HARİKA BİLİM - 11. BÖLÜM

Harika Bilim’e hoş geldiniz. Bu bölümde yine sizler için bilim dünyasındaki son gelişmeleri aktaracağız.

900 Kilometredeki fırtınayı tahmin eden kuşlardan, dev balinalara, uzayın gizemlerinden, ormanların kralı aslanların yeteneklerine kadar merakla izleyeceğiniz konuları ekrana getireceğiz. Harika bilim başlıyor.

Moby Dick'i okudunuz mu? Eğer okuduysanız şimdi izleyeceğiniz muhteşem canlıları zaten tanıyorsunuzdur. İspermeçet balinalarından bahsediyorum. 18 Metrelik boyları, 45 tona varan ağırlıkları ve dev beyinleriyle bu balinalar olağanüstü özelliklere sahip. Şimdi bu sıra dışı özellikler hakkında biraz daha bilgi alalım.

Sperm balinaları da olarak bilinen İspermeçet balinaları dünyanın tüm okyanuslarında yaşayabilirler. Türkiye sularında da görülen bu balinaların boyu 18 metreye, ağırlıkları ise 45 tona kadar ulaşabiliyor. Vücutlarının yüzde kırkını oluşturan dev kafalarıyla yeryüzünün en büyük beynine sahip hayvanları. Ayrıca dar çeneleri boyunca dizilmiş dişleri de onları yeryüzünün en büyük dişli canlısı yapıyor.

Devasa boyutlarına rağmen en sevdikleri yiyecek olan mürekkep balıklarını bulmak için bu balinalar 1000 metreyi kolayca dalıp 1,5 saat bu derinlikte kalabiliyorlar. Bu balinaların beyninde, bilim adamlarının henüz sırrını keşfedemedikleri Balmumu benzeri bir madde bulunuyor. Bu maddenin dalma ve yüzeye çıkmada yardımcı olduğu düşünülse de bu konuda henüz kesin bir bilgi yok. Ancak kesin olan bir şey var ki, dev beyinleri ve oldukça yüksek desibelli sesleriyle dikkat çeken bu balinalar oldukça zeki.

Evet, sadece zeki ya da devasa değiller. Aynı zamanda çok da oyuncular ve insanlarla şakalaşmaktan çok hoşlanıyorlar. Geçtiğimiz aylarda çekilen bu videoda profesyonel bir dalgıcın yanına yaklaşan sevimli dev, dalgıcın hareketlerini izleyip dalgıçla birlikte taklalar atmaya başlıyor. İzleyelim.

İspermeçet balinaları sürekli yüzerler. Peki, ne zaman uyurlar dersiniz?

Arada 20'şer dakikalık kısa aralıklarla uyku ihtiyaçlarını gideriyorlar. Ama bu sandığınız gibi bir uyuma değil, birlikte görelim.

Denizaltı araştırmacıları oldukça nadir rastlanan bu olağanüstü manzarayı Ekim 2014'te filme almayı başardı. İzlediğiniz bu görüntülerde İspermeçet balinaları suyun içinde dik bir şekilde durarak uyuyorlar. Bu esnada suyun içinde hafif hafif sürükleniyorlar. Gözlerinde aynı insanlardaki gibi rem uykusuna işaret eden hızlı hareketler oluyor. Bilim insanları balinaların genelde akşam 6 ile gece yarısı arasında uyuduklarını düşünüyorlar.

Gerçekten muhteşem bir görüntü. Allah bu sevimli dev balinalarda kendilerine özgü muhteşem özellikler yaratmış. Gelişen bilim ve bilim insanlarının çalışmalarıyla her gün yeni bir yaratılış harikası ile karşılaşmaya devam ediyoruz.

EVRENİN GENİŞLEMESİ

Geçtiğimiz bölümde evrenin genişliğinden bahsetmiştik. Bildiğiniz gibi bilim insanları görünebilir evrenin çapının 92 milyar ışık yılı olduğunu düşünüyor. 92 Milyar ışık yılı bir ışık yılının 9 trilyon 460 milyar 528 milyon 400 bin kilometre olduğunu düşünürseniz bunun ne kadar muazzam bir mesafe olduğunu biraz da olsa gözünüzle canlandırabilirsiniz.

