Sayın Adnan Oktar'ın 28 Şubat 2018 tarihli Canlı Sohbetler yayınından.
Sayın Adnan Oktar'ın 28 Şubat 2018 tarihli Canlı Sohbetler yayınından.
Makaleler
Makaleler
Makaleler
Makaleler
Makaleler
Makaleler
00:56 Videolar
00:38 Videolar
00:58 Videolar
02:35 Videolar
01:12 Videolar
00:53 Videolar
01:26 Videolar
01:08 Videolar
01:37 Videolar
01:21 Videolar
00:58 Videolar
03:09 Videolar
02:17 Videolar
04:50 Videolar
02:29 Videolar
03:37 Videolar
05:05 Videolar
02:55 Videolar
07:28 Videolar
01:46 Videolar
03:12 Videolar
00:37 Videolar
01:30 Videolar
01:16 Videolar
Bu videoda gerçek dostluğun en zor zamanlarda sergilenen sadakatle belli olduğu vurgulanmaktadır. İnsanların zor günlerinde yalnız bırakılmasının büyük bir ahlaki zafiyet olduğu ifade edilerek, toplumda yayılan sevgisizlik ve nefret kültürüne dikkat çekilmektedir. Sevginin temel bir değer olarak öne çıkarılması gerektiği ve bu ahlakın devlet politikası haline getirilmesinin önemi üzerinde durulmaktadır.
Gerçek dostluk, kişinin en zor zamanlarında, hastalık veya sıkıntı gibi en ağır imtihanlardan geçtiği anlarda sergilenen tutumla anlaşılır. En ihtiyaç duyulan anda yanında olmak ve vefa göstermek dostluğun en samimi göstergesidir.
Sevgisizlik bireysel bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir huzursuzluk ve nefret kültürüne dönüştüğü için devletin bu konuyu birinci derece önemli görmesi gereklidir. İnsanların sevgiyi temel alması, toplumdaki çatışmaları ve gerilimi azaltacak bir unsurdur.
Sevgiyi dışlayan ve sadece nefret, alaycılık veya ukalalık üzerine kurulu bir iletişim tarzını benimseyen kişilerin sergilediği tutum, bir ahlak bozukluğu olarak kabul edilmelidir. Sevgisizliği bir değer ölçüsü yapan kişilerle ilişki kurmamak, bu tarz bir davranış şeklini reddetmek anlamına gelir.
Başkalarının doğal halleriyle veya ihtiyaçlarıyla alay etmek, temel bir nezaketsizlik ve ilkellik göstergesidir. Bu tür davranışlar, derinlikten yoksun ve ahlaki değerlerin önemsenmediği bir kişilik yapısının işareti olarak kabul edilir.
Bu videoda gerçek dostluğun en zor zamanlarda sergilenen sadakatle belli olduğu vurgulanmaktadır. İnsanların zor günlerinde yalnız bırakılmasının büyük bir ahlaki zafiyet olduğu ifade edilerek, toplumda yayılan sevgisizlik ve nefret kültürüne dikkat çekilmektedir. Sevginin temel bir değer olarak öne çıkarılması gerektiği ve bu ahlakın devlet politikası haline getirilmesinin önemi üzerinde durulmaktadır.
Gerçek dostluk, kişinin en zor zamanlarında, hastalık veya sıkıntı gibi en ağır imtihanlardan geçtiği anlarda sergilenen tutumla anlaşılır. En ihtiyaç duyulan anda yanında olmak ve vefa göstermek dostluğun en samimi göstergesidir.
Sevgisizlik bireysel bir sorun olmaktan çıkıp toplumsal bir huzursuzluk ve nefret kültürüne dönüştüğü için devletin bu konuyu birinci derece önemli görmesi gereklidir. İnsanların sevgiyi temel alması, toplumdaki çatışmaları ve gerilimi azaltacak bir unsurdur.
Sevgiyi dışlayan ve sadece nefret, alaycılık veya ukalalık üzerine kurulu bir iletişim tarzını benimseyen kişilerin sergilediği tutum, bir ahlak bozukluğu olarak kabul edilmelidir. Sevgisizliği bir değer ölçüsü yapan kişilerle ilişki kurmamak, bu tarz bir davranış şeklini reddetmek anlamına gelir.
Başkalarının doğal halleriyle veya ihtiyaçlarıyla alay etmek, temel bir nezaketsizlik ve ilkellik göstergesidir. Bu tür davranışlar, derinlikten yoksun ve ahlaki değerlerin önemsenmediği bir kişilik yapısının işareti olarak kabul edilir.