Günümüzde gençler sabırsızlıkları, sorumluluk almak istememeleri ve teknolojiye fazlasıyla bağımlı olmaları sebebiyle sıklıkla eleştirilmektedir. Ancak bu noktada şu soruyu da sormak gerekir: Bu durumun sorumluluğu gerçekten yalnızca gençlere mi aittir, yoksa yaşadıkları çağın şartları da bu tabloyu şekillendirmekte midir?
İnsanlık tarihinde hiçbir nesil bugünkü gençler kadar bilgiye ve iletişim imkanına sahip olmamıştır. Günümüz gençliği dünyanın herhangi bir yerindeki bir gelişmeye saniyeler içinde ulaşabilmekte, farklı kültürleri tanıyabilmekte ve sayısız içerik arasında dolaşabilmektedir. Ne var ki yalnızlık, kaygı ve gelecek endişesi de gençler arasında bir o kadar artış göstermiştir.
Peki ama gençler, dünyanın dört bir yanındaki insanlarla saniyeler içinde iletişim kurabilmelerine rağmen neden kendilerini yalnız hissetmektedir? Bunun nedeni, gençlerin teknoloji ya da popülerlikten daha derin ihtiyaçlara sahip olmalarıdır. Bunlardan biri saygı ve değer görme ihtiyacıdır. Gençler anlaşılmak, dinlenmek, saygı görmek, kendilerini güvende hissetmek isterler. Bugün gençler yüzlerce kişiyle iletişim kurabilmelerine rağmen, gerçekten güvenebilecekleri samimi insan bulmakta zorlanmaktadırlar. Nitekim günümüz gençlerinin güzel özelliklerinden biri de samimiyete verdikleri değerdir. Yapay davranışlar, ezberlenmiş kalıplar ve zoraki ilişkiler şimdiki gençler üzerinde etkili olmamaktadır. Onlar daha dürüst, daha doğal ve daha gerçek ilişkiler kurmak istemektedirler. Bu nedenle güven duygusu, bugünün gençlerinin hem arkadaşlıklarında hem de sosyal hayatta en çok önem verdiği değerlerden biridir. Sosyal medya üzerinden sürekli etkileşim halinde olmak, gerçek sevgi ve dostluk hissini sağlayamamaktadır.
Gençlerin karşı karşıya olduğu en önemli meselelerden biri de, hayatın anlamına ilişkin arayışlarıdır. Eğitim, kariyer, başarı ve maddi hedefleri elbette önemserler, ancak pek çoğu bunların ötesinde asıl olarak hayatın anlamını sorgulamaktadır. İçlerinde, "Neden yaşıyorum?", "Hayatımın amacı ne?", "Bu kadar çabanın sonunda ne elde edeceğim?" gibi birtakım sorulara cevap arar dururlar.

Öte yandan, modern dünyanın sunduğu imkanlar arttıkça beklentiler de arttığı için, gençler sürekli olarak daha başarılı, daha üretken olmaya teşvik edilmektedir. Ancak bu durum onlar üzerinde görünmez bir baskı oluşturabilmektedir. Ebeveynleri ve çevreleri tarafından sürekli başkalarıyla kıyaslandıklarında eksik olduklarına inanmakta ve başka bir şeye odaklanmakta zorluk çekebilmektedirler. Bu durum onlarda ciddi bir tatminsizlik ve değersizlik duygusu oluşturabilmektedir.
Bir başka önemli konu da gelecek kaygısıdır. Önceki kuşaklar da çeşitli ekonomik ve sosyal zorluklarla karşılaşmış olsa da, günümüz gençleri belirsizliğin çok daha yoğun hissedildiği bir dönemde yaşamaktadır. Küresel ve ülke içi krizler, ekonomik dalgalanmalar, teknolojinin hızla değişmesi ve mesleklerin dönüşmesi birçok gencin geleceğe güvenle bakmasını zorlaştırmaktadır. İyi bir eğitim almak artık tek başına yeterli görülmemekte, başarılı olmak için sürekli yeni beceriler kazanmak gerektiği düşüncesi yaygınlaşmaktadır. Bu da gençlerin omuzlarına ağır bir yük bindirebilmektedir.
Bununla birlikte sosyal medya platformlarında insanların hayatlarının en mutlu, en başarılı ve en dikkat çekici anlarını paylaşması, bazı gençlerin zaman zaman kendi hayatlarını yetersiz görmelerine ve içsel bir boşluk hissi yaşamalarına yol açmaktadır. Bu boşluğu daha fazla takipçi, daha fazla beğeni veya daha fazla görünürlük elde ederek gidermeye çalışsalar da, bunun sağladığı tatmin kısa süreli olmakta ve manevi ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemektedir.
Gençlerin bir sorunu da fikirlerinin yeterince dikkate alınmaması veya tam olarak anlaşılamamalarıdır. Kendilerini ifade edebildikleri, yargılanmadan dinlenebildikleri ortamlar gençler için her geçen gün daha değerli hale gelmektedir. Aile ilişkileri de bu noktada önemli bir yere sahiptir. Ebeveynlerin gençleri dinlemeyi öğrenmeleri ve onlara fikirlerinin önemsendiğini hissettirecek çözümler üretmeleri gerekmektedir.
