HARUN YAHYA
logo
HARUN YAHYA

  • Tüm Eserler
  • Kitaplar
  • Makaleler
  • Videolar
  • Görseller
  • Sesler
  • Alıntılar
  • Diğer

Adnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun YahyaAdnan Oktar'ın Hayatı ve Eserleri
Harun Yahya © 2025
  1. Videolar
  2. Yaşam ve Sağlık - 73. Bölüm, Riccon İlhan Doğan, Ruh Bilimleri ve Eği...

Yaşam ve Sağlık - 73. Bölüm, Riccon İlhan Doğan, Ruh Bilimleri ve Eğitim Psikolojisi Uzmanı

Harun Yahya
1812
27 Temmuz, 2017
Yaşam ve Sağlık
İman Hakikatleri ve Yaratılış Mucizesi

Yaşam ve Sağlık – 73. Bölüm, Riccon İlhan Doğan, Ruh Bilimleri ve Eğitim Psikolojisi Uzmanı

 

PINAR AKKAŞ: A9 TV ekranlarından merhaba değerli izleyenlerimiz. Dr. Oktar Babuna ile hazırladığımız programımızda bu hafta çok değerli bir konuğumuz bizlerle birlikte. Beden Dili Uzmanı Riccon İlhan Doğan. Hoş geldiniz programımıza.

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Hoş bulduk.

 

PINAR AKKAŞ: Biraz sizi tanıtalım izleyenlerimize. Aslında tiyatro eğitimi aldınız. Aynı zamanda ruh bilim psikoloji eğitimi de aldınız. Bu konuda çok detaylı çalışmalarınız var. Ve pek çok parlamenter, siyasi, sanatçı pek çok kesime de bu konuda uzmanlığınızla ilgili eğitiminiz var, seminerleriniz var. Biraz da siz bahseder misiniz dinleyelim?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Dil tarih Coğrafya Fakültesi’nin Eski Çağ Dilleri Bölümü’nde okuyordum. Hititoloji bölümüydü. Fakat daha sonraki yıllarda yurt dışında yabancı dil eğitimi vardı. Önce Almanya’ya gittim, Almanya’yı çok sevmedim. Almanya güzel bir ülke ama sevemedim o gittiğim yıllarda. Hedefte de tiyatro vardı. İtalya’da Commedia dell'arte diye Roma’da ilk gittiğimde öyle bir okulda okuma niyetim vardı. İnsan hedefini belirleyince demek o hedefe doğru gidiyormuş. Gittiğimde tabii şartlar uzun bir süreçten sonra okula kayıdımı yaptırdım. 3 yıl boyunca pandomim eğitimi aldım. Commedia dell'arte mezunuyum ben. O süre içinde modern pandomim, klasik pandomimdeyken bir şekilde okuldan mezun olduktan sonra İtalya’da uzun yıllar rayda çalıştım. Daha sonra gösteriler yapmaya başladım. Tek kişilik gösteriler yapmaya başladım. Modern pandomim dediğimiz farklı şekillerde tek kişilik gösterilerdeyken bir şekilde ajanslarla falan tanıştıktan sonra turnelerden dolayı İsviçre’ye geçiyorum. Ve İsviçre de tüm dünyanın tanıyabileceği Riccon dedikleri ben ortaya çıkıyorum. Fakat pandomimden komediye geçiyorum. Plastik yüz diye de uluslar arası bir ödül alıyorum. Mimiklerimi çok iyi kullanan biri olarak geçiyorum. Tabii komedya kullanıyorsunuz. Mimiklerden sonra bir tiyatro okulum oluyor, bir tiyatro, televizyon programları başlıyor, Riccon Show programları başlıyor. İlk başladığım TV 3 dediğimiz İsviçre kanalı Almanya’ya, Hollanda’ya yayın yapıyordu. Cuma akşamları başlıyordu cumartesileri devam eden bir programdı. Fakat ondan sonra bir baktım İsviçre’de hiç ummadığımız bir yere gelmiş olduk. Geri dönüşümü olmayan bir yerdi. Fakat daha sonraki yıllarda sosyal projeler başladı. Tesadüfen Nelson Mandela ile tanıştık. Güney Afrika’da aidsle mücadele konusunda tanışmıştık. O aidsle ilgili çalışmaları yaparken bir yandan da sosyal sorumluluğu sevdim. İşte yardıma muhtaç insanlar, zor durumdaki insanlar. Özellikle Zimbabwe, Mozambik, Svaziland projeler uyguladım. Fakat benim gönlümde yatan ülke Svaziland, onu da söyleyeyim. Çünkü o ülkede reform denebilecek hareketler yaptım. Afrika’dan geri döndüğümde artık bir daha komedyenlik yapmayacağım çünkü o tüketime yönelik. Ben galiba iyi bir insan olacağım ve bundan sonra üretime yönelik ne varsa onları yapacağım dedim. O dönemlerde de zaten psikolojiyi seviyordum. Sonra o 3 yıl boyunca psikolojiyi bitirdikten sonra ruh bilimleri mezunu oldum. Hayatımdan tamamen sinema, televizyon hepsi kalktı. Çünkü sinema filmleri yaptım 3 tane hepsini kapattım. Bazen telif haklarını aldım ben yaktım yani artık geçmişimi sildim. O geçmişteki ben ben değilim. Hayat hikayemi anlatan bir program gibi oldu ama. Ondan sonra psikoloji başladı. Psikolojiyle birlikte kişisel gelişim eğitimleri derken parlamentoya kadar girdik.

