Yaşamın Hassas Döngüleri
İçinde yaşadığımız dünyada ve tüm evrende çok büyük bir uyum ve denge vardır. Ve bu denge milyonlarca yıldır hiç bozulmadı.
Çevremize kısaca bir göz attığımızda bu dengenin pek çok delili ile karşılaşırız. Bulutların sürüklenmesinde, atmosfer katmanlarında her an gerçekleşen olaylarda, her zaman mevsiminde meyve veren ağaçlarda, yeryüzü sularında, binlerce farklı canlı türünün beraberce yaşamlarını sürdürmelerinde ve daha pek çok detayda kesintisiz devam eden kusursuz bir düzen ve denge hüküm sürer.
Canlıların her birinin varlığı, birbirleri aralarındaki ilişkileri, yedikleri yemek, içtikleri su, doğada gerçekleşen bağımsız gibi gözüken her olay aslında bu ortak dengeyi oluştururlar. Bu mükemmel dengenin içinde bir yerlerde fırtınalar kopar, seller basar, başka bir yerde kuraklık olur ama bu kusursuz denge asla bozulmaz. Doğada milyonlarca yıldır gerçekleşen her bir olay aslında bu hassas dengenin bir parçasıdır. Örneğin bütün yeryüzünde var olan her damla su, gezegenimizde bugüne kadar var olmuş olan tüm sudur.
Aynı şekilde karbonun, azotun ve daha birçok elementin miktarı dünya ilk yaratıldığı gün neyse bugün de tamamen aynıdır. Doğadaki maddeler her zaman olması gerektiği miktarda kalır. Tüketilen her madde geri dönüşümle kullanıma tekrar sunulur. Canlıların ihtiyaç duydukları su, oksijen ve diğer maddeler bir kez kullanıldığında tükenseydi, canlıların hepsinin çoktan yok olması gerekirdi ki bu da yeryüzündeki yaşamın sonu olurdu.
Canlılar için vazgeçilmez olan su, oksijen, karbon, azot gibi yaşamsal maddeler doğada bir döngü içindedir. Aslında birçoğumuz fen bilgisi ve biyoloji derslerinde bu döngülerin isimlerini çok defa duyduk. Dünyadaki birçok elementin, molekülün ve maddenin devirli olarak kullanılması gezegenimiz ve içindeki yaşım için bir zorunluluktur.
Peki dünyadaki suyun nasıl oluştuğunu, bulutlardan inen yağmurun nereden geldiğini, kimya dersinde adını duymaya alışık olduğumuz karbonun, azotun, oksijenin nasıl olup da tükenmediklerini hiç düşündünüz mü? Ve bunların yaşam için ne kadar önemli olduklarını biliyor musunuz? Birazdan tüm bu soruların ve daha fazlasının cevabını seyredeceksiniz.
Allah'ın doğadaki her bir atomu, her molekülü, her maddeyi insanlar için ne kadar hassas ve kusursuz bir sistemde yarattığını göreceksiniz.
Dünyadaki döngüler su döngüsü ile başlıyor.
Su Döngüsü
Su, insanın elinde her türlü ham maddesi olmasına rağmen imal edemediği en hayati moleküldür. Su olmadan yaşamın devam etmesi mümkün değildir. Yaşam için en büyük ihtiyaç olan su, tüm özellikleriyle insanlara Allah tarafından hazır olarak sunulmaktadır. Su, iki hidrojen ve bir oksijen atomunun birleşiminden oluşan bir moleküldür.
Doğada oksijen ve hidrojen atomları bol miktarda bulunur. Ancak dünya şartlarında hiçbir zaman birbirlerine bağlanarak suyu oluşturamazlar. Çünkü hidrojen ve oksijen atomlarının birleşimiyle çok yüksek miktarda enerji açığa çıkar. Bu iki elementi bir araya getirebilmek için üstesinden gelinmesi gereken bir enerji engeli vardır. Hidrojen oldukça yanıcı bir gazdır ve oksijen de yanmayı destekler. İkisi yüksek miktarlarda bir araya geldiğinde ne olacağını tahmin edebilirsiniz. Bu kimyasal reaksiyon gerçekleştiğinde çok yüksek miktarda enerji açığa çıkar, bunun anlamı da ölümcül bir patlamadır.
