Büyük Okyanus’un tropikal ve sığ sularında, yalnızca 5-10 milimetre uzunluğunda minik bir canlı yaşar. Beyaz yüzü, iki koyu renkli gözü ve pembeleşmiş yanaklarıyla adeta bir çizgi film karakterini andıran bu canlı, bazı çizgi filmlerdeki sevimli koyunlara da benzetilmektedir. Literatürde “Costasiella kuroshimae” adıyla tanımlanan ve Türkçede “yaprak koyun” deniz salyangozu olarak bilinen bu canlı, sahip olduğu olağanüstü özelliklerle biyolojinin alışılmış sınırlarını zorlayan, Allah’ın yaratışındaki benzersizliği ve kusursuzluğu gözler önüne seren dikkat çekici bir örnektir.

 

Canlının en çarpıcı özelliklerinden biri, beslenme mekanizmasında gizlidir. Bu sevimli salyangoz, “Avrainvillea” adlı yeşil alglerin üzerine yerleşir ve “radula” adı verilen iğne benzeri yapısını kullanarak alglerin hücre duvarını deler. Aşağıdaki fotoğrafta, üzerinde yaşadıkları yeşil algler üzerinde bulunan minik Costasiella kuroshimae bireyleri görülmektedir:

 

Söz konusu salyangozların alglerin hücre duvarını delerek kloroplastları toplamalarındaki amaç, bunları besin olarak sindirip yok etmek değildir. Asıl dikkat çekici olan, salyangozun alglerden aldığı kloroplastları sindirmemesi, onları canlı ve işlevsel halde tutması ve kendi hücrelerinin içine büyük bir uyum ile entegre etmesidir.

 

Normalde bir hayvanın sindirim sistemi, alınan yabancı maddeleri enzimler aracılığıyla parçalar ve sindirir. Buna rağmen bu salyangozun, alglerden aldığı kloroplastları kendi bünyesinde uzun süre işlevsel halde tutabilmesi son derece dikkat çekici bir biyolojik özelliktir. Bunun gerçekleşebilmesi için hücresel düzeyde hassas bir uyum ve koruma mekanizmasının bulunması gerekir. İşte bu salyangozun sindirim sistemi, aldığı kloroplastları sindirip yok etmek yerine onları canlı tutar ve kendi hücrelerinin içinde işlevlerini sürdürmelerine imkan verir. Bilim dünyasında “kleptoplasti” olarak adlandırılan bu süreç, canlılar alemindeki Yüce Allah’ın son derece dikkat çekici yaratılış örneklerinden biridir.

 

Diğer taraftan, salyangozun sırtında yeşil yaprakları andıran ve bu süreçte önemli görevler üstlenen yapılar da gerçek anlamda birer yaprak değildir. Bunlar, “serata” adı verilen ve sindirim bezinin uzantıları olan özel yapılardır. Alglerden alınan kloroplastlar işte bu serataların içinde barınır ve Güneş ışığından yararlanarak fotosentetik faaliyetlerini sürdürürler. Böylece bu küçük canlı, Yüce Allah’ın yarattığı olağanüstü bir sistem sayesinde Güneş ışığından enerji elde edebilir. Işık bulunduğu sürece uzun süreler boyunca dışarıdan besin almadan hayatta kalabilmesi, bu sistemin ne kadar dikkat çekici olduğunu göstermektedir.

 

Salyangoz Güneş ışığına maruz kaldığında seratalarını otomatik olarak yukarı doğru yönlendirerek ışık alan yüzeyini artırır. Bu durum, bir Güneş panelinin Güneş’ten daha fazla yararlanmak amacıyla yönünü değiştirmesine benzetilebilir ve canlıdaki son derece hassas uyumun bir başka örneğini oluşturur.

 

Canlının üreme sistemi ve yaşam döngüsü de fotosentez yeteneği kadar dikkat çekici özelliklere sahiptir. Costasiella kuroshimae bireylerinin aynı anda hem erkek hem de dişi üreme organlarına sahip olması, türün biyolojik özelliklerinden biridir. Bu nedenle bireyler birbirleriyle çiftleşebilirler. Çiftleşmenin ardından yumurtalardan, yetişkin bireye hiç benzemeyen ve “veliger” adı verilen serbest yüzen larvalar çıkar .

 

 

İşte canlı açısından hayati önem taşıyan süreçlerden biri de bu aşamada devreye girer. Larvaların yerleşip başkalaşım geçirebilmeleri için mutlaka uygun Avrainvillea alglerini bulmaları gerekir. Çünkü bu algler olmadan gerekli kloroplastları elde edemezler. Kloroplastları alamadıklarında ise fotosentetik faaliyetlerini gerçekleştiremez ve yaşamlarını sürdüremezler.

