İslam dininin yegâne kaynağı Kuran’dır. Kuran Müslümanlığını savunmak, dine yeni bir yorum katmak anlamına gelmez; aksine Müslümanlığın özüne, yani Kuran’a yönelmek demektir. Geleneksel din anlayışını benimseyen bir kısım kişiler ise Kuran’da olmayan uygulamalarla dini zor gösterebilmekte, bunun sonucunda din yaşanması güç bir hale getirilebilmekte ve birçok insan dinden uzaklaşabilmektedir. Kuran’ın özünü esas alan bir anlayış, kimi zaman “dine yeni bir yorum” gibi gösterilmiştir. Oysa asıl dine yeni yorum getirenler, gelenekleri esas kabul eden ve Kuran’dan uzaklaşan kimselerdir.

Hurafeleri esas alan kimi din anlayışlarında ibadetler alabildiğine zorlaştırılmış, adeta uygulanamaz hale getirilmiştir. Oysa Allah, Kuran’da dini kolay kıldığını bildirmektedir:

“Ve seni kolay olan için başarılı kılacağız.” (Ala Suresi, 8)

“Allah adına gerektiği gibi çaba gösterin. O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi).”(Hac Suresi, 78)

“Biz bunu Kuran’ı senin dilinle kolaylaştırdık, takva sahiplerine müjde vermen ve direnen bir kavmi uyarıp-korkutman için.” (Meryem Suresi, 97)

“… Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez.” (Bakara Suresi, 185)

Geleneksel ve hurafeci zihniyetin zorlaştırdığı ibadetlerden biri de duadır. Oysa dua, insanın Allah ile yakın, içten ve kalpten bağlantı kurmasıdır.

Dua, her şeyin Allah’a ait olduğunu bilmek, derin bir kalple Allah ile bağlantıda olmaktır. Dua, her şeyin Yaratıcısının ve her şeyin Hakiminin Allah olduğunu bilmek, tüm yardımın sadece O’ndan geleceğine kalpten inanmaktır.

Dua ile insan, kendisini var eden üstün Yaratıcının korumasına sığınır. Her şeyin O’ndan geleceğini bilir ve her yakarışın O’na ulaşması gerektiğinden emin olur. Dua, her şeye gücü yeten Yüce Yaratıcıya boyun eğmek, O’nun gücünü ve kudretini takdir etmektir. Müslümanlar dua ederek Allah’a sevgilerini, teslimiyetlerini ve O’nu hakkıyla takdir ettiklerini göstermiş olurlar. Dua, anlamı çok derin ve güçlü olan bir kulluk şeklidir. Allah ile bağ kurmaktır. Allah ile kurulan bu bağ, Allah’a yakınlık için bir yol ve Allah’ı yüceltmek için bir fırsattır.

 

Dua; tüm evrenin sahibi olan, uzayın, güneşin, ayın, yıldızların, bilinen ve bilinmeyen bütün gezegenlerin, bütün hazinelerin, dünyanın, görünen ve görünmeyen, canlı ve cansız tüm varlıkların Yaratıcısı olan Yüce Allah ile diyalog kurmaktır. Allah tek zengin, tek güç sahibi, her şeyi oldurmaya gücü yeten, “İsteyin vereyim” diyen ve bir şeyin olmasını istediğinde sadece “Ol!” emriyle oldurandır.

 

Bazı insanlar Allah’a yönelmeyi yalnızca zor zamanlarla ilişkilendirir. Ancak başları sıkıştığında veya işin içinden çıkamadıklarında dua etmeleri gerektiğini sanırlar. Oysa Allah’tan her durumda, her şey istenir. İnsan, hayatının her anında Allah ile yakın bir bağ halinde yaşayıp karşısına çıkan her olayda Allah’a yönelebilir, O’ndan isteyebilir ve Allah’a seslenebilir.