İşte bu nedenle yeni su moleküllerinin imal edilmesi imkansızdır. Dünyada hala hazırda var olan, içtiğimiz, kullandığımız, denizleri, okyanusları oluşturan su, dünyanın oluşumu sırasında var olan yüksek sıcaklık sonucu oluşan sudur.
Taze su aslında milyonlarca yıllıktır. Aynı su sürekli bir döngü içindedir. Bulutlardan dünya yüzeyine yağmur olarak veya kar olarak yağar. Nehirlerde akar, göllerde toplanır, musluğumuzdan akar, tarlalarımızı sular, bitkilerin içinde yolculuk eder, barajlarda enerji üretir ve sonunda tekrar buharlaşarak bulutlarda yoğunlaşır. Bu miktar dünyanın oluşumundan beri sabittir ve bu miktarda hiçbir zaman değişiklik olmaz.
Yaşamımızın bir parçası olan su, ne kadar tükenirse tükensin bize mutlaka geri döner. Milyonlarca yıldır yeryüzünde sabit miktarda olan, yaşamın en önemli gerekliliklerinden biri olan suyun nasıl halden hale değişerek bize geri döndüğüne bakalım.
Su döngüsünün gerçekleşmesi için öncelikli olarak buharlaşma meydana gelir. Güneşten gelen ısı yeryüzündeki suyu buharlaştırır. Buharlaşan su atmosfere doğru yükselir ve atmosfer içinde yolculuk eder. Daha sonra su buharı yoğunlaşır ve serbest kalan ısı da bulutları oluşturur. Su molekülleri hava sıcaklığına göre yağmur, kar veya dolu olarak yeryüzüne geri döner. Dönmeden önce dünyanın çevresinin yarısını dolaşabilir. Su molekülleri yeryüzüne geri indiğinde ya hemen tekrar buharlaşır ya da bir bitki tarafından kullanılır veya su tabakasına akar ya da bir nehre dahil olur.
Nehirler su molekülünü tekrar yola çıktığı noktaya yani okyanuslara götürür. Pek yakında su molekülü aynı yolculuğa tekrar başlayacaktır. Güneş tarafından başlatılan su döngüsü suyu ve ısıyı dünyada işte böyle dağıtır. Bu sayede doğadaki su dengesi sürekli korunur.
Suyun buharlaşması ve yağışlarla geri dönmesi mevsimlere göre değişiklik gösterir. Yaz mevsimlerinde buharlaşma fazla olduğu için yüzey sularındaki su miktarı azalır. Bahar mevsiminde ise karların erimesi ve yağmurların çok yağmasıyla akarsu, deniz ve göllerin su seviyeleri yükselir. Ancak toplam miktarda bir değişiklik hiçbir zaman olmaz. Allah'ın yeryüzünde müthiş bir denge içinde yarattığı su döngüsüyle buharlaşan su, yine Allah'ın dilemesiyle tazelenmiş olarak bize ulaşır. Su, bu yolculukta tuzdan ve yabancı maddelerden arınmış olur.
Allah ayetinde bu büyük iman hakikatini insanlara şöyle bildirmektedir: Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Şimdi siz, içmekte olduğunuz suyu gördünüz mü? Onu sizler mi buluttan indiriyorsunuz yoksa indiren biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, onu tuzlu kılardık. Şükretmeniz gerekmez mi?” (Vakıa Suresi, 68-70)
Su döngüsü Allah'ın yarattığı bir sebeptir. Büyük ve eşsiz bir mucizedir. İnsanların fabrikalarda üretemedikleri, canlılık için en büyük ihtiyaçlardan biri olan su, Allah'ın yarattığı kusursuz sistem sayesinde kesintisiz olarak bizlere ikram edilir.
