Ya Olmasaydı 10 - ARILAR
ÖMER TUZGU: Arılar yaratıldıkları ilk andan bu yana bal üreterek insanlara hizmet ediyorlar. Arıcılığa dair arkeolojik bulgular ise M.Ö. 3500'lere ait. Günümüzde ise arıcılık tüm dünyada yapılan en yaygın tarımsal faaliyetlerden birisi. Bugün dünya çapında 50-60 milyon civarında arı kovanı bulunduğu ve bu kovanlardan 1.2 milyon ton dolayında bal üretildiği tahmin ediliyor. Türkiye sahip olduğu 4 milyon kovan ve 65 bin ton civarındaki yıllık bal üretimiyle dünyada ilk beşin içinde. Şu an bulunduğumuz yer olan Erzurum'un İspir Vadisi'ndeki Pazar Yolu ilçesi de ülkemizde bal üretilen en önemli yerlerden bir tanesi.
Evet, bu hafta bal ve arıları size anlatacağız. Arılar ya olmasaydı ya bal üretilmeseydi ne olurdu, bu soruların cevaplarını arayacağız. Öyleyse hemen bu muhteşem vadideki gezintimize başlayalım.
Bilindiği gibi balın ana malzemesi arıların çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından topladıkları nektarlardır. Arılar çiçeklerden topladıkları nektarları bala çevirirler. Polenlerin ise bal yapımında bir etkisi bulunmaz. Arılar tarafından sadece protein ihtiyaçlarını gidermek için kullanılır.
Evet, şu an sizin de gördüğünüz gibi etrafımda bir sürü arı uçuşuyor ve ben biraz tedirginim ama burada Hüseyin Abimiz var. Buradaki kovanların sahibi kendisi güvence verdi. Arılarının sakin olduğunu söyledi. Eğer fazla yaklaşmazsam şuradaki peteğe de dokunmazsam sokmayacaklarını söyledi. Ben de sana güveniyorum Hüseyin Abi.
Evet, arıların çiçeklerden ve meyve tomurcuklarından alarak yuttukları nektarlar onların bal midesi denilen organlarında kimyasal bir değişime uğrar ve içinde birçok vitamin ve mineral bulunan ağır şekerli bir sos halini alır. Daha sonra bal arılar tarafından kovandaki hücrelere yerleştirilir ve üzerleri mumdan bir kapakla örtülür. Böylece o hepimizin bildiği çerçeve içindeki petekler oluşmuş olur. Bal, petek içindeyken arılarca oluşturulan özel bir havalandırma sistemi sayesinde o bildiğimiz, sofralarımıza tükettiğimiz tadına ve kıvamına kavuşur. Üretilen balın sahip olduğu renk, tadındaki farklılık ve kokusu tamamen arıların topladıkları nektarlardan kaynaklanır. Bilirsiniz ıhlamur balı, kekik balı, kestane balı, çam balı ve narenciye balı gibi bal çeşitleri vardır. Ve bu balların sahip olduğu koku, aromalar, arıların gezdikleri çiçekler ve bu çiçeklerden topladıkları nektarlarla alakalıdır.
Peki bal arıları çiçeklerden nektarları nasıl topluyorlar ve dans ederek, evet yanlış duymadınız dans ederek birbirlerine çiçeklerin yerlerini nasıl tarif ediyorlar? İzleyelim ardından devam edeceğiz.
Bal arılarının dans ederek birbirlerine yön tarifi yaptıklarını biliyor muydunuz?
Bal arıları birlikte iletişim içinde çalışıp yaşamlarını koloniler halinde sürdürürler. Arı kolonisi içinde iş bölümü vardır ve arılar yaşlarına bağlı olarak önce kovan içerisindeki görevlerde daha sonra da dışarıda çalışıp kovana su, nektar ve polen getirirler. Kovan dışında çalışan tarlacı arılar sabah gün doğumuyla birlikte dışarı çıkarlar ve günün en güzel çiçeklerinin tatlı nektarlarını bulup bunları yuvaya taşırlar.
Peki arılar bu harika çiçeklerin yerlerini tam olarak nasıl bulurlar?