Peki, büyük patlamadan önce mekan yani yer diye bir şeyin olmadığını biliyor muydunuz?

Evren, tam 13.8 milyar yıl önce, bilim insanlarının büyük patlama adını verdiği bir olayla yokluktan yaratıldı. Kuran'da 1400 sene önce bildirilen bu gerçek, Hubble Teleskopu'nun duygularıyla teyit edildi. Ama bu öyle muazzam bir yaratılış ki, bu patlamadan önce sadece madde değil, zaman ve mekanda yoktu.

Planetaryum'dan astronom Mark Hammergren, bu durumu şöyle sözlerle anlatıyor:

“Büyük patlama, uzayda dev bir patlama olarak düşünülüyor. Maddenin etrafa saçıldığı ve birbirinden uzaklaşmaya başladığı sanılıyor. Halbuki bu tam olarak doğru değil. Madde ve enerji daha önceden olan bir yere, bir boşluğa yayılmadı. Maddenin yayıldığı bu yerde büyük patlamayla ortaya çıktı ve o andan bu yana genişlemeye devam ediyor.”

 Zamansızlık ve mekansızlığı kafamızda canlandırmak çok kolay değil. Çünkü bunlar izafi kavramlar. Yani izleyene bağlı olarak değişiyor ve daha önce yokken Allah'ın yoktan yaratmasıyla var oldular. Konuyu daha iyi kavrayabilmek için ünlü Amerikalı astrofizikçi Huck Ross'un açıklamasına bir bakalım.

“Eğer zaman ve madde patlamayla birlikte ortaya çıkmışsa o zaman evreni meydana getiren nedenin evrendeki zaman ve mekandan tamamen bağımsız olması gerekir. Bu bize Yaratıcının evrendeki tüm boyutlarının üstünde olduğunu gösterir. Aynı zamanda Yaratıcının bazılarının savunduğu gibi evrenin kendisi olmadığını ve evreni kapladığını, sadece evrenin içindeki bir güç olmadığını kanıtlar.”

Huck Ross'un da belirttiği gibi madde ve zaman hissini tüm bu kavramlardan bağımsız olan sonsuz güç sahibi Rabbimiz yaratmıştır. Bilim dünyası her gün her yeni keşifle Allah'ın kusursuz yaratışını ve bu yaratıştaki muazzamlığı biraz daha ortaya çıkartıyor.

GÜNÜN SEVİMLİSİ - ÖREDEKLER

Sırada günün sevimlisi bölümümüz var. İzleyeceğiniz görüntülerde yavru ördeklere annelik yapan bir kedi var.

USTA GEMİCİ ÖRÜMCEKLER

Hiç eğitim almadan bir gemiyi idare edebilir miydiniz? Peki, geminiz olmasaydı da bunu başarabilir miydiniz? Pek sanmıyorum. Ama bunu yapabilenler var. Birlikte izleyelim.

Bilim insanları örümceklerin bacaklarını ve ipeklerini kullanarak suyun üzerinde bir yelkenli gibi hareket edebildiklerini keşfetti. Aslında daha önce de bazı örümceklerin ipeklerini kullanarak rüzgardan yararlandıkları ve bir balon etkisi meydana getirerek günde 30 km kadar uzağa gidebildikleri biliniyordu. Şimdi de örümceklerin vücutlarını aynen bir yelkendi gibi kullanarak su üzerinde gidebildikleri keşfedildi.

Londra'daki Doğa Tarihi Müzesi'nden Dr. Norihito Hayashi bu keşfi şöyle açıklıyor:

“Örümceklerin su üzerinde yelkenli gibi gitmelerine yardımcı olacak bir şekil aldıklarını fark ettik. Hatta istedikleri zaman ipeklerini bir çapa gibi bırakıyor ve durabiliyorlardı. Laboratuvarda yapılan testlerde örümceklerin rüzgardan faydalanmak için bacaklarından ikisini kaldırdı ve buna benzer başka pozisyonlardan faydalanarak su üzerinde rahatça hareket ettiği görüldü. Bu şekilde örümcekler dalgalı, sakin, tuzlu ve tatlı sularda aynı bir yelkenli gibi hareket edebiliyorlar.”