İnsanlara sunulan her nimet gibi suyun varlığı da Allah'tandır. Eğer Allah yeryüzünde var olan suyu kurutup giderse onu bir daha geri geçirebilecek başka hiçbir güç yoktur. Allah bulutlara çektiği suyu bir daha geri indirmese onu tekrar yeryüzüne indirebilecek bir güç de yoktur. Allah bir ayette bu gerçeği şu şekilde bildirmektedir:
“Biz gökten belli bir miktarda su indirdik ve onu yeryüzünde yerleştirdik. Şüphesiz biz onu kurutup giderme gücüne de sahibiz.” (Müminun Suresi, 18)
Karbon Döngüsü
Dünyadaki her detay yaşam için özel yaratılmıştır. Molekül seviyesine indiğimizde bu özel yaratılış kendini bir kez daha gösteriyor. Gözle görünmeyen atomların bir araya geldikleri dünyada her şey bir düzen içindedir. Bu kusursuz sistemdeki örneklerden biri de karbon elementidir. Karbon atomu, dünya üzerinde bilinen tüm canlılığın temel taşıdır. Canlılar için en hayati elementtir. Karbon olmadan dünya üzerinde yaşam var olamaz.
Bu özel element dünyada her yerde bulunur. Karbon bitkilerde ve hayvanlarda bulunur. Aynı zamanda okyanuslarda, atmosferde ve yer kabuğunda da depolanır. Karbon yaklaşık olarak 1.7 milyon kadar bileşik yapabilir. Yeryüzündeki hemen hemen her şeyin, arabamızın lastiklerinden bilgisayarımıza, kullandığımız doğalgazdan selüloza, yediğimiz etten hücrelerimizin içindeki DNA'ya kadar birçok yapının temeli karbon elementidir.
Allah su döngüsü kadar yaşamsal öneme sahip diğer bir hassas dengeyi karbon döngüsü üzerine kurmuştur. Karbon döngüsü, karbon atomlarının fiziksel, jeolojik, kimyasal ve diğer doğal olaylar sonucunda atmosfer ve okyanuslar ve yeryüzü arasında dolaşımıdır. Bir karbon atomu oldukça karmaşık bir devir daim sistemiyle dünyada milyonlarca yıl dolaşabilir. Bu mekanizma ile karbon atomları Allah'ın dünyayı yarattığı günden beri kusursuz bir denge içinde sürekli yer değiştirir.
Örneğin bir insanın vücudunda bulunan bir karbon atomu yıllar önce bir bitkinin yanmasından ortaya çıkmış olabilir. Ve bu kişi öldükten sonra bu karbon atomu fotosentez işlemi sırasında tekrar bir bitkinin parçası olabileceği anlamına gelir.
Peki karbon nerelerde dolaşıyor? Karbon döngüsü nasıl gerçekleşiyor?
Yeryüzündeki karbonun dört ana kaynağı vardır. Atmosferdeki karbondioksit, sulardaki karbondioksit ve bikarbonat, litosfer olarak isimlendirilen taş güredeki petrol, kömür, doğalgaz ve son olarak da canlıların bünyesindeki organik moleküller.
Doğadaki karbonun çoğu atmosferde karbondioksit şeklinde bulunur. Fotosentez sırasında yeşil bitkiler atmosferdeki bu karbondioksiti kullanır ve karbonu bünyelerine alırlar. Hayvanlar da bitkileri yiyerek karbonu vücutlarına almış olurlar. Daha sonra hayvanlar karbonu ya nefes olarak karbondioksit şeklinde dışarı verir ya da karbon besin zincirinde ilerler.
Bitkiler ve hayvanlar ölüp çürüyünce bu karbon tekrar toprağa karışmış olur. Açık denizlerde ise yaklaşık olarak aynı işlemler gerçekleşir. Okyanuslar fiziksel ve biyolojik işlemlerle karbonu alır. Atmosferdeki karbondioksit okyanusun yüzeyinde suyun içine karışır. Bu işlem çok yavaştır ve sadece ilk 100 metrede gerçekleşir.
