logo HARUN YAHYA

Giriş

Giriş

Odanızın penceresinden dışarıdaki manzarayı seyrettiğinizde, hayatınız boyunca aldığınız telkinden dolayı, bu manzarayı gözlerinizle gördüğünüzü zannedersiniz. Oysa gerçek böyle değildir. Çünkü siz gözlerinizle dışarıdaki bir manzarayı görmezsiniz. Siz, beyninizin içinde oluşan manzaraya ait görüntüyü görürsünüz. Bu bir tahmin ya da bir felsefe değil, bilimsel bir gerçektir.

Görme olayının nasıl gerçekleştiği hatırlandığında bu konu daha açık olarak anlaşılacaktır. Göz, sadece, kendisine ulaşan ışığı, retinasındaki hücreler sayesinde elektrik sinyaline çevirmekle görevlidir. Bu elektrik sinyali ise, beyninizdeki görme merkezinize ulaşır. Daha sonra bu elektrik sinyalleri, pencerenizden gördüğünüz manzaranın görüntüsünü oluştururlar. Sonuç olarak, görüntünün oluştuğu yer beyninizdir. Ve siz beyninizin içindeki manzarayı görürsünüz, evinizin dışındaki manzarayı değil.

Örneğin yan sayfadaki resimde, pencereden bakan insanın gözüne dışarıdan “ışık” ulaşmaktadır. Bu ışık, gözdeki hücreler tarafından elektrik sinyaline dönüştürülerek, bu insanın beyninin arka kısmında yer alan küçücük görme merkezine gelir. Ve bu elektrik sinyalleri, beyinde bir manzara görüntüsü oluşturur. Gerçekte, beynimizin içi açılsa, burada bu manzaraya ait bir görüntü bulamayız. Ancak, beynimizin içindeki bir şuur, beyne gelen elektrik sinyallerini manzara olarak algılar. Peki beynin içinde, gözü, göz hücreleri, retinası olmadan, elektrik sinyallerini bir manzara olarak algılayan şuur nedir, kime aittir?

matter, illusion brain, matter

Pencereden dışarıdaki manzaraya bakan bir insan, gerçekte, dışarıdaki değil, beynindeki manzaraya ait görüntüyü seyreder.

İnsanın gözüne ulaşan ışık, gözdeki hücreler tarafından elektrik sinyaline dönüştürülerek, beynin arkasındaki görme merkezine gelir. Ve beynimizin içindeki "bir şuur", beyne gelen elektrik sinyallerini manzara olarak algılar.

1. Işık 2. Elektrik Sinyali
3. Elektrik Sinyalinden oluşan Mazara görntüsü

Bir Kitabın Aslına Hiç Bir Zaman Dokunamazsınız

Pencereden dışarıdaki manzaraya bakan bir insan, gerçekte, dışarıdaki değil, beynindeki manzaraya ait görüntüyü seyreder.

1. Yazar 2. Sayfa düzeni
3. Matbaa 4. Kitabevi
5. Ciltleme

Aynı durum şu anda okumakta olduğunuz kitap için de geçerlidir. Gözlerinize gelen ışığın elektrik sinyallerine çevrilerek beyninize ulaşması sonucunda, beyninizde bu kitabın görüntüsü oluşur. Yani kitap şu anda sizin dışınızda değil, içinizde, beyninizin arka kısmındaki görme merkezinizdedir. Belki kitabın sertliğini elinizde hissediyor olduğunuz için kitabı dışınızda zannedebilirsiniz. Oysa, bu sertlik hissi de aynı görme algısında olduğu gibi beyninizde meydana gelmektedir. Parmak uçlarınızdaki sinirler uyarıldığında, bu uyarı elektriksel bir bilgiye dönüşerek, bu kez beyninizdeki dokunma merkezinize ulaşır. Ve siz beyninizde kitaba dokunduğunuza ve onun sertliğini, sayfalarının kayganlığını, kapağındaki kabartmaları, kağıt kenarlarının keskinliğini algıladığınıza dair hislere sahip olursunuz.