Bu yetenekli denizciler yavaşlamak ya da durmak istediklerinde ipeklerini çapa olarak kullanıp oldukları yerde kalabiliyorlar. Bilim insanları bu örümceklere usta gemiciler diyor. Hiç de haksız değiller. Biz bile eğitim almadan suyun kaldırma kuvvetini, rüzgardan faydalanmayı, bir yelkenlerine hangi açıda gideceğini asla bilemeyiz. Ama bu minik canlılar Allah'ın ilhamıyla kendi vücutlarını gemi gibi kullanıp profesyonel bir denizci gibi suda ustaca gidebiliyorlar.

BABUN YAVRUSU VE ÇITA’NIN DOSTLUĞU

Şimdi sırada şaşırtıcı bir dostluk hikayesi var. Bu, annesinden ayrı kalan babın yavrusu ile ona evlatlık edinen çıtanın dostluğu. Bir çıtanın yavru babına gösterdiği şefkate inanamayacaksınız.

MANTİS GÖZLERİNDEKİ ÜSTÜN YARATILIŞ

Gözleriniz ne kadar iyi görüyor? Kartal gözlüyüm diyebilir misiniz? Bence çok iddialı cevaplar vermeden önce mantis kredisini görmeniz gerekir. Mantis kredisi dünyanın en mükemmel gözlerine sahip. İnsanlardan 10 kat daha fazla renk görüyor. Bizim algılayamadığımız mor ötesi ve polarize ışıkları rahatlıkla algılayabiliyor. Üstelik bilim insanlarının daha önce rastlamadığı yepyeni bir görme tekniğine yani 3 merkezi bir görme sistemine sahip. Tüm bunlar ne demek? İzleyelim, ardından devam edeceğiz.

İnsan gözlerinde 3 alıcı varken mantis karideslerinin gözlerinde tam 12 alıcı vardır. Bu da insanlardan 10 kat daha fazla renk görebildikleri anlamına gelir. Ayrıca insanların göremediği polarize ve ultraviyole ışıkları da görülebilir. Tüm bunların yanında mantis karidesleri, bilim insanlarının optik-fizik kurallarının ötesinde yepyeni bir görme çeşidi olarak adlandırdıkları trinoküler yani üç merkezli görüşe sahipler. Bu şu anlama geliyor; İnsanlar ve birçok hayvan dürbünsel yani binoküler görüşe sahipken karidesler iki gözünü bağımsız hareket ettirip gözlerindeki 3 görsel bölgeyi eş zamanlı olarak kullanabildikleri için trinoküler görüşe sahipler.

Muhteşem bir yaratılış. Ancak mantis karidesinin süper özellikleri bunlarla da bitmiyor. Mantis karidesinde ayrıca birçok böcekte ve kabukluda görülen petek gözler var. Petek gözleri birçok ufak gözcükten oluşan dev bir göz olarak düşünebilirsiniz. Her gözcükten gelen görüntüler fotoreseptör olarak adlandırılan ışığa hassas pigmentlere iletiliyor. Bizde sadece 3 fotoreseptör varken bu canlında 16 tane var. Mantis karidesinin gözünde gördüğünüz bu tek çizgi ise rengi algılayan fotoreseptörlerin toplandığı yer.

Mantis karidesinin gözlerine bir başka teknoloji daha var. Bir dizi filtre kullanarak gelen ışığı farklı renklere ayırabiliyorlar. Yani bir çeşit gözlük takıyorlar diyebiliriz. Sussex Üniversitesi'nden nörolog Daniel Osorio bu durumu renkli gözlük takmayı benzetiyor ve şöyle anlatıyor:

“Bu filtreler bazı frekanstaki ışıkları engellerken bazılarına geçmesine izin veriyor. Bunun mavi ışığı azaltmak ve bulutlu havada netliği arttırmak için sarı mercekli gözlük takmayı benzetebilirsiniz. Bilim insanları bu gözlük mekanizmasının henüz ne işe yaradığını bilmiyorlar. Ama o kadar kompleks ve hassas bir sistem ki çok hayati bir rol oynadığına inanıyorlar.”