Fitoplankton isimli çok küçük deniz bitkileri bu karbondioksiti fotosentez yapmak için kullanırlar. Fitoplanktonlar denizlerdeki besin ağının temelidir. Hayvanlar bitkileri yediğinde karbonu ya nefesle dışarı verirler ya da karbon besin zincirinde ilerler. Bazen fitoplanktonlar ölür ve çürürler ve okyanusların dibine çökebilir. Burada tortul tabakaya gömülür. Uzun zaman içinde bu işlem okyanus zemini gezegenimizdeki en geniş karbon rezervi haline dönüştürmüştür. Yukarı sürüklenme ile akıntılar karbon içeren soğuk suları yüzeye getirir. Sular ısındıkça karbon tekrar atmosfere gaz olarak geri alınır ve böylece karbon döngüsü devam eder.
Karbon kayalarda, okyanuslarda, atmosferde, bitkilerde, toprakta ve fosil yakıtlarında bulunuyor. Karbon bazıları hızlı, bazıları çok yavaş işlemlerle sürekli bu kaynaklar arasında devrolur. Bu devir daim içinde bu dengeyi bozacak herhangi bir değişiklik, bir kaynaktaki karbonun azalması veya başka bir kaynaktaki karbonun artmasına yol açar.
Peki burada çok özetle anlattığımız bu mükemmel karbon dengesi bozulursa ne olur?
Doğadaki karbon döngüsü bozulursa tüm canlılar alemindeki besin zinciri bozulurdu. Eğer bitkiler gerekli olan karbonu alamazsa fotosentez yapamaz ve yiyecek oluşturamazlar. Bitkiler ve fitoplanktonları yiyen hayvanlar da beslenemez ve beslenemeyen bu hayvanlar ölürdü. Eğer karbon döngüsü olmazsa karbon barındıran okyanuslar tehlikeli miktarlarda karbon barındırırdı. Okyanuslardaki fazla karbon suyu daha asitli yapar ve denizlerdeki hayatı tehlikeye atardı. Bu da okyanus bitkilerinin büyümemesi ve balinalardan küçük deniz canlarına kadar bitkilerle beslenen pek çok canlının yaşamının tehdit altına girmesi anlamına gelirdi. Eğer karbon döngüsü bozulursa atmosferdeki karbondioksit oranı artar, oksijen oranı azalır ve tüm yaşam tehlikeye girerdi. Atmosferdeki fazla karbon tüm gezegeni ısıtırdı, iklimler bozulur, kavurucu sıcaklar, şiddetli fırtınalar, düzensiz yağışlar artardı.
Karbon döngüsü bir kez daha evrende çok üstün ve detaylı bir yaratılış olduğunu bizlere gösteriyor. Karbonun tüm canlı yaşamı için özel olarak yaratıldığı çok açık bir gerçek. Allah doğada çok hassas bir devir daim sistemi yaratarak bizlere insanlar için ideal bir dünya sunar. Evrendeki bütün canlılar ve cansız varlıklar Allah'ın üstün yaratışının bir delilidir. Kuran'da bu gerçek şu şekilde haber verilir:
Şeytanlığına Allah'a sığınırım:
“Gökleri ve yeri bir örnek edinmeksizin yaratandır. O bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca ‘Ol’ der, o da hemen olur." (Bakara Suresi,117)
Oksijen döngüsü
Oksijen, yaşam için gerekli olan gazların başında gelir. Çünkü insanların ve hayvanların enerji elde etmek için kullandıkları birçok kimyasal reaksiyon oksijen sayesinde gerçekleşir. Dünya her an, her saniye bir faaliyet ve değişim içindedir. Canlılar doğar, ölür, bitkiler çoğalır, azalır. Şehirler, yakıt kullanımı, atmosfere karışan farklı gazlar. Her şey anbean değişir. Ancak tüm bu değişimin içinde atmosferdeki oksijen miktarında hiçbir değişiklik olmaz.
