Allah İçin Yaşamak
Kuran, yalnızca ve yalnızca Allah’ın sınırlarını ölçü almayı emreder. Kuran’da bildirildiğine göre akıl, mümin olmanın gereğidir. Müminler sürekli düşünmeye, araştırmaya ve Allah’ın ayetlerini bu yolla görüp tanımaya davet edilirler.
Müslüman olmak, geleneksel kültüre bağlı olmak, nostaljik şeylerden zevk almak demek değildir. “Doğulu” olmak demek de değildir. Müslüman olmak Allah’a kul olmak ve O’nun verdiği nimetleri O’na şükrederek kullanmaktır. Allah’ı tanımanın ve gerçekten üstün bir insan olabilmenin çabasıdır.
Bu dünyadan ahirete götürülecek tek şey Allah rızası için yapılmış olan salih amel ve ibadetlerdir. O zaman bu dünyada kısa bir süre için insana verilmiş olan nimetler (sağlık, güzellik, servet vb.), ahirette ebedi olarak ve çok daha güzeliyle yeniden insana verilecektir.
İnsanlara verilmiş olan nimetler, onlarda olan bir üstünlük ya da özellikten dolayı değil yalnızca ve yalnızca bir nimet ve imtihan olarak verilmiştir. Herşeyin yaratıcısı Allah olduğuna göre, herşeyin gerçek sahibi de O’dur. İnsanlar, tümü Allah’a ait olan bu mülke yalnızca geçici bir süre için “emanetçi” derecesinde sahip olabilirler.
Müslüman bir toplulukta, insanları değerlendirmenin ölçüsü “takva”dır (Allah’tan korkup-sakınma ölçüsü, Allah’a yakınlık). İman sahibi olmayanların oluşturduğu cahiliye toplumunda ise, insanlar hem kendilerini hem de diğer insanları büyük ölçüde “para” kıstasına göre değerlendirirler.
İnsanların yaratılışı, Allah’a kul olma ve Allah’a güvenme üzerine kuruludur. İnsan, sonsuz istek ve ihtiyaçlarını kendi kendine karşılamak durumunda olmadığı için, Allah’a bağlanmaya muhtaçtır. Dolayısıyla insan fıtratı, Allah’ı “Rab” (eğitici, yol gösterici, kural koyucu) olarak kabul etmeye yatkındır.
Ölüm yok oluş değil, ahirete geçiş kapısıdır. Bu durumda insan ölümden korkmanın da bir anlamı olmadığını anlayabilir. Zaten ölümden korkmanın bir faydası yoktur; çünkü ölümden kaçılamaz. Herkes kaderinde belirlenmiş zamanda ölecektir. Ahirete geçiş kapısı olan ölüm, ancak hayatını Allah rızasına uygun olarak değerlendirilenler için mutluluk ve kurtuluşa açılır.
Kuran’da tarif edilen ahlaka sahip bir mümin için “gelecek korkusu” diye bir şey söz konusu olamaz. Bu korku ancak, hayatı, birbirinden bağımsız milyonlarca sahte ilahın arasındaki bir çekişme olarak görenlere özgüdür.
Nefsin kötü arzularına kapılmayıp, Allah’a iman eden halis bir mümin, tüm hayatı boyunca “ne yapması gerektiğini” O’nun kitabından öğrenir, peygamberleri kendine örnek edinir. Müminin hayatı, inkar edenlerden tümüyle farklıdır.
Gerçek imana sahip olmayanların hayatları ise, müminin tam tersine, sayısız sahte ilahların boyunduruğu altındadır. Hayatını sayısız insanı hoşnut etmeye adar. İnsanlardan yardım isteyip medet umar. Oysa kendi zihninde ilahlaştırdığı bu varlıklar da aynen kendisi gibi aciz birer “kul”dur.
Allah’ın gücünü takdir edebilen ve dolayısıyla hayatını Allah rızası üzerine kuran bir insanın sahip olduğu en önemli özelliklerden biri de, Allah dışındaki tüm varlıklardan “bağımsız” olmasıdır.
Allah için sevgi, soy, ırk gibi yakınlıklara ya da herhangi bir çıkara dayalı değildir. ’İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi,96)
Müminlerin, Allah'ı bir ve tek olarak tanımalarından doğan bu büyük fark, onların sevgi anlayışını diğer insanlardan tümüyle farklı kılar. Örneğin, ortak koşanlar, "Hem Müslümanız, hem de hayatımızı yaşarız" mantığını severek kabul ederler.
Allah katında değeri az olan şeyi çok olana tercih etmek, insanın nefsine de bir’ pay’ ayırmasından kaynaklanır. Oysa bir konuda yapılması gereken, nefsine en ufak pay ayırmadan yüzde yüz Allah’ın rızasını gözetmektedir.
Cehennem insan için en büyük tehlikedir. Elbette ki Allah rızasının en çoğunu arayan insanın en önemli amaçlarından biri bu tehlikeden uzak kalma isteğidir. Nitekim mümin her an ahiret hayatına geçecekmiş gibi, cehennemin yakınlığını düşünerek hareket eder.
Allah korkusu mümini harekete geçiren, cennete layık bir kul olma konusunda büyük bir şevk kazandıran, dünya hayatını en güzel şekilde değerlendirmesini sağlayan bir duygudur.
Mümin, Allah rızasının en çoğunu aramalıdır. Bu, içinde bulunduğu ortalama ve şartlara göre insanın kendi vicdanıyla, öncelikle olanı belirleyebileceği bir durumdur.
Müslümanlar Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün farkına varan, O'nu çok seven, O'ndan "korkup-sakınan" ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe göre düzenleyen insanlardır.
