A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500
Risale-i Nur Külliyatında Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) Gerçeği 3- Hz. Mehdi (as)'ın Üç Büyük Vazifesi
Risale-i Nur külliyatında Hz. Mehdi (as)'ın üç büyük vazifesi.
Hicri 13. asrın büyük müceddidi Bediüzzaman Said Nursi Hz., Kuran ayetleri ve Peygamberimiz (sav)’den rivayet edilen hadislerin ışığında, Risale-i Nur külliyatında, ahir zaman ve ahir zamanda zuhur edecek olan Hz. Mehdi (as) hakkında son derece önemli ayrıntılara yer vermiştir. Bediüzzaman Said Nursi Hz., kendisinin yaşadığı Hicri 1300'den bir yüzyıl sonra Hicri 1400'de zuhur edecek olan Hz. Mehdi (as)'ın İslam ahlakını dünyaya hakim kılacağını anlatmıştır. Ancak Üstad Hz., Hz. Mehdi (as)'ın bunu yaparken de, öncelikle maddiyun ve tabiyyün felsefeleriyle, yani materyalizm, Darwinizm ve ateizm felsefelerinin temel dayanak noktası olan inansızlıkla, yoğun bir ilmi mücadele içinde olacağını belirtmiştir. Bu ilmi mücadelesi sonucunda, Hz. Mehdi (as)'ın, insanların Kuran ahlakına yönelmeleri için çok yoğun imani çalışmalar içinde olacağını ifade etmiştir. Tüm bunların sonucunda, Hz. Mehdi (as) vesilesiyle dünya üzerinde Türkiye'nin öncülüğünde büyük bir İslam birliğinin kurulacağına, Hz. İsa (as)'ın nuzulünün ardından da Hristiyanların İslam dinini kabul edeceğine eserlerinde yer vermiştir.
Risale-i Nur külliyatında Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) gerçeği adlı belgesel serimizin bu bölümünde, Bediüzzaman Said Nursi Hz’nin Kuran ayetleri ve Peygamber efendimiz (sav)’in hadisleri doğrultusunda eserlerinde yer verdiği, Hz. Mehdi (as) zuhur ettiğinde yerine getireceği görevleri ve İslam ahlakını nasıl yaşanır hale getireceği konularına yer vereceğiz.
Bediüzzaman Said Nursi Hz., Risale-i Nur külliyatında Hz. Mehdi (as)'ın zuhur ettiğinde gerçekleştireceği üç büyük görev olacağını belirtmiştir. Üstad Hz., Kuran alâkını dünya üzerinde hakim kılmak amacıyla önceki asırlarda da bazı Müslüman şahısların geldiğini, ancak bu zat-ı muhteremlerin ahir zamanda Hz. Mehdi (as)'ın yapacağı üç önemli görevin tamamını bir arada ve bizzat yerine getirmediklerini ifade etmiştir.
“Her asırda hidayet edici, bir nevi mehdi ve müceddit geliyor ve gelmiş. Fakat her biri üç vazifelerden birisini bir cihette, yani bir açıdan yapması itibariyle ahir zamanın büyük Mehdisi unvanını almamışlar.” (Emirdağ Lahikası, s. 260)
Said Nursi Hz. ayrıca, Hz. Mehdi (as)'dan önce gelmiş olan bu şahısların, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde tarif ettiği Hz. Mehdi (as)'ın özelliklerini de taşımadıklarını belirtmiştir.
“Ayrıca hem iki deccalın sıfatları ve halleri ayrı ayrı olduğu halde mutlak gelen rivayetlerde iltibas oluyor, karıştırılıyor, bir öteki zannedilir. Hem Büyük Mehdi'nin halleri, sabık Mehdilere, önceki Mehdilere işaret eden rivayetlere mutabık, uygun çıkmıyor. Hadis-i Müteşabih, birçok anlama gelebilecek hadis hükmüne geçer.” (Şualar, s. 582)
Bediüzzaman Hz. bu sözünde iki ayrı tür Mehdi olduğunu açıklamıştır. Bunlardan birincisinin sabık, yani önceki Mehdiler, diğerinin ise ahir zamanda gelecek olan Büyük Mehdi olduğunu belirtmiştir. Sabık Mehdilerin özellikleri, hadislerde rivayet edilen Büyük Mehdi'nin özelliklerine benzememektedir.