 

OKTAR BABUNA: Belli ki sevgi insanısınız. Bu yüzünüzden de anlaşılıyor, sevgi dolu bir insansınız. Sevgi dünyadaki sorunların kökenindeki en önemli şey. Sevgi dünyadan kalkınca dünya çapında sorunlar başladı. Bunun için de sevginin tekrar gelmesi gerekiyor. Ne yapmak gerekir bunun için?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Aslında sevgi çok kolay iş. Aslında o kadar abartmamak gerekiyor. Çünkü insanın dünyada olması Allah’ın sıfatlarındandır. Allah’ın sıfatları arasında dünyada görmüş olduğunuz bütün canlılar onun sıfatları arasında. İnsan olmasa kainat olmaz, kainatın en büyük manası insandır. Şöyle bir baktığınız zaman beyniniz 1,5 kilo ağırlığında, gökyüzünde görmüş olduğunuz hücreler kadar sinir uçları birbirine değmektedir. Hücreleri düşünebiliyor musunuz ne kadar geniş olduğunu da? Ve siz bu muhteşem esere dekor diyemezsiniz. Bu bir aksesuar da değil. Bu tamamen Allah’ın 99 isimlerine baktığınız zaman neler vardır; şefkat vardır, merhamet vardır ve mülk vardır ve adalet vardır. Bu açıdan baktığınız zaman adı minicik ama kocaman olan altında güveni umudu taşıyan bir sevgi vardır. Nedir peki? Bir kere Allah’ı tanıma, hani biz nereden geldik, ne yapıyoruz, nereye gidiyoruz diyoruz ya bizim önce Allah’ı tanımamız gerekiyor. Allah sevgisi sözde olmuş oluyor, özde olmuyor.

 

OKTAR BABUNA: Taklidi iman oluyor yan, geleneklere göreneklere bakıp işte etraftan görüyor, o gördükleriyle yaşamaya başlıyor. Allah’ın istediği o değil, samimi olmak. Peki siz yalandan bahsettiniz de hemen aklıma şu geldi; siz beden dili konusunda uzmansınız. Şimdi ondan da bahsedeceğiz. Yalan söyleyen birini anlayabiliyor musunuz? Çıkartabilir misiniz? Çünkü biliyorsunuz batı filmlerinde de görürüz yalan makinesine bağlarlar CIA da böyle şeyler yapıyor. Nasıl anlarsınız? Yani beden dili nedir bir kere isterseniz ondan başlayalım. Sizin uzmanlık konunuz.