 

İnsan sevinçliyken de, beklenti içindeyken de, korku ve ümit içindeyken de, şükrederken de hep Allah’a yönelmelidir. Peygamberimiz de dua ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:

“Sizden herkes, ihtiyaçlarının tamamını Rabbinden istesin, hatta kopan ayakkabı bağına varıncaya kadar istesin.” (Enes, Hadis No: 1784)

Peygamberimizin de bildirdiği gibi, duanın önünde hiçbir engel yoktur. İnsan hayatındaki her olay, her iş ve her durum için dua etmelidir. Çünkü her anı yaratan Allah’tır. Allah kişiyi her an görmekte, her halini bilmekte ve insanın karşısına çıkan her şeyi yaratmaktadır. Bu nedenle dua, insanın Allah’a karşı kendi acziyetini bilmesi; Allah’ın yüceliğini, büyüklüğünü ve her şeye hakimiyetini ikrar etmesidir. İnsanın, her anını kontrolü altında tutan, kendisini her an düşünen ve koruyan, her işini düzene sokmaya, her şeyi yoktan yaratmaya ve insana her istediğini vermeye kadir olan bir Yaratıcısının olması büyük bir nimettir. İnsan, kendisini gözeten ve her an koruyan Yaratıcısından her an her şeyi isteme, O’na yönelme ve kalbini O’na açma imkanına sahiptir. Bu, insanın dünyada sahip olabileceği en büyük konfordur.

Allah, duanın Kendisi ile derin bir bağlantı şekli olduğunu ayetlerinde şöyle bildirmiştir:

“Kullarım Beni sana soracak olursa, muhakkak ki Ben onlara pek yakınım. Bana dua ettiği zaman dua edenin duasına cevap veririm. Öyleyse onlar da Benim çağrıma cevap versinler ve Bana iman etsinler.”(Bakara Suresi, 186)

Duanın Belli Bir Kalıbı, Tekrar Sayısı veya Şekli Yoktur

 

Geleneksel din anlayışı, pek çok ibadeti zorlaştırdığı gibi dua ibadetini de çeşitli şekillere sokarak zorlaştırmıştır. Allah ile kul arasına aşılması güç bariyerler koyan, Allah’a yönelmeyi zorlaştırarak insanları Allah’ı anlamaktan uzaklaştıran bu anlayış, Kuran’daki Yaratıcı-kul ilişkisinden çok farklı bir görüntü sunar.

 

Özel dua kitaplarıyla, çeşitli ritüellerle, kolay ve içten yapılan bir ibadet zorlaştırılmakta ve başka bir şekle sokulmaktadır. “Bu sureyi 200 kez okursan duan kabul olur”, “Allah’ın ismini 50 kez tekrar edersen duan kabul olur”, “bu surenin Arapçasını 100 kere tekrar edersen duan kabul olur” gibi hurafe inanışlar, duayı asıl maksadından uzaklaştırıp samimiyetten şekilciliğe dönüştürmektedir.

 

Oysa duanın sayıyla, çok tekrarla veya sureleri Arapça okumakla bir ilgisi yoktur. Duanın sesli olması da şart değildir; içten de dua edilebilir. Duanın belirli bir vakti yoktur; her an ve her şartta dua edilebilir. Dua uzun ezberlerle yapılmaz. Peygamberlerin duaları hep samimi ve kısadır.

Allah Kuran’da, “Muhakkak ki Ben onlara pek yakınım” buyurarak kullarına en yakın olduğunu bildirmiştir. Buna rağmen geleneksel İslam anlayışında bazı kişiler, insanlara Allah’ı ulaşılmaz gibi göstererek bambaşka bir din anlayışı sunmaktadır.