Mümin kendisini ve tüm evreni Yaratan'ın Yüce Rabbimiz olduğunu, hayatın, ölümün ve ölüm-sonrası gerçek hayatın asıl sahibinin Allah olduğunu bildiği için, Allah'a yönelir.
Mümin, Allah'ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını ve ondan neler istediğini bilir. Bu nedenle de dünyadaki asıl amacı Allah'ın razı olduğu bir kul olmak için çalışmaktır.
Allah'ın rızası Allah'ın yaratmış olduğu düzenin temelidir. Mümin, Allah'ın rızasını aradığı için mümindir. İşte mümini, diğerlerinden ayıran en önemli fark buradadır.
Allah'ın rızasına ve cennetine talip olan müminler de bu hedefleri için ciddi bir çaba gösterirler. Allah rızası için karşılaşacağı hiçbir zorluktan etkilenmez. Allah rızası dışında hiçbir şeye yönelmezler.
Mümin olmanın ölçülerinden biri, Allah rızasına karşı içli bir istek duymak ve gerektiğinde bu yolda fedakarlık göstermekten kaçınmamaktır.
Mümin kendi çıkarlarını gözetmeden sadece Allah rızasını arayarak Allah'ın Kuran-ı Kerim'de bildirdiği, Peygamber Efendimiz (sav)'in hükmettiği sınırları özenle korur, bu konuda sabırlı ve itidalli davranır.
Mümin Allah'ın sınırlarını korumak konusunda hiçbir şey onu gevşekliğe sürüklemez. Her anında Allah'ın kendisinden razı olacağı şekilde davranmak için titizlik gösterir.
Müminin karşılaşacağı zorluklar, aslında dışarıdan zor gibi görünen, fakat tam bir teslimiyetle içine girildiğinde, Allah'ın kolaylaştırdığı olaylardır.
Müminler, dini Allah'ın rızası için şevkle, istekle ve coşkuyla yaşarken, münafıklar kendilerince birtakım menfaatler elde etmek için sadece taklidi tavırlar gösterirler.
İnkârcıların hayattaki tek amaçları ‘bu dünya’da mutluluğu ve rahatlığı elde etmektir. Bu insanlar kendilerine ‘zengin olmak, itibar sahibi veya ünlü bir insan olmak’ gibi bir hedef belirler. Ama bunların hepsi ölümle birlikte yok olacaktır.
Mümin, Allah’ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah’ın onu niçin yarattığını ve ondan neler istediğini bilir. Bu nedenle de dünyadaki asıl amacı Allah’ın razı olduğu bir kul olmak için çalışmaktadır.
Kuran'da tarif edilen Müslümanları diğer insanlardan ayıran temel fark, müslümanlar Allah'ın varlığının ve büyüklüğünün farkına varan, O'nu çok seven, O'ndan "korkup-sakınan" ve hayatlarını farkına vardıkları bu büyük gerçeğe göre düzenleyen insanlardır.
Gerçek mutluluk ve kalp rahatlığı ancak samimi imanla kazanılan birer nimettir. Mümin, Allah'ın varlığının ve gücünün farkındadır. Allah'ın onu niçin yarattığını ve ondan neler istediğini bilir.
Şirk, insanın, Allah'a ait olan özellikleri kendi zihninde başka varlıklara vermesiyle başlar. Oysa varlıklarda yer alan özellikler (güç, güzellik, zeka vb.) onlara "ait" değildir; bu özellikleri, bu varlıklara "ait" saymak, onları da Allah gibi varlığı kendinden olan bir ilah saymak demektir.
Mümin, şirkten, Allah'tan başka hayali ilahlardan medet ummaktan, onların rızasını aramaktan ve onların boyunduruğu altına girmekten arınmıştır. O, yalnızca Allah'a kulluk eder. Allah'ın rızasını arar.
Allah korkusu mümini harekete geçiren, cennete layık bir kul olma konusunda büyük bir şevk kazandıran, dünya hayatını en güzel şekilde değerlendirmesini sağlayan bir duygudur..
Mümin, paranın, makam ve mevkinin, fiziki güzelliğin asıl kurtuluş yolu olmadığını görür. İnkarcılar gibi hayatını ‘yıkılacak bir yarın kenarına’ kurmaz.
Mümin olmanın ölçülerinden biri, Allah rızasına karşı içli bir istek duymak ve gerektiğinde bu yolda fedakarlık göstermekten kaçınmamaktır. Mümin asıl hedefi ahirettir.
Rabbimiz mümin kullarına dünyada da güzel bir hayat vereceğini vaat etmiştir; ama bu onun dünyada hiç zorluk ve sıkıntıyla karşılaşmayacağını anlamına gelmez. Karşılaşacağı zorluk ve sıkıntılar ise, onun denenmesi ve olgunlaşması içindir.
Allah’ın rızasını arayan ve gözeten bir mümin için hiçbir sıkıntı, zorluk ve üzüntü yoktur. Yalnızca, Allah’ın dünyada bir imtihan olarak yarattığı ve müminin tevekkül, sabır ve teslimiyetini denediği olaylar vardır.
Kötülük her insanın nefsinde vardır. Ancak her insan bu kötülükten sakınmayı ve korunmayı da bilir. Nefsine kötülükten temizleyip arındıran kurtulacaktır.
Nefis ‘var gücüyle kötülüğü emreden’ olduğuna göre, mümin sürekli olarak nefsine karşı uyanık olmak durumundadır. Nefis sürekli olarak ona Allah’ın rızasının dışında alternatifler sunar ve bu alternatifleri süslü gösterir.
Şirk, Allah’ın yanında O’ndan başka bazı varlıkları da İlah kabul etmektedir. Kimse bu konuda kendinden emin olmamalı, şirk içinde olmaktan Allah’a sığınmalıdır.
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar
Videolar