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Estağfirullah. Şimdi beden dili dediğimiz zaman iç dünyanızda yaşamış olduğunuzu fiziksel olarak dışarıya vurgulama anlamına geliyor. Ellerin kolların bir ağırlığı bir ölçüsü vardır. Elinizi burnunuza götürmeniz, ağzınızı temizlemeniz, gözünüzün altındaki yorgunluğu almanız, başınızı kaşımanız, gelecekle ilgili plan yapmanız, geçmişle ilgili, yere bakmak geçmişe takılmak, yukarı bakmak gelecekle ilgili. Bunların hepsi size bir şekilde sinyaller veriyor. Mesela derler ya erkekler üç defa burnuyla oynadığı zaman yalan söyler. Ağzını temizledikten sonra yalan çoktan çıkmış gitmiş anlamına gelir. Kadınlar genelde makyajını temizler, çocuklar genelde “babacım ben yapmadım” dediği zaman yalanı saklamış anlamına geliyor. Bu açıdan baktığımız aman işte abartma da bir yalandır, yerin dibine koyarsınız, göklere çıkartırsınız “muhteşem bir adam” o da bir yalandır. Yalanın büyüğü küçüğü olmaz. Çünkü yalan söyleyen insanların hafızaları geniş değildir. Aynı soruyu 3 defa sorduğun zaman gözlerinin büyümesi küçülmesi, nefes alış-verişi, terle ilgili değişmesi zaten ele veriyor. Zaten yalan söylemek aynı zamanda kültürel de bir olaydır. Çünkü ne yapıyorsunuz; bir yalan söylemeye başladığında “vallahi billahi doğru” diyorsunuz ya, yalan söyleyen insan zaten söylemiş olduğu yalana kendini inandırıyor.

 

PINAR AKKAŞ: Peki yalanda çok profesyonel insanlar var, onların da bir şekilde belirtileri oluyordur herhalde.

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Yalan şu an sosyalleşmiş bir olaydır. Yani profesyonel yalan söyleyen insan yoktur. Toplumsal bir olay.

 

OKTAR BABUNA: Biz filmlerde görüyoruz, bu istihbaratta kullandıkları kişileri yalan söyleme konusunda güya uzmanlaştırıyorlar, yalan makinesine yakalanmasın diye. Onlarda bu belirtiler ortaya çıkmıyor mu?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Sosyalleşmiş bir olay. Şimdi kültürlere baktığınız zaman bir eğer suçlu tespit edemiyorsak, suç mahalline giremiyorsak buradaki en büyük sıkıntılarımızdan biri bu. Şimdi yalan olayı şöyle bir olay; baba yalan söylüyordur, çocuk da yalan söyler, anne de yalan söyler, kayınvalide de yalan söyler, toplum da söyler, çevre de söylüyordur. Örnek veriyorum, baba abartıyordur, anne de abartmaya başlar, çocuk da abartmaya başlar, arkadaşları da, öyle bir çevre oluşturmuşlardır. Öyle olduğu için o toplumun içinde mesel Amerika’da o makineden söz etmiştiniz epok onun ismi. Epok makinesine koyduğunuz zaman o kişinin yalan söylediğiniz zaman sinyallerden anlaşılıyor. Ama bir Türk’ü koyduğunuz zaman onu yakalayamazsınız, aynı sonucu vermeyebilir. Çünkü neden? Çünkü bizde kültürel, biz artık onu ne yapmışız, kalıplaşmış, standartlaşmış, tozdan rengi solmuş, bayatlamış bir kere bizim için de normal kabul görmüş doğruymuş gibi kabul ediyoruz yalanı. Yalan sosyal bir olaydır. Nasıl bir sosyal olaydır? Bölgesel yalanlar da çok farklıdır, bu kültüreldir aynı zamanda. Nasıl ağız şivesi değişiyorsa, yandan konuşur, sürekli yalana teşebbüs etmek artık yandan konuşur, sürekli yalan söylediği için. Bunu bilim adamları kabul görmüş ama yüzde yüz diyemiyor, mesela yüzde seksen deniliyor.

