Dünya, yaşamın var olabilmesi için inanılmaz bir hassasiyetle tasarlanmış bir mucizedir. Atmosferin kusursuz bileşimi, okyanusların tuzluluk oranı, fotosentez yapan bitkilerden görünmez mikroorganizmalara kadar her bir detay, yaşamı sürdürebilmek için birbiriyle ahenk içinde işler. Bu muhteşem denge, tesadüflerle açıklanamayacak kadar kompleks ve kusursuzdur.
Peki, insanlık bu eşsiz düzeni taklit edebilir mi?
Arizona çölünde hayata geçirilen Biyosfer-2 projesi, bu soruya çarpıcı bir cevap sunuyor: Dünya’nın dengesi, insan eliyle yeniden yaratılamayacak kadar benzersiz ve hassastır.

Mucize Sistemi Taklit Ederken Yaşanan Teknik ve Biyolojik Sorunlar
1987-1991 yılları arasında Arizona’nın uçsuz bucaksız çölünde yükselen Biyosfer-2 projesi, Dünya’nın minyatür bir kopyasını oluşturma hayalinin gerçeğe dönüşme çabasıydı. 200 milyon dolarlık dev bir bütçeyle inşa edilen bu kapalı ekosistem, okyanuslardan tropikal ormanlara, çöllerden savanlara kadar Dünya’nın farklı ekosistemlerini barındırıyordu. Amaç, Dünya’nın yaşam destek sistemlerini anlamak, uzay kolonileri için bir model oluşturmak ve gezegenimizin mucizevi dengesini çözmekti. “Biospherians” olarak adlandırılan sekiz bilim insanı, dış dünyayla tüm bağları keserek bu yapay dünyaya adım attı. İlk günlerde umutlar yüksekti; ancak kısa sürede gerçekler, insanlığın ne kadar büyük bir sınavla karşı karşıya olduğunu gösterdi. Ve insanların doğayı kopyalama çabasının mümkün olmadığı anlaşıldı. Deney, özetle, dünyadaki ekosistemin sürdürülebilmesi için gereken hassas dengelerin ne kadar kompleks ve iç içe olduğunu aynı zamanda taklit edilemezliğini ortaya koydu. Deneyde karşılaşılan temel sorunlar şunlardı:
- Oksijen Krizi: Deneyin ilk aylarında ortamdaki oksijen seviyesi %20,9’dan %14,2’ye düştü; bu, 4.000 metre yükseklikteki bir dağın zirvesine eşdeğerdi. Ekip üyeleri halsizlik, baş dönmesi ve nefes darlığıyla mücadele etti. Mark Nelson, “Uzun bir cümleyi bitiremeden durup nefes almam gerekiyordu,” diyerek yaşadıkları zorluğu anlatıyor (Rose, 2020). Beton yapıların oksijeni emmesi ve toprak mikroorganizmalarının beklenmedik tüketimi, bu krizi tetikledi. Dünya’da milyarlarca yıldır fotosentezle korunan bu denge, benzer ortam oluşturulsa da Biyosfer-2’de sağlanamadı.
- Karbondioksit Artışı: Geceleri bitkiler ve toprak organizmaları karbondioksit üretirken, bu gazın seviyesi tehlikeli boyutlara ulaştı. Dünya’da okyanuslar ve ormanlar bu dengeyi kolayca sağlarken, Biyosfer-2’nin sınırlı ve kontrollü ortamında bu mümkün olmadı.
- Biyolojik Çöküş: 3800’den fazla canlı türü sisteme dahil edilse de karıncalar ve hamam böcekleri gibi bazı türler kontrolsüz çoğalırken, polinatör böcekler ve bitkiler yok oldu. Bu, tozlaşma ve besin üretimini sekteye uğrattı. Tarım alanları verimsizleşti, gıda krizi başladı ve ekip açlıkla yüzleşti.
Su ve İklim Sorunları: Su döngüsü otomasyonla birebir taklit edilmeye çalışılsa da nem ve yağış kontrolü başarısız oldu. Camlarda yoğunlaşan su buharı bitkilere ulaşmadı; bazı bölgelerde kuraklık, bazılarında ise yoğun nemden mantar hastalıkları baş gösterdi.

Dünya ile İnsanın Yaratışındaki Uyum
Biyosfer-2 sadece biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyolojik bir sınavdı. Oksijen eksikliği ve besin yetersizliği, sekiz kişilik ekibin dayanıklılığını zorladı. İzolasyon, gruplaşmalara ve çatışmalara yol açtı. Linda Leigh, “Bardaklar fırlatıldı, soğuk bir mesafe oluştu,” diyerek ekibin yaşadığı gerilimi özetliyor (Rose, 2020). Bu, kapalı bir sistemde insan doğasının kırılganlığını ve doğayla uyumun ne kadar hayati olduğunu gösterdi.