Bu konuda ciddi araştırmalar yapıldı ve arıların muhteşem bir yön tayini yeteneğine sahip oldukları keşfedildi. Önceden keşif yapıp en iyi çiçek kaynaklarını bulan tarlacı arılar, keşif sonrası kovana geri dönüp diğer arılara çiçeklerin bulunduğu yerin koordinatlarını veriyorlar. Bunu yaparken de kendi aralarında özel bir dil olan arı dansını kullanıyorlar. Arıların bu davranışını ilk olarak keşfeden Avusturyalı biyolog Von Frisch 1940'larda bir dizi deney üzerinde çalıştı. Georgia Teknik araştırmacılar Von Frisch'in bu deneyinden yola çıkarak modern bir gözlem kovanı ürettiler. İki farklı besin kaynağı kovanın farklı yönlerine yerleştirildi. Her iki taraftaki besin kaynaklarına gelen bal arıları farklı renklerde küçük birer nokta ile işaretlendi. Böylece arılar kovana döndüklerinde hangi besin kaynağına ulaştıkları kolaylıkla belirlenebiliyordu. Kovana dönen arıların topladıkları polen ve nektarı kovandaki arkadaşlarıyla paylaşmadan önce heyecanlı bir halde sekiz şeklinde yol çizerek salınım yapma eğiliminde oldukları gözlemlendi. Başka besin kaynaklarından dönen arılar da farklı şekillerde dans ediyorlardı. Her iki polen kaynağından dönen arılar sekiz dansı yapıyordu fakat iki grubun danslarının yönü birbirine zıttı. Bu farklı yönlerdeki dansların aralarındaki açı tam olarak besin kaynaklarıyla kovan arasındaki açıyla eşleşiyordu. Bu, arıların yiyecek konumu hakkındaki bilgi paylaşımlarının nasıl olduğu gizemine dair önemli bir ipucuydu. Ancak daha fazla deney yapıldıkça bal arılarının dans dilinin detayları da ortaya çıkmaya başladı.
Arı dansı temelde iki çeşit. Birincisi çok yakında olan ve çok detaylı tarif gerektirmeyen kaynakları anlatmak için kullanılan çember dansı. Bu dansta kovandan 50 ila 100 metre uzakta bulunan bir kaynak keşfeden tarlacı arı, saat yönünde ve aksi yönde hızlı hareketlerle çemberler çizerek diğer arılara çok yakında bir kaynak olduğunu işaret ediyor. İkinci dans çeşidi ise çok daha karmaşık. Daha uzaktaki besin kaynakları hakkında bilgi aktarılan bu dansa da sallantı dansı deniyor. Bu dansla arıların birbirlerine anlattığı iki çeşit bilgi var. Yön ve uzaklık. Eğer bir tarlaca arı yer çekimine tam ters yönde yani yukarı doğru dans ederse bunun anlamı kaynağa gitmek için güneşe doğru uçmak gerektiğidir. Dansın yukarıdan hangi yönde ne kadar saptığına göre uçulacak rotada belirlenmiş oluyor. Örneğin sallantı dansının yapıldığı çizgi sağa doğru 20 derece eğikse kovandan çıkılıp güneş karşıya alındıktan sonra saat yönünde 20 derece açıyla dümdüz uçmak gerekiyor. Uzaklık bilgisi ise dansın doğrusal kısmının yani sallantının gerçekleştiği kısmın ne kadar sürdüğü ile ilişkili. Örneğin bir saniyelik bir sallantı yaklaşık 1000 metre uzaklıktaki besin kaynağını işaret ediyor.
Evet, arıların dans dilini kullanarak birbirlerine binlerce kilometre uzaklıktaki besin kaynaklarını haber vermeleri bir mucize. Arıların böyle bir bilgiye sahip olmaları yaratılıştaki mükemmelliği bize anlatıyor. Rabbimiz Kuran'da arıları böyle harika bir yetenekle yarattığını ve ürettikleri balın bizim için çok sağlıklı bir besin olduğunu şöyle bildirir:
Şeytandan Allah'a sığınırım: “Rabbin bal arısına vahyetti: Dağlarda, ağaçlarda ve onların kurdukları çardaklarda kendine evler edin. Sonra meyvelerin tümünden ye. Böylece Rabbinin sana kolaylaştırdığı yollarda yürü, uç. Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar. Onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.” (Nahl Suresi 68-69)
Evet, Allah'ın tavsiye ettiği gibi bu yaratılış harikalarını araştırmak, düşünen insan olmak çok önemli. Çünkü Allah tüm bu nimetleri bizim idrak edebileceğimiz şekilde yaratıyor. Arı olağanüstü bir teknik kullanıyor ancak bunun şuurunda değil. İnsan, yani sadece bizler, Allah'ın yarattığı şuurlu varlıklar olarak bu kapsamlı güzellikleri, detayları, yaratılıştaki incelikleri anlayabiliyoruz. Elbette bu muhteşem yaratılış sanatı karşısında da yapmamız gereken Rabbimize sonsuz kere teşekkür etmek.