“Büyük Mehdi'nin çok vazifeleri var ve siyaset aleminde, diyanet aleminde, saltanat aleminde, mücadele aleminde, çok dairelerde icraatları olduğu gibi her bir asır meyusiyet, ümitsizlik vaktinde kuvve-i maneviyesini manevi kuvvetini teyit edecek, sağlamlaştıracak bir nevi Mehdi’ye veyahut Mehdi’nin onların imdadına o vakitte gelmek ihtimaline muhtaç olduğundan rahmet-i ilahiye ile yani Allah'ın rahmetiyle her devirde, belki her asırda bir nevi Mehdi, Ali Beyt’ten, Peygamberimiz (sav)’in soyundan çıkmış, ceddinin şeriatını, Kuran-ı Kerim'in tarif ettiği ve bildirdiği yolu muhafaza, yani koruma ve sünnetini ihya etmiş, yeniden canlandırmış.” (Şualar, s. 590)
Bediüzzaman Hz. bu sözünde ahir zamanda gelecek olan Büyük Mehdi'nin yerine getireceği görevlerden bahsetmiştir. Hz. Mehdi (as) sadece siyaset Mehdisi, sadece diyanet Mehdisi ya da sadece saltanat Mehdisi değil, bu üç alanda birden görev yapacak olan Büyük Mehdi olacağını belirtmiştir. Said Nursi Hz., Hicri 1400'e kadar gelen hiçbir müceddidin, Hz. Mehdi (as)'ın yerine getireceği üç büyük görevi bir arada gerçekleştiremeyeceğini şöyle belirtmiştir:
“Çok defa mektuplarımda işaret ettiğim gibi, Mehdi Ali Resul'ün temsil ettiği kutsi cemaatinin, şahs-ı manevisinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer yani insanlar bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cemiyeti ve seyyitler, Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelenler cemaati yapacağını rahmet-i ilahiyeden, Allah'ın rahmetinden bekliyoruz. Ve onun üç büyük vazifesi olacak.” (Emirdağ Lahikası, s. 259)
“Mehdi Ali Resul'ün temsil ettiği kutsi cemaatinin..”
Bediüzzaman Hz. bu sözünde Hz. Mehdi'den ve O'nun kutsi cemaatinden bahsetmiştir. Buradan bu ikisinin ayrı kavramlar olduğu anlaşılmaktadır. Kutsi cemaati temsil eden Hz. Mehdi (as)'dır. Hz. Mehdi (as)'ın başında bulunduğu ve O'nun temsil ettiği bir cemaat olacaktır. Bu kutsi cemaat Hz. Mehdi (as)'ın şahsı manevisini oluşturacaktır.
“Mehdi Ali Resul'ün üç vazifesi var.”
Bediüzzaman Hz. burada ahir zamanda gelecek olan Hz. Mehdi (as)'ın bir veya iki görevi değil, tam olarak üç görevi olduğundan ve onun bu üç görevi birden bizzat şahsının yerine getireceğine özellikle dikkat çekmiştir. Bu üç görevi, bizzat kendisinin yerine getirecek olmasının, onu diğer sabık Mehdilerden ayırdığını ve onun büyük Mehdi olmasının en önemli alametlerinden olduğunu belirtmiştir. Bediüzzaman Hz. sözlerinde, siyaset Mehdisi, saltanat Mehdisi ya da diyanet Mehdisi diye bir ayrım yapmamış, büyük Mehdi ifadesiyle Hz. Mehdi (as)'ın bu üç özelliğe birden sahip olacağını bir kez daha belirtmiştir.
“O vazifeleri O'nun cemiyeti ve seyyidler yani Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelenler cemaatinin yapacağını rahmet-i ilahiye'den, Allah'ın rahmetinden bekliyoruz.” (Emirdağ Lahikası, s. 259)
Üstad, “O vazifeleri O'nun cemiyetinin yapacağını Allah'tan umuyoruz” sözleriyle bu görevleri Hz. Mehdi (as)'ın bizzat yerine getireceğini, kutsi cemaatinin de kendisine yardım edeceğini açıklamıştır.
