Sayın Adnan Oktar'ın 14 Ocak 2018 tarihli A9 TV röportajından
Üniversite yıllarınızda ülkücülerle aranız nasıldı?
İZLEYİCİ SORUSU: Üniversite yıllarınızda ülkücülerle aranız nasıldı?
ADNAN OKTAR: Bizim Kurtuluş Lisesi ülkücülerin hakimiyetindeydi. Alparslan vardı böyle uzun boylu çok sevimli bir tipti. Onunla karşılaşmıştım kolejinin önünde. Böyle bir ülkücü tokalaşması yaptı şu parmak işaretiyle. Hocam ne yapıyorsunuz falan dedi. Okul bitmişti. Sen ne yapıyorsun Alparslan? Hiç göremiyorum dedim. Mamak'taydım dedi. O zaman sıkıyönetim vardı. Mamak'ta tutuklanmış, baya bir süre kalmış Mamak'ta.
Çetin vardı bizim okulda, lisede, sıkı ülkücüydü. Dedi ki: Hocam şimdi ülkücüler marş söyleyecekler dedi. Siz de orada gelip teşrif edip baksanız çok iyi olur dedi. O zaman biz ders daha yoktu. Yeni sınıfa girmişlerdi. Oraya doldu ülkücü gençler, okulun girişine, sağ tarafına. Sloganlar attılar önce, ülkücü sloganlar. Sonra marş falan söylediler. Gayet güzeldi, tebrik etmiştim o zamanlar.
Bizim okulun arka kısmı öğrenci yurduydu. Niğde öğrenci yurduydu. Orada ülkücülerin kalesiydi, baya yaman bir ortamdı böyle. İşte Allah hayırlara vesile ediyor. Çok iyi oldu ülkücülerin varlığı o devirde. Olmasa komünistlerin kontrolü olacaktı, felaket olacaktı, yaşanmazdı oralarda. Facia olacaktı.
Bizim mahallede de öyle. Ülkücüler orada bir ev tuttular çocuklar. Evin hiçbirinin penceresi yok. Orayı kale gibi kullanıyorlardı böyle müstahkem mevkii gibi. Komünistler aşağı inemiyorlardı. Yani bizim mahalleye inemiyorlardı. “Çanakkale geçilmez, ince su aşılmaz” diye. Böyle bir metrelik harflerine falan yazı yazmışlardı duvara boydan boya, böyle kurt resmi. Ondan sonra üç hilal falan. Mahalle süslenmişti, kendine gelmişti.
Bizim yine evin orada, 96’ların orada öğrenci yurtları vardı. Tamamı ülkücülerin kontrolündeydi. Allah'ın lütfu tabii, çok büyük bir nimet. Çok iyi olmuştu. Aslan gibi delikanlılar. Onlar o zaman bıyıkları aşağı doğru bırakırlardı, şu tarz. Çok yakışıyordu ama sonra niyeyse vazgeçtiler. Baya iyi oluyordu. O zamanki heyecan dehşetti.
Bir tek Sivas öğrenci yurdu sol tarafta kalıyordu karşı tarafta. Orası komünistlerin kontrolündeydi. Ben oradan geçerken işte Venseremos, bilmem ne falan böyle. çalardı hafif hafif böyle entel-dantel.
Bir gece amcamlara gidiyordum. Orada bütün bölgenin ışıkları söndü birdenbire, her yer karardı. Ülkücüler o yurtların, karşı yurtların binalarının üstüne çıktılar. Polis arabaları doldu arada. Bir tek polis arabalarının ışıkları aydınlatıyor ortalığı, öyle karanlık. Bir ülkücü bağırıyordu. İşte “Türkiye büyüsün” diyor, hep ağızdan “Turan olsun” diyorlar. İşte “düşman ülkesi yıkılsın viran olsun” diyorlar. “Tanrı Türk'ü korusun, yüceltsin.” En sonunda öyle bitirdi. Ama onun dışında çok fazla slogan vardı. Mesela biri baş buğdayı bağırıyor ama çok uzun ve çok canhıraş bağırıyor. Hep birden mahalle yıkılıyordu böyle “Türkeş” işte. Sivas öğrenci yurdunda bence aklı başında olan kalmaması lazım. Ben o akşam amcamlarda kalmıştım yalnız sabaha kadar. Saat 4,5, 5, 6’ya kadar falan orada kaldım. Dükkandan iki kilo falan bisküvi götürüyordum ben, sağlama alıyordum. Çünkü daima misafirlikle bisküvi bulunmaz zordur yani. Bir de nezaketle 3-5 bisküvi getirirler, onunla misafirlik olmaz. Hatta 2,5-3 kilo falan da aldığım oluyordu. Ama 2 kilo almıştım o gün. Küt diye kırıp çaya sokup onu hiç düşürmeden yemek bir meseledir.
Neyse sabahına döndüm. Dolmuştan yukarıda indim, üstte indim, merak ettim orada neler olduğunu, onun için bakayım diye. Baktım, pencerenin dış tarafına, Sivas Öğrenci Yurdu'nun vitrinine boydan boya koskoca bir bozkurt resmi asılmış. Dedim, Allah mübarek etsin. İçeriden de hazin hazin mehter marşı geliyor böyle. Yani köz sesleri falan geliyor. O gece herhalde orayı tahliye etmişler anladığım kadarıyla. Yahut bir şekilde bir şey olmuş.
