Düşünen Bir Topluluk İçin Deliller 1. Bölüm
Merhaba değerli izleyicilerimiz. Programımızın bugüne kadar olan bölümlerinde bazen bir çiçeğin tozlaşmasından, bazen de vücudumuzdaki savunma sisteminden bahsettik. Tüm bunları Allah'ın üstün kudretini ve ilmini gözler önüne sermek için sizlere aktardık. Anlattıklarımızı hep günümüzün gelişmiş, teknolojik ve bilimsel verilerine dayandırdık.
Evet değerli izleyicilerimiz, Allah'ın varlığına dair delilleri görmek için güncel bilimsel tespitlerden faydalanmak önemli bir yöntemdir. 19. yüzyılın ortalarında İngiliz doğa bilimci Charles Darwin, yeryüzündeki canlıların ortaya çıkışını evrim teorisiyle açıklamaya çalışmıştı. Ancak o bu açıklamaya çalışırken bizimle aynı yöntemi kullanmadı. O dönemin bugüne kıyasla en belirgin özelliği bilim ve teknoloji düzeyinin son derece geri olmasıydı.
19. yüzyılın bilim adamları basit laboratuvarlarında oldukça ilkel araçlarla çalışıyorlardı. Kullandıkları araçlarda bakterileri dahi göremiyorlardı. Darwin teorisini geliştirirken canlılığın temelde basit bir yapıya sahip olduğu düşüncesine dayandı. Darwin'in teorisini benimseyen ve savunan diğer biyologlar da aynı şekilde düşünüyorlardı.
Örneğin Darwinizmin Almanya'daki en büyük destekçisi olan Ernst Haeckel o dönemin mikroskoplarında canlı hücreyi sadece koyu bir leke gibi görüyor. O nedenle de canlı hücrelerin çok basit bir yapıya sahip olduğunu düşünüyordu. Hatta bir yazısında hücre için açıkça “jöle dolu bir baloncuk” demişti.
Darwin'den günümüze kadar geçen 1,5 yüzyıl içinde bilim ve teknoloji dev adımlarla gelişti. Bilim adamları, hücrenin jöle dolu basit bir baloncuk değil, hücrenin gerçekte nasıl bir yapıya sahip olduğunu keşfettiler. Ve hücrenin hiç de önceden sanıldığı gibi basit olmadığını da hayretle gördüler. Hücrenin içinde Darwin'in zamanında hayal bile edilemeyecek kadar kompleks bir sistem olduğu ortaya çıktı.
Ünlü bir moleküler biyolog olan Profesör Michael Denton, hücrenin nasıl bir yapıya sahip olduğunu anlatmak için şöyle bir benzetme yapıyor:
“Moleküler biyoloji tarafından ortaya çıkarılan yaşam gerçeğini kavrayabilmek için bir hücreyi yaklaşık bir milyon kez büyütmemiz gerekir. Bu durumda hücre, New York ya da Londra gibi büyük bir şehri kaplayacak boyutta dev bir uzay gemisine benzeyecektir. Hücrenin yakınına gelip onu incelediğimizde, üzerindeki milyonlarca küçük kapıyla karşılaşırız. Ve eğer bu kapıların herhangi birinden içeri girersek, olağanüstü bir teknoloji ve bizi şaşkınlığa düşürecek bir komplekslikle yüz yüze geliriz.”
Gerald Schroeder, dünyanın en önde gelen üniversitelerinden, Massachusetts of Technology'de moleküler biyoloji ve kuantum fiziği alanında doktorasını yapmış saygın bir bilim adamı. Time, Newsweek ve Scientific American gibi prestijli dergilerde bilim yazarlığı yapıyor. Schroeder, hala devam ettirdiği bilimsel çalışmaların ardından vardığı sonucu, “Tanrının Saklı Yüzü” adlı kitabında şöyle açıklıyor:
“Fiziksel dünya, mucizevi olgularla dolu bir birlik fenomenidir. Evrendeki milyarlarca galaksi arasına dağılmış olan trilyonlarca yıldızı yöneten, 15 milyar ışık yılı uzaklığa kadar uzanan aynı yasalar 0.001 yani 10 binde 1 santimetrelik bir hücre içerisindeki kimyasal reaksiyonları da yönetmektedir. Organik hücrenin 10 üzeri 0.5 metrelik alanından, evrenin 10 üzeri 26 metrelik alanına kadar, 10 üzeri eksi 26 kilogramlık atom kütlesinden, 10 üzeri 30 kilogramlık güneş kütlesine kadar aynı yasalar. Ama neden? Evren neden böylesine idrak edilebilir ve tutarlıdır? Buna bilim tek başına cevap veremez. Muhtemelen bizler, fiziksel olanın içerisinde tutulan metafiziğe dair ipuçlarıyla karşılaşmaktayız.”