 

Bu anlayışa uyan insanlar, duanın belirli bir şekli olduğunu, belirli bir dili bulunduğunu, sadece belli şeyler için dua edilebileceğini, her şeyi her zaman isteyemeyeceklerini, isteklerini ancak belirli ritüeller içinde dile getirmeleri gerektiğini zannederler. Ayrıca dua etmek için belirli mekanlara, belirli zamanlara, belirli Arapça dualara, uzun tekrarlara veya bazı hocalar tarafından yazılmış özel dua kitaplarına ihtiyaç olduğunu düşünebilirler. Oysa bunların hiçbiri doğru değildir.

 

Bazı yayınlarda, duanın kabul olması için çeşitli şartlardan bahsedilmektedir. Bu tür şekilci açıklamalar, insanları Allah’a samimi şekilde yönelmekten uzaklaştırabilmektedir. Allah Kuran’da duanın yöntemini, “Bana dua edin, size cevap vereyim” şeklinde açıklamışken; dua için samimiyeti esas kılmışken ve dua için hiçbir zorlaştırıcı koşul getirmemişken, bazı yayınlarda duanın kabulü için çeşitli şartlar ileri sürülmesi doğru değildir. Hatta bu şartlardan uzaklaşıldığında duanın tesirinin azalacağı gibi iddialar da ortaya atılabilmektedir.

 

Kuran’a rağmen yapılan bu tür açıklamalar, Müslümanlara büyük zarar vermektedir. Günümüzde insanların bir kısmının İslam dininden uzaklaşmasına neden olan şeylerden biri de bu hurafeci din anlayışıdır.

 

Kitapçılarda duanın şeklinin, dilinin, tekrar sayılarının ve formüllerinin anlatıldığı pek çok kitap yer almakta; bu kitaplarda binlerce sayfalık usul açıklamaları bulunmaktadır. Oysa Allah’ın Kuran’da tarif ettiği duada sadece samimiyet ve teslimiyet vardır.

Rabbimizin Kuran’daki dua tarifi son derece özlü ve nettir:

“Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin.”(Araf Suresi, 55)

“Düzene konulması ıslahından sonra yeryüzünde bozgunculuk fesad çıkarmayın; O’na korkarak ve umut taşıyarak dua edin.”(Araf Suresi, 56)

“İsimlerin en güzeli Allah’ındır. Öyleyse O’na bunlarla dua edin.”(Araf Suresi, 180)

“Sen de sabah akşam O’nun rızasını isteyerek Rablerine dua edenlerle birlikte sabret.”(Kehf Suresi, 28)

“Ya da sıkıntı ve ihtiyaç içinde olana, Kendisi’ne dua ettiği zaman icabet eden, kötülüğü açıp gideren ve sizi yeryüzünün halifeleri kılan mı? Allah ile beraber başka bir ilah mı? Ne az öğüt alıp düşünüyorsunuz.”(Neml Suresi, 62)

“Onların yanları gece namazına kalkmak için yataklarından uzaklaşır. Rablerine korku ve umutla dua ederler ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.”(Secde Suresi, 16)

“Öyleyse, dini yalnızca O’na halis kılanlar olarak Allah’a dua edin; kafirler hoş görmese de.”(Mümin Suresi, 14)

“Rabbiniz dedi ki: Bana dua edin, size icabet edeyim. Doğrusu Bana ibadet etmekten büyüklenenler; cehenneme boyun bükmüş kimseler olarak gireceklerdir.”(Mümin Suresi, 60)

“O, Hayy diri olandır. O’ndan başka ilah yoktur; öyleyse dini yalnızca Kendisi’ne halis kılanlar olarak O’na dua edin. Alemlerin Rabbine hamd olsun.”(Mümin Suresi, 65)

Ayetlerde duanın yalvara yalvara ve için için yapılması, korkarak ve umut taşıyarak yapılması, dini yalnızca Allah’a has kılarak yapılması ve Allah’ın rızasını isteyerek yapılması tarif edilmektedir. Yani Allah duada içtenlik, samimiyet ve Kendisi’ne kalpten bağlantı istemektedir. Dua için kıstas, insanın günahkâr veya günahsız olması, abdestli veya abdestsiz olması değil; sadece samimi olmasıdır.

