

Polenleşme, genellikle kara bitkilerine özgü bir süreç olarak bilinir. Ancak su bitkilerinde de aynı mucizevi düzenin olduğu görülmüştür. Denizlerde ve tatlı sularda yaşayan bitkiler de suyun zorlu koşullarına rağmen polenleşme yoluyla çoğalırlar. Bu da evrim teorisinin "tesadüfi mutasyonlar ve doğal seçilim" gibi bilim dışı iddialarını boşa çıkaran önemli bir gösterge olarak değerlendirilmektedir.
19 yüzyılın son derece ilkel koşulları ile ortaya atılan evrim teorisinin temel iddiası, karmaşık biyolojik sistemlerin tesadüfi mutasyonlar ve çevresel baskılar yoluyla kademeli olarak geliştiğidir. Ancak su altı polenleşmesinin varlığı, bu mekanizmanın bilim dışı olduğunu şu nedenlerle ortaya koymaktadır:
Su, polenleşme için son derece elverişsiz bir ortamdır. Suyun hareketliliği, polenlerin dağılmasını zorlaştırır ve suyun kimyasal yapısı, polenlerin bozulmasına neden olabilir. Örneğin, Vallisneria gibi su bitkilerinin polenleri, suyun altında korunaklı bir şekilde taşınır ve yüzeye çıktığında özel bir yapı (taç yapraklarının yelken gibi açılması) sayesinde diğer çiçeklere ulaşır. Bu sistem, şu unsurları içerir:

Evrim teorisine göre, bu kadar kompleks ve birbirine bağımlı bir sistem, sözde tesadüfi mutasyonlarla kademeli olarak oluşmuştur, ancak bu imkânsızdır. Her bir bileşenin (koruyucu tabaka, zamanlama, yapı) ayrı ayrı evrilmesi dahası bir araya gelerek işlevsel bir sistem oluşturması, tesadüfi süreçlerle açıklanamaz. Bu, evrimin "kademeli gelişim" ilkesini boşa çıkarır, çünkü evrim teorisine göre eksik bir sistem işlev görmez ve doğal seçilim tarafından elenir.
Evrimciler, su bitkilerinin polenleşmesi karşısında zor durumu düştükleri için bu bitkilerin “kara bitkilerinden suya geri döndüğünü” iddia ederler. Ancak bu iddia akıldışı olmasının yanında tek bir tane ara formun bulunmaması nedeniyle de bilimsel bir temele oturmaz. Çünkü suya geri dönüş için gerekli olan:

Yukarıda belirttiğimiz gibi evrim teorisi, açıklayamadığı tüm biyolojik sistemlerin tesadüfi mutasyonlarla ve doğal seçilimle geliştiğini savunur. Ancak su altı Vallisneria’nın çiçeklerinin polenleşmesi bile tek başına bu tesadüf yalanını çürüterek canlılarda bir planlama ve tasarım olduğunu göstermektedir.
Örneğin:
Bu sistemin her bir parçası, diğer parçalar olmadan işlev göremez. Evrim teorisinin "kademeli fayda" prensibine göre, bir sistemin her aşamasının hayatta kalmaya katkı sağlaması gerekir. Ancak su altı polenleşmesinin parçaları (örneğin, sadece koruyucu tabaka veya sadece yelken yapısı), tek başına bir avantaj sağlamaz. Bu, evrimin tesadüfi mekanizmalarının böyle bir sistemi oluşturamayacağının açık bir göstergesidir.

Su altı polenleşmesi, Allah’ın yaratma sanatının bir yansımasıdır. Her bir detayın (polenlerin korunması, çiçeklerin su yüzeyine çıkışı, hassas zamanlama) kusursuz bir uyum içinde çalışması, tesadüflerin değil, bilinçli bir tasarımın ürünüdür. Kur’an’da, “Ölü toprak kendileri için bir ayettir; Biz onu dirilttik...” (Yasin Suresi, 33) ayeti, bu mükemmel düzenin Allah’ın üstün ilim ve kudretiyle var edildiğini hatırlatır. 1800’lerin ilkel evrim teorisi, bu mucizevi sistemi açıklamakta yetersiz kalır ve tesadüf iddiaları, böylesine hassas bir tasarım karşısında çöker. Vallisneria gibi bitkilerin suyun zorlu koşullarında polenleşmesi, Allah’ın her şeye kadir olduğunu ve evrenin her zerresinde O’nun sanatını sergilediğini gösterir.