logo HARUN YAHYA

Meşru Sevgi ve Gayrimeşru Sevgi

Meşru Sevgi ve Gayrimeşru Sevgi

Ey iman edenler, Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz;
oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişlerdir...
(Mümtehine Suresi, 1)

Duygusallık yani diğer bir deyişle romantiklik, çoğu zaman "sevgi" duygusu adı altında etkisini gösterir. Örneğin, ilerleyen sayfalarda inceleyeceğimiz romantik radikal milliyetçiler, kendi milletlerini çok sevdiklerini söyleyerek başka milletlere karşı husumet besler ve hatta saldırganlık gösterirler. Veya bir genç kıza aşık olan, onu hayatının yegane odak noktası haline getiren, "sana aşığım" diye şiirler yazarak, hatta intihara yeltenecek kadar ileri giderek bu genç kızı adeta "ilahlaştıran" bir gencin çıkış noktası yine "sevgi" kavramıdır. Eşcinseller, yani Allah'ın haram kıldığı bir sapkınlığı hayasızca ve ısrarla uygulayan kimseler de, birbirlerinde "sevgi" bulduklarını söylerler.

İnsanların çoğunluğu ise, "sevgi" adı konan her duygunun her zaman için doğru, temiz, hatta kutsal olduğunu zanneder ve az önce saydığımıza benzer romantizm örneklerini makul görürler.

Sevgi, elbette Allah'ın insana bahşettiği güzel bir duygudur. Ama önemli olan, bu sevginin kime ve ne düşüncelerle beslendiği, yani gerçek sevgi olup olmadığıdır. Duygusallığın yol açtığı sapkın sevgi anlayışı ile Allah'ın bize Kuran'da öğrettiği gerçek sevgi anlayışı birbirinden tamamen farklıdır.

Bu konuları kitabın içinde inceleyeceğiz. Ancak ön bir bilgi olması bakımından Kuran'a göre sevginin kıstasını açıklayalım: Kuran'a göre sevgi, ona layık olanlara gösterilir. Sevgiye layık olmayanlar ise sevilmez. Hatta onlara "buğz" edilir, yani kalben soğukluk duyulur. Kimin sevgiye layık olduğu ise, sahip olduğu ahlaka göredir.

Mutlak sevgiye layık olan tek varlık, hepimizin yaratıcısı olan Allah'tır. Allah bizi var etmiş, sayısız nimetle rızıklandırmış, bize yol göstermiş ve ebedi cenneti vaat etmiştir. Her türlü sıkıntımıza O yardım eder, her samimi çağrımıza icabet eder. Bizi O doyurur, hastalandığımızda bize O şifa verir, kalbimizi O felaha kavuşturur. Dolayısıyla kainatın sırrını kavramış olan insan, herşeyden çok Allah'ı sever. Sonra da Allah'ın sevdiklerini, yani Allah'ın rızasına uyan salih insanları sever.

Öte yandan Allah'a karşı isyankar olanlar, Rabbimiz'e isyan eden nankörler ise sevgiye layık değildirler. Bu insanlara karşı sevgi beslemek, önemli bir hatadır ve Allah bu konuda iman edenleri şöyle uyarır:

Ey iman edenler, Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cehd etmek (çaba harcamak) ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur. (Mümtehine Suresi, 1)

Ayette görüldüğü gibi iman edenler inkarcılara karşı sevgi yöneltmezler. Ancak burada önemli bir detayı hatırlatmakta yarar vardır. Mümin, dini inkar eden bir insana karşı kalbinde bir sevgi duymasa da, o insanın iman etmesi, Müslüman olması için elinden gelen herşeyi yapar. Yani burada bahsedilen "sevgi beslememe" durumu, karşıdaki insana öfke duyma, onun iyiliğini istememe anlamına gelmez. Aksine Allah'a iman eden bir insan öğüt alabilecek, doğru yolu bulabilecek her insana dini tebliğ etmek, cennetin ve cehennemin varlığını hatırlatmak, ölüm ve hesap günü ile karşı tarafı uyarıp korkutmak görevlerini eksiksiz olarak, şevkle yerine getirir.

Ayrıca tüm çabasına rağmen bir insan iman etmese de yine Müslümanın adil tavrında bir değişiklik olmaz. Müminlere zarar vermeye, insanlar arasında bozgunculuk ve kargaşa çıkarmaya kalkışmadığı sürece her insana aynı anlayışı gösterir. Çünkü Allah müminlere şöyle emretmiştir:

Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Allah, ancak din konusunda sizinle savaşanları, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkaranları ve sürülüp-çıkarılmanız için arka çıkanları dost edinmenizden sakındırır. Kim onları dost edinirse, artık onlar zalimlerin ta kendileridir. (Mümtehine Suresi, 8-9)

Bu ayetlerde ve Mümtehine Suresi 1. ayette Allah bizlere pek çok hikmetle birlikte önemli bir bakış açısı da öğretmektedir: Bir insanın duyguları, onun için yönlendirici olmamalıdır. Çünkü duygular insanı son derece yanlış noktalara götürebilir. İnsanın, duygularına göre değil, aklına ve iradesine, Allah'ın emirlerine göre hareket etmesi, dahası duygularını da akıl ve iradesiyle terbiye etmesi gereklidir.

