Adnan Oktar’ın 4 Ekim 2017 tarihli A9 TV röportajından
Mezheplere göre mi yaşıyorsunuz?
İZLEYİCİ SORUSU: Adnan Bey, anladığımız kadarıyla dini mezheplere göre yaşamıyorsunuz. Yaşadığınız dini neyden baz alıyorsunuz ya da nasıl yaşıyorsunuz?
ADNAN OKTAR: Aslında işin doğrusu tabii Hanefi, Sünni ağırlıklı benim din anlayışım. Yani mecburen öyle yapıyoruz. Ama mesela ben midye yerim, ıstakoz yerim, haram olduğuna inanmıyorum. Çünkü Kuran'da öyle bir hüküm yok. Öyle karmaşık bir abdest alma ritüelim yok, ona inanmıyorum. Kuran'daki gibi kısaca alıyorum abdesti. Ama Sünni Müslümanlara da şefkat duyuyorum, seviyorum onları koruyup-kollamak için gece-gündüz uğraşıyorum onlara zarar gelmesin diye. Şii Müslümanları, Alevi Müslümanları hepsini çok seviyorum. Hıristiyanları, Musevileri onları da çok seviyorum. Hiçbirine kötülük gelmemesi için gayret ediyorum. Bu bilinen bir husus.
Ama aklın yolu açık. Aklın yolu bir. Istakoz şu an geçişte çıtır çıtır yerim güzel kızarmış ıstakoz. Haram değil, niye haram olsun? Uydurma haramlarının hiçbirini kabul etmiyor. Kadınların yarım olduğunu kabul etmiyorum. Kuran'da Allah “mümin ve müminat” kadınları eşit, erkekleri eşit görüyor Cenab-ı Allah. Eşit olduğunu söylüyor. Ben kadının yarım olduğuna inanmıyorum. Gelenekçi inanca karşıyım. Kabul etmiyorum. Kadınların dövülmesi mesela dört mezhepte var. Ben kabul etmiyorum. Dövme değil o. Kadını evden uzaklaştırma. Annesinin evine, babasının evine gönderme veyahut kendi annesinin babasının evine gönderme. Bir süre görüşmeme. Böyle bir şey olur mu? Kadına önce sen uyaracaksın, hatırlatacaksın. Sonra yatağına ayıracaksın. Sonra sille-tokat kadına gireceksin yumrukla. Ondan sonra diyeceksin ki böyle olmuyor, en iyisi aramıza bir hakem tayin edelim diyeceksin. Yani kadının ağzını-burnunu kırmışsın sen. Dişini falan ağzını burnunu darmadağın hakem tayin ediyorsun. Kadının gözü mözü şiş. Ondan sonra hakemler de konuşuyor. Sonra artık olmuyor, boşanalım diyeceksin. Boşandıktan sonra kadın üç ay iddet bekleyecek, sonra barışalım diyeceksin. Kafasını-gözünü yardığın kadınla nasıl barışıyorsun sen? Hayır barışırsın da bu nasıl bir mantık? Birdenbire böyle bir atlama olur mu?
Mesela bak olay şöyle gelişiyor yavaş yavaş. Gayet mantıklı. Bak şimdi ne yapıyor? Önce uyarıyor, hatırlatıyor, nasihat ediyor. Sonra yatağını ayırıyor. Sonra evden ayırıyor. Sonra hakemleri çağırıyor, hakemler konuşuyor. O da olmazsa nikahı bozuyor, ayrılıyorlar. Ve kadını kendi evinde, evinden kovmadan, evinden atmadan kendi evinde tutuyor. Kadın iddeti müddetince o evde kalıyor. Ve sonra kadın eğer istiyorsa kocasına yeniden dönüyor. Normal prosedür bu. Ama sen nasıl, bak böyle giden bir prosedürü birden böyle böyle yapıyorsun. Kadın ağzını-burnunu kırıp bir olay çıkarıyorsun. Sonra tatlılıkla hakemleri çağırıyorsun. Kadın zaten hastanelik olmuş, dövmüşsün. Niye hakem çağırıyorsun? Doktor çağırman lazım senim madem dövdün, değil mi? Ya böyle bir mantıksızlık olmaz. E ben buna inanmıyorum. Ama tabii kökenimde Sünni, Hanefi inancım. Ama İmam Ebu Hanife'nin büyük alim olduğunu kabul ediyorum ama bu konularda hata yaptığına da inanıyorum.