 

İnsan Allah ile kendi sözleriyle ve kendi içtenliğiyle konuşabilir. İçten olmak, yapay bir görünüm içinde olmaktan veya ezber bir dil kullanmaktan çok daha önemlidir. Kişi dua esnasında şükredebilir, yardım isteyebilir, korkularını ve endişelerini paylaşabilir, içini dökebilir. Neticede kalpten Allah’a yönelmiştir.

 

Kuran’a göre duanın belirli bir şekli, belli bir ritüeli, belli bir oturuş biçimi, belli bir süresi, özel bir ses tonu, belli bir zamanı veya özel bir üslubu yoktur. Dua, kişinin kendi kalbinden gelen samimiyetle yaptığı, Allah’a yakınlaştığı, kendi diliyle ve ezberden değil düşünerek gerçekleştirdiği bir ibadettir. Allah bu kalpten duaya çok değer verir:

“Duanız olmasaydı, Allah size değer verir miydi?” (Furkan Suresi, 77)

Dua, insanın içini ve kalbini Allah’a açması anlamına gelir. Bu nedenle duada kişinin anlamadığı bir dili kullanması, duanın amacının gereği gibi anlaşılmadığını gösterir. Örneğin “Bereket Duası” gibi isimlerle ezberletilen Arapça dualar, Arapça bilmeyen bir kişinin ezbere tekrarlarıyla okunduğunda, Allah’ın Kuran’da kastettiği dua mahiyetinden uzaklaşır.

İnsan yakararak Allah’a yöneldiğinde yalnızca O’ndan bir şey istemez; O’na yaklaşır, O’na güvenir ve O’nun önünde içini açar. Dua anı, insanın kendisine en yakın olanın sadece Allah olduğunu en iyi bildiği andır. Allah Kuran’da kullarına şahdamarlarından daha yakın olduğunu şöyle bildirmiştir:

“Andolsun, insanı Biz yarattık ve nefsinin ona ne vesveseler vermekte olduğunu biliriz. Biz ona şahdamarından daha yakınız.”(Kaf Suresi, 16)

Dua, işte bu yakınlığın tam olarak anlaşılmasıdır.

 

Peygamberlerin Kuran’da Geçen Dualarından Örnekler

 

Kuran’da bildirilen Peygamber duaları, Peygamberlerin içten yakarışlarını ve samimiyetle Allah’a yönelişlerini görmek bakımından önemli birer yol göstericidir. Kuran’da verilen örneklerden de anlaşılabileceği gibi Peygamberler hiçbir zaman ezberden, ruhsuz ve şekilci bir dua anlayışı içinde olmamışlardır. Onların duaları son derece samimidir. Duaları uzun uzun, belli ritüeller eşliğinde gerçekleşmemiştir. İhtiyaç içindeyken bulundukları şartlar dahilinde hemen Allah’a yönelmiş, kısa ve samimi dualarla Allah ile içten bir bağlantı kurmuşlardır.

 

Peygamberlerin dua şeklinden, duada asıl olanın belli bir kaide içinde yapılan uzun tekrarlar değil; Allah’a ihtiyaç, içtenlik ve samimiyet içinde gönülden yönelmek olduğu anlaşılmaktadır. Peygamberler Allah ile her an bağlantı içinde oldukları için her durumda Allah’a yönelmiş; durum, şart ve şekil aramadan kısa ve içten dualarla taleplerini, teslimiyetlerini ve yakınlıklarını dile getirmişlerdir.