 

PINAR AKKAŞ: Kültürel anlamda değişiklik gösterir. Nasıl AQ testleri farklıdır Türkiye’de yapılan bir AQ testiyle başka bir ülkede yapılan sonuçlar o anlamda eşit değil. O yüzden de genel standart bir şey olmuyor o anmada, değil mi?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Evet. Kesinlikle olmuyor çünkü sizin doğrularınızın, düşüncelerinizin haklı savunucususunuzdur. Ben demiyorum ki avukatlar çok yalan söylüyor, gazeteciler çok yalan söylüyor. Çok lafta yalan var derler ya bu da ona benziyor. Çok konuşursanız kelimelerin ağırlığı ve ölçüsü de olmuyor. Çok konuşmadan da geliyor. Bir konu hakkında informatik bilgi verirsiniz, bir konudaysa bir izah tarzınız olur. Az yalan nereden yakalanır; az yalan çok az sözde bulunur. Dinle, düşün, konuş. Burada çok az bulursunuz. Ama sadece konuşursanız, siyasi liderler, biz demiyoruz ki siyesi liderler yalan söylüyor ama çok konuşanlarda ortaya çıkıyor diyoruz.

 

OKTAR BABUNA: Peki, beden dilinden devam edelim şimdi. Bu çok ilginç tabii herkesin de ilgisini çeken bir konu. Çok fazla da herkesin bilmediği bir şey. Bize neler anlatabilirsiniz bu konuda?

 

PINAR AKKAŞ: Ya da karşınızdakine beden diliyle ikna edebilir misiniz? Yan,i çok rahat yönlendirebilir misiniz?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Evet, yönlendirebilirsiniz. İknayı geçelim çünkü o çok geniş ve anlatması imkansız şeyler. Şimdi genel anlamda beden dilinde yalan çok kullanma, yıkıcı ve iğneleyici diller kullanma. “Hadi canım” yüksek sele konuşmak mesela. Bu ne oluyor, haklıyken haksız duruma düşebilirsiniz ama biz millet olarak çok böyle yüksek sele hitap eden, yüksek sele konuşan, yüksek sele tartışabilen bir milletiz. O zaman ne oluyor? Seste b,ir şiddet ortaya çıktığında fark edebiliyorsunuz. Yalan, çok yüksek sesle konuşan insanlarda yan beden dilinde kesmek, vurmak, adres göstermek yalana teşebbüs anlamına gelir.

 

PINAR AKKAŞ: Beden diliyle orantılı olarak doğru iletişim eğitimleri veriyor musunuz?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Veriyorum. O zaman ne oluyor işte, sizinle yapmış olduğumuz doğru orantıda iletişim olmuyor. Çünkü siz omuzdan tutmuş oluyorsunuz. Yüz yüze şu an iletişim olmuş oluyor. Normal şartlarda şu yapmış olduğumuz pozisyon yanlış bir pozisyon, iletişimde, televizyon için demiyorum. Mesela ihalelere gidiyoruz, ihalelerde çok yanlıştı bu. Oval olması gerekiyor tamamen normal şartlarda. Aramızda mesela bariyerler engeller olmuş oluyor. Biz bunları kaldırdığımız zaman göz göze, göğüs göğse olması gerekiyor. Ben ne yapmam gerekiyor? Şimdi bu doğru iletişim oldu ben size karşı döndüm. Çünkü size karşı dönmüş oldum ben. İkna da bu şekilde olur daha önce sormuş olduğunuz soru. Sizinle göz göze gelmem gerekiyor ikna edebilmem için. Ama şimdi burada iki türlü ikna var, birincisi hak ve hukuku uygulayarak sizi ikna edebilmem gerekiyor, eğitim seviyemizin de eşit olması gerekiyor. O zaman gözleri göğüsler ondan sonra genel anlamda aramızda hiçbir bariyerin engelin olmaması gerekir.

 

PINAR AKKAŞ: Beden dili hangi meslekler için çok önemli?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Her meslek için.

