PROFESÖR MUSTAFA UÇAR, HASAN KALYONCU ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
PROF. MUSTAFA UÇAR: Türkçe ve diğer diller onların ataları Adem (as)’a öğretilen bir şey yoktu biliyorsunuz. Adem atamız (as) Esma'yı, Esma ona öğretiliyor. Böyle bir mucizesi var. Esma deyince neyi anlayacağız? Dilleri anlayacağız. Yani bundan önce insanlar oturup ya ineğe inek diyelim, kuzuya kuzu diyelim. Kürtçesini şöyle diyelim, İngilizcesini böyle diyelim diye bir toplantı yapmamışlar. Mesela şahsen ben bir Türk olarak, Türkçedeki bütün kelimeleri değil, belki yüzde 1'ini biliyorum bir profesör olarak. Hangimiz yüzde 100'ünü biliyoruz? Bilmiyoruz. Kullanıyor muyuz? Hayır. Ama Türkçe’de bir zenginlik var, bir dil. Kürtçe de bir dil, Arapça da bir dil. Bunların hepsi Hz. Adem (as)’a dayanıyor. Hz. Adem (as) Esma'yı öğrenmiş daha sonra biliyorsunuz kavimlerin ayrışması diye bir tarihi olay var. Oradan sonra ana diller ortaya çıkıyor. 6 tane dil grubu ve devam ediyor. Ama burada önemli olan benim filan ötekinin filan olması değil de, o dil onun, bu dilde benim özelliğim ve Allah'ın verdiği bir özellik. Kutsaldır diller. Bu dilleri düzgün kullanmak, Allah yolunda kullanmak, birbirine duada, güzelliğe, karşılıklı temennilerde, iyilikleri anlatmada kullanmak. Ama küfürde, başka yerlerde kullanırsak, Türkçe küfür etseniz de haramdır, Kürtçe küfür etseniz de haramdır. Onun için bu dilleri Allah'ın yarattığı nasıl dilimiz, elimizi, ayağımızı Allah yaratmışsa, dilleri de Allah yaratmıştır. Bunu bir kere kabullenmemiz lazım.
Ha bundan sonra da acaba biz farklılıkları zenginlik olarak mı göreceğiz? Yoksa farklılıkları birbirimize düşmanlık olarak mı göreceğiz? Ben şahsen Farklılıkların zenginlik olarak görülmesini istiyorum. Niye? Ben Kırşehirliyim. Kırşehir mutfağında çeşitli yemekler var. Ama Antep'e geldim. Antep mutfağını gördüğümde çok memnun oldum. Niye çok acı? Niye siz şunu böyle yapıyorsunuz? Niye bizim Kırşehir'inkine benzetmiyorsunuz? Kaldırın bunu bizimkiler gibi yapın deme durumum da yok. Bunun bana faydası da yok. O zaman ne yapacağım? Antepli'yi Antepli olarak, Diyarbakırlı'yı Diyarbakırlı olarak, Kırşehirli'yi Kırşehirli olarak göreceğiz. Ve ayrımcılığın karşısında olacağız.
Ayrımcılık deyince benim en önce şehir ayrımcılığından bu işi buradan başlıyor, buradan yıkmamız lazım. Ya işte diyor ki Antepli-Urfalı. Antepliler şöyle, Urfalılar böyle. Hayır. Antep'te iyiler de var, kötüler de var. Urfa'da iyiler de var, kötüler de var. Mekke'de Hz. Hamza (ra) da çıkmış, Ebu Leheb de çıkmış. Bak ikisi de kardeş. O zaman biz Mekkeliler iyidir veya Mekkeliler kötüdür diyemeyeceğimiz gibi Diyarbakırlılar iyidir, Trabzonlular kötüdür diyemeyiz. Hepsinin iyileri var, kötüleri var. Bu ayrılıkları ortadan atmaya çalışalım. Yani genelleştirmeyelim kötülükleri hele hele. Yanlış davranışlar genelleştirmeyelim. Ya işte şunlar böyledir, at gitsin. Bunlar böyledir. Yani üzümün çöpü, armudun sapı dersek neticede ortada bir şey kalmaz.