Gerçekte ise, hiçbir zaman bu kitabın aslına dokunamazsınız. Dokunduğunuzu sandığınızda, aslında beyninizin içindeki dokunma hissini algılarsınız. Bu kitap, bir madde olarak sizin beyninizin dışında vardır, ama siz sadece beyninizde oluşan kitap görüntüsü ile muhatap olabilirsiniz. Bu kitabın bir yazar tarafından yazılmış olması, bir bilgisayarda sayfa düzeninin yapılmış olması veya bir matbaada basılmış olması sizi yanıltmasın. Çünkü birazdan anlatılacaklar, bu kitabın her aşamasında yer alan insanların, matbaanın, bilgisayarların da hiçbir zaman asılları ile muhatap olamayacağınızı size gösterecektir.

Sonuç olarak, biz gördüğümüz, dokunduğumuz, duyduğumuz herşeyi beynimizin içinde yaşarız. Bu teknik bir gerçektir ve bilimsel deliller neticesinde itiraza veya tartışmaya açık bir konu değildir. Asıl önemli olan nokta ise, bu teknik gerçeğin bizi ulaştırdığı ve yukarıda sorulan sorudur:

Beynimizin içinde bir gözü olmadan, pencereden görünen manzarayı izleyen, bu manzaradan zevk alan, heyecan duyan kimdir? Bu önemli sorunun cevabı da ilerleyen sayfalarda verilecektir.

PAYLAŞ
Facebook
X
WhatsApp
Telegram
QR Code
QR Code
İNDİRMELER

Özet

Bu kitap bölümü, insanın dış dünyayı algılama sürecinin teknik ve bilimsel boyutlarını incelemektedir. Görme ve dokunma duyularının beyin içerisinde gerçekleşen elektriksel işlemler sonucu oluştuğu vurgulanarak, bireyin gerçekte dış dünyadaki asıllarla değil, beyninde meydana gelen algılarla muhatap olduğu ifade edilmektedir. Bu durum maddenin ardındaki sır olarak nitelendirilmekte ve insanın algı dünyasının perde arkası sorgulanmaktadır.

Önemli Noktalar

  • Dışarıdaki manzara gözle değil, beynin görme merkezinde oluşan görüntüler aracılığıyla seyredilir.
  • Görme olayı ışığın elektrik sinyaline dönüştürülüp beyindeki ilgili merkeze ulaşmasıyla gerçekleşir.
  • Dokunma hissi de aynı görme gibi beyindeki dokunma merkezinde meydana gelen elektriksel bir bilgidir.
  • İnsan hayatı boyunca hiçbir zaman maddenin aslıyla muhatap olamaz, sadece zihnindeki yansımasını algılar.
  • Beynin içinde görüntüyü algılayan şuurun mahiyeti üzerinde düşünmek iman hakikatlerini anlamak açısından kritiktir.

Sıkça Sorulan Sorular

İnsan dış dünyayı nasıl algılar?

Dış dünyadan gelen ışık göz tarafından elektrik sinyallerine dönüştürülür ve beyindeki görme merkezine iletilir. Bu süreç sonucunda oluşan görüntü beynin içinde yaşanır.

Dokunma hissi beyinde nasıl meydana gelir?

Parmak uçlarındaki sinirlerin uyarılmasıyla oluşan elektriksel bilgi, beyindeki dokunma merkezine ulaşır. Bu merkez, maddenin sertliğini veya dokusunu bir his olarak algılamamızı sağlar.

Maddenin aslına hiçbir zaman ulaşılamamasının sebebi nedir?

İnsan tüm duyularını beyninin içinde yaşar. Bu nedenle nesnelerle kurulan her türlü etkileşim aslında zihinde oluşan imgelerden ibarettir, maddenin aslına doğrudan dokunulamaz.

Beyindeki algı merkezlerinin işleyişi neyi kanıtlar?

Bu mekanizmalar, maddenin dış dünyadaki gerçekliğinin dışında, beyinde tasarlanan bir görüntü olduğu gerçeğini bilimsel olarak ortaya koymaktadır.