logo HARUN YAHYA

Vicdan

Vicdan

Doğruyu gördüklerinde kesin olarak uygularlar

“Allah bizi ondan kurtardıktan sonra, bizim tekrar sizin dininize dönmemiz Allah’a karşı yalan yere iftira düzmemiz olur. Rabbimiz olan Allah’ın dilemesi dışında, ona geri dönmemiz bizim için olacak iş değildir. Rabbimiz, ilim bakımından her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah’a tevekkül ettik. ‘Rabbimiz, bizimle kavmimiz arasında ‘Sen hak ile hüküm ver,’ Sen ‘hüküm verenlerin’ en hayırlısısın.” (A’raf Suresi, 89)

(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O’nun dışında (yine) Allah’tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 118)

İnkarcılardan bazıları vicdanları kabul ettiği halde hakka uymazlar

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak. (Neml Suresi, 14)

Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; “Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)” dediler. Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: “Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin.” (Enbiya Suresi,64-65)

Ey Kitap Ehli, neden hakkı batıl ile örtüyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz? (Al-i İmran Suresi,71)

Müminler vicdanlarına göre davranırlar

Kim kötülük işler veya nefsine zulmedip sonra Allah’tan bağışlanma dilerse Allah’ı bağışlayıcı ve merhamet edici olarak bulur. (Nisa Suresi, 110)

Ve ‘çirkin bir hayasızlık’ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir. (Al-i İmran Suresi,135)

Bütün insanlarda vicdan mekanizması vardır

Sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun). Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur. (Şems Suresi, 8-9)

Müminler nefislerine ters düşse de vicdanlarına göre hareket ederler

"Atalarım İbrahim'in, İshak'ın ve Yakub'un dinine uydum. Allah'a hiç bir şeyle şirk koşmamız bizim için olacak şey değil. Bu, bize ve insanlara Allah'ın lütuf ve ihsanındandır, ancak insanların çoğu şükretmezler." (Yusuf Suresi, 38)

Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. (İnsan Suresi, 8)

Kendilerinden önce o yurdu (Medine’yi) hazırlayıp imanı (gönüllerine) yerleştirenler ise, hicret edenleri severler ve onlara verilen şeylerden dolayı içlerinde bir ihtiyaç (arzusu) duymazlar. Kendilerinde bir açıklık (ihtiyaç) olsa bile (kardeşlerini) öz nefislerine tercih ederler. Kim nefsinin ‘cimri ve bencil tutkularından’ korunmuşsa, işte onlar, felah (kurtuluş) bulanlardır. (Haşr Suresi, 9)

Hata işlediklerinde vicdanlarına uyup hemen
tövbe ederler ve hatalarında ısrarlı davranmazlar

Ve ‘çirkin bir hayasızlık’ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir. (Al-i İmran Suresi,135)

(Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O’nun dışında (yine) Allah’tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir. (Tevbe Suresi, 118)

İnkarcılar vicdanlarına göre hareket etmedikleri için kalpleri katılaşır

Ona ayetlerimiz okunduğu zaman: “Geçmişlerin masallarıdır” dedi. Asla, hayır; onların kazandıkları, kalpleri üzerinde pas tutmuştur. (Mütaffifin Suresi, 13-14)

Yer yüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir. (Hac Suresi, 46)

PAYLAŞ
Facebook
X
WhatsApp
Telegram
QR Code
QR Code
İNDİRMELER

Özet

Bu kitap bölümü, insanın iç dünyasındaki en temel manevi rehber olan vicdan kavramını Kuran ayetleri ışığında ele almaktadır. Müminlerin zorluklar karşısında dahi vicdanlarına göre hareket etme sorumluluğu ile inkârcıların vicdanlarını örtbas etmelerinin doğurduğu manevi sonuçlar arasındaki zıtlık bu bölümde analiz edilmektedir.

Önemli Noktalar

  • Her insana Allah tarafından fücur ve takva duygusu ilham edilmiş olup vicdan mekanizması verilmiştir.
  • Müminler, kendi nefislerinin arzularına ters düşse bile her şartta vicdanlarının sesini dinleyerek hareket ederler.
  • Hata yapıldığında vicdanın sesini dinleyerek hemen tövbe etmek ve ısrarcı olmamak iman ahlakının bir gereğidir.
  • İnkârcılar, vicdanları hakkı bildiği halde büyüklenme ve zulüm sebebiyle hakka karşı direnebilirler.
  • Vicdanını dinlemeyenlerin kalpleri zamanla körelmekte ve manevi gerçekleri idrak edemez hale gelmektedir.

Sıkça Sorulan Sorular

Vicdan mekanizması insanlarda nasıl bir işleve sahiptir?

Vicdan, insana doğruyu ve yanlışı ayırt etme noktasında rehberlik eden ilahi bir ilhamdır. İnsanın sınır tanımaz günah ve kötülüklerinden sakınmasını sağlayan bu mekanizma, kişiyi yaratılışındaki temiz fıtrata uygun yaşamaya davet eder.

Müminler hata yaptıklarında nasıl bir tutum sergilerler?

İman edenler bir kötülük işlediklerinde veya nefislerine zulmettiklerinde hemen Allah'ı hatırlarlar. Hatada ısrar etmeden, içten bir pişmanlıkla tövbe ederek Allah'tan bağışlanma dilerler.

Neden bazı insanlar vicdanlarının sesini duydukları halde hakka uymazlar?

İnkârcılar, nefislerindeki büyüklenme ve zulüm duygularının etkisiyle vicdanlarını baskı altına alırlar. Hakikati bildikleri halde onu örtbas etmeyi tercih etmeleri, kalplerinin zamanla katılaşmasına ve paslanmasına sebep olur.

Vicdanın sesine kulak vermemenin manevi sonucu nedir?

Vicdanın rehberliği reddedildiğinde, zamanla kalpler körelir ve gerçekleri idrak etme yeteneği kaybolur. Bu durum, kişinin hakikati görmesine engel olan manevi bir perdenin oluşmasına yol açar.