Peki gençlerin yaşadığı tüm bu yalnızlık, güvensizlik ve tatminsizlik duygularına kalıcı bir çözüm sunmak mümkün müdür? Burada önemli olan, çözüm ararken doğru kaynağa yönelmektir. Tüm evreni yaratan ve insanı en iyi bilen Allah, elbette insanın karşılaştığı sorunlara rehberlik edecek hükümleri de bildirmiştir. Bu nedenle yalnızlık, güvensizlik ve manevi boşluk gibi problemlerin çözümü, Kuran’a dayalı güzel ahlakın hayata geçirilmesinde yatmaktadır.
.jpg)
İnsanların kendilerini mutlu ve huzurlu hissedebilmeleri için ihtiyaç duydukları en önemli unsurlardan biri güvendir. Güvenin olmadığı bir ortamda sürekli olarak kendilerini koruma ihtiyacı hisseder, gerçek düşüncelerini açıklamaktan çekinir ve çevrelerindeki insanlara karşı mesafeli davranırlar. Böyle bir ortamda samimi dostlukların, gerçek kardeşliğin ve kalıcı sevginin oluşması imkansız hale gelir. Nitekim günümüzde birçok gencin yaşadığı yalnızlık hissinin temel sebeplerinden biri de çevresindeki insanlara tam anlamıyla güven duyamamasıdır.
Kuran'a dayalı güzel ahlak modelinde ilişkilerin temeli menfaat üzerine değil, Allah rızası üzerine kuruludur. İnsanlar birbirlerine karşı dürüst, vefalı, fedakar ve merhametli davranmayı bir sorumluluk olarak görürler. Bu nedenle herkesin birbirine karşı güven duyduğu, insanların birbirlerinin iyiliğini gözettiği güçlü bir kardeşlik ortamı oluşur. Gençler de böyle bir toplum içinde kendilerini yalnız hissetmez, aksine sevildiklerini, değer gördüklerini ve desteklendiklerini bilmenin huzurunu yaşarlar. Karşılıklı güvenin hakim olduğu bu ortam, gençlerin yeteneklerini geliştirmelerine, kendilerini özgürce ifade etmelerine ve geleceğe umutla bakmalarına imkan sağlar.
Yüce Allah Kuran’da, "De ki: Allah'ın kulları için çıkardığı ziyneti ve temiz rızıkları kim haram kılmıştır?" (Araf Suresi, 32) buyurarak insanların meşru olan her türlü nimetten ve güzellikten özgürce yararlanabileceğini bildirmiştir. Bu anlayış içinde yetişen gençler sanatta, bilimde, kültürde, estetikte ve eğlencede en yüksek kaliteyi ve güzelliği hedeflerler. Kuran'a dayalı bir ahlak anlayışının yerleşik olduğu toplumda gençler baskı ve zorlamadan uzak bir şekilde kişiliklerini geliştirme, yeteneklerini ortaya koyma ve kendilerini ifade etme imkanı bulmuş olurlar. İnsanlar dürüstlüğü, fedakarlığı, vefayı ve güzel davranışları hayatlarının temel prensibi haline getirdiklerinden, sosyal ilişkiler de sağlam bir güven zemini üzerine kurulur. Haset, dedikodu, bencillik ve vefasızlık gibi toplumsal huzuru bozan davranışlar yerine, sevgiye, saygıya ve samimiyete dayalı ilişkiler gelişir. Böyle bir ortamda gençler kendilerini yalnız ve değersiz hissetmezler. Çünkü çevrelerinde onları seven, koruyan, destekleyen ve iyiliklerini isteyen insanlar bulunur. Sevginin, saygının ve karşılıklı güvenin hakim olduğu bir toplumda gençler son derece huzurlu bir hayat sürme imkanı bulurlar.
Allah, gerçek ve kalıcı huzurun ancak Kendisine yönelmekle mümkün olduğunu bir ayette şöyle bildirmektedir:
Bunlar iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır (huzura kavuşanlardır). Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. (Rad Suresi, 28)
Gençler bu kısa dünya hayatında Allah'ı dost ve veli edinip yaşamlarını O'nun rızasına göre şekillendirdiklerinde, modern dünyanın dayattığı yapay kıyaslamalardan ve bunların doğurduğu değersizlik hissinden kurtulurlar. Dünya hayatlarını güzel ahlakın hakim olduğu huzurlu bir ortam içinde sürdürürken, meşru olan hiçbir güzellikten ve nimetten de mahrum kalmazlar. Kuran’a dayalı güzel ahlak modeli gençlere özlemini duydukları sevgi, saygı ve güven ortamını sunarken, onları gereksiz baskılar altına sokmadan mutlu, özgür ve kaliteli bir hayat yaşamalarına imkan sağlar.