Cemal Yıldırım, Evrim Kuramı ve Bağnazlık, Bilgi Yayınevi, Ocak 1989, s. 58-59


Göz gibi kompleks organlar, görme eylemi için gözün kendisi, beyindeki görsel merkezler ve bunları birbirine bağlayan sinir ağlarının eş zamanlı ve uyumlu bir şekilde oluşmasını gerektirir. Evrim teorisinin rastlantısal varyasyonlara dayalı açıklamaları, bu kadar çok sayıda bileşenin aynı anda ve uyum içinde ortaya çıkışını izah edememektedir.
Doğal seleksiyon, gözün oluşumunda ilk adım olarak kabul edilen, ışığa duyarlı küçük bir bölümün canlıya tek başına ne gibi bir avantaj sağlayacağını açıklayamaz. Görmenin gerçekleşmesi için bu ilkel oluşumla birlikte beyinde görsel merkezin ve sinir ağının da eş zamanlı kurulması gerekmektedir ki bu, doğal seleksiyonun temel prensipleriyle çelişmektedir.
Sıradan bir yumuşakça olan ibikin gözünde dahi retina, kornea ve selüloz dokulu lens gibi karmaşık yapılar bulunması, evrim düzeyleri farklı türlerdeki bu benzer yapılaşmanın salt doğal seleksiyon ve rastlantılarla açıklanamayacağını göstermektedir. Bu durum, ortak bir yaratılışın veya tasarımın varlığına işaret etmektedir.
Görmenin ortaya çıkması için birbirini tamamlayıcı bir dizi değişikliğe ve bunların tam bir uyum ve eş güdüm içinde çalışmasına ihtiyaç vardır. Gözün iç düzeneklerinin yanı sıra beyindeki özel merkezlerle göz arasındaki bağıntıların da kurulması ve işlevsel olması zorunludur.
Darwin, varyasyonların rastgele ortaya çıktığına inanmaktaydı. Ancak görmenin gerektirdiği çok sayıda varyasyonun organizmanın değişik yerlerinde aynı zamanda oluşup uyum kurması, bu rastgelelik inancıyla açıklanamayan gizemli bir bilmeceye dönüşmektedir. Bu durum, kompleks organların oluşumunda rastlantısallığın yetersizliğini ortaya koyar.