Bu ayrılık noktalarını bir farklılık, zenginliği olarak görüp beraber nasıl yaşayabiliriz? Bunun yolunu bulmak lazım. Bunda da ben çok basit bir yolunu buldum. Çok basit ve çok geçerli bir yol. Şöyle diyorum; bizim aramızda Allah'ın dediği olsun. Nasıl Allah'ın dediği olsun? Bir şey helalse Allah-u Teala helal kılmışsa bunu yapalım. Haramsa bundan kaçalım. Öğrensin, fırsatını verelim, bunu öğrensin. Ana dilini konuşmak helal midir? Helaldir. Yapsın. Bu gibi şeylerden, Allah'ın helal kıldığı yerlerde biz birbirimize o sahayı açarsak o zaman problem kalmıyor ki. Yani niye problem olsun? Adamın işte eskiden o sıkıntılar olmuş. Bu sıkıntılar bizde de olmuş. Yani ben de çok üzülüyorum bazen.
Geçen Kırşehir'de Fen Lisesi'nde bir konferans veriyoruz. Bir yazlı çıktı ekrana. Dedim ki; okuyun bakalım. Okudular. Anlayabildiniz mi dedim. Yok Hocam anlayamadık. Niye? Bu eski dil. Peki, orada şunu söyledim dedim; Japonlar 3 bin yıl önceki yazılan bir kitaplarını okuyorlar ve anlıyorlar. İngilizler 1200 yıl öncekini okuyorlar ve anlıyorlar. Biz Türkler maalesef 100 yıl önce atalarımızın yazdığı bir metni okuyamıyoruz da anlayamıyoruz da. Ondan sonra öğrencinin bir tanesi, Hocam Osmanlıcanın mecbur olmasını mı istiyorsunuz? Dedim, efendim Osmanlıca dedim mi, mecburiyet dedim mi? Ben sadece bir gerçeğin altını çiziyorum. Atalarımızdan bize kalan çok miraslar var. Atalarımız dünyaya hükmetmişler. Ama onlarla bizim irtibatımız kesilmiş maalesef.
Yasakçılıktan çok insanların önünü açmaya, ama açarken de birlik beraberliği, ana esaslarda birlik beraberlik yani bayrağımıza sahip çıkmak ve memleketimize sahip çıkmak, bu gibi konularda dikkatli olmak. Bir de hak güçlü olmalı. Yani güç hakta olmalı, hukukta olmalı. Yoksa güçlü, haklı olmamalı. Maalesef yani buradaki problemlerin en çoğu da burada çıkıyor. Şimdi adam silahlı istediğini yaptırıyor. Yani Türkiye'de de bundan önce oldu işte çeşitli kuvvetler bakın, derin devlet falan yaptırıyordu. Bakıyorsunuz Güneydoğu'da birileri çıkıyor, silahlı olduklarından dolayı vatandaşı baskı altında tutuyor. Ben orada çok yaşadım. Bunun yerine, ben haklı mıyım? Evet arkadaş sen haklıysan güçlüsün. Ve senin hakkın sana verilmelidir demeliler. Bunun da yolu güçlü devletten geçiyor. Yani ben bu özel güvenlik yasası şöyle olsun böyle olsun diyorlar. Ben güvenlik açısından kötüye kullanmamak şartıyla yetkilerin çok yerli yerinde olmasını istiyorum.
Yani bugün Avrupa'ya gittiğimizde bir trafik cezasına, trafik ihlali yapmıyor adam. Niye? Çünkü öyle bir cezası var ki caydırıyor. Polisin öyle yetkileri var ki caydırıyor. Yani biz cezaları caydırıcılık için koymalıyız ve bunu da düzgün uygulamalıyız. Uygulamak için de mutlaka böyle bir belli bir güce de ihtiyaç var. Onun için yani devletin güçlü olduğu yerde herkes rahat eder. Ama devlet güçlü değil de devletin çekildiği yerde birileri o boşluğu dolduruyor. Maalesef ondan sonra onlar hükmetmeye başlıyor. Bugün Güneydoğu'da yani veya başka yerlerde yaşanan en büyük problemlerden birisi bu. İnsanlar böyle sıkıntılı oluyor.
Ben şunu derim; birlik beraberlikte bir güç var. Bir olalım, iri olalım, diri olalım inşaAllah. Beraber mutluluğu yaşayalım. Ben daha yeni geldim Uzakdoğu'da, 7 ülkeye gitmiştim. İnanın Türkiye cennet. Yollarıyla, iklimiyle, insanıyla, maddi, her şeyle cennet. Bu cenneti güzel beraber yaşayalım. Yani ne kadar tatlı bir durum var. Teşekkür ederim böyle bir program yaptığınız için. Çok sağ olun.
SUNUCU: Biz teşekkür ederiz. Ayağınıza sağlık. Sağ olun.