Oksijen, atmosferdeki gazların yaklaşık %21'ini oluşturur. Doğadaki oksijenin temel kaynağı, sularda yaşayan algler ve fotosentez yapan bitkilerdir. Alglerin bedenleri adeta bir kimya fabrikası gibi çalışır. Alglerdeki bu kimya fabrikası benzeri sistemler insanların özel koşullarda geliştiremediği mükemmel mekanizmaları işletir. Algler bu mekanizmalarla fotosentez işlemini gerçekleştirerek hem kendi enerjilerini karşılarlar hem de yeryüzünün en büyük gereksinimlerinden biri olan oksijeni üretirler.
Elbette dünyamızda bir yandan oksijen üretilirken diğer yandan bu oksijen sürekli tüketilir. Solunum, besin maddelerinin vücutta yakılması gibi biyolojik olaylar ya da kömür, petrol, doğalgaz, odun gibi maddelerin yanmasıyla da bu oksijen sürekli kullanılır.
Doğada üretilen oksijenin yerine aynı miktarda oksijen tüketilmesi işte bu oksijen döngüsünü sağlar. Atmosfer, litosfer ve biyosfer arasında yani hava, yer ve dünya üzerindeki tüm ekosistem arasında oksijen sürekli dolaşım halindedir. Ve bu döngü aralıksız olarak milyonlarca yıldır aksamadan devam eder.
Bitkiler, atmosferdeki oksijenin temel kaynağıdır. Yeşil bitkiler, güneş ışığı ile birlikte havadaki karbondioksiti kullanır ve enerji üretir. Bu işlem sırasında oksijen açığa çıkar. Hayvanlar ise solunum yoluyla bu oksijeni alır ve atmosfere karbondioksit verir. Bitkiler, atmosferdeki karbondioksiti tekrar kullanınca bu döngü tamamlanmış olur.
Üzerinde yaşadığımız bu güzel gezegeni Allah bizim için özel olarak yaratmıştır. Naziat suresinde ifade edildiği gibi, “yeryüzü Allah tarafından canlılar için serilip döşenmiştir.” Başka bir ayette ise Rabbimiz yeryüzünü bizim için yarattığını şöyle duyurmuştur:
“Allah, yeryüzünü sizin için bir karar, gökyüzünü bir bina kıldı, sizi suretlendirdi, suretinizi de en güzel bir biçim ve incelikte kıldı ve size güzel temiz şeylerden rızık verdi. İşte sizin Rabbiniz Allah budur. Âlemlerin Rabbi Allah ne yücedir.” (Mümin Suresi, 64)
Azot Döngüsü
Canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için oksijen ve karbona ihtiyaç duydukları kadar büyümek için azota yani diğer adıyla nitrojene de ihtiyaç duyarlar. Azot yeryüzü üzerinde canlılık için çok hayatidir. Azot tüm canlı dokularda bulunur. Ayrıca toprakta da vardır. DNA'yı meydana getiren nükleik asitlerin, proteinlerin ve vitaminlerin yapısında da hep azot vardır. Yani azot da hayatın temel taşlarından bir diğeridir.
Azot doğada bol miktarda bulunur. Atmosferin %78'ini oluşturur. Ancak bu kadar çok olmasına rağmen canlılar atmosferdeki azot gazını doğrudan alıp kullanamazlar. Sadece azot bileşikleri halinde alıp kullanabilirler. Azotu kullanabilir hale çevirenler ise mikroskobik bakterilerdir.
Şimdi canlılar için hayati önem taşıyan azot gazı canlılar için nasıl kullanılabilir hale geliyor onu inceleyelim.