Bu gerçeği, duygusallık batağına düşmüş her insanın hayatında görebiliriz. Kalbindeki istek, hırs, tutku, nefret veya öfke gibi duygulara esir olmuş yüzmilyonlarca insan, akla aykırı işler yaparlar ve bunu da "ne yapayım, seviyorum işte" veya "ne yapayım, çok istiyorum, içimden geliyor" gibi çaresizlik dolu sözlerle savunurlar. Oysa bir şeyin bir insanın "içinden gelmesi", o şeyin doğru ve meşru olduğu anlamına gelmez. İnsanın nefsi kendisine daima kötülüğü emretmekte, şeytan da onu daha büyük kötülükler için kışkırtmaktadır. "Ne yapayım, içimden geliyor" diyerek Allah'ın rızasına aykırı işler yapan insan, aslında nefsinin ve şeytanın oyuncağı olmuştur. Allah bu insanlardan Kuran'da şöyle söz eder:

Şimdi sen, kendi hevasını ilah edinen ve Allah'ın bir ilim üzere kendisini saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürlediği ve gözü üstüne bir perde çektiği kimseyi gördün mü? Artık Allah'tan sonra ona kim hidayet verecektir? Siz yine de öğüt alıp-düşünmüyor musunuz? (Casiye Suresi, 23)

İlerleyen sayfalarda duygusallığın bir şekli olan aşırı romantizmin çeşitli örneklerini inceleyecek, bunların insanlara verdiği zararı ele alacak ve nasıl tedavi edileceklerini açıklayacağız.

PAYLAŞ
Facebook
X
WhatsApp
Telegram
QR Code
QR Code
İNDİRMELER

Özet

Bu kitap bölümü, toplumdaki hatalı romantizm ve duygusallık anlayışını ele alarak sevginin gerçek kaynağını Kur'an ekseninde tanımlamaktadır. Allah'ın rızasına dayalı gerçek sevgi ile nefsani tutkuların yarattığı sapkın sevgi anlayışları karşılaştırılmakta ve bir müminin sevgideki ölçüsünün ancak Allah'ın emirleri olabileceği vurgulanmaktadır.

Önemli Noktalar

  • Mutlak sevgiye layık olan tek varlık Allah'tır ve müminler sevgilerini O'nun rızasına göre belirler.
  • Kur'an'a göre gerçek sevgi, kişinin sahip olduğu güzel ahlaka ve imanına göre şekillenir.
  • İnkar edenlere karşı kalben sevgi duyulmasa dahi, onlara adaletli davranmak ve tebliğ görevini yerine getirmek bir mümin sorumluluğudur.
  • İnsanın sadece duygularına göre hareket etmesi nefsine esir düşmesine yol açabilir.
  • Duygular akıl, irade ve Allah'ın hükümleri ile terbiye edilmelidir.

Sıkça Sorulan Sorular

Gerçek sevgi Kur'an'a göre nasıl belirlenir?

Gerçek sevgi, kişinin sahip olduğu güzel ahlaka ve Allah'ın emirlerine uygunluğuna göre belirlenir. İman edenler için sevginin merkezi Allah'ın rızasıdır, dolayısıyla sevgi ancak Allah'ı seven ve O'nun yoluna uyanlara gösterilir.

Allah'a isyan edenlere karşı Müslümanların takınması gereken tavır nedir?

İnkarcılara karşı kalben sevgi beslenmese de, Müslümanlar onlara karşı adaletli davranmak ve nazik olmakla yükümlüdür. Ayrıca, onların hidayet bulmaları için tebliğ yapmak ve hakikatleri hatırlatmak bir sorumluluktur.

Duygusallık insanı neden yanlış yönlendirir?

Duygusallık insanı aklını kullanmaktan alıkoyarak nefsin isteklerine esir eder. Kişi 'içimden geliyor' diyerek nefsinin ve şeytanın telkinlerine uyduğunda, Allah'ın rızasına aykırı işler yapma tehlikesiyle karşı karşıya kalır.

Kur'an'da sevginin öncelik sırası nasıldır?

Sevgi hiyerarşisinde en üst sırada kainatı yaratan ve rızıklandıran Allah yer alır. Ardından Allah'ın rızasına uyan salih kullar, yani müminler sevilir.