İnsanoğlu yüzlerce yıldır başını gökyüzüne her kaldırdığında aynı soruların cevabını merak etmiştir: Biz nereden geldik, bu muazzam evren nasıl başladı, uzayın derinliklerinde ne var, uzay nerede bitiyor ve sonrasında ne var?


Bilim insanları bu sorulara cevap bulabilmek için yıllardır çalışmaktadır; bunun için devasa teleskoplar inşa ettiler. Bu teleskopların en gelişmişi olan James Webb Uzay Teleskobu, geçtiğimiz dönemde uzayın derinliklerine doğru fırlatıldığında, aslında insanlık tarihinin en büyük keşiflerine ulaşacağı tam olarak tahmin edilmemişti.
Teleskobun görevi açıktı: Evrenin ilk var olduğu döneme, yani milyarlarca yıl öncesine bakmak ve ilk galaksilerin nasıl oluştuğunu incelemek.

 

Hubble’dan James Webb’e: Işıkla Zamanda Yolculuk

İnsanlık, James Webb’den önce uzaydaki gözümüz olan Hubble Uzay Teleskobu sayesinde evrenin genişlediğini öğrendi ve milyarlarca ışık yılı uzağın fotoğraflarıyla tanıştı. Ancak Hubble görünür ışıkla çalışıyordu. Işık ise evrende sınırlı bir hızla seyahat eder. Örneğin, bize en yakın yıldızın ışığı Dünyamıza 4 yılda ulaşır; yani biz o yıldıza baktığımızda onun bugünkü halini değil, 4 yıl önceki geçmişini görürüz. Mesafe milyarlarca ışık yılına çıktığında teleskoplar adeta birer zaman makinesine dönüşür. James Webb, evrenin genişlemesiyle esneyip görünmez hale gelen kızılötesi ışıkları (redshift) yakalayacak şekilde tasarlandı. Böylece Hubble'ın göremediği, evrenin en karanlık ve en eski sayfalarını açmayı başardı.

 

Bilim dünyasındaki yaygın teoriye göre, evren ilk başlarda büyük bir toz ve gaz bulutuydu. Bu bulutların kendi kendine, tesadüflerle, yavaş yavaş ve milyarlarca yıl süren düzensiz denemelerle galaksileri oluşturduğu iddia ediliyordu. Yani teoriler, evrenin bebeklik dönemine baktığımızda karşımıza olgunlaşmamış, darmadağınık, tabiri caizse "yarı mamul" yapılar çıkacağını öngörüyordu.


Ancak James Webb’in dünyaya gönderdiği ilk veriler, bilim camiasında tam anlamıyla bir şok dalgası yarattı. Teleskop, evrenin henüz ilk dönemlerinde, yani Büyük Patlama’dan sadece 280-300 milyon yıl sonrası gibi çok kısa bir süre geçmişken, karşısında darmadağınık gaz bulutları bulmadı. Aksine, astronomların "Kozmik Şafak" (Cosmic Dawn) adını verdiği o ilk dönemde, tıpkı bizim Samanyolu Galaksisi gibi devasa, sapasağlam, her şeyiyle tamamlanmış ve mükemmel bir düzene sahip olgun galaksiler buldu.


Bu, bilim insanları için büyük bir sürprizdi. Çünkü mevcut teorilere göre hemen patlamadan sonra büyük bir kaos olduğu düşünülüyordu. Nedeni ise o kadar kısa sürede, bu kadar muazzam ve düzenli dev yapıların "kendi kendine" mükemmel bir düzen içinde oluşması matematiksel olarak imkansızdı. Bu durum gazetelerde ve bilim dergilerinde geniş bir yer buldu. Bu durumu tanımlamak için bulunan başlık ise oldukça çarpıcıydı: "İmkânsız Erken Galaksiler!" 

 

Zamanı Aşabilen Kimyasal Kusursuzluk

Bu galaksilerin sadece orada duruyor olması değil, içerdikleri kimyasal elementler de bilim insanlarını hayrete düşürdü. James Webb’in spektrograf (NIRSpec) analizleri, JADES-GS-z14-0 galaksisinde iyonize oksijen, rekor kıran MoM-z14 galaksisinde ise yoğun miktarda azot tespit etti. Standart fizik ve kimya modellerine göre oksijen ve azot gibi ağır elementlerin oluşabilmesi için ilk yıldızların doğması, yaşlanması, süpernova patlamalarıyla ölmesi ve bu döngünün defalarca tekrarlanarak gaz bulutlarını zenginleştirmesi gerekir. Evrenin sadece 280 milyon yıllık bebeklik döneminde, sanki milyarlarca yıl geçmiş gibi hazır, işlenmiş ve zengin bir kimyasal altyapının bulunması mevcut evrimsel teorilerin zaman çizelgesini tamamen altüst etmiştir.

 

 

Bu keşif, aslında insanlığa mucize bir gerçeği gösteriyordu: Evrenin ilk anından itibaren rastgeleliğe, başıboşluğa ve karmaşaya asla yer verilmemişti. Evrenin yoktan yaratılışı ve oluşmaya başladığı ilk andan itibaren, onu inşa eden, düzene koyan ve ayakta tutan Rabbimizin varlığına işaret ediyordu. Her şey bir anda, en mükemmel haliyle, tam bir nizam ve intizam içinde var edilmişti.


Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de yoktan var edişi şu şekilde bildirmiştir:

"Bir şeyi dilediği zaman, O’nun emri yalnızca ona 'Ol!' demektir; o da hemen oluverir." (Yâsîn Suresi, 2)

James Webb’in ortaya koyduğu gerçek yani "imkânsız" galaksiler, aslında Rabbimizin "Ol!" emrinin kozmik birer tecellisiydi. Zamanın ve mekânın ötesindeki sonsuz güç sahibi olan Yüce Rabbimiz, evreni yarattığı ilk andan itibaren muhteşem bir düzen ve simetri içinde tutmuş ve halen de tutmaya devam etmektedir.


Gökyüzündeki milyarlarca yıldızı, devasa galaksileri ilk andan itibaren kusursuz bir dengede tutan güç ve kudret; bizleri de her an gören, gözeten, kesintisiz ve karşılıksız nimetler veren Rabbimize aittir. Mülk Suresi'nde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

"O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahman’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kez daha çevir gözünü; hiçbir çatlak, hiçbir kusur görebiliyor musun?" (Mülk Suresi, 3)

Teknolojinin de gelişmesiyle insanlar günümüzde milyarlarca ışık yılı uzağı görebilen en güçlü teleskoplarla bile göğe baktığında, ayetin mucizevi bir şekilde işaret ettiği gibi tek bir çatlak, tek bir düzensizlik veya tesadüf bulamamaktadır. Kâinattan atoma her detayda karşımıza çıkan tek şey; kusursuz bir sanat ve sonsuz bir ilimle her şeyi kuşatan Yüce Rabbimizin muazzam yaratışıdır.

 

Kaynakça
https://astrography.com/blogs/news/jades-gs-z14-0-nasas-james-webb-space-telescope-discovering-the-most-distant-galaxy
https://esawebb.org/images/jades5/
https://www.youtube.com/watch?v=7FQ0mpkof-8