“..ve onun üç büyük vazifesi olacak.”
Bediüzzaman Hz., bu üç büyük vazifeyi gerçekleştirecek olanın bizzat Hz. Mehdi (as)'ın kendisi olduğunu sözlerinin sonunda bir kez daha belirtmiştir. Bediüzzaman Hz. Mektubat’ta, Hz. Mehdi (as)'ın görevini yerine getireceği ortam hakkında da bilgi vermiştir.
“Böyle bir cemaat-ı azime, Peygamber Efendimiz (sav)’'in soyundan gelen büyük seyitler cemaati, içindeki mukaddes kuvveti tehyic edecek, coşacak ve uyandıracak hadisat-ı azime, büyük olaylar vücuda geliyor. Elbette o kuvvet-i azimedeki, büyük kuvvetteki bir Hamiyet-i Aliye, büyük koruma hırsı feveran edecek ve Hz. Mehdi (as) başına geçip tariki hak, yani hak yoluna ve hakikate, gerçeğe sevk edecek.” (Mektubat, s. 473)
Bediüzzaman Hz. bu sözünde, “hamiyeti İslamiye feveran edecek” ifadesiyle, ileride Müslümanları coşturacak, onların İslam'ı koruma hırslarını artıracak büyük olayların meydana geleceğini haber vermiştir. Bu ortam günümüzde yani ahir zamanda meydana gelmektedir. Müslümanlar, yüzyıllardır baskı altında acımasızca ezilmektedir. İçinde bulunduğumuz dönemde ise dünyanın birçok yerinde İslam'a ve Müslümanlara karşı uygulanan zulüm ve şiddet doruk noktasına ulaşmıştır.
Bediüzzaman Said Nursi Hz., İslam'ı koruma gayretinin artması sonucu Hz. Mehdi (as)'ın başa geçmesiyle birlikte bu kutlu şahsın insanları hak yola ve gerçeğe yönelteceğini ifade etmiştir. Bediüzzaman Hz., Hz. Mehdi (as)'ı diğer müceddetlerden ayıran üç önemli vazifesini şöyle açıklamıştır:
“Hz. Mehdi (as)'ın birinci görevi, materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle fikri mücadele.”
“Tabiyyun, maddiyun yani Darwinist, ateist, materyalist felsefesinden tevellüt eden, doğan bir cereyan-ı nemrudane yani inkarcı akım gittikçe ahir zamanda felsefe-i maddiye yani materyalist felsefe vasıtasıyla intişar ederek, yayılarak, kuvvet bulup, uluhiyeti yani Allah'ın varlığını inkar edecek bir dereceye gelir.” (Emirdğ Lahikası, s. 259)
Bediüzzaman Hz., ateist felsefelerin ahir zamanda tehlike oluşturacağını söylemiş, özellikle Darwinist, materyalist felsefelerin ateizmle güç bulacaklarını ve Allah'ın varlığını inkar edecek, tehlikeli bir çizgiye geleceklerini ifade etmiştir. Bu nedenle Hz. Mehdi (as)'ın birinci vazifesinin maddecilik fikri, yani Allah'ı inkar üzerine kurulmuş olan materyalist, Darwinist ve ateist felsefelerle bilimsel yolla fikren mücadele etmek ve bu felsefelerin insanlar üzerindeki etkisini tam anlamıyla kaldırmak olacağını belirtmiştir.
“Birincisi, fen ve felsefenin tasallutuyla yani tesiriyle ve maddiyun ve tabiyyun taunu, materyalizm, Darwinizm ve ateizm salgını, beşer içine intişar etmesiyle yani insanların içine yayılmasıyla, her şeyden evvel felsefeyi ve maddiyun fikrini tam susturacak bir tarzda imanı kurtarmaktır. Ehli imanı dalaletten muhafaza etmek, yani iman edenleri sapıklıktan korumak.” (Emirdağ Lahikası, s. 259)
Bediüzzaman Hz., Hz. Mehdi (as)'ın üç büyük görevinden en önemli ve değerli olanının ise, insanların iman etmesine, iman edenlerin de imanlarının güçlenmesine vesile olacak olması olduğunu ifade etmiştir. Hz. Mehdi (as)'ın, iman hakikatlerini bilimsel delillere dayalı bir anlatım yöntemi kullanarak anlatacağını, Sikkiye-i Tasdiki-İ Gaybi’de de ayrıca vurgulamıştır.