Stanford Üniversitesi Popülasyon Biyolojisi alanında doktora yapan ve Florida Üniversitesi Zooloji Profesörlüğü ve bölüm başkanlığı görevini de yürüten Prof. Thomas C. Emmel ise bu konuda şunları söylüyor:
“Mevcut Big Bang teorisini şimdiye kadar yapılmış en iyi izahat olarak görüyorum. Yaratıcı süreç pekala devam etmekte. Bence Allah'ın varlığı, bizi çevreleyen engin evren üzerine yaptığımız çalışmalarda açıkça ortaya çıkıyor.”
Günümüz bilimi şunu ortaya koyuyor; Allah'ın yaratışının delilleri, O'nun üstün gücünün, aklının ve sanatının yansımaları aslında her yerde. Kuran ayetlerinde de bu delillerin görülüp anlaşılabilmesi için iki önemli yol bildiriliyor. Birincisi düşünmek, ikincisi bilgi sahibi olmak. Allah'ın yaratışının delillerini görmek için profesyonel bir bilim adamı olmak gerekli değil. Hatta yakınınızda okuyup faydalanabileceğiniz bilimsel eserler de olmayabilir. Çölde yaşayan bir bedevi ya da dağlarda yol alan bir yolcu bile olsanız Allah'ı ve yaratıklarını düşünebilirsiniz. Tefekkürle derinleşmek için Allah'ın yaratmasının delilleri üzerinde sürekli düşünmek çok önemli.
Çevremizdeki canlı-cansız tüm varlıklar bizim Allah'ın üstün yaratma gücünü, sanatını, ilmini derin derin tefekkür etmemiz için yaratılmışlardır. Bunları önemsemeden geçmek ve düşünmemek, Allah'ın ayetlerinden yüz çevirmek anlamına gelir ki, iman edenlerin böyle bir tavırdan şiddetle kaçınmaları gerekir. Allah Kuran'da yarattığı şeyler hakkında düşünmek gerektiğini bildirmiştir. Ancak burada düşünmekten kastedilen bazı insanların sandığı gibi Allah ne kadar güzel yaratmış veya ne kadar muhteşem bir kuş gibi sadece sözde kalan ezberlenmiş tepkiler vermekten ibaret değil.
Yapılması gereken uzun uzun, derin ve kapsamlı bir şekilde Allah'ın yarattıkları hakkında düşünmek. Yaratılıştaki hikmet ve incelikleri tespit etmek. Böylelikle Allah'ın sonsuz ilmine, kudretine ve sanatına şahit olmak. Ayetlerde müminlerin örneğin göklerin ve yerin yaratılışı hakkında uzun uzun düşündüklerinden şöyle bahsedilir:
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün art arda gelişinde, temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler vardır. Onlar ayaktayken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler. Ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. Ve derler ki: Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın, Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru.” (Al-i İmran Suresi, 190-191)
Allah'ın bizlere sunduğu delilleri düşünürken kullanılabilecek yöntemlerden biri, çevremizdeki varlıklar, olaylar üzerinde kıyaslama ve sorgulama yöntemi kullanmaktır. Örneğin, eğer daha farklı olsa ne olurdu, diye bakıp kıyas yapmak, Allah'ın her şey üzerinde ne kadar hassas ölçüler yarattığını kavramak gerekir. Kuran-ı Kerim'de bir ayette Hz. İbrahim Peygamber (as)’ın bunu ne kadar iyi tefekkür ettiğini görebilirsiniz.
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“Allah kendisine mülk verdi diye, Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim, benim Rabbim diriltir ve öldürür demişti, o da, ben de öldürür ve diriltirim demişti. O zaman İbrahim, şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir. Hadi sen de onu batıdan getir deyince, o inkarcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.” (Bakara suresi, 258)
Allah'ın bizlere sunduğu delilleri derinlemesine kavramak için gereken ikinci özellik ise bilgiye sahip olmak. Ancak burada önemli bir nokta var. Bir konuyu yaratılış delili olarak görmek için mutlaka o konunun en çarpıcı yönlerini bilip, tüm detayları hakkında geniş bir bilgiye sahip olmak gerekmez.
Bir böcek, örneğin bir bal arısı görünce onu bir yaratanın olduğunu bilebilirsiniz. Bunun Allah'ın yaratmasının delillerinden olduğunu anlamak için canlının sadece varlığı yeterli. Bu canlı hakkında öğrenilecek detaylı bilgiler üzerinde düşünmek ise Allah'a olan imanı ve şevki artıracak birer vesile.
