De ki: “Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen Allah'a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir.”
(Cum'a Suresi, 8)
Mutlaka öleceksiniz. Tüm sevdikleriniz de ölecek. Sizden önce ya da sonra, ama mutlaka… Bundan 100 sene sonra dünya üzerinde bugün tanıdığınız hiçbir insan kalmayacak.
Her insan kendi hayatıyla ilgili bitmek bilmeyen planlar yapar. Oysa bu planların hiçbirinin gerçekleşeceği kesin değildir. Ancak ölüm, yüzde yüz gerçekleşecek olan tek gerçektir.
İnsanların bir kısmı uzun yıllar yaşayacağını, hatta sanki hiç ölmeyecekmiş gibi davranarak yalnızca dünya hedeflerine odaklanır. Ölümle birlikte başlayacak olan gerçek hayatlarını düşünmez ve buna yönelik bir hazırlık yapmazlar. Hesap günü bu gerçekle yüzleştiklerinde ise telafisi olmayan büyük bir pişmanlık yaşarlar.
Pek çok insan ölümü düşünmek istemez; bu mutlak sonun kendi başına da geleceğini aklına getirmekten kaçar. Hatta bazıları, ölümü düşünmedikçe ölümle karşılaşmayacakları gibi batıl bir inanca kapılırlar. Oysa kişi hayattayken ölüm hakkında ne kadar az düşünürse, gerçekle yüzleştiği anda yaşayacağı sarsıntı da o kadar büyük olur. Hiç kimse bu kaçınılmaz sondan kendini kurtaramaz.
“Her nefis ölümü tadıcıdır. Kıyamet günü elbette ecirleriniz eksiksizce ödenecektir. Kim ateşten uzaklaştırılır ve cennete sokulursa, işte o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı aldatıcı metadan başka bir şey değildir.”
(Ali İmran Suresi, 185)