logo HARUN YAHYA

Önsöz

Önsöz

Bundan 700 bin yıl önce insanların, çok iyi inşa edilmiş gemilerle okyanus yolculukları yaptıklarını biliyor muydunuz? Ya da bize "ilkel mağara adamları" olarak tanıtılan insanların, gerçekte günümüzdeki ressamları aratmayacak bir yeteneğe ve estetik anlayışına sahip olduklarını hiç duydunuz mu? 80 bin yıl önce yaşamış olan ve bize evrimciler tarafından "maymun adam" gibi gösterilmeye çalışılan Neandertal ırkının, müzik aletleri yaptığını, giyim-kuşam zevkine sahip olduğunu, kızgın kumlarda biçimli sandaletlerle gezdiğini biliyor muydunuz?

Büyük olasılıkla bunların hemen hiçbirini daha önce duymamış olabilirsiniz. Aksine, bu insanların yarı maymun yarı insan, konuşma yeteneğinden yoksun, dik duramayan, sadece garip hırıltılar çıkaran, vahşi mağara adamları olduğu yanılgısına kapılmış olabilirsiniz. Çünkü bu büyük yalan, yaklaşık 150 yıldır dünyanın dört bir yanında insanlara telkin edilmektedir.

Bu telkinin amacı ise, materyalist felsefeyi ayakta tutabilmektir.

Materyalist, yani maddeci felsefe, Yaratıcı'nın varlığını inkar eder. Gerçekleri saptıran bu görüşe göre, evren ve madde ezelidir, yani bir başlangıcı dolayısıyla bir Yaratıcısı yoktur. Bu batıl inancın sözde bilimsel temelini ise evrim teorisi oluşturur. Çünkü materyalistler, evrenin bir Yaratıcısı olmadığını iddia ettikleri için bu evrendeki canlılığın ve düzenin nasıl ortaya çıktığına kendilerince bir açıklama getirmeleri gerekmektedir. Evrim teorisi bu amaçla kullanılan bir senaryodur. Bu senaryoya göre, evrendeki tüm düzen ve canlılık, tesadüflerin sonucunda kendiliğinden oluşmuştur. İlkel dünyada bulunan bazı cansız maddeler tesadüfen biraraya gelerek ilk canlı organizmayı oluşturmuşlardır. Milyonlarca yıl süren tesadüfler sonucunda ise bu ilk canlı organizmanın evrimleşmesiyle evrim zincirinin en sonunda bulunan insan meydana gelmiştir. Her biri imkansız olan milyonlarca aşamanın sonucunda meydana geldiği iddia edilen insanın tarihi de, yine bu senaryoya uygun olarak hikayeleştirilmiştir.

Hiçbir bilimsel delili olmayan bu anlatıma göre insanlık tarihi şöyledir: Nasıl ki canlılık ilkel bir organizmadan, en gelişmiş organizma olan insana kadar ilerlemişse, insanlık tarihi de en ilkel insan toplumundan en gelişmiş insan toplumuna doğru ilerleme göstermiş olmalıdır. Bu, bilimsel dayanağı olmayan bir varsayımdır. Ve bu varsayım, materyalist felsefenin ve evrim teorisinin iddialarına göre hazırlanmış olan insanlık tarihinin temelini teşkil eder.

Evrimci bilim adamları, tek hücreden çok hücreye ve ardından maymundan insana doğru uzayan sözde evrim sürecini açıklayabilmek için, tarihin gelişimini de senaryolaştırmışlardır. Bunun için 'ilkel insan'ın yaşam şeklini açıklayan "mağara devri", "taş devri" gibi hayali dönemler uydurmuşlardır. "İnsanlar maymunlarla ortak bir atadan türemişlerdir" yalanını savunan evrimciler, bu iddialarını kendilerince kanıtlayabilmek için arayışa girmişler ve arkeolojik kazılarda buldukları her taş ya da ok parçasını veya bir çömleği bu doğrultuda yorumlamışlardır. Oysa karanlık bir mağarada postlara bürünerek oturan, konuşma yeteneği olmayan yarı insan yarı maymun canlılar, yalnızca birer hayal ürünüdür. İlkel insan hiçbir zaman var olmamış, taş devri hiçbir zaman yaşanmamıştır. Bunlar evrimcilerin bir kısım medyanın da yardımıyla oluşturdukları göz boyamalardan başka bir şey değildir.