Azot gazı atmosferde N2 şeklinde bulunur. İki atomun çok güçlü bir bağla bağlandığı azotun bu halini canlılar kullanamazlar. Bitkiler büyümek için azotu kullanmadan önce bu güçlü bağın kırılması gerekir. Azot gazındaki iki azot atomu arasındaki bu güçlü bağın kırılmasına fiksasyon denir. Bu bağ bir yıldırım etkisiyle kırılabilir. Serbest kalan iki ayrı azot atomu oksijenle birleşebilir ve yeryüzüne yağmurlarla döner. Fiksasyonun yani iki azot atomu arasındaki bu güçlü bağın kırılma işleminin büyük bölümü aslında toprakta gerçekleşir. Topraktaki bazı bakteriler de bu azot bağını kırabilirler. Bu bakteriler atmosferde bulunan azotu, amonyağa sonra başka tip bakteriler de amonyağa nitrata dönüştürürler. İşte ancak bu haliyle azot bitkiler tarafından kullanılabilir hale gelir. Bitkiler bu nitratı topraktan emerek gerekli proteinleri oluşturur. Bitkileri yiyen hayvanlar bu proteinleri alırlar. Kullanılmayan proteinler hayvan atıklarıyla toprağa geri bırakılır. Bu atıklar bakteriler ve mantarlar tarafından ayrıştırılırlar ve amonyağı oluştururlar. Böylece azot tekrar toprağa geri dönmüş olur.
Bazı bakteriler topraktaki bu azot bileşiğini tekrar azot gazına geri çevirir, diğer başka azot bileşikleriyle beraber azot gazı da tekrar gaz olarak atmosfere geri karışır. Eğer toprakta çok fazla nitrat varsa göllere, ırmaklara, okyanuslara ve yeryüzü sularına süzülebilir. Azot döngüsü hiç durmadan milyonlarca yıldır böyle devam eder.
Azot döngüsü içinde bu önemli görevi gerçekleştiren bakteriler canlı birer kimya laboratuvarıdır. Evrimciler bakterileri basit canlılar olarak nitelendirir ancak bu kadar hassas kimyasal reaksiyonları nasıl gerçekleştirebildiklerini asla açıklayamazlar. Bakteriler var oldukları günden bugüne bu görevlerini hatasız olarak gerçekleştirir. Bu reaksiyonun gerçekleşmesi için ayrıca fotosentez, solunum veya fermantasyon gibi ikinci bir destek reaksiyonunun varlığı zorunludur. Çoğu insanın kafasını karıştıran bu formüller, ismini bile duymadığımız bakteriler için sıradan günlük bir çalışmadır.
Azot fiksasyon reaksiyonunun keşfi bilim adamlarınca çok büyük bir başarı olarak görülmüştür. Darwinistlerin basit canlılar dedikleri bakteriler burada sadece çok kısaca özetlediğimiz bu reaksiyonları zaten milyonlarca yıldır bizzat yapmaktadır. Elbette bakteriler bu kimyasal işlemleri yapmak için özel bir kimya eğitiminden geçmemişlerdir. Dünyaya gelen her yeni bakteri, kapsamlı bir kimya laboratuvarı ve özel eğitimli bir kimyagere ait bilgi ve donanımla görevine başlar. Onlara bu kapsamlı bilgi ve donanımı kullanmayı vesile eden Yüce Rabbimizdir.
Burada detaylarına girmeden çok kısaca anlatılan azot döngüsünde doğadaki denge ve uyum, canlılar arasındaki işbirliği ve işleyişin mükemmelliğini açıkça görüyoruz. Azot döngüsünün devamlılığını sağlayan, bazen tek bir hücreden ibaret olan bakterilerde sergilenen akıl, kuşkusuz Allah'ın yarattığı mucizeleri ve onun sonsuz ilmini görmek için büyük bir fırsattır. Bir ayette şöyle buyrulur:
“Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiçbir şey ondan uzak, saklı kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız mutlaka apaçık bir kitapta yazılıdır.” (Sebe Suresi, 3)
Bütün bu detaylar Allah'ın sergilediği muhteşem sanatın örnekleridir. Allah bütün bu işlemleri gerçekleştiren bakterileri ve diğer canlıları yarattığı gibi toprağa gazları taşıyan atmosferi, yağmuru, şimşeği, dağları, nehirleri, okyanusları da yaratandır. İşte bu nedenle karşımızdaki tüm detaylar birbirleriyle kusursuz bir uyum içinde var edilmiştir ve bu dengede milyonlarca yıldır hiçbir bozulma olmamaktadır.