Günümüzde tıp, fizik, astronomi gibi bilim dalları sayesinde Allah'ın yaratılışı ve mucizeler hakkında güzelliklerini daha net ve ayrıntılı biçimde ortaya çıkarmak mümkündür. Bu bilgileri öğrenip Allah'ın yarattığı hikmetler ve güzellikler olarak değerlendiren insanların Allah'ın sonsuz kudretine olan hayranlıkları katlanarak artıyor. Kuşkusuz, son derece kısıtlı bilgiye sahip olan küçük bir çocuk da, senelerce eğitim görmüş, çok bilgili bir profesör de, vicdan ve samimiyetle yaklaştığında Allah'ın ayetlerini rahatlıkla görüp tanıyabilir. Ancak insanların çevresinde görmediği varlıkları tefekkür edebilmesi için elbette ki kapsamlı bir bilgiye ihtiyaçları olabilir. Veya çevresinde gördüğü bir şey de olsa, onu daha derinlemesine tefekkür edebilmesi için yine onun detaylarını öğrenmesi gerekebilir. Aksi takdirde yaptığı tefekkür belirli bir sınırda kalır. Hatta kimi zaman yüzeysel bile olabilir.
Örneğin uzaydaki sistemler hakkında hiçbir bilgisi olmadan göğe bakıp tefekkür eden bir insanda, astronomi bilgisi kuvvetli olan bir insanın tefekkürü muhakkak ki birbirinden farklı olacaktır. Ya da insan vücudu, fizyolojisi ve anatomisi hakkında geniş bilgi sahibi olan bir kimsenin, insanın yaratılışındaki incelikleri, mucizeleri ve harikalıkları fark etmesi, bu konuda bilgisi olmayan bir kimseye göre çok daha derin ve yoğun olacaktır. Nitekim Allah, bilgi sahiplerinin akletme ve kavrama bakımından bilmeyenlerden üstün olduğunu, bazı ayetlerde haber veriyor.
Kovulmuş şeytandan Allah'a sığınırım:
“İşte bu örnekler, biz bunları insanlara vermekteyiz. Ancak âlimlerden başkası bunlara akıl erdirmez.” (Anke”but Suresi, 43)
“Göklerin ve yerin yaratılmasıyla, dillerinizin ve renklerinizin ayrı olması onun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, âlimler için gerçekten ayetler vardır.” (Rum Suresi, 22)
“Yoksa o, gece saatinde kalkıp da secde ederek ve kıyama durarak gönülden itaat eden, ahiretten sakınan ve Rabbinin rahmetini umut eden gibi midir? De ki: Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Şüphesiz temiz akıl sahipleri öğüt alıp düşünürler.” (Zümer Suresi, 9)
Burada şu önemli hatırlatmayı yapmak istiyorum. Salt bilginin onu yorumlayacak akıl, vicdan ve basiret olmadıktan sonra insanı doğruya götürmesi mümkün değildir. Samimi, vicdanlı bir insanın sahip olduğu detaylı bilgiler ise onu Allah'ın daha iyi tanımasını ve ona yakınlaşması için önemli. İşte bu nedenle bugün bilim ve teknolojideki ilerlemelerin de Allah'ın yaratmasındaki ilmi, hikmeti, sanatı ve inceliği daha yakından görüp tamamlamada faydası çok büyük.
İnsan vücudu ortalama 60-70 kiloluk bir et ve kemik yığını. Bilindiği gibi et doğadaki en dayanıksız malzemelerden biri. Açıkta kaldığı zaman birkaç saat içinde bozuluyor. Bir iki gün içinde kurtlanıyor ve hatta dayanılmaz bir koku yaymaya başlıyor. Bu çürük malzeme insan vücudunun büyük bir bölümünü oluşturuyor. Ama onu besleyen kan dolaşımı ve dışarıdaki bakterilerden koruyan derimiz sayesinde çürümeden saklanıyor.
Vücudunun yetenekleri ise hayranlık verici. Örneğin beş duyumuzu ele alalım. Her biri ayrı ayrı birer mucize. İnsan dış dünyayı bu duyuları sayesinde tanıyor. Bu duyulardaki bütünlük sayesinde rahatlıkla yaşamımızı sürdürebiliyoruz. Görme, koklama, dokunma, işitme, tat alma duyuları incelendiğinde karşılaşılan detaylar, ortaya çıkan kusursuz tasarımlar bir yaratıcının varlığını kanıtlayan deliller olarak karşımıza çıkıyor. İnsan vücudundaki mucizevi yapılar sadece beş duyuyla sınırlı değil. Hayatı bize kolaylaştıran bütün organların tümü ayrı ayrı birer mucize. Hepsi tam ihtiyacımızı karşılayacak fonksiyonlara sahip.
Şimdi programımıza ikinci bölümde buluşmak üzere ara veriyoruz. Hoşça kalın.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500