 

PINAR AKKAŞ: Ama belirli meslekler var mı?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Olmaz olur mu? Mesela siyasilerdeki hayatımızda olmazsa olmazlardan biri. Bakın şu an Putin’in yapmış olduğu hareketlerin hepsi, gözlerin yere bakması, sinyal vermemesi siyasete girmek istemiyorum ama Putin’in üzerinden konuşursak ne oldu, Türkiye’de dünyada gerilim yaratmaya başladı. Diğer taraftan mesleklere baktığımız zaman avukatlar mahkemede dik duruş, mücadele ruhu bunlar çok önemli şeyler. Düşüncenin haklı savunucusu olacaksın. Mesela ne yapardı Mussolini “heyt” eller yukarıda, liderlik eğitimi. Eller ortada bir şeyi izah ederken en çok. Eller aşağıda, pasifsin anlamına gelir. Bunları da kullanırken çok çok önemli hareketler diye düşünüyorum.

 

OKTAR BABUNA: Gözler çok önemli, değil mi?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Gözler çok önemli. Gözleri iki türlü kullanırsınız. Gözler, a, başınızı sağa eğersiniz makuliyet uyum sağladım, b, başınızı sola eğersiniz pes anlamında kullanırsınız, başınızı öne eğersiniz geçmişle bağlantılı, başınızı yukarı kaldırırsınız ukalaca “ben bu işleri çok iyi biliyorum anlamında kullanırsınız. Şimdi ben beden dilinden söz ederken eğer ben şu pozisyonu almış olsam çok ukalaca bir hal almış oluyorsunuz, ele bak. Fakat eğer siz eşit sahaya sahipseniz soruları da eşit şekilde paylaşmış oluyorsunuz. Bir de zihin çok önemlidir. Bakın, bir insanı doyurabilirsiniz ama zihnini doyuramazsınız. Ruh bambaşka bir olaydır. İnsanoğlu devir değiştiriyor, kılık kıyafet, fiziksel yapımız, ruhsal yapımız, zihin yapımız, kalp dediğimiz zaten dört tane böyle, aslında dördüyle birlikte mücadele ediyorsunuz çok zor. İnsan olmak çok zor. 7 tane duygu vardır, dünyanın neresine giderseniz gidin kıskanmak, tiksinti, aşık olmak, korku, hayvanlarda bile korkunun ne kadar güçlü olduğunu görüyorsunuz. Ve canlı olarak onları da anmak zorundayız. Ağaçlarda onlarda da korku vardır. Korku geçmişten gelen geleceği etkileyendir. Bu 7 tane duyguya baktığınız zaman hangisini besliyorsunuz. Zayıf yönlerinizi mi? Nedir zayıf noktalar; takıntılarınız, korkularınız, kaygılarınız, endişelerini. Diğer taraftan takıntılarımız dediğimizde kafaya bir şey taktığımız zaman bir olay çıkıyor ortaya ki bu en büyük olay. “Neden neden neden” keyfe keder bir hayat yaşamıyoruz. Yok öyle bir dünya. Ne kadar arıza varsa bütün bu insanlarla karşılaşacaksınız. Siz diyorsunuz ya “bu bir sınav” bu da ne oluyor sınav diyorsunuz. Ama şunu hiç unutmayın ki ne kadar insan varsa o kadar dünya vardır. Herkesin kendine ait gözyaşları vardır, hıçkırıklar her zaman burada durur aşağıya inmez. En rahat ettiğimiz yer iç dünyamızda rahat ederiz. Siz ne murtlu ki Hocanızın yanında rahat ediyorsunuz. Çok az insan bir başkasının yanında rahat edebiliyor. Şimdi bu açıdan baktığımız zaman zayıf yönlerinizi arka planda tutmak, güçlü yanlarınızı ön planda tutmak ve güçlü yanlarımızı beslemek. Şimdi dua çok önemlidir. Sizin sığınabileceğiniz, şunu çok iyi bilmek gerekiyor; ne için yaşıyorsunuz, neden yaşıyorsunuz? Nedensiz yaşanmaz. Hayata bir mana katmanız gerekiyor. Mana olmadığı takdirde siz hayatınıza tuvaletle mutfak arasında mekik dokuyan hayvandan farkınız olmuyor. Bazı insanlar vardır insan kıyafeti giymiş melekler gibidir ki dünyanın da temel taşlarını oluştururlar. Bazı insanlar vardır ki onlardan çok şey bekleyemezsiniz, et kemik yığınıdır. Güzel bakacaksınız, güzel düşüneceksiniz, güzel hareketler edeceksiniz, güzel bir kaderiniz olacak. Tekrar oraya geldiğimizde ‘ben veriyorum ama kendime veriyorum’ mutlu oluyorum. Afrika’da Svaziland’da 7 yıl git-geller yaptım, biri sordu, “çok büyük iyilik yapıyorsun.” Allah’ın yaptığı iyiliğin yanında senin bunu konuşman bile yanlış, yanlış. Çünkü neden? İnsan verdikçe insan olduğunu hatırlıyor. Yoksa biz insan olduğumuzu hatırlamadığımız takdirde, nefis bu ‘sus konuşma, bak keserim, kulağını çekerim’ diyemezsiniz. Öyle bir şansımız yok. O zaman bunu terbiye etmek gerekiyor sürekli. Etmediğiniz zaman sıkıntı orada başlıyor.