Deneyin Çöküşü ve Ortaya Çıkan Yaratılış Gerçeği
Deneyin ikinci yılında sistem çöktü. Oksijen azaldı, karbondioksit arttı, besin üretimi durma noktasına geldi. Ekip, açlık ve fiziksel tükenmişlikle mücadele etti. Linda Leigh’in anlattığına göre, bir fincan kahve için yabani kahve çalılarından ürün toplamak iki hafta sürüyordu. Tüm ekip, bir cennet bahçesinde yaşamak yerine, geçim mücadelesi veren çiftçilere dönüştü. Sonunda dış dünyayla bağlantı kurmak ve yardım istemek zorunda kaldılar. Mark Nelson, “Çıkış yapanların girenlerle aynı sayıda olması bile bir zafer,” diyerek bu çöküşün ağırlığını ifade etti (Rose, 2020).

Dünya’nın Eşsiz Dengesi ve Taklit Edilemezliği
Biyosfer-2’nin başarısızlığı, Dünya’nın yaşam için nasıl kusursuz bir şekilde ayarlandığını gözler önüne serdi. Gezegenimizin atmosferi, %21’lik oksijen oranıyla yaşam için mükemmel bir denge sunar; daha azı hayvanları yaşatamaz, daha fazlası yangın riskini artırır. Karbondioksit, su döngüsü, biyolojik çeşitlilik, toprak mikroorganizmaları, güneş ışığı ve hatta gökyüzünün maviliği, yaşamın devamı için vazgeçilmezdir. Örneğin, sürekli kızıl bir gökyüzü, mavi ışığın eksikliği nedeniyle bitki büyümesini ve insan psikolojisini çökertirdi. Oysa sonsuz güç ve ilim sahibi Rabbimizin üstün yaratışı ile bu hassas dengeler, milyarlarca yıldır ince bir plan dahilinde şekillenmektedir.
Sonuç: Dünya’daki Yaşam Tesadüfen Oluşamayacak Kadar Hassas ve Özel Ayarlara Sahiptir
Biyosfer-2, insanlığın Dünya’nın mucizevi dengesini taklit etme çabasının hüsranla sonuçlandığını gözler önüne serdi. Oksijen, su, biyolojik çeşitlilik ve olağanüstü hassas denge canlı yaşamı için Rabbimiz tarafından kusursuz bir ahenkle yaratılmıştır. Ekipten Mark Nelson’ın, “Bitkiler yaşamak için adeta benim nefesimdeki karbondioksiti bekliyordu” sözü, bu eşsiz sistemin dengesini anlatıyor. Dünya’nın bu hassas düzeni, tesadüflerin değil, Allah’ın sonsuz ilminin, kudretinin ve mükemmeliyetinin bir yansımasıdır. Kur’an’da buyurulduğu gibi:
“O, sabahı yarıp çıkarandır. Geceyi bir sükûn, Güneş ve Ay’ı bir hesap ile kıldı. Bu, üstün ve güçlü olan, bilen Allah’ın takdiridir” (Enam Suresi, 96)
Biyosfer-2’nin hüsranı, Dünya’nın taklit edilemezliğini ve Rabbimizin üstün yaratışını bir kez daha göstermektedir.

Kaynakça
Barrow, J. D., & Tipler, F. J. (1986). The Anthropic Cosmological Principle. Oxford University Press.
Brainard, G. C., Hanifin, J. P., Greeson, J. M., Byrne, B., Glickman, G., Gerner, E., & Rollag, M. D. (2001). Action spectrum for melatonin regulation in humans: evidence for a novel circadian photoreceptor. Journal of Neuroscience, 21(16), 6405-6412.
Cardinale, B. J., Duffy, J. E., Gonzalez, A., Hooper, D. U., Perrings, C., Venail, P., ... & Naeem, S. (2012). Biodiversity loss and its impact on humanity. Nature, 486(7401), 59-67. https://doi.org/10.1038/nature11148
Cajochen, C., Frey, S., Anders, D., Späti, J., Bues, M., Pross, A., ... & Stefani, O. (2005). Evening exposure to a light-emitting diodes (LED)-backlit computer screen affects circadian physiology and cognitive performance. Journal of Applied Physiology, 99(2), 429-436. https://doi.org/10.1152/japplphysiol.00132.2005
Catling, D. C., & Kasting, J. F. (2017). Atmospheric Evolution on Inhabited and Lifeless Worlds. Cambridge University Press.
Chapin, F. S., Matson, P. A., & Vitousek, P. (2011). Principles of Terrestrial Ecosystem Ecology (2nd ed.). Springer.
Cohen, J. E., & Tilman, D. (1996). Biosphere 2 and Biodiversity: The Lessons So Far. Science, 274(5290), 1150-1151. https://www.science.org/doi/10.1126/science.274.5290.1150
Elliot, A. J., & Maier, M. A. (2014). Color Psychology: Effects of Perceiving Color on Psychological Functioning in Humans. Annual Review of Psychology, 65, 95-120. https://doi.org/10.1146/annurev-psych-010213-115035
Falkowski, P. G., Fenchel, T., & Delong, E. F. (2008). The microbial engines that drive Earth's biogeochemical cycles. Science, 320(5879), 1034-1039. https://doi.org/10.1126/science.1153213
Handwerk, B. (2019, September 6). What happened to Biosphere 2? Smithsonian Magazine. https://www.smithsonianmag.com/science-nature/what-happened-biosphere-2-180973981/
Holling, C. S. (1973). Resilience and stability of ecological systems. Annual Review of Ecology and Systematics, 4(1), 1-23. https://doi.org/10.1146/annurev.es.04.110173.000245