 

Kuran’daki örneklerden de görüldüğü gibi duanın bir şekli, bir uzunluğu, belli bir yeri veya belli bir oturuş biçimi yoktur. Örneğin Hz. Musa, ihtiyaç içinde olduğu bir anda, sürüleri suladığı açık bir alanda hemen gölgeye çekilmiş ve yalnızca tek bir cümle ile Allah’a yönelmiştir:

“Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım.”
(Kasas Suresi, 24)

Anlaşılacağı gibi dua her an, her koşulda ve her durumda Allah’a yakarıştır. Duayı ritüellere ve uzun tekrarlara bağımlı kılmak, ibadetleri zorlaştıran ve insanları şekilciliğe yönelten hatalı bir anlayıştır. Allah duada tekrarı veya ritüelleri değil, samimiyeti önemli görmektedir.

Tek yol gösterici Kuran olduğuna göre, Allah’ın Kuran’da tarif ettiği özü anlamak ve bu özü en iyi uygulayan peygamberlerin Kuran’da tarif edilen izlerinden gitmek en doğru yoldur.

 

Peygamberlerin Kuran’da geçen dualarından bazı örnekler şöyledir:

 

Peygamberimiz Hz. Muhammed SAV

“…Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O yüce Arş’ın sahibidir.” (Tevbe Suresi, 129)

“…Ey Rabbim! Aramızda gerçekle hükmet ve Rabbimiz O Rahman’dır ki, isnat ettiğiniz yalan vasıflarınıza karşı yardımına sığınılacak olan ancak O’dur.”(Enbiya Suresi, 112)

“…Rabbim! Eğer onlara yöneltilen tehdidi dünyeyî sıkıntıyı ve uhrevî azabı mutlaka bana göstereceksen; bu durumda beni zalimler topluluğunun içinde bulundurma Rabbim!”(Müminun Suresi, 93-94)

“…Ey Rabbim! Şeytanların vesveselerinden Sana sığınırım. Ey Rabbim! Onların benim yanımda bulunmalarından da Sana sığınırım.”
(Müminun Suresi, 97-98)

“…Bağışla ve merhamet et Rabbim! Sen merhametlilerin en iyisisin.” (Müminun Suresi, 118)

“…Rabbim! Gireceğim yere dürüstlükle girmemi sağla; çıkacağım yerden de dürüstlükle çıkmamı sağla. Bana tarafından, hakkıyla yardım edici bir kuvvet ver.”(İsra Suresi, 80)

“…Rabbim, ilmimi artır.”(Taha Suresi, 114)

“Ey mülkün sahibi olan Allah’ım! Sen mülkü dilediğine verirsin. Dilediğinden de mülkü çeker alırsın. Dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin. Hayır senin elindedir. Şüphesiz sen her şeye hakkıyla gücü yetensin.”(Al-i İmran Suresi, 26)

“Ey göklerin ve yerin Yaratıcısı olan, gaybı da, görünen alemi de bilen Allah’ım! Ayrılığa düştükleri şeyler konusunda kulların arasında sen hükmedersin.”(Zümer Suresi, 46)

“Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahman’dır.”(Enbiya Suresi, 112)

Hz. Adem

“…Ey Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.” (Araf Suresi, 23)

Hz. Nuh

“Rabbim! Şüphesiz ben Sen’den hakkında bilgim olmayan şeyi istemekten Sana sığınırım. Eğer beni bağışlamaz ve bana acımazsan, şüphesiz ziyana uğrayanlardan olurum.” (Hud Suresi, 47)

“…Rabbim! Beni yalanlamalarına karşı bana yardım et!”(Müminun Suresi, 26)

“Rabbim! Beni, ana-babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla, zalimlere yıkımdan başkasını artırma.”(Nuh Suresi, 28)

Hz. Lut

“…Ey Rabbim! Bozguncu, ortalığı fesada veren bu kavme karşı bana yardım et.”(Ankebut Suresi, 30)

Hz. İbrahim

“Ey Rabbim! Bana bir hikmet bahşet ve beni salih kimseler arasına kat. Sonra gelecekler arasında beni doğrulukla anılanlardan kıl. Beni Naim Cenneti’nin mirasçılarından kıl.”(Şuara Suresi, 83-85)