 

OKTAR BABUNA: O zaman o sizi yönetmeye başlar.

 

PINAR AKKAŞ: Uluslar arası yayınlanmış 9 tane kitabınız var. Onlardan Türkçeye çevrilmiş olanlar da var. Bir tanesi de şiddet ve sevgiyle ilgili. Biraz da ondan bahseder misiniz?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Evet. Şefkatin olduğu yerde şiddet olmaz. Çünkü şefkat Allah’tır. Çünkü Allah’ın 99 isminden bir tanesidir. Biz eğer Allah’ın gözleriyle baktığımız zaman sevap ve günah vardır. Allah’ın gözleriyle bakmasını bilememiz gerekiyor. Bir yirmi yıl sonra yokuz bu dünyada, bir daha asla gelmeyeceğiz son gelişimiz. Sen ne anlatırsan anlar, ne kadar konuşursan konuş işin sonunda dönüp dolaşacağın gideceğin yer bir projedir, Allah’ın projesi, başka proje yok. Bu açıdan baktığınızda biz bir medeniyet inşa ettik, o medeniyetin üzerinde komplekslerimizi veya kendimizle ilgili güzel hikayeleri, rütbelerimizi koymaya çalıştık ama boş geç onları deriz ya. Biz aslında şuran baktığımız zaman her şeyde dönüp dolaştığımızda bizim iyi bir insan olma sıfatına, başka bir yol yok, başka bir yere gidemeyeceksin.

 

OKTAR BABUNA: Allah’ın rızası, dediğini yapma, yapma dediklerini yapmamak. Tamamen doğru söylüyorsunuz. Zaten Allah diyor bakın, şeytandan Allah’a sığınırım: “Ben insanları ve cinleri yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım.” Hayatın bir amacı var çok doğru söylediniz. Hayatın içinde mana olması lazım. Hayatın bir anlamı var zaten ama bu anlamın farkında olmamızı istiyor Allah bizim. Hiçbir şey başıboş değil. Başıboş bir hayat yat-kalk, ye-iç, eğlen ondan sonra öl başka bir hayat. Öyle değil. Hayatın bir amacı var doğru. O amacı o manayı bilirse insan ve ona uygun yaşarsa o zaman hem mutlu olur, hem sağlıklı olur her şeyi ona göre oluyor. Doğrusunu yapmış oluyor.

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: MaşaAllah.

 