Darwinistler, köhne ideolojilerin etkisi altında hayali senaryolar kurgulamak yerine bu tür kompleks sistemlerin nasıl ortaya çıktıklarına dair bilimsel cevap vermelidirler. Bu sistemlerde görev alan canlıların kendi kendilerini bir anda ve son derece gelişmiş bilgi donanımıyla nasıl ortaya çıktığını açıklamalıdırlar. Tabii ki bu açıklamaları hiçbir zaman yapamadılar ve yapamayacaklar. Çünkü canlı cansız tüm varlıkları Allah bir anda mükemmel bir uyum içinde yaratmıştır. Evrimcilerin, hala canlıların evrim geçirdikleri iddiasını sürdürmeleri ise son derece şaşırtıcıdır.
Allah bu tür insanlar için Kur'an'da şöyle bildiriyor:
“Şimdi onlara sor, yaratılış bakımından onlar mı daha zorlu yoksa bizim yarattıklarımız mı? Doğrusu biz onları cıvık yapışkan bir çamurdan yarattık. Hayır, sen bu muhteşem yaratışa ve onların inkârına şaşırdın kaldın. Onlarsa alay edip duruyorlar.” (Saffat Suresi, 11-12)
Fosfor Döngüsü
Yaşamsal döngülerden bir diğeri de fosfor döngüsüdür. Fosfor döngüsünün detaylarına geçmeden önce fosforun canlılar için ne kadar önemli olduğuna çok kısa bir bakalım.
Fosfor, hücrelerimizin hayati fonksiyonlarında görevlidir. Hücre zarının ve hücrelerimizin bilgi bankası olan DNA'nın ve RNA'nın temel yapı taşlarındandır. İnsan vücudu fosfora çok önemli başka işlemlerde de ihtiyaç duyar. Kemik ve diş oluşumu, hücre büyümesi ve onarımı, enerji üretimi, kalp kasının kasılması, sinir ve kas hareketleri, böbrek işlevleri ve oksijen taşınması gibi. Fosfor ayrıca vitaminlerin kullanımıyla besinlerin enerjiye dönüştürülmesinde yardımcı olarak vücuda yarar sağlar. Fosfor, proteinlerin yapısına girerek faaliyetlerini kontrol eder. Enzimlerin yapısına katılır, onların aktif hale ya da inaktif hale geçmesini sağlar. Ayrıca yağ, protein ve şekerlerde de bulunur. Bu nedenle hücrelerin bütün enerji döngüsü aslında fosforun varlığına bağlanır.
Vücudumuzda bulunan çok değerli bir ham madde olan fosfor, hücrelerimiz için işte bu kadar önemli. Ayrıca doğada, fotosentezde, solunumda ve pek çok enzimin kontrolünde fosfor kullanılır. Peki canlılar fosforu bedenlerine nasıl alırlar? İşte burada devreye besin döngüsü girer.
Fosfor da diğer hayati elementler gibi yerküre, denizler ve biyosfer yani doğada yaşayan tüm canlılık içinde sürekli dolaşım halindedir. Fosfor sadece atmosferde bulunmaz.
Fosforun en çok depolandığı yer mineral kayalarıdır. Kayaların aşınması ve erozyon gibi doğal olaylarla fosfor ırmaklara karışır ve buradan okyanuslara taşınır veya doğrudan toprağa dahil olur. Topraktaki fosfor bitkilerin kökleri tarafından emilir. Hayvanlar da bitkileri yiyerek fosforu vücutlarına alırlar. Daha sonra fosforun bir kısmını atık olarak vücutlarından atarlar. Bir kısım fosfor da hayvanlar öldükten sonra çürümeleriyle toprağa karışmış olur. Toprağa karışan fosfor yine bitkiler tarafından buradan emilir ve döngü bu şekilde devam eder.
