HAFED AL-GHWELL, DÜNYA BANKASI GRUBUNDA YÖNETİM KURULU DANIŞMANI VE İCRA DİREKTÖRÜ

HAFED AL-GHWELL: Adım Hafed Al-Ghwell. Libya’da doğdum. Yarı Libyalı, yarı Amerikalıyım. Dünya Bankası Grubu’nda danışmanım. Daha önce de IMF’de danışmandım. 30 yıldır Washington’da yaşıyorum. Bu bölgedeki Libya ve Orta Doğu politikaları alanlarında faaliyet gösteriyorum.

Bence bana yöneltilen ana konu; özellikle İslami radikal terörist gruplar ve geleneksel bakış açısına sahip Müslümanların çoğunluğunun bu gruplara izin verip sessiz kalmış olmaları. Bence onlarla mücadele etmenin yolu İslam’ın kendi içinde yatıyor. Batıdan gelen tanıkları veya uçakları kullanarak ve bunu bir Doğu-Batı çatışması haline getirerek değil. Bence mantıklı Müslümanların ortaya çıkıp, İslam’ın özünü anlatarak bu insanların hiçbir haklarının olmadıklarını göstermeleri gerekiyor. Bu kişiler İslam2ı yanlış yolda ve yanlış amaçlarla kullanıyorlar. İslam 1400 yıldan bu yana hiçbir zaman bu tarz ilkelerin savunucusu olmadı. İslam Türkiye’de her zaman toleranslıydı. Eğer İslam toleranslı olmasaydı, şu anda hala ayakta duran bir Ortodoks kiliseniz olmazdı. Mısır’da eğer İslam Hristiyanları kabul edici olmasaydı, Kıpti bir kiliseniz olmazdı. Tarihimiz, ilkelerimiz, dinimiz, liderlerimizi, entelektüel ve felsefi liderlik, İbni Arabi’den, İbni Haldun’a, İbni Rüşd’den Gazali’ye, Celaleddin Rumi’ye kadar, bu insanların hepsi farklı bir İslam’ı savundular. Bu yüzden bu İslam’ı göstererek bu insanları işaret ederek şöyle demeliyiz: “Siz bizi temsil etmiyorsunuz. Siz İslam’ın bir parçası değilsiniz.” Bu mücadele bir ülkeden, bir dilden veya bir bölgeden çok daha büyük. Bu tüm Müslümanların mücadelesi. Nereden olduğu hiç fark etmez, çünkü şu anda bu dinimizin kalbini, ruhunu ve tarihimizi tehdit eder bir boyuta geldi. Elbette, demek istediğim, İslam tarihinde ve İslam felsefesinde de geleneksel İslam diye bir şey var. Bu kucaklayıcı, herkesi kabul eden, Hristiyanlarla, Musevilerle barışı ve birliği isteyen bir İslam. Herkesi kabul eden, herkesin kendi dinini yaşama hakkı olduğuna inanan bir din. Bu zaten Kuran’ın temel ilkelerinden biri. Kimse size fikirlerini dayatamaz. Onlar da istedikleri şeye inanmakta özgürler. Aynı sizin sahip olduğunuz eşit haklara sahipler. Kimse sizi inanmaya zorlayamaz. İslam buna karşı çıkar. Siz nasıl Müslüman olmakta özgürseniz, diğer herkes de istedikleri inanca sahip olmakta özgürler.

Mevlana Rumi gibi birisinin kalbine bak, Tüm yaratılanlara karşı sevgi duymak var, sadece başka insana değil, hayvanlara karşı duyulan sevgi de Allah için. Bu kalpteki, bir şekilde var. Namaz, cami ya da çarşaf, bunlar küçük konular. Bu konular İslami mücadelenin kalbinde hiçbir zaman olmadılar. Şii ve Sünniler için İslam tarihinde hiçbir farklılık yok. Hiçbir zaman da olmadı. Namaz kıldığın, oruç tuttuğun, zekat verdiğin ve “Lailahe illallah, Muhammeden Resulullah” dediğin sürece hiçbir fark yok. Bu düşünce tarzındaki farklılık. Bu Şafi ve Maliklerin arasındaki fark gibi, o kadar. Bu Al-Azhar’ın bile 1970’lerde söylediği şey.

Peygamberin mezhebi neydi bana söyler misiniz? Sünni miydi yoksa Şia mıydı? İmam Ali’nin mezhebi neydi? Hepsi aynı, fark etmez. Hiçbir zaman fark etmedi. Ancak şimdi, İslam düşmanları ve şeytani direktörler İslam’ı zafer kazanmak için kullanmak istiyorlar. Bölmek için politik nedenlerle Şia ve Sünniler arasında bunu oluşturdular. Bunun dinle hiçbir ilgisi yok. Ve bence artık mantıklı Müslümanların, akıllı Müslümanların, entelektüel Müslümanların, saygın Müslümanların ayağa kalkıp “bu beni temsil etmiyor, bu benim inandığım şey değil” demelerinin zamanı geldi. Bunlar İslam’ın resmini değiştirmek istiyorlar. İslam düşüncesini değiştirmek istiyorlar ve eğer medeniyetler kurmuş olan, dünyaya hükmetmiş, Allah’ın büyük dinlerinden birinin bu şekilde tahrip edilmesine izin verilirse, bu sadece Müslümanlar için değil, ama tüm insanlık açısından gerçek bir trajedi olacak.

Bildiğiniz gibi, cihattan bahseden insanlar var. Kafeleri patlatıyorlar, aptalca şeyler yapıyorlar. Hayır, esas cihat, İslam’ı entelektüel açıdan savunmaktır. Doğru şekilde, gerçeği göstererek, tarihimizi anlatarak, millet olarak nerede durduğumuzu göstererek.

İslam yayıldı, çünkü eski Müslümanlar çok saygın, kesinlikle samimi insanlardı. Hatta Çin kadar uzak yerlere ticaret için, şeyh olarak ya da öğrenci olarak gittiklerinde oradaki insanlar da Müslüman oldular. Çünkü bu insanların çok saygın ve güzel ahlaklı olduklarını gördüler. Amerika’nın bizim için mücadele etmesini beklememiz gerekmiyor. Bu bizim mücadelemiz. Ve bence burada Türkiye’nin özel bir yeri var. Çünkü büyük imparatorlukları ve İslam medeniyetlerini temsil etti ve bugün de hala modernliğin ve Musevilerin, Hristiyanların ve Müslümanların hep birlikte huzur içinde yaşadıkları, tüm dünlerin kabulünün merkezi. Pek çok İslami mirasın, mimarinin, tarihin ve bilimin buluştuğu bir yer. Bence Türkiye bu radikal, dünyayı anlayamayan, dar görüşlü insanların yerine gerçek geleneksel İslam’ın merkezi olarak inanılmaz bir rol oynayabilir. Bence Türkiye’nin entelektüel ağırlığı, medeniyet ağırlığı, çok geleneksel ve çok modern olan Türk İslam’ının merkezi olması nedeniyle, Türkiye’nin tüm Arap dünyasıyla arasında bağlar var. Demek istediğim biz Libya’da sürekli bunun şakasını yaparız. Çünkü herkesin büyükannesi ya da büyükbabası Türk’tür. Hepimiz Türkiye’ye bağlıyız. Büyükannem Türk. Ailelerimizin pek çoğu Türkiye’den. Ve Türkiye gerçekten daha aktif, daha ılımlı, entelektüel İslam anlayışının merkezi olabilir.


 

 

A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500