"Okyanuslardaki eşsiz sanat" belgeselinden
YAVRULARI İÇİN GÖÇ EDEN BALİNALAR
Denizde yaşayan en büyük canlılar balinalardır. Özellikle mavi balina olarak tanınan balina türünün boyu 30 metreyi, ağırlığı ise 130 tonu aşar. Ancak bu kadar büyük ve bu kadar ağır olmasına rağmen mavi balina rahatlıkla denizin 800 ila 1000 metre derinliklerine kadar dalıp oradan da hızla su yüzüne çıkabilir. 150 tonluk, 30 metrelik koca bir gemi düşünün. Bu koca gemi denizde batsa ve 1000 metre derinliğe gömülse, onu tekrar su yüzeyine çıkarabilmek için yıllar süren bir çalışma gerekir. Oysa balina bu derinlikten 15-20 saniye gibi kısa bir süre içinde su üstüne çıkabilir. Çünkü balinanın kemikleri süngerimsi bir maddeden yaratılmıştır. Bu kemiklerin içi yağla doludur ve bu sayede balina kolaylıkla derin sulardan su yüzeyine çıkabilir. Dalgıçlar su yüzeyine hızlı çıkışlarda basınç farkından kaynaklanan vurgun tehlikesiyle karşılaşırlar. Vurgunun nedeni akciğerlere çekilmiş olan havanın ani bir biçimde kana karışarak damarların içinde hava kabarcıkları oluşturmasıdır. Bu baloncuklar kan dolaşımındaki düzeni bozarak ölüm tehlikesi meydana getirir. Balinalar ise bizler gibi akciğerleriyle solumalarına karşın böyle bir problemle asla karşılaşmazlar. Bunun nedeni, derinlere dalarken insanlar gibi dolu ciğerle değil, boş ciğerle hareket etmeleridir. Ciğerleri havayla dolu olmadığı için bu havanın kana karışması ve dolayısıyla vurgun yeme tehlikesiyle karşı karşıya kalmazlar. Ama asıl soru burada ortaya çıkar. Eğer balinalar ciğerlerini havayla doldurmuyorlarsa, oksijensiz kalıp boğulmaktan nasıl kurtuluyorlar? Bu sorunun cevabı, balinalarda kusursuz bir tasarım olduğunu bize gösterir. Bu canlıların kaslarında yüksek oranda miyoglobin proteini bulunur. Söz konusu proteinler çok yüksek miktarda oksijen molekülünü kendi üzerlerine bağlar ve muhafaza ederler. Yani canlı için gereken oksijen ciğerdeki havada değil doğrudan kasların içinde saklanır. Balinalar bu sayede uzun süre nefes almadan yüzer ve diledikleri kadar da derine dalabilirler.
İnsanlarda da miyoglobin proteini vardır ama çok daha az oranda olduğu için aynı yüzme serbestliğini sağlamaz. Yunus ve balinalara özel olan bu biyokimyasal ayarlama elbette bilinçli bir tasarımın açık delilidir.
Aralık ayı geldiğinde balinalar için göç mevsimi başlar. Çünkü doğurmak için ılık sulara doğru hareket etmeleri gerekmektedir. Her yıl Aralık ve Ocak aylarında gri balinalar Kuzey Buz Denizi'nden, Kuzey Amerika'nın güney sahillerine geçerek Kaliforniya'ya doğru yüzerler. Nesillerinin devamı için bu üreme yerinin özellikleri önem taşımaktadır. Yavruların yaşayabilmesi için balinaların mutlaka sıcak sularda doğum yapmaları gerekmektedir. Bu dönemdeki en dikkat çekici özellikleri ise hamile olan balinanın hiçbir şey yememesi ve buna ihtiyacının da olmamasıdır.
Anne adayı Balina, uzun yaz günleri boyunca kuzeyin besin yönünden zengin sularındaki yiyeceklerle kendini doyurur. Ve böylece, uzun süren göç dönemi için gerekli olan enerjiden daha fazlasını içeren kalın bir yağ tabakasına sahip olur. Anne adayı balina sıcak sulara ulaşır ulaşmaz doğum yapar. Yavru balinalar birkaç ay yalnızca anne sütüyle beslenirler. Balina sütünün yağ ve proteini zengin olduğundan yavrunun büyümesi ve özellikle de vücudunda yağın depolanması çok hızlı olur. Ancak yavruların beslenme işleminde çok mucizevi bir olay yaşanır. Yavrular eğer sütü emecek olsalar ağızlarına sütle birlikte deniz suyu da girecektir. Ancak dişi balinaların meme bezlerinin çevresinde bir kas halkası vardır. Anne balina bu halkayı kasınca bir basınç oluşur ve böylece sütü doğrudan yavrusunun ağzına püskürtebilir. Bu süt normal bir süt değildir. Katıya yakın yağlı bir maddedir. Bu sayede süt deniz suyuna karışmaz. Yavrunun içtiği daha doğrusu yediği bu madde midede çözülür. Çözülen besin aynı zamanda yavrunun su ihtiyacını da karşılar. Görüldüğü gibi yavruların beslenebilmesi için Allah onlara en mükemmel sistemi sağlamıştır.
Allah doğacak yavrunun neye ihtiyacı olacağını, beden yapısının nasıl olacağını daha en başından bilir. Çünkü yeryüzünden gökyüzüne tüm evreni yaratan ve her an bu yaratmaya devam eden Allah'tır.
“O'nun bilgisi her şeyi kuşatmıştır. Yedi gök, yer ve bunların içindekiler, onu tesbîh eder. Onu, övgüyle tesbîh etmeyen hiçbir şey yoktur. Ancak siz, onların tesbîhlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz o, halîm olandır, bağışlayandır.” (İsra Suresi, 44)