Bal üretimi arılar için çok büyük bir çaba gerektirir. Örneğin sadece 1 kilogram ham nektarı toplamak için 2 bin arının bir gün boyunca çalışması gerekir. Toplanan bu miktarınsa ancak bir kısmı bala çevrilebilir. 1 kilogramlık saf balı elde edebilmek için yaklaşık olarak 35 bin bal arısının 20 milyon çiçeği ziyaret etmesi gerekir. Bu muazzam bir sayı. Son derece zahmetli bir iş olmasına rağmen arılar balı ihtiyaçlarından kat kat fazlasıyla üretirler. Şüphesiz bu durum Allah'ın bizlere verdiği nimetlerin en güzel örneklerinden birisi. Çünkü arıların ihtiyaçlarından fazla bal üretme kabiliyetleri olmasaydı sadece kendi ihtiyaçları kadar üretim yapsalardı biz bu müthiş lezzetli ve besleyici gıdadan faydalanamayacaktık.
Arıların harikalıkları sadece bal üretimiyle sınırlı değil. Petek yapımı da başlı başına bir mucize. Balın depolanacağı petekler olmasaydı arıların büyük bir emekle ürettikleri tüm bal dökülür giderdi. Aslında arılar öyle çalışkan, öyle akıllılar ki her aşamayı müthiş bir organizasyon ve planlamayla gerçekleştiriyorlar.
Bir arı kolonisi başlı başına bir üretim kompleksi gibi çalışıyor. Bu kompleksin içerisinde üretim, planlama, paketleme, depolama, işçilerin koordinasyonu, temizlik, eğitim, kısaca her şey var. Şimdi izleyeceğiniz görüntülerde bir kovanın içerisine yerleştirilen kameradan arıların petekleri nasıl inşa ettiklerini izleyeceksiniz.
3 ay süresince kayda alınan bu kovan içi görüntülerde arıların müthiş bir organizasyonla hareket ettikleri görülüyor. Koordinasyon ve işbirliği mükemmel. Hiçbir kargaşa yok. Petek yapımında arılar kullandıkları ham maddeyi yani bal mumunu da kendileri üretiyorlar. Bal mumunu bir inşaat ustası gibi dikkatle kullanıyorlar. Petekleri oluşturan altıgenlerin ölçüleri, peteğe verdikleri açı her şey hesaplı, hiçbir hata yok. Çünkü en ufak bir matematik hatası tüm balın petekten dökülmesine neden olur.
Petekleri inşa ederken kovanın ısısının da belli bir derecede sabit tutulması önemli. Aksi takdirde balmumu ya erir ya da sertleşir. Aynı bir inşaat ustasının çimentoyu donmaması için belli bir ısıda muhafaza etmesi gibi arılar da petek yapımında kullandıkları bal mumunu uygun ısıda sabit tutuyorlar. Oluşturulan petek hücreleri arıların topladıkları nektarlardan ürettikleri balla dolduruluyor.
Ve son aşama mühürleme. Arılar oldukça titizler, her bir peteğin üzerine zar gibi ince bir bal mumu tabakasıyla kapatıp son olarak mükemmel bir paketleme yapıyorlar. Ve işte arıların büyük bir emek ve özveriyle ürettiği, muhteşem tadı ve şifa verici özelliğiyle en kıymetli besinlerden biri olan bal, arıların oluşturduğu peteklerin içinde paketlenmiş olarak tertemiz, besleyici bir nimet olarak sofralarımızda.
Peki arılar olmasaydı ne olurdu biliyor musunuz? Çiçekler döllenemez ve bitkiler olmazdı. Eğer bitkiler olmazsa onlarla beslenen hayvanların soyları tükenirdi ve sonunda bitki ve hayvanlarla beslenen bizler de yaşamımızı sürdüremezdik. Şimdi bu konuyu hazırladığımız kısa videomuzda izleyelim.
Dünyamız ve üzerindeki canlılık oldukça hassas dengeler üzerine kurulu. Bu dengelerden bir tanesi de bal arıları. Tükettiğimiz her üç gıdadan bir tanesinin arılar sayesinde soframıza geldiğini biliyor muydunuz?