Kredi Öğrenci Yurtlar Kurumu vardı bir de orada karşıda. Orada da ülkücülerin kontrolündeydi. Çok iyi olmuştu. Devlet de destekliyordu benim gördüğüm ülkücüleri. Devletin birimleri de destekliyordu birçok birim. Süleyman Demirel de destekliyordu. Süleyman Demirel’i bir kere mecliste dövdüler, meclis çıkışında. O vakte kadar Demirel ülkücüleri desteklemiyordu. Nurcuları da desteklemiyordu, mesafeli duruyordu. Orada feci şekilde dövdüler Demirel'i. Eli-yüzü şişti, televizyonda falan çıktı. O Demirel'i acayip kızdırdı. Ondan sonra ülkücülere müthiş ağırlık verdi. Nurcuları da desteklemeye başladı.
Ülkücüler her yeri teker teker Allah'ın izniyle kontrol altına almışlardı. Sadece mimarlar odası kalmıştı. Adalet Partisi Genel Merkezi'nin karşısındaydı o. Ben oranın kuşatmasında yine oradaydım olay anında. Üstten ateş ediyorlardı komünistler, binanın üstünden. Alttan da cevap tarzında, cevabi bir şey oluyordu. Ama orayı düşüremediler, bir şey olduğundan olabilir, konumu na müsait olduğundan olabilir. Yani fetih yarım kalmıştı o zaman. Tabii ben böyle bir şeyi destekliyor değilim. Ama manen alınmasını çok isterim. Çatışma falan var tabii ki. Ama orada çocuklar kendini koruyordu ülkücüler. Çünkü ateş ediyor adamlar. Aşağıda da zaten ateş eden de ülkücüler değildi, polisti. Karşılık veren, sivildiler. Ama bak Demirel'in desteklerini o zaman gördüm. Çünkü ateş edildiğinde Adalet Partisi Genel Merkezine sığınıyorlardı, ateş yoğunlaştığında. Bu destek olmadan olmaz. Polis de çok olumluydu o zamanlar.
Özellikle ülkücüler bu milletin medarı iftiharıdır, Türkiye'nin güvencesidir. Ülkücüler benim kanaatim Türkiye'de bir numaradır açıkça söyleyeyim. Hiç lamı cimi yok. Türkiye komünist olmadıysa onların vesilesiyle olmadı. Hiç gençlerin haberi bile yok. Binlerce ülkücü şehit edildi o devirde, binlerce. Her gün günde 10-15 kişi şehit edilirdi. Kimsenin haberi yok. Onların kanıyla bu memleket kurtuldu. Her yeri sokak sokak, mahalle mahalle kurtardılar. İç savaş vardı adeta, inşaAllah.
Bir de çok fakirlerdi benim canlarım. Mesela bizim mahallede baktım küçük bir eski bir evi tutmuşlar kiralamışlar. Orayı ocak yapmışlar. Ülke ocağı ama çok küçük. Yine başka yerlerde semtlerde mesela paraları yoktu çocukların. Dergi zor çıkartıyorlardı falan ama çok küçük yerler kiralıyorlardı. Canhıraş, canı gönülden hizmet ediyorlardı. O devirde kıymetlerini pek bilmiyordu zenginler onların. Halbuki onların sayesinde sermayeleri de kurtuldu, malı-mülkü kurtuldu haberi bile yok. Hatta karşı geliyorlardı.
Ama en hatalı şey o zaman işte sıkıyönetim ülkücüleri de hedef aldı. Yani bu çok büyük hataydı, tarihi bir hata. Müthiş bir hataydı. Hani “bir onlardan, bir onlardan” dedi ya Kenan Evren. Kardeşim sen nasıl adamsın? Sen nasıl bir kafan var senin? Ülkücülerin sayesinde ayakta kaldın, iflahını keseceklerdi senin. Tozunu çıkaracaklardı. Onlar vesile oldular. “Bir onlardan, bir onlardan” ya. Alparslan pehlivanlardan, birçok genci. Hatta yaşları küçük, küçük yaşlı çocuklar. Onların yaşlarını büyültüp astılar o çocukları, şehit ettiler. Çok büyük günah. Çok büyük günah. Bir de nasıl onaylıyorsun? Meclise geliyor, onaylıyor. Çıkarım o meclisten. Hiçbir şey yapamıyorsan çık. Ülkücü gencin idamına onay verilir mi? O nasıl bir kafadır? Allah vermesin. Tahayyül dahi edilemez. Hayır, diğerlerinde de mesela müebbet verebilirler. Hiçbir şey olmaz müebbet. Yatar da yatar adam.
Yani özetle hücreleri her yerde koruyup-kollamak, her yerde şefkat, her yerde destek hayati bir konudur Türkiye için. O çocuklar ne çile, halen de her yerdeler. Ne çileler çekiyorlar. Hiç teşekkür dahi istemezler. Yurt içinde, yurt dışında, şu anda da her yerde faaliler, maşaAllah. Hepsi de kabadayıdır, gerçek kabadayıdır. Çok temiz insanlar, maşaAllah.