“İnsanların dirilecekleri gün beni mahcup etme.”(Saffat Suresi, 87)

“Ey Rabbim! Bana salihlerden bir oğul ihsan et!”(Saffat Suresi, 100)

“Ey Rabbim! Beni ve soyumdan gelecekleri namazı devamlı kılanlardan eyle; ey Rabbimiz! Duamı kabul et!”(İbrahim Suresi, 40)

“Ey Rabbimiz! Amellerin hesap olunacağı gün beni, ana-babamı ve müminleri bağışla!”(İbrahim Suresi, 41)

“Ey Rabbimiz! Bizi Sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de Sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak Sen’sin.”(Bakara Suresi, 128)

Hz. Yusuf

“Rabbim, zindan, bunların beni kendisine çağırdıkları şeyden bana daha sevimlidir. Kurdukları düzeni benden uzaklaştırmazsan, onlara korkarım eğilim gösterir, böylece cahillerden olurum.”(Yusuf Suresi, 33)

“Ey Rabbim! Beni Müslüman olarak vefat ettir ve beni salihler arasına kat!” (Yusuf Suresi, 101)

Hz. Eyüp

“Şüphesiz bu dert ve hastalık beni sarıverdi. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın.”(Enbiya Suresi, 83)

Hz. Şuayb

“…Rabbimiz! Bizimle kavmimiz arasında adaletle hükmet! Sen hükmedenlerin en hayırlısısın.”(Araf Suresi, 89)

“…Başarım ancak Allah’ın yardımı iledir. Ben yalnızca O’na dayandım ve ancak O’na döneceğim.”(Hud Suresi, 88)

Hz. Musa

“…Rabbim! Doğrusu kendime zulmettim. Beni bağışla…”(Kasas Suresi, 16)

“…Rabbim! Beni zalimler gürûhundan kurtar.”(Kasas Suresi, 21)

“Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla! Bizi rahmetinin içine al. Sen merhametlilerin en merhametlisisin.”(Araf Suresi, 151)

“Bize bu dünyada da iyilik yaz, ahirette de. Şüphesiz biz Sana döndük…”(Araf Suresi, 156)

“…Rabbim! Gönlüme ferahlık ver. İşimi bana kolaylaştır. Dilimdeki tutukluğu çöz. Ki sözümü anlasınlar.” (Taha Suresi, 25-28)

“…Ben işimi Allah’a havale ediyorum. Şüphesiz Allah kullarını görür, gözetir.”(Mümin Suresi, 44)

Hz. Süleyman

“…Ey Rabbim! Beni; bana ve ana-babama verdiğin nimetlere şükretmeye ve razı olacağın salih ameller işlemeye sevk et ve beni rahmetinle salih kullarının arasına kat!”(Neml Suresi, 19)

“Ey Rabbim! Beni bağışla; bana, benden sonra kimsenin ulaşamayacağı bir hükümranlık ver. Şüphesiz Sen daima bağışta bulunansın.”(Sad Suresi, 35)

Hz. Yunus

“…Senden başka ilâh yoktur. Sen her türlü kusurdan, eşi ortağı olmaktan uzaksın. Şüphesiz ben kendine yazık edenlerden oldum.”(Enbiya Suresi, 87)

Hz. Zekeriya

“…Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın.”(Enbiya Suresi, 89)

“…Ey Rabbim! Bana katından temiz bir soy ihsan eyle, şüphesiz Sen duayı işitensin.”(Al-i İmran Suresi, 38)

Müslümanların dua ibadetinin anlamını ve kıymetini bilerek, duayı Allah’a yakınlaşmaya bir yol sayarak yaşamaları önemlidir. Bu nedenle Allah’ın Kuran’daki tariflerini ve peygamberlerin dua şeklini hayatlarında esas almaları gerekir.