Okyanuslarda da aynı şekilde bir fosfor döngüsü vardır. Bu muazzam sıralama ve akış hiçbir sekteye uğramadan milyonlarca yıldır devam eder. Dış dünyadaki faaliyet hiç durmadan devam ederken bir yandan da içimizde saniyeler hatta saliseler içinde gözle görülemeyecek kadar küçük moleküller aralıksız çalışarak bilim dünyasının anlamakta bile güçlük çektiği işlemleri her an yaparlar. 21. yüzyılın gelişmiş teknolojisini ve her türlü maddi olanakları seferber etsek bile, yeryüzündeki dengeleri ve yaşamamız için gerekli koşulları bu denli muazzam işleyen bir sistemi sağlayamayız.
Dünya üzerindeki hayatın görkemli zenginliği ancak özel bir yaratılışın sonucudur. Ve bu yaratılış üstün güç ve akıl sahibi olan Allah'a aittir. Allah'ın tüm canlıları yaratışı bir ayette şöyle haber verilir:
“Göklerin ve yerin yaratılmasıyla onlarda her canlıdan türetip yayması O'nun ayetlerindendir.” (Şura Suresi, 29)
Sonuç
Doğadaki hassas dengeler, durmadan işleyen sistemler, canlı cansız birçok yapının varlığını gerektirir. Bu yapıların her birinin doğru zamanda, doğru yerde, doğru işleri yapmalarıyla ancak bu sistemler düzgün çalışabilir ve dengeler bozulmaz.
Eğer bakteriler olmasaydı, azot döngüsü olmazdı. Algler olmadığındaysa, oksijen döngüsü gerçekleşmez, atmosferdeki oksijen oranı çok düşerdi. Madde döngülerinde görev alan canlılardaki ya da cansız maddelerdeki tek bir eksiklik, kusur veya kimyasal reaksiyonlardaki tek bir hata adeta bir çark gibi sürekli işleyen sistemleri durdururdu. Ancak evrenin yaratıldığı günden bu yana ne madde döngülerinde ne de gerçekleşen kimyasal reaksiyonlarda bir aksaklık olmamıştır.
Doğadaki hayranlık uyandıran madde döngüleri Allah'ın sonsuz ilminin ve kudretinin büyüklüğünü gösteren delillerden biridir. Yaşamımız, yeryüzündeki milyonlarca canlı türüne, kusursuz dengelere ve mükemmel işleyen ekosistemlere bağlıdır. İçtiğimiz suyun arıtılması, solduğumuz havanın oluşması, tarım yaptığımız toprağın verimli bir hale gelmesi, yediğimiz besinlerin üretilmesi, kullandığımız eşyaların ham maddelerinin oluşması ve daha sayısız faaliyet bu kusursuz döngülerle gerçekleşir.
Çoğu insan, her an iç içe yaşadığı bu nimetleri gereği gibi takdir etmez. Hatta çoğunlukla düşünmeye bile gerek duymaz. Oysa bunlar, üzerinde durulması ve derin düşünülmesi gereken gerçeklerdir.
“Ona, mülkünde ortak yoktur, her şeyi yaratmış, ona bir düzen vermiş, belli bir ölçüyle takdir etmiştir.” (Furkan Suresi, 2)
Galaksilerden yıldızlara, gezegenlere ve yeryüzündeki tüm canlıların tek bir hücresine kadar evrendeki her detay Allah'ın kusursuz yaratmasıdır. Allah gökleri yeri ve ikisi arasındaki sonsuz ilmi, sanatı ve aklı ile kuşatmıştır. Allah yaratmada hiçbir ortağı olmayan, sonsuz güç sahibi ve her şeyi örneksiz yaratandır. Allah'ın sanatındaki sırları ve bize verdiği nimetleri anlayabilmek için yollar aramak, herkesin üzerine düşen sorumluluktur.
“İşte Rabbiniz olan Allah budur. Ondan başka ilah yoktur. Her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse O'na kulluk edin, O her şeyin üstünde bir vekildir.” (En’am Suresi, 102)