PINAR AKKAŞ: Sizin 5 günde yabancı dil öğrettiğiniz tekniğiniz var, değil mi? Kısaca ondan bahseder misiniz? 1950’de Amerika’da, 1970 yılında da Avrupa’ya girmiş bir teknik. İşte bu 2015-2016 yıllarında biz koymaya çalışıyoruz. Şimdi bunu bir çok devlet kurumlarında uyguladık, özel sektörde de uygulanmış. 10 saat gibi sürüyor bilinç altına atarak sadece görsel. Konuşamıyorsunuz, yazamıyorsunuz, doğru kelimeleri veriyorsunuz. Zaten İngilizcede biliyorsunuz çağrışımlar yapıyoruz. Vermiş olduğumuz çağrışım görseldir. Mesela gökte ay vardır, bu da koldur. Ne yapıyorsunuz, yukarıya ay-kol, ben telefon açacağım diyorsunuz. Bu çağrışımları yaparak siz ne yapıyorsunuz görselliği veriyorsunuz. Ampul kaç vatla çalışıyor diyorsunuz, vat diyorsunuz o vatı yakalıyorsunuz, iti biliyoruz, ayak izini de biliyoruz. Yukarıda vat diyorsunuz, hayvanın ismine it diyorsunuz, oku diyorsunuz, vat iz diz, Türkçesi bu nedir. Sadece görseldir çağrışımları dolguları ve kalıplarda kırmalar kullanarak verilen bir teknik. Bu teknikte sadece İngilizce değil Almanca, İtalyanca bütün dilleri hemen hemen 10 saat gibi 5 güne ayırıyoruz, 5 gün içinde yüzde yüz konuşma ama yazamama, okuyamama gramatiğe çok girmiyoruz. Sadece kulak dolgunluğu olmuş oluyor.

 

PINAR AKKAŞ: Günde 2 saat, 5 günde toplam 10 saat belirli kalıpları öğretiyorsunuz.

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Belirli kalıpları öğreniyorsunuz. Eğitimin sonunda da 15 dakika gibi sürede hiç hı demeden akıcı konuşmak zorundasınız. Burada konu akıcı konuşmanız, zaten herkes İngilizce konuşuyor aşağı yukarı. İlkokuldan üniversiteye kadar zaten İngilizce konuşuyoruz ama akıcı konuşmayı salıyoruz. Hı demeden, turistik bir gezi yapabiliyorsunuz, fuarları ziyarete gidebiliyorsunuz. Çok da iddialı olmasa bile küçük tartışmalara da katılabiliyorsunuz.

 

PINAR AKKAŞ: Çok önemli güzel gelişme. Tabii ki çok büyük bir kolaylık.

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Şu an dünyada en çok kullanılan kalıp dilleri, buna kalıp konuşma dili dilleri deniyor.

 

OKTAR BABUNA: Baya hayatını idame ettirecek kadar, değil mi?

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Evet. En çok satılan diller de İngilizce ve İspanyolca, İtalyancayı çok satıyoruz. En çok giden dillerden biri mesela İspanyolca. Yurt dışında en çok ilgi gören dil de İspanyolca.

 

OKTAR BABUNA: Amerika’da ikinci dil İspanyolcadır. Çok Hispanik var. Bütün Güney Amerika İspanyol kökenli. Amerika’nın içinde de çok sayıda Hispanik var. İspanyolca iki numaralı dildir orada, evet.

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Muhteşem bir şey. Biz İngilizce bilince bir şey bildiğimizi düşünürdük.

 

OKTAR BABUNA: İlminizi, bilginizi, güzel ahlakınızı çok sevdik. Tekrar ağırlamak isteriz sizi. Güzel konularla uğraşıyorsunuz, çok faydalı topluma hakikaten. Onlardan bir tanesi de beden dili. Önemli notlardı, çok teşekkür ediyoruz.

 

RİCCON İLHAN DOĞAN: Ben teşekkür ediyorum.

 

PINAR AKKAŞ: Çok hoş bir sohbet oldu çok sağolun teşekkür ederiz.

 

Bir programımızın daha sonuna geldik. Haftaya yeniden değerli bir konuğumuzla buluşmak üzere hoşça kalın.

 

http://a9.com.tr/izle/213431/Yasam-ve-Saglik/Yasam-ve-Saglik---73-Bolum-Riccon-Ilhan--Dogan-Ruh-Bilimleri-ve-Egitim-Psikolojisi-Uzmani

 

 


 

PAYLAŞ
logo
logo
logo
logo
logo
İNDİRMELER
mp3
mp4
Eğitim
Mimik
Psikoloji
Riccon İlhan Doğan
Ruh hali
Ruh hastalığı
Vücut dili
Yalan
Yaşam ve Sağlık
pandomim