Bilim insanlarına göre Mantis karideslerinin bu süper görüşle nasıl bir dünya gördüğünü bilemeyiz ama anlamaya çalışabiliriz. Denizin diplerinde yaşayan ve belki pek çok kişinin bile haberinin olmadığı minik bir canlının bu kadar üstün bir teknolojiyle donatılması Allah'a duyduğumuz hayranlığı kat kat artırıyor.

KRAL ASLAN

Aslanlar neden ormanların kralıdır? Çıtalar daha hızlı, kaplanlar daha güçlü ama yine de kral lakabının sahibi aslanlar. Sizce neden?

Narnia'nın bilge kahramanı, aslan kralın sevilen Simba'sı, Madagaskar'ın komik Alex'i ve birçok spor takımının amblemlerini süsleyen bu görkemli hayvanlar hayatımızın her alanındalar. Allah aslanları öyle ihtişamlı yaratmış ki görünümleriyle popüler kültürün de önemli bir parçası haline almışlar. Peki, bu harika hayvanların güç ve ihtişamlı görünümlerinin yanında bilmediğimiz daha ne özellikleri var? Birlikte bakalım.

Bir aslan kükrediğinde sesi neredeyse 3 boyutlu bir sistemle tüm çevrede yankılanır. Bu sesi 8 kilometre uzaktan duyabiliriz. Evet, 8 kilometre. Bu çok ciddi bir mesafe. Yani 8 kilometre uzaklıktaki bir aslan size sesini duyurabilir. Ama asıl etkileyici kısmına henüz gelmedik. Diğer aslanlar bu sesi ne kadar uzaktan duyabilir dersiniz? Tam 50 km. Şimdi detayları birlikte izleyelim.

Aslanlar kütlediğinde ses etrafa çok ciddi şekilde yankılanır. Çünkü aslanlar trombon gibi seslerini inceltip kalınlaştırabilirler. Ses bir küre tarzında etrafa yayılır. Yani bir anlamda müzik sistemlerinde kullanılan surround sound sistemi oluşur. İnsanlar bu sesi 8 kilometre öteden duyabilirken, aslanlar 50 kilometre öteden duyabilirler. Bilim insanları, aslanların kükremelerinden birbirlerinin yaşını, sağlığını ve hatta kendini savunup savunamayacağını anlayabildiklerini düşünüyorlar. Yeni araştırmalar, aslanların ses tellerinin özel bir yapıda olduğunu, bu nedenle akciğerlerine çok zorlamadan yüksek ve derin sesler çıkarabildiklerini ortaya koydu. Ses üreten birçok canlı da ses telleri eğimli bir yapıya sahipken, büyük kedilerde görülen bir yağ tabakası bu telleri daha kolay titreşen düz yastıklar haline getiriyor. Bu süper yaratılışı keşfeden bilim insanlarından biri olan Iowa Üniversitesi'nden İngo Titze şöyle anlatıyor:

“İnanılmaz derecede etkili bir enstrüman. Böyle bir ses çıkarmak için aslanın kendisini zorlamasına hiç gerek olmuyor.”

Aslanların etkileyici özellikleri bunlarla sınırlı değil. Bir aslanın yelesi ne kadar siyahsa o aslan o kadar güçlü oluyor. Hatta dişi aslanlar bu şekilde erkek aslanın hiçbir kavgada yenilmemiş olduğunu anlayabiliyorlar. Çünkü bir aslan kavgada yenik düştüğünde yelesi sararıyor ve dökülüyor. Ayrıca bir aslan saldırıya geçtiğinde avına bir arabanın çarpma hızına denk bir güçle vuruyor. Evet, Allah aslanları birçok etkileyici özelliklerle donatmış. Bu özelliklerinden birisi olmazsa eksikliğini hiç fark etmezdik. Ama Allah'ın sınırsız yaratma sanatı vesilesiyle bu güzelliklere ve renklere şahit olup Allah'ın büyüklüğünü biraz daha anlayabiliyoruz.