Bal arılarının varlığı o kadar önemli ki eğer herhangi bir şekilde soyları tükenirse onlarla birlikte sayısız bitki türü de yok olur. Bu durum ilerleyen yıllarda milyonlarca insanın açlık çekmesi ve yeryüzünde canlılığın sona ermesiyle sonuçlanır. Doğrudan tükettiğimiz sebze ve meyvelerin yanı sıra besicilikte önemli olan birçok bitki türü de arılar sayesinde yetişiyor. Bu nedenle bal arılarının varlığı hayvanların beslenmesi için de hayati öneme sahip. Bunların yanı sıra arılar pek çok çiçeği taşıdıkları polenlerle döllüyor. Sadece tek bir kovandaki arı kolonisi bir günde 400 km2'lik bir alanı dolaşarak 1 milyon çiçeği döllüyor. Yaklaşık 130 bin farklı bitki türünün üremesi arılar sayesinde oluyor. Arılar ya olmasaydı diye sorarsak yanıt çok açık. Dünyada canlı hayatı ciddi anlamda çökerdi. Allah diğer tüm canlılar gibi bal arılarını da çok özel sebeplerle ve daha pek çok fayda ile yaratmış ve yeryüzü için olmazsa olmaz bir denge unsuru kılmıştır.
Evet, şimdi kovanların sahibi Hüseyin Abiyle beraberiz. Hüseyin Abi, hoş bulduk Hüseyin Abi. Çok teşekkür ediyoruz. Bizi çok iyi ağırladın gerçekten. Çok yardımcı oldun bize. Şimdi Hüseyin Abiden arılar hakkında biraz bilgi alacağız. Mesela çalışma sistemlerinden bize biraz bahseder misin arıların?
HÜSEYİN BEY: Arılar, güneşin doğumuyla ilgili doğuyu yönlendirerek ilk kılavuz arılar kovandan çıkar sabah erkenden. Yön tayiniyle, yani flora yapısıyla, poleniyle nektarıyla yön verir, yüzdelik meyillerle yani daire çizerek içerideki tarlacı, işçi arı dediğim arıları yönlendirir. Mesaiye başlarlar.
ÖMER TUZGU: Ne zaman başlarlar mesaiye? Gün doğumuyla mı?
HÜSEYİN BEY: Gün doğumuyla, şafak sökerken yani belki insanın gözleri seçemezken arı gidiyor. Arı vazifesini biliyor. Allah'ın bir hikmeti bu.
ÖMER TUZGU: MaşaAllah. Akşam olunca da dönüyorlar mı?
HÜSEYİN BEY: Dönüyorlar. Kısmen nektarın çok yoğun olduğu miktarda bazen yüzde beş arı dışarıda kalabilir. O da yaprak altı oluyor. Kendini muhafaza edecek şekilde. Sabah tekrar dönüyor kuluçkasına.
ÖMER TUZGU: Balın antibakteriyel özelliğinden bahsediyorduk. Mikrop tutmayan. Barındırmayan.
HÜSEYİN BEY: Tutmaz. İşte arı ilk gelişinde zaten sivri salgıyla dediğimiz antibiyotik bu propolis. Bunun bütün kovanın tüm her tarafını dizayn ettiği için içeride mikrop olmaz. Polen geliyor, yavru yatağı açılıyor. Anayı bile yedirme kapasitesi genç yavrunun beyin sütüyle ana besleniyor. Ana kendini sağlıklı yiyip doyuramaz.
ÖMER TUZGU: Ana dediğimiz kraliçe ara değil mi?
HÜSEYİN BEY: Evet ana, evet. Yani kendi buranın tabiriyle diyorum yani.
ÖMER TUZGU: Arılar ihtiyaçlarından fazla balı üretmek için mümkün olan en fazla depolama alanını nasıl oluşturacaklarını gayet iyi bilirler. Nasıl mı?
Bal arıları var oldukları ilk andan itibaren petek hücrelerini altıgen şeklinde inşa ederler. Acaba neden sekizgen veya beşgen gibi geometrik şekiller değil de özellikle altıgen? Eğer arılar petekleri altıgen şeklinde inşa etmeselerdi kullanılmayan bölgeler ortaya çıkacak, böylece daha az bal depolanabilecek ve kovandan daha az sayıda arı yararlanabilecekti. Bu durumda şu sonuca varabiliriz; Altıgen hücre en çok miktarda bal depolarken inşası içinde en az bal mumu gerektiren şekildir. Sizce bu küçücük hayvanlar petekleri altıgen şeklinde yapmaları gerektiğini nereden biliyorlar? Bu bilgiyi araştırarak öğrenmedikleri kesin. Bunun tek bir açıklaması var. Arılar altıgen petekleri yaratılışlarının bir gereği olarak, yalnızca kendilerine böyle öğretildiği yani başka bir deyişle böyle ilham edildiği için biliyorlar ve kullanıyorlar. Şimdi bu konuyla ilgili videomuzu izleyelim.