“Ümmetin beklediği, ahir zamanda gelecek zatın üç vazifesinden en mühimi ve en büyüğü ve en kıymetdarı yani kıymetlisi olan imanı tahkiki-i neşr yani delillere dayalı imanı yaymak ve ehli imanı delaletten kurtarmak yani iman edenleri sapıklıktan korumak.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)
Bediüzzaman Hz.nin ne kendi döneminde ne de kendisinden önceki mücedditlerin yaşadıkları dönemde ta Hicri 1400'lere kadar materyalist ve Darwinist felsefeyi tam susturacak şekilde bir başarı hiçbir surette sağlanamamıştır. Hicri 1400'lere kadar materyalist ve Darwinist felsefe gücünü kaybetmemiştir. Aksine Darwinizm ve materyalizm insanlık üzerindeki şeytani etkisini arttırarak sürdürmüş, insanlar geniş kitleler halinde bu inkarcı felsefenin etkisi altına girmişlerdir. Dünya üzerinde Darwinist ve materyalist felsefenin gerçek yüzlerinin görülmesi, dünya üzerindeki yıkıcı etkilerinin kavranması ve bu felsefelerle ciddi anlamda fikri olarak mücadele edilmeye başlanması ancak Hz. Mehdi (as)'ın zuur ettiği Hicri 1400 yani miladi 1079 sonrasında söz konusu olmuştur. Üstad Hz. küfrün belini kırmış ama küfrü tam anlamıyla etkisiz hale getirememiştir. Bu görev Allah'ın izniyle Said Nursi Hz.'nin de açıkça söylediği gibi kendisinden sonra gelecek o zat yani Hz. Mehdi (as) tarafından yerine getirilecektir. Hz. Mehdi (as), kitaplar, belgeseller, basın, internet ve 21. yüzyıl teknolojisi gibi her türlü ilmi aracı kullanarak ve itiraz edilmesi mümkün olmayan kesin bilimsel delilleri ortaya koyarak Darwinist ve materyalist felsefeyi fikren tam olarak yerle bir edecek, bunların sebep olduğu belalar ve fitnelerde son bulacaktır inşaAllah.
Hz. Mehdi (as)'ın ikinci görevi İslam Birliği’ni sağlamak.
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“İnkar edenler birbirlerinin velileridir. Eğer siz bunu yapmazsanız, birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız, yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk, fesat olur.” Enfal Suresi, 73)
Ayetiyle bildirildiği üzere Yüce Allah Kuran-ı Kerim'de Müslümanların birlik olmasını emretmiştir. Müslüman alemi, Kuran'da bildirilen bu emre uyup, birlik olmalı ve Türk-İslam Birliği’ni oluşturmalıdırlar.
Bediüzzaman Said Nursi Hz., Hz. Mehdi (as)'ın ikinci vazifesini İslam Birliği’ni sağlamak olarak açıklamıştır. Hz. Mehdi (as), Allah'ın izniyle, hali hazırda çeşitli gruplar halinde dağınık ve birbirinden manevi olarak kopuk olan Müslüman ülkeleri bir araya getirecek, aralarında manevi bir ittifak kurulmasına vesile olacaktır.
“2. Vazifesi: Hilafet-i Muhammediye ünvanıyla Peygamberimiz (sav)’in yerine halife olarak Seair-i İslamiye'yi yani İslam'ın esaslarını ihya etmektir. Yeniden canlandırmaktır. Alem-i İslam'ın vahdetini yani İslam aleminin birliğini nokta-i istinat edip, dayanak noktası yapıp, beşeriyeti maddi ve manevi tehlikelerden ve gadab-ı ilahiden Allah'ın gazabından kurtarmaktır. Bu vazifenin nokta-i istinadı, dayanak noktası ve hadimleri, hizmetkarları, milyonlarla efradı yani fertleri bulunan ordular lazımdır. Hz. Mehdi (as)'ın ikinci vazifesi ise, Hilafet-i Muhammediye ünvanıyla seair İslamiye'yi İslam'ın esaslarını ihya etmektir. Yani yeniden canlandırmaktır.” (Emirdağ Lahikası, s. 259)
“Hilafet-i Muhammediye ünvanı ile..”