Kaynar suyu yüzebilen canlar olduğunu biliyor muydunuz? Evet, doğru duydunuz. Güney Pasifik'teki köpek balıklarının kaynar volkan kraterleriyle hiçbir sorunu yok anlaşılan. Şimdi araştırmacıların kameralarına yansıyan o anları birlikte izleyelim.

KAYNAR SUDA YAŞAYAN CANLILAR

Güney Pasifik'in Solomon Adaları yakınlarındaki bir su altı volkanında inceleme yapan araştırmacılar gördükleri manzara karşısında şaşkına düştüler. Kraterin içine gönderdikleri kameradan gelen görüntülerde bir grup vatoz, çekiç kafalı köpek balıkları ve ipeksi köpek balıkları kraterin içinde son derece dağıt yüzüyorlardı. Oysa ki suyun sıcaklığı 400 dereceye ulaşabiliyordu. Ayrıca aktif bir volkan olduğu için her an lav da püskürtebilirdi.

Evet, köpek balıkları bu tarz bir kaynar suya nasıl dayanabiliyorlar? Burada daha çekici yiyecek kaynakları mı var? Umarız bilim insanları bu soruların cevabını yakında verebilirler. Ama burada dikkat çekici olan canların böyle ekstrem şartlara dayanıklılık gösterebilecek süper bir yaratılışa sahip olmaları.

ÇALI BÜLBÜLLERİ

Yaklaşan fırtınayı 900 kilometre öteden hissedebilen bir canlı var sırada. Minnesota Üniversitesi'nden araştırmacılar birkaç çalı bülbülüne izleyici cihaz takarak gittikleri rotayı takip ettiler. Bu kuşlar Güney Amerika'dan 2500 kilometrelik yolculuklarını tamamlayıp Amerika Birleşik Devletleri Tennessee'ye geldiklerinde bu bölgeye dev bir fırtına gelmek üzereydi. Ancak fırtına hiçbir şekilde hissedilemeyecek kadar 900 km uzaklıktaydı. Buna rağmen araştırmacılar, kuşların birden beklenmedik bir şekilde harekete geçip fırtınanın önünden kaçmaya başladıklarını tespit ettiler.

Çalı kuşlarının 900 km ötedeki fırtınayı tahmin ederek yön değiştirmeleri bilim insanlarını oldukça şaşırttı. Çünkü bilinen fırtına tahmin kriteri olan barometrik basınç, rüzgar hızı ve yağış miktarlarında herhangi bir değişiklik yoktu. Buna rağmen kuşlar çok başarılı bir hava tahmini yapmış ve tehlikeden kaçmışlardı. Araştırmacılar kuşların bu yeteneğinin yerin altında giden, insanların duyamayacağı frekanstaki infrasound sesleri duyabilmelerinden kaynaklandığına inanıyor.

Bu muazzam bir durum. Düşünün, biz ne kadar yüksekte olsak da bir fırtınanın gelişini ancak belli bir noktadan sonra görebiliriz. Gerekli cihazlarımız olmadan da basınç, yağış oranındaki değişimleri ya da rüzgar hızındaki farklılıkları anlayamayız. Ama minik bir kuş bu kriterleri hiçbir cihazda ihtiyaç duymadan ölçüyor, değerlendiriyor, sonuç çıkartıp önlem alıyor. Hem de bu önlemi fırtına daha 900 kilometre ötedeyken yapabiliyor.

Evet, hiçbir şey tesadüf değil. Doğuda Allah'ın aklının tecellilerini her yerde görmek mümkün. Bilim ilerledikçe, araştırmalar derinleştikçe doğadaki bu muhteşem tecelliler karşısında hayranlığımız bir kat daha artıyor.

Evet, bir bölümün daha sonuna geldik. Programımızın NASA'nın New Horizons uzay aracının çektiği Plüton'un görüntüleri ile kapatıyoruz. Bu aracın geçişinde Plüton'u ilk defa bu kadar yakından görebildik. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere.