedir. Güneş, sahip olduğu büyük çekim gücü nedeniyle tüm gezegenleri çeker, onlar da dönmelerinin verdiği merkezkaç kuvveti sayesinde bu çekimden kurtulurlar. Ama eğer gezegenlerin dönüş hızları biraz daha yavaş olsaydı, O zaman bu gezegenler hızla güneşe doğru çekilecek ve sonunda güneş tarafından büyük bir patlamayla yutulacaklardı.

Bu durumun tam tersi de mümkün olabilirdi. Eğer gezegenler daha hızlı dönselerdi, güneşin gücü onları tutmaya yetmeyecek ve gezegenler dış uzaya savrulacaklardı. Ama bu saydığımız olayların hiçbiri gerçekleşmez ve tüm gezegenler kendi yörüngelerinde yol alırlar. Allah Kuran'da bu gerçeği Yasin Suresinde 1400 sene önce bizlere bildirmiştir:

“Her biri bir yörüngede yüzüp gitmektedirler.” (Yasin Suresi, 40)

İşte bu noktada şu gerçeğe dikkat çekmek gerekir. Dünyamızın muazzam büyüklükte bir kütleye sahip ve enerji kaynağı olan Güneş'e olan uzaklığı tam olması gerektiği kadardır. Böylece hem yakıcı ve yok edici etkisinden korunur hem de faydalı enerjisinden olması gerektiği kadar yararlanır.

Güneş sayesinde sağlanan bu hassas dengeyi keşfeden Kepler, Galileo gibi astronomlarsa bu sistemin çok açık bir tasarımı gösterdiğini ve Allah'ın evrene olan hakimiyetinin ispatı olduğunu belirtmişlerdir. Güneş sisteminin yapısı hakkında önemli keşiflerde bulunan ve yaşamış en büyük bilim adamı sayılan Isaac Newton ise şöyle yazmıştır:

“Güneşten, gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardan oluşan bu çok hassas sistem sadece akıl ve güç sahibi bir varlığın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir. O bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır ki ona üstün kuvvet sahibi Rab denir.”

 

Güneşteki Dengeli Reaksiyonlar

 

Biz çalışırken, otururken, dinlenirken, aklımızın ucundan bile geçirmezken Allah evrende var olan tüm sistemlerin her birini mükemmel işleyecek şekilde yaratmaktadır. Varlığımızın devamı için meydana gelen işlemlerin her biri Allah'ın kontrolündedir. Güneş, siz gözünüzü açıp kapayana kadar 564 milyon ton hidrojeni, 560 milyon ton helyuma dönüştürür. Arta kalan 4 milyon ton hidrojeni de enerjiye çevirir. Güneş'in bir saniyede ürettiği bu enerji, insanlığın medeniyetin başlangıcından beri kullandığından bile daha fazladır. Dev bir nükleer reaktör olan güneşin içindeki reaksiyonlarda büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. İşte bu noktada Allah'ın sonsuz gücü ve evrendeki her bir atom ve bu atomun içindeki proton, nötron gibi parçacıklar üzerindeki hakimiyeti ile karşı karşıya kalmaktayız.

Allah'ın yarattıkları üzerindeki bu gücü ve hakimiyeti bir ayette şöyle haber verilir:

“Senin içinde olduğun herhangi bir durum, O'nun hakkında Kuran'dan okuduğun herhangi bir şey ve sizin işlediğiniz herhangi bir iş yoktur ki O'na iyice daldığınızda biz sizin üzerinizde şahitler durmuş olmayalım. Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta saklı kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki apaçık bir kitapta kayıtlı olmasın.” (Yunus Suresi, 61)

 Güneş 1 saniyede 2. Dünya Savaşı'nda Nagasaki'ye atılan atom bombasının 100 milyonlarca katı enerjiyi üretir.

Güneş'in yanında sözü bile edilemeyecek kadar enerji yayan bu bomba için başta Einstein olmak üzere zamanın en ünlü bilim adamları büyük bir çaba sarf etmiştir. Ortaya çıkan ise insanlığı yok etmek için kullanılan bir silah olmuştur. Oysa Rabbimiz, dev bir enerji kaynağını hiçbir çaba sarf etmemizi gerektirmeyecek şekilde var etmekte, zarar vermesini engelleyerek devamlı olarak faydalanmamızı sağlamaktadır.

Güneş'teki reaksiyon, dört hidrojen atomunun birleşerek bir helyum atomuna dönüşmesi şeklinde özetlenebilir. Peki acaba bu reaksiyonda atom çekirdeklerini birbirine yapıştıran kuvvet nedir? Bu kuvvete güçlü nükleer kuvvet denir.

Ancak araştırmalar göstermiştir ki güçlü nükleer kuvvet bu işi yapmak için tam gereken miktardadır. Güçlü nükleer kuvvet eğer şu anda sahip olduğu değerinden biraz bile daha zayıf olsaydı, iki hidrojen çekirdeği birleşemezdi. Yan yana gelen iki proton hemen birbirlerini iter, böylece güneşteki nükleer reaksiyon başlamadan biterdi. Yani güneş hiç var olmazdı. Ünlü bilim adamı George Greenstein bu gerçeği; “Eğer güçlü nükleer kuvvet birazcık bile daha zayıf olsaydı, o zaman dünyanın ışığı hiçbir zaman yanmayacaktı,” diye açıklar.

Acaba güçlü nükleer kuvvet birazcık daha güçlü olsa ne olurdu?

O zamanda bir proton ve bir nötrondan oluşan dötron değil, iki protonlu diproton meydana gelirdi. Bu durumda güneşin yakıtı aniden çok çok etkili bir yakıt haline gelirdi. Bu öyle bir yakıt olurdu ki, güneş ve ona benzer diğer tüm yıldızlar birkaç saniye içinde havaya uçardı. Güneşin havaya uçması ise birkaç dakika sonra tüm dünyayı ve üzerindeki tüm canlıları alevlere boğar, birkaç saniye içinde kömür haline gelirdi. Ama yüce yaratıcımız olan Allah'ın rahmeti sayesinde güçlü nükleer kuvvetin gücü tam olması gereken düzeydedir ve güneş dengeli bir reaksiyon gerçekleştirir yani yavaş yavaş yanar.

Tüm bunlar güçlü nükleer kuvvetin gücünün tam insan yaşamına imkan verecek biçimde ayarlanmış olduğunu göstermektedir. Eğer bu ayarlamada bir sapma olsaydı, Güneş gibi yıldızlar ya hiç var olmazlar ya da oluştukları andan çok kısa bir süre sonra korkunç birer patlamayla yok olurlardı.

Allah Güneş'i insanın yaşamı için özel bir şekilde yaratmıştır ve bunu Kuran'daki “Güneş ve Ay belli bir hesap iledir,” ayetiyle bizlere bildirmiştir.

 

Güneş Ve Dünyadaki Koruyucu Özellikler

 

Allah, dünyayı güneş gibi dev bir enerji kaynağının yok edici etkilerinden korunacak şekilde yaratmıştır. Son yıllarda yapılan araştırmalar, güneşin bir kalp gibi attığını ortaya çıkarmıştır. Bilim adamları bu atış sırasında güneşten yayılan birbirinden farklı milyonlarca ses tespit etmişlerdir. Güneş gibi samanyolunda bulunan 200 milyar yıldızın da benzer şekilde ses ürettiğini ve bunu işittiğimizde halimizin ne olacağını bir düşünün.

Örneğin çok yüksek sesli bir metal müzik konserine gittiğinizi düşünün. Ne var ki, kulaklarımız bu devasa ses kaynağından yayılan tek bir notayı bile duymaz. Çünkü çıkan seslerin titreşim frekansı, alt duyma sınırımız 20 Hz'den çok aşağıda, 1 ile 4 mHz arasındadır. Bu sesi duymamız imkansızdır.

İşitme sınırımız uygun olsa bile uzay boşluğunda sesleri iletebilecek hava veya bir gaz tabakası olmadığından bu sesler dünyamıza ulaşamaz.

Güneşten çıkacak sesi 20.000 ile 40.000 kez büyütecek olursak fısıltıdan daha az bir ses meydana gelir. İlginç değil mi? Yanı başımızda bir konser veriliyor ama dünyamızdan katbekat büyük bir konser alanında, üstelik binlerce devasa hoparlörlerle. Biz ise Allah'ın üstün yaratışı sayesinde bunun farkında bile olmuyoruz.

Dünya sürekli olarak güneşten gelen yüksek enerji yüklü parçacıkların bombardımanına maruz kalmaktadır. Buna karşın dünyamızın iki tür koruyucu özelliği vardır. Şayet bu koruyucu özellikleri olmasaydı, güneşten direkt olarak gelen yüksek enerjili ışınım ve yüklü parçacıklar yaşam için öldürücü düzeyde tehlikeli olurdu.

Dünyadaki ilk koruyucu özellik, X ve mor ötesi ışınımın deniz seviyelerine kadar inmesini engelleyen atmosferdir. Güneşten gelen enerji yüklü parçacıklar, atmosferdeki moleküllere çarptıklarında soğrulurlar. Ölümcül nitelikli bu parçacıklar, atmosferin alt seviyelerine indiklerinde canlılara zarar vermeyecek şekilde uzun dalga boylarında yayınlanırlar.

İkinci koruyucu özellik ise dünyayı çevreleyen manyetik alandır. Dünya, manyetik alanı sayesinde güneş rüzgarı şeklinde güneşten gelen yüklü parçacıklardan canlı organizmaları korur. Güneşte çok büyük parlamalar olsa bile bu manyetik kalkan görevini görür.

Dünyanın manyetik kalkanında değişimler olduğu zaman özellikle kutup bölgelerinde açık bir gecede atmosferde yeşilimsi bir kızarıklık gözlemlenir. Sürekli hareket ederek adeta dans edermiş gibi görünen bu kızarıklık, uzaydan gelen hızlı elektronların atmosferdeki atomlara çarpmasıyla oluşur. Bu ışıklar kuzey kutbunda Aurora Boralis, güney kutbunda ise Aurora Australis olarak adlandırılırlar.

Allah bizlere kutup ışıklarıyla son derece zararlı olabilecek ışınları etkileyici bir ışık gösterisi eşliğinde nasıl zararsız hale getirdiğini göstermektedir.

 

Güneş Bize Ne Anlatıyor?

 

Güneş'in uzaydaki konumu ve gezegenleri bir arada tutması, dünyayı ısıtması, yaydığı ışınların nitelikleri, bu ışınların canlılar için hayati öneme sahip olması, evrenin canlı yaşamı için yaratıldığını göstermektedir. Nitekim bilim çevreleri artık evrenin insan merkezcil bir amaç taşıdığını söylemektedir. Buna göre evren boş yere var olmamıştır. Bir amacı vardır. Başta güneştekiler olmak üzere evrendeki tüm fiziksel dengeler insan yaşamı için çok hassas bir biçimde ayarlanmıştır. Evrendeki her ayrıntı insan yaşamını gözeten bir amaçla tasarlanmıştır. Allah her şeyin hakimi olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:

“Gaybın anahtarları onun katındadır. Ondan başka hiç kimse gaybı bilmez. Karada ve denizde olanların tümünü o bilir. O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru dışta olmamak üzere hepsi ve her şey apaçık bir kitaptadır.” (En’am Suresi, 59)

En büyüğünden en küçüğüne kadar çevremizi kuşatan yapıların veya sistemlerin hangisine bakarsak bakalım, mutlaka çok büyük bir mucize ile karşı karşıya geliriz.

Burada önemli olan bu mucizeleri fark etmektir. Çünkü bir mucize ne kadar açık ve büyük olursa olsun, bu mucizeden Allah'ın varlığına ve sonsuz büyüklüğüne varabilmek ancak iman edenlere özgü bir ayrıcalıktır.

İnkar edenler ise apaçık bir mucizeyle karşılaşmış olsalar bile, kibirleri ve dünya hırsları nedeniyle bunu kabullenmezler. Çoğu zaman da akıl dışı yorum ve açıklamalarla bu mucizeleri görmezden gelirler. Oysa güneşi konu aldığımız bu filmde karşılaştığımız mucizelerden bir tanesi bile vicdanlı bir kişinin iman etmesi için yeterlidir.
 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
youtube
Güneş
Van Allen Kuşakları