 

Müslümanlar ayetlerden, Peygamberlerin dualarını ezberleyip o şekilde de dua edebilirler. Ancak bu, toplum içinde öğretilen ve düşünmeden tekrarlanan dualarla karıştırılmamalıdır. Ezbere dua ile kastedilen, “yemek duası”, “uyuma duası” gibi insanları samimi düşünmeye yöneltmekten ziyade, düşünmeden yapılan bir ibadete sevk eden kalıplaşmış dualardır. Peygamberlerin duaları ise çok samimi ve son derece güzeldir. Bu duaları Müslümanlar örnek alabilir, tekrar edebilir ve buradaki samimiyeti kendileri de yaşayabilirler.

 

Bu konuda önemli bir husus daha vardır: Peygamber dualarının geçtiği ayetlerin Arapça hallerinin değil, kişinin kendi ana dilindeki anlamlarının ezberlenmesi gerekir. Ayetlerin Arapçası elbette güzel bir kafiyeye ve ahenge sahiptir; bu nedenle kulağa hoş gelir. Ancak insan için duanın anlamı önemlidir. Kişinin dua ettiğini söyleyip ettiği duayı anlamaması, ne için dua ettiğini dahi bilmemesi, duanın asıl amacını ortadan kaldırır.

Kuran Arapçadır; çünkü Peygamberimiz Arap’tır. Elbette Kuran, Peygamberimize kendisinin anladığı dil ile gönderilmiştir. Kuran’ı anlamak ve ayetleri hayata geçirmek için de her insanın onu kendi ana dilinde okuması şarttır.

 

Bir kısım dindar Museviler ve Hristiyanlar da duanın önemini iyi kavramışlardır. Hayatlarının her anında dua hakimdir ve bu dualar çoğunlukla belli ritüeller üzerine değil, samimiyetle Allah’a içten yönelmek ve Allah’tan talep etmek üzerinedir.

 

İncil’de Hz. İsa’nın, kendisine uyanlara dua ederken samimi olunması gerektiğine dair çağrısı şöyle aktarılmaktadır:

“Dua ettiğiniz zaman ikiyüzlüler gibi olmayın. Onlar herkes kendilerini görsün diye havralarda ve caddelerin köşe başlarında dikilip dua etmekten zevk alırlar. Size doğrusunu söyleyeyim, onlar ödüllerini almışlardır.”(Matta, 6:5)

“Dua ettiğinizde putperestler gibi boş sözler tekrarlayıp durmayın. Onlar söz kalabalığıyla seslerini duyurabileceklerini sanırlar. Siz onlara benzemeyin! Çünkü Rabbiniz nelere gereksinmeniz olduğunu siz daha O’ndan dilemeden önce bilir.”(Matta, 6:7)

Müslümanların Tümü Duanın Önemini İyi Kavramalıdır

 

Bir kısım Müslümanların hurafeci inanış nedeniyle duayı şekilci şekilde değerlendirmesi, Allah’a samimi yönelişin önüne geçebilecek bir tehlikedir. Bu nedenle Müslümanların tümü, içten, samimi ve Allah ile baş başa yapılan duanın önemini kavramalıdır. Çünkü dua, Allah’a samimi şekilde teslim olmak anlamına gelir. Bu yönüyle Müslümanların üzerindeki bereketi artıracak, ağır yükleri kaldıracak ve karşılarına hayırlar çıkaracak önemli bir ibadettir.

 

Allah’a tam güvenerek, O’nun yaratacağı sonuçtan razı olarak ve O’na teslim olarak geçirilen bir hayat, insana güçlü bir derinlik ve hayır getirir. Her insanın, özellikle de geleneksel din anlayışının etkisinde kalmış Müslümanların, hurafelerin etkisinden tam olarak kurtularak Allah ile böyle derin, samimi ve içli bir bağlantıya ihtiyaçları vardır. Her şeyin ötesinde, Allah’ın asıl istediği de budur.