Said Nursi Hz., Hz. Mehdi (as)'ın İslam dünyasının lideri olacağını söylemiştir. Ayrıca bu makamı, ünvan olarak ifade ederek de tüm Müslümanların Hz. Mehdi (as)'ı, o makamın ehli olan kişi olarak kalben kabul edeceğine de işaret etmiştir.
“Alem-i İslam'ın Vahdetini-İslam Aleminin Birliğini..”
Bediüzzaman Hz., kendi devrinde de bir birliktelik içinde olmayan İslam ülkelerinin birleşerek İslam Birliğini oluşturacaklarını, Hz. Mehdi (as)'ın bu birlikteliği bir dayanak noktası yapacağını ve bu şekilde Müslümanları bazı tehlikelerden koruyacağını ifade etmiştir.
“Milyonlarla efradı, fertleri bulunan ordular,”
Bediüzzaman Hz., Hz. Mehdi (as)'ın bu görevini yaparken Müslümanlardan manevi destek alacağını da söylemiştir.
“Hz. Mehdi (as)'ın Üçüncü Görevi: Kuran ahlakını ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetini yeniden canlandırmak”
Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü görevi Kuran ahlakını tüm dünya üzerinde hakim kılmaktır. Hz. Mehdi (as)'ın bu görevi iman sahiplerinin, Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen fedakâr seyyidlerin ve diğer tüm Müslümanların yardımı ve desteğiyle gerçekleşecektir. Peygamberimiz (sav)’den sonraki yüzyıllarda özellikle materyalist dünya görüşünün etkisiyle gözardı edilen Kuran ahlakı ve Peygamber Efendimiz (sav)’in sünnetlerinin yeniden canlandırılmasına ve uygulanmasına vesile olacaktır.
“3.Vazifesi İnkılâbât-ı Zamâniye ile, zamanın değişmesiyle, çok ahkâm-ı Kurâniye'nin, Kur'ân hükümlerinin zedelenmesiyle, O Zât, bütün ehl-i imanın manevi yardımlarıyla ve İddiât-ı İslâm'ın muavenetiyle, İslâm birliğinin yardımlaşmasıyla, Müslümanların dayanışmasıyla ve bütün ulema, alimler ve evliyanın ve bilhassa Ali Beyt'in neslinden, Peygamberimiz (sav)’in soyundan her asırda kuvvetli ve kesretli çok sayıda bulunan milyonlar fedakâr seyyitlerin, Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelenlerin iltihaklarıyla yani katılmasıyla o vazife-i uzmayı büyük görevi yapmaya çalışır.” (Emirdağ Lahikası, s. 260)
Üstad Hz., Hz. Mehdi (as)'ın üçüncü vazifesinin, zaman içinde deccaliyetin etkisi ve İslam dinine bidatlerin katılması sonucu Kuran hükümlerinin zedelenmesiyle meydana gelen zararı, bütün Müslümanların ve Peygamberimiz (sav)’in soyundan gelen Seyyidler cemaatinin yardımıyla yeniden canlandırıp uygulamaya koyacağını ifade etmiştir.
Said Nursi Hz. döneminde dağınık halde olan İslam alemi halen birleşmemiştir. Ancak son yıllarda adım adım İslam Birliğinin inşa edilmekte olduğu açık şekilde görülmektedir. Bu da tüm dünyanın şu anda Hz. Mehdi (as)'ın zıl ve gölgesi altında olduğunun delillerinden biridir.
Bediüzzaman Hz., Hz. Mehdi (as)'ın İslam toplumunu birleştirirken Hristiyan alemiyle de ittifak içinde olacağına dikkat çekmiştir. Hz. Mehdi (as)'ın çok geniş bir alanda yapacağı bu görevler tüm dünyada herkes tarafından fark edilebilecektir.