Bunlar birer göz boyamadır; çünkü biyoloji, paleontoloji, mikrobiyoloji, genetik bilimler başta olmak üzere bilim alanında yaşanan gelişmeler bugün evrim iddiasını tamamen yıkmıştır. Canlı türlerinin birbirlerine dönüşüp evrimleştikleri iddiasının geçersizliği anlaşılmıştır. Aynı şekilde insan da maymun benzeri canlılardan evrimleşmemiştir. İnsan, var olduğu günden bu yana insandır. Var olduğu günden bu yana da yüksek bir kültüre sahiptir. Dolayısıyla "tarihin evrimi" de hiçbir zaman gerçekleşmemiştir.

Bu kitapta, "insan tarihinin evrimi" iddiasının geçersizliğini bilimsel delilleriyle ortaya koyacak, bilimsel bulguların yaratılış gerçeğini desteklediğini inceleyeceğiz. İnsan bu dünyaya evrimle değil, sonsuz bir güç ve akıl sahibi olan Allah'ın kusursuz yaratmasıyla gelmiştir.
İlerleyen sayfalarda bu gerçeğin bilimsel ve tarihsel delillerini okuyacaksınız.

PAYLAŞ
Facebook
X
WhatsApp
Telegram
QR Code
QR Code
İNDİRMELER

Özet

Bu kitap bölümü, evrimci ideolojinin bir ürünü olan ilkel insan ve taş devri gibi hayali dönemlerin geçersizliğini bilimsel veriler ışığında incelemektedir. İnsanın tarih boyunca her zaman insan olduğu ve üstün bir kültüre sahip olduğu vurgulanmaktadır. Bölüm, insanın tesadüflerle değil, Allah'ın kusursuz yaratma sanatıyla var olduğunu delilleriyle ortaya koymaktadır.

Önemli Noktalar

  • İnsanlık tarihinin ilkelden gelişmişe doğru ilerlediği iddiası hiçbir bilimsel dayanağı olmayan materyalist bir varsayımdır.
  • Arkeolojik bulgular, geçmiş insan topluluklarının yüksek estetik anlayışına ve gelişmiş yaşam biçimlerine sahip olduğunu kanıtlamaktadır.
  • İnsan var olduğu ilk günden itibaren insandır ve hiçbir zaman hayali bir maymun-insan sürecinden geçmemiştir.
  • Bilimsel gelişmeler, canlıların ve insanın tesadüfen oluştuğu iddiasını çürütmekte ve Allah'ın yaratma sanatını doğrulamaktadır.

Sıkça Sorulan Sorular

Taş devri ve ilkel insan kavramları hangi felsefi temele dayanır?

Bu kavramlar, evrenin ve canlıların bir yaratıcısı olmadığını savunan materyalist felsefeyi ayakta tutmak için kurgulanmıştır. İnsanın ilkel bir yaşamdan evrimleştiği iddiasını desteklemek amacıyla hayali dönemler olarak uydurulmuştur.

Geçmiş insan topluluklarının estetik ve teknik becerileri nelerdir?

İnsanlar 700 bin yıl önce gemilerle okyanus yolculukları yapmış, 80 bin yıl önce müzik aletleri üretmiş ve gelişmiş kıyafetler kullanmışlardır. Bu bulgular, geçmiş toplumların sanatsal yeteneklerinin günümüz standartlarını aratmadığını göstermektedir.

Materyalist felsefenin yaratılış karşısındaki tutumu nedir?

Materyalist felsefe, maddenin ezelden beri var olduğunu savunarak Yaratıcı'nın varlığını reddeder. Bu batıl inanç, canlılığın ve insan düzeninin tesadüflerle meydana geldiğini iddia eden kurgusal bir senaryo üzerine kurulmuştur.

İnsanın varoluşu bilimsel açıdan nasıl açıklanır?

İnsan, herhangi bir süreç veya tesadüf neticesinde değil, sonsuz bir güç ve akıl sahibi olan Allah'ın kusursuz yaratma sanatıyla var olmuştur. Bilimsel veriler, insanın tarih boyunca özünde hiçbir değişim geçirmediğini kanıtlamaktadır.