Bal arıları Allah'ın doğada yarattığı mimar canlıların en disiplinli olanlarından. Yeryüzündeki en mükemmel besinlerden biri olan balı üretiyorlar ve ürettikleri balı kendilerinin inşa ettiği altıgen peteklerde depoluyorlar. Peki, hiç düşündünüz mü? Arılar petekleri neden daima altıgen şeklinde yapıyorlar?
Bu sorunun cevabını arayan bilim insanları uzun araştırmalar sonucunda ilginç bir sonuca vardılar. Altıgen, bal arılarının en az bal mumu kullanarak en fazla balı depolayabilecekleri en ideal geometrik şekil. Eğer arılar petekleri altıgen yerine silindir veya beşgen prizma şeklinde inşa etselerdi, aralarda kullanılmayan boşluklar ortaya çıkacak ve peteklerde daha az bal depolanabilecekti. Eğer arılar üçgen veya dörtgen petekler inşa etselerdi, bu kez aralarda boşluk kalmadan bal depolanabilirdi. Ancak bu şekillerin çevresi daha uzun olduğu için daha fazla balmumu üretmeleri gerekecekti. Bu şu anlama geliyor; bal arıları petek inşasında her açıdan en ideal şekli kullanıyorlar.
Arıların petek inşasında uyguladıkları bir yöntem daha var ki bu da hayret verici. Arılar petekleri inşa etmeye ayrı ayrı noktalardan başlar ve tamamen simetrik bir şekilde petekleri tam ortada tamamlarlar. Şöyle düşünelim. Yüzlerce arı 3 ya da 4 farklı noktadan başlıyor ve petekleri örerek ilerleyip ortada birleşiyor. Öyle mükemmel bir matematik, öyle kusursuz bir mühendislik tekniği kullanıyorlar ki birleştikleri noktada bir milimlik dahi boşluk ya da fazlalık olmuyor. Yüzlerce arı bir arada çalışıyor ancak hata payı sıfır. Bununla da kalmıyor arılar petek hücrelerinin birbirlerine olan açılarını da hesaplıyorlar. Sırt sırta duran petek hücrelerini balın yere akıp dökülmesini engellemek için mutlaka yere doğru 13 derece eğimle inşa ederler. Bal arıları bu muhteşem mimariyi gün ışığının giremediği kovanlarının içinde karanlık bir ortamda yaparlar. Ve bu bilgilere ve yeteneklere doğdukları andan itibaren sahipler. Yani petek yapımını diğer arılardan görerek öğrenmiyorlar. Diğer tüm canlılarda olduğu gibi arılar da bu yeteneklerini Allah'ın ilhamıyla ortaya koyuyorlar.
Peki bizler için tam bir şifa kaynağı olan balın içerisinde neler var? Bal hangi vitamin ve mineralleri barındırıyor?
Bir kere öncelikle balın en önemli özelliklerinden birisi içinde bakteri barındırmaması. Bal, içinde bakteri barındırmamakla kalmaz aynı zamanda bir bakteri yok edici olarak da kullanılır. Örneğin antibiyotiklere karşı dirençli olduğu bilinen bazı bakterilerin bala karşı koyamadığı tespit edilmiş. Buradan da anlaşılacağı gibi bal şifa yönü son derece güçlü bir besin. Ayrıca arıların ürettikleri tek şifalı besin bal değil. Arılar balın yanı sıra arı poleni, arı sütü ve arı reçinesi gibi bizler için çok büyük faydalar barındıran diğer besinleri de üretiyorlar. Balın içinde minerallerin, şekerlerin ve birçok vitaminin yanı sıra bir takım hormonlar, çinko, bakır ve iyot da var. Balın şifa verici özelliğini 1400 yıl önce Allah Kuran'da şöyle bildirmiş:
Kovulmuş şeytanlar Allah'a sığınırım: “Onların karınlarından türlü renklerde şerbetler çıkar. Onda insanlar için bir şifa vardır. Şüphesiz düşünen bir topluluk için gerçekten bunda bir ayet vardır.'' (Nahl Suresi, 69)
Evet, gördüğünüz gibi bal, Allah'ın küçücük hayvanlar vesilesiyle bizlere sunduğu çok önemli bir besin ve şifa kaynağı. Balın insan vücudu için ne denli önemli bir besin maddesi olduğunu çoğu kişi bilir. Fakat bu değerli besin maddesini üreten arıların olağanüstü özellikleri çok az kişi tarafından bilinir. Biz de sizlere bu bölümde arıların sahip olduğu bu olağanüstü özelliklerin bir kısmını aktardık. Bunlar gibi daha birçok bilgiye ekranda gördüğünüz sosyal medya hesaplarımızdan ulaşabilirsiniz.
Haftaya başka bir yerde başka konularda buluşmak üzere, hoşça kalın.