“O zatın üçüncü vazifesi, hilafeti İslamiye'yi İttihad-ı İslam'ı bina ederek, Müslümanların manevi liderliğini İslam Birliğinin üzerine kurarak, İsevi ruhanileriyle, Hristiyan alimleriyle ittifak edip, yani birlik olup, din-i İslam'a, İslam dinine hizmet etmektir. Bu vazife, pek büyük bir saltanat ve kuvvet ve milyonlar fedakârlarla tatbik edilebilir, yani yerine getirilebilir. Birinci vazife, o iki vazifeden 3-4 derece daha ziyade kıymetlidir. Fakat o ikinci, üçüncü vazifeler pek parlak ve çok geniş bir dairede ve şaşalı bir tarzda olduğundan umumun ve avamın nazarında halkın gözünde daha ehemmiyetli, önemli görünüyorlar.” (Sikke-i Tasdik-i Gaybi, s. 9)
Belgeselimizin başından bu yöne anlattığımız bu üç vazifeyi birden, ahir zamanın büyük Mehdi'si yerine getirecektir inşaAllah. Hz. Mehdi (as) hem dünyada Darwinizm, Materyalizm, Ateizm gibi din dışı ideolojileri fikren mağlup eden, hem İslam Birliği’ni kuran hem de İslam ahlakının dünya hakimiyetini sağlayan kişi olacaktır inşaAllah.
Bediüzzaman Hz., geçmiş asırlarda gelen mücaddetlerin bu üç büyük görevden yalnızca birisini bir cihette yaptıklarını ve bu sebeple ahir zamanın Büyük Mehdi'si unvanını alamadıklarını, fakat ahir zamanda gelecek olan Büyük Mehdi'nin bu üç görevin tamamını bizzat ve eksiksiz gerçekleştireceğini ifade etmiştir.
“Gerçi her asırda hidayet edici bir nevi mehdi ve müceddit geliyor ve gelmiş. Fakat her biri, üç vazifelerden birisini bir cihette yapması itibariyle ahir zamanın büyük Mehdisi unvanını almamışlar.” (Emirdağ Lahikası, s. 260)
Üstadımız Risalelerde Hz. Mehdi (as)'ın üç büyük görevinin kendi yaşadığı dönemde ve öncesinde kesinlikle gerçekleştirilemediğini belirtmiş ve bu üç görevi bir arada ancak Hicri 1400'de yani kendisinden bir asır sonra zuhur edecek olan Hz. Mehdi (as)'ın gerçekleştireceğine dikkat çekmiştir.
“Hem bu üç vezaifi birden bir şahısta yahut cemaatte bu zamanda bulunması ve mükemmel olması ve birbirine cerh etmemesi yani birbirine engel olmaması pek uzak. Adeta kabil yani mümkün görülmüyor. Ahir zamanda Ali Beyti Nebevi'nin, Peygamberimiz (sav)’in soyunun cemaati nuraniyesini yani nurani cemaatini temsil eden Hz. Mehdi de, ve cemaatindeki şahs-ı manevide yani hem Hz. Mehdi (as)'ın zatının hem de onun cemaatinin bir arada hazır bulunduğu bir dönemde ancak içtima edebilir.” (Kastamonu Lahikası, s. 117, Mektup, s. 139)
Bediüzzaman Hz., bu zamanda ifadesine vurgu yaparak kendi yaşadığı döneme özellikle dikkat çekmektedir. Dolayısıyla kendi zamanında Hz. Mehdi (as)'ın bizzat kendisinin yerine getireceği, bu üç büyük görevin yerine getirilmesinin kesinlikle mümkün olmadığını “pek uzak ve adeta mümkün görülmüyor” sözleriyle açıkça belirtmiştir. Bediüzzaman Hz., Hz. Mehdi (as) ve cemaatinin Risale-i Nur'un gerçek sahipleri olduklarını, kendisinden sonra hayatın geniş dairesinde yani teknolojinin çok geliştiği bir çağda faaliyet yapacaklarını ve bu üç görevin Hz. Mehdi (as) tarafından gerçekleştirildiği bu çağda kendisinin vefat etmiş olacağını şöyle anlatmıştır:
“Ta ahir zamanda, hayatın geniş dairesinde Risale-i Nur'un asıl sahipleri yani Mehdi ve şakirtleri Cenab-ı Hakk'ın izniyle gelir, o daireyi genişlettirir ve o tohumlar sümbüllenir. Bizler de kabrimizde seyredip Allah'a şükrederiz.” (Kastamonu Lahikası, s. 72)
Üstad Hz. kendisinin yaşadığı dönemde sosyal, ekonomik ve teknolojik imkanların çok geri düzeyde olduğunu, bu sebeple de Hz. Mehdi (as)'ın yapacağı üç büyük görevin toplu olarak kendisinin yaşadığı imkansızlıklar içinde yerine getirilmesinin imkansız olduğunu, Hz. Mehdi (as)'ın kendisinden bir asır sonra yani Hicri 1400'de zuhur edeceğini, Hz. Mehdi (as) ve talebelerinin Risale-i Nur'un gerçek sahipleri olduklarını, Hz. Mehdi (as)'ın zuhur ettiği dönemin hayatın geniş dairesi olacağını yani her türlü teknolojik, sosyal ve ekonomik koşulların bu üç büyük görevi bir arada yapmasına imkan sağlayacağını, Hz. Mehdi (as) ve cemaatinin yaşadığı hayatın geniş dairesinde Bediüzzaman Hz’nin vefat etmiş olacağını ve Hz. Mehdi (as) ile talebelerinin hizmetlerini kabrinden seyredip Allah'a şükredeceğini net ve anlaşılır sözlerle belirtmiştir.
“Bediüzzaman Hz., Hz. Mehdi (as)'ın bu vazifeleri yerine getireceği tarihleri de müjdelemiştir.”
Bediüzzaman Hz. Hicri 1327 yani Miladi 1911'de Şam'daki Emevi Camii'nde 10.000 kişilik bir cemaate verdiği Şam hutbesinde, İslam aleminin 1371'den sonraki geleceğine yönelik açıklamalar yapmış ve ahir zamandan çeşitli tarihler vererek ahir zamanın büyük Mehdisinin mücadele ve galibiyet zamanına şöyle dikkat çekmiştir:
“Evet, şimdi olmasa da 30-40 sene sonra fen ve hakiki marifet, hüner, sanat, ilim ve fenlerle öğrenilen bilgi ve medeniyetin mehasini yani iyi ve faydalı yönlerini o üç kuvveti tam teçhiz edip, o üç kuvvetle donatıp, cihazatını verip, gerekli ihtiyacını karşılayıp, o dokuz manileri mağlup edip yani o dokuz engelleri yenip dağıtmak için taharri-i hakikat meyelanını yani gerçekleri araştırma eğilimi ve insaf ve muhabbeti insaniyeyi yani insan sevgisini o dokuz düşman taifesinin yani sınıfının cephesine göndermiş, inşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek.” (Hutbe-i Şamiye, s. 25)
Bediüzzaman Hz’nin Şam Hutbesi, Hz. Mehdi (as)'ın görev zamanıyla ilgili net tarihler vermiş olması açısından son derece önemlidir.
1980-1990 Yılları Hz. Mehdi (as)'ın faaliyetlerine başlaması. “..Evet, şimdi olmasa da 30-40 sene sonra…”
Bediüzzaman Hz’nin Şam Hutbesinde, İslam aleminin geleceği ile ilgili verdiği 1371 tarihi, yani miladi 1950 yılından 30-40 yıl sonrası, 1980-1990 yıllarına denk gelmektedir.
2000'li yıllar Hz. Mehdi (as)'ın Darwinist, materyalist, ateist felsefeler karşısındaki galibiyeti. “..İnşaAllah yarım asır sonra onları darmadağın edecek..”
Said Nursi Hz. sözünün son kısmında Hz. Mehdi (as)'ın bu görevini yarım asır yani 50 yıl içinde tamamlayacağını belirtmiştir. Bediüzzaman Hz’nin Peygamber (sav)'den sonraki ikinci aydınlanma dönemi olarak adlandırdığı Fecr-i Sadık'ın bu yılları, Hz. Mehdi (as)ın, İslam dininin ve iman edenlerin önüne çıkan 9 maniyi ve 9 düşman tayfasını fikren mağlup etmeye yönelik hayırlı faaliyetler içinde olacağı çok önemli bir dönemdir.
Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) hayatta.
“Benliğime hakim olan zata yemin ederim ki, Meryem'in oğlunun adaletli bir hakem olarak size inmesi pek yakındır. O, haçı kıracak, haça tapınmayı kaldıracak, domuzu öldürecek, domuz eti yemenin haram olduğunu bildirecek, cizyeyi kaldıracak, mal çoğalacak ki kimse onu kabul etmeyecektir.” (Sünen-i Tirmizi, 4/93)
Kuran ayetleri ve Peygamberimiz(sav)’den rivayet edilen hadislerden ahir zamanda olduğumuz, Hz. İsa (as) ile Hz. Mehdi (as) döneminde yaşamakta olduğumuz anlaşılmaktadır. Dünyanın kurtuluşa ermesine vesile olacak olan iki kutlu ahir zaman şahsı, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as) yeryüzündedir ve faaliyetlerine devam etmektedirler.
Hz. İsa (as) zuhur ettiğinde bizzat kendisi, Hristiyanlara üçleme inancının ne kadar büyük bir yanılgı olduğunu anlatacaktır. Allah'ın oğlu olmadığını, kendisinin de diğer tüm insanlar gibi Allah'a muhtaç, aciz bir kul olduğunu Hristiyanlara kendisi söyleyecektir. Allah'ın son vahyi olan ve bozulmadan günümüze kadar muhafaza edilmiş olan Kuran'a tabi olacak ve tüm Hristiyanları Kuran'a davet edecektir. İşte o zaman Hristiyanların tümü Kuran ayetlerine iman edeceklerdir.
İmam Rabbani Hz. bu durumu şöyle haber vermiştir:
“Hz. İsa (as) gökten inecek ve Peygamberimiz (sav)’e ümmet, yani onun ashabından olacak, onun şeriatına uyacaktır.”
Allah'ın izniyle ayette belirtildiği gibi Hz. İsa (as) ölmeden önce Hristiyanlardan ona inanmayacak kimse kalmayacaktır. Şeytandan Allah'a sığındırım:
“Andolsun kitap ehlinden ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyamet günü o da onların aleyhine şahit olacaktır.” (Nisa Suresi, 159)
Hz. İsa (as)’ın Allah katından dünyaya yeniden gönderilecek olması kuşkusuz insanlık tarihi açısından ilahi bir müjdedir. Allah tüm insanlığa şu anda hayatta olan Hz. İsa (as)’ın o güzel, nurlu, muhteşem cemalini gösterecektir. 2000 yıl aradan sonra büyük bir coşkuyla, sevgiyle karşılayacağımız Hz. İsa (as)'ın tüm insanların karşısına çıkacağı, zuhur edeceği günler çok yakındır. Hz. İsa (as)'ın alametlerini, yeniden yeryüzüne gelişine haber veren ayetleri, ilgili hadisleri ve Üstad Hz’nin konuyla ilgili sözlerini belgesel serimizin 4. bölümünde detaylı olarak inceleyeceğiz inşaAllah.
Asr-ı saadetten sonraki dünyanın en önemli devri şu anda yaşanmaktadır. Bu, iman edenler için çok güzel ve çok heyecan verici bir müjdedir. Dünyanın içinde bulunduğu her cümerç, yani kargaşa, Hz. İsa (as) ve Hz. Mehdi (as)'ın faaliyetleriyle son bulacaktır. Dünya, asr-ı saadet döneminin neşesinin, bolluğunun, mutluluğunun, sevincinin ve coşkusunun yaşandığı altın çağı kucaklayacaktır. Altın çağ, bütün savaşların sona erdiği, bütün insanların huzur ve barış içinde yaşadığı, suçların ortadan kalktığı, açlık, sefalet, korku, zulüm gibi tüm belaların yok olduğu, tüm silahların eritilip yok edildiği, savaşların olmadığı, mutluluk çağı olacaktır. Bu kutlu dönemde tüm ilahi dinler bir arada, kardeşçe ve dostluk içinde yaşayacaklardır. Altın çağ tüm dünyanın toplu olarak en büyük rahatı ve huzuru bulduğu saadet dönemi olacaktır.