 

Böylesine hayati bir ihtiyacı bulunan mikroskobik larvaların, uçsuz bucaksız okyanus ortamında ihtiyaç duydukları algleri nasıl buldukları ise son derece düşündürücüdür. Larvalar bu algleri yalnızca görerek değil, suda bulunan kimyasal izleri takip ederek bulurlar. Avrainvillea algleri yaşamları boyunca suya kendilerine özgü bazı kimyasal moleküller bırakırlar. Bir anlamda bu moleküller, alglerin kendilerine özgü kimyasal bir imzası gibidir.


Larvaların yüzgeç benzeri yapılarında, yani velumlarında bulunan mikroskobik duyusal yapılar, okyanus suyundaki sayısız kimyasal madde arasından kendileri için gerekli olan bu özel kimyasal sinyali algılayabilir. Larva, adeta bir iz sürücü gibi, kimyasal yoğunluğun arttığı yöne doğru ilerleyerek kaynağa, yani ihtiyaç duyduğu alg türüne ulaşır. Böylece yaşamını sürdürebilmesi ve türünün devamı için gerekli olan hayati süreci başlatmış olur.


Burada üzerinde düşünülmesi gereken son derece önemli bir gerçek vardır: Larvanın doğru algi bulabilmesi, algden kloroplastları alabilmesi, bu kloroplastları sindirmeden bünyesinde koruyabilmesi ve onlardan fotosentetik faaliyet yoluyla yararlanabilmesi birbirinden bağımsız olaylar değildir. Bunların her biri birbiriyle bağlantılı, hassas ve çok aşamalı süreçlerdir. Sistemin herhangi bir aşamasındaki eksiklik, canlının yaşamını sürdürebilmesini doğrudan etkiler.

 

Evrim teorisinin öne sürdüğü bilinçsiz ve rastlantısal mekanizmaları; bir canlıya ihtiyaç duyduğu algi bulma, bu algdeki kloroplastları tanıma ve alma, aldığı kloroplastları hücreleri içinde koruma ve bunlardan enerji elde etmesini sağlayacak şekilde kullanma gibi birbirine bağlı özellikleri kazandıramaz. Burada yalnızca tek bir özelliğin değil, birbirini tamamlayan çok sayıda özelliğin aynı sistem içerisinde uyumlu biçimde çalışması söz konusudur. “Yaprak koyun” deniz salyangozunda görülen bu özellikler, Allah’ın yaratışındaki kusursuz düzeni ve canlılar üzerindeki ilmini düşünmek için önemli bir vesiledir. Bu küçük canlının yaşamını sürdürebilmesi için ihtiyaç duyduğu özelliklerin ve çevresel şartların birbirleriyle uyum içinde olması, üzerinde düşünülmesi gereken bir yaratılış delilidir. Yüce Allah, her canlıyı ihtiyaç duyduğu özelliklerle birlikte yaratmış ve onları yaşamlarını sürdürebilecekleri şartlarla kuşatmıştır.

Nitekim Kur’an’da Rabbimiz, göklerin ve yerin yaratılışı üzerinde düşünmenin iman edenler için önemli bir vesile olduğunu şöyle bildirir:

“Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün farklı oluşunda akıl sahipleri için elbette ibretler vardır. Onlar ayakta dururken, otururken, yatarken hep Allah’ı anarlar; göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler ve şöyle derler: ‘Rabbimiz! Sen bunu boş yere yaratmadın. Seni tespih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!’” (Âl-i İmran Suresi, 190-191)

 

Kaynakça
Cartaxana, P., Calado, G., & Christa, G. (2021). Photosynthesis from stolen chloroplasts can support sea slug reproductive fitness. Proceedings of the Royal Society B, 288(1943), 20202757. https://doi.org/10.1098/rspb.2020.2757
Christa, G., Zimorski, V., Woehle, C., Tielens, A. G., Wägele, H., Gould, S. B., & Martin, W. F. (2014). Functional kleptoplasty in a limapontioidean genus. Journal of Molluscan Studies, 80(4), 401-407. https://doi.org/10.1093/mollus/eyu032
Cruz, S., Cartaxana, P., & Calado, G. (2013). Crawling leaves: photosynthesis in sacoglossan sea slugs. Journal of Experimental Botany, 64(13), 3965-3975. https://doi.org/10.1093/jxb/ert213
Havurinne, V., Kuntz, S. G., & Tyystjärvi, E. (2020). Photosynthetic sea slugs induce protective changes to the light reactions. eLife, 9, e57378. https://doi.org/10.7554/eLife.57378
Maeda, T., Hasegawa, M., & Okusu, A. (2021). Chloroplast acquisition without the gene transfer. eLife, 10, e68622. https://doi.org/10.7554/eLife.68622