Kur’an’a göre Kehf ehlinin sayısı 3, 4, 5, 6, 7 veya 8 değildir
Kehf ehlinin mağarada kaldığı süre de 300 veya 309 sene değildir

Kur’an’da, Kehf Suresi’nin 22-26. ayetleri arasında, Kehf ehlinin sayısı ve mağarada kaldıkları süre hakkında bazı insanların yürüttükleri tahminler aktarılarak bunlar reddedilir. Bunların Allah’ın bilgisindeki gaybi konular olduğu vurgulanır:

 

Kehf Suresi, 22:

“Diyecekler ki: ‘Üçtüler, onların dördüncüsü köpekleridir.’ Ve: ‘Beştiler, onların altıncısı köpekleridir.’ diyecekler. Gayba taş atarak. ‘Yedidirler, onların sekizincisi köpekleridir.’ diyecekler. De ki: ‘Rabbim onların sayısını daha iyi bilir, onları pek az (insan) dışında kimse bilemez.’ Öyleyse onlar hakkında açıkta olan bir tartışmadan başka tartışma ve onlar hakkında bunlardan hiç kimseye bir şey sorma.”

Görüldüğü gibi Allah, bazı insanların doğru bilgileri olmadan Kehf ehlinin sayısı hakkında çeşitli uydurma tahminlerde bulunmalarını “gayba taş atmak” olarak tarif etmektedir. Sayılarını ise Kendisinin daha iyi bildiğini vurgulamaktadır.

 

Bundan iki ayet sonra, 25 ve 26. ayetlerde ise Cenab-ı Allah bu kez Kehf ehlinin mağarada kalış süresi hakkındaki birtakım söylentileri aktarır. Onların ne kadar kaldıklarını Kendisinin daha iyi bildiğini ve gaybın tek hâkiminin Kendisi olduğunu tekrar vurgular:

 

Kehf Suresi, 25-26

“(Diyecekler ki:) ‘Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.’ De ki: ‘Ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerin ve yerin gaybı O’nundur…’”

Demek ki bu, yalnızca Allah tarafından bilinen ve Allah Katında gizli olan bir süredir.

“300 yıl kaldılar ve dokuz daha kattılar” sözü, Allah’ın bildirdiği bir süre değil, insanlar arasında dolaşan bir söylentidir

Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus vardır:

 

Ayetteki “Onlar mağaralarında üç yüz yıl kaldılar ve dokuz (yıl) daha kattılar.” ifadesi, Allah’ın bildirdiği bir süre değildir. İnsanların sözleridir; zan ve tahminle yaptıkları konuşmalardır.

  1. ayetin başındaki “seyekûlûne” (diyecekler ki) ifadesi, 25. ayetin başlangıcı için de geçerlidir. Allah, ayette aynı kelimeyi ikinci kez tekrar etmemiştir.

     

Her iki ayette de Cenab-ı Allah, insanların Kehf ehli hakkındaki asılsız konuşmalarını, ortalıkta dolaşan bu tür yalan yanlış söylentilere gereksiz yere itibar edilmemesi için özellikle aktarmaktadır.

 

Taberî ve Zemahşerî gibi ünlü müfessirlerin görüşleri de bu yönde, yani ayetlerdeki ifadelerin insanların tahmin yürütmeleri olduğu yönündedir.

 

Özetle Allah, 22. ayette ve 25-26. ayetlerde, insanların aralarında konuştukları kulaktan dolma yanlış bilgileri aktarıp hemen ardından Kehf ehli hakkındaki bilgileri Kendisinin daha iyi bildiğini iki ayrı kez vurgulamaktadır. İnsanların bu konuda öne sürdüğü tahminleri de doğrulamamaktadır.

 

Demek ki insanların Kehf ehlinin ne sayısı ne de mağarada kaldıkları süre hakkında yürüttükleri tahminler doğrudur. Bunların doğruları ancak Allah’ın ilmindedir.

Ayette bahsi geçen “300 + 9” sayılarının ardındaki sır

Her ne kadar insanların Kehf ehlinin kaldığı sürenin “300 artı 9 yıl” olduğu iddiası ayetlerde doğrulanmasa da bu sayılarla ayrı ve özel bir bilgiye dikkat çekiliyor olabilir.

 

Bilindiği gibi, pek çok hadiste Kehf ehlinin sayısının 313 olacağı haber verilmiştir. Ayette geçen 300 ve 309 sayılarının bu sayıya çok yakın olması da manidardır.

 

Bu bakımdan, tarih boyunca Kitap Ehlinden ve eski dinî kaynaklardan bu konuda nakledilen bilgilerin zamanla birbirine karışması nedeniyle insanların Kehf ehlinin sayısını, onların mağarada kaldıkları süreyle karıştırmış olması yüksek ihtimaldir.

 

Sayı ve süreyle ilgili aktarılan bilgiler yüzyıllar içinde birbirine karışıp yer değiştirmiş, rakamların anlam ve karşılıkları zaman içinde tahrif olmuştur. Bu yüzden de konuyla ilgili bazı bilgi ve rakamlar kısmen doğru gelmiş olsa da insanların bunlardan vardıkları sonuç ve çıkarımlar doğru değildir. İşte bu nedenle ayetlerde Allah, daha iyisini ve daha doğrusunu bildiğini vurgulamaktadır.

 

Allahuâlem, 309 sayısı Ashab-ı Kehf’in mağarada kaldıkları süre değil, onların mağaraya sığındıkları dönemdeki toplam sayılarıdır.

Buna göre:

300’ün üzerine 9 eklenmesi, aralarına sonradan katılacak 9 kişiye;

309 sayısının, hadislerde Ashab-ı Kehf’in toplam sayısı olarak bildirilen 313’ten 4 eksik olması ise içlerinden zaman içinde vefat, şehitlik gibi nedenlerle 4 arkadaşlarının eksileceğine işaret olabilir.

Elbette en doğrusunu Allah bilir.

309 Sene Mağarada Uyuma İddiası Akla ve Adetullaha Aykırıdır

“... Şimdi birinizi bu paranızla şehre gönderin de hangi yiyecek temizse baksın, size ondan bir rızık getirsin; ancak oldukça nazik davransın ve sakın sizi kimseye sezdirmesin.”
(Kehf Suresi, 19)

Ayetin ifadesinden;

 Kehf ehlinin elindeki paranın hâlen dışarıda geçtiği ve tedavülde olduğu,

Gören insanların onları bilip tanıma ihtimali yüksek olduğu için kendilerini kimseye sezdirmemeleri gerektiği açıkça anlaşılmaktadır.

Demek ki Kehf ehli mağaradan çıktığında da dışarıdaki halk, mağaraya girdikleri dönemdekiyle aynı halk ve aynı nesildir. Mağarada kaldıkları süre de ortalama bir insan ömrü içindeki belirli bir süredir.

 

Kehf ehlinin mağarada 309 yıl uyudukları efsanesi, ayette bildirilen gerçeklere ve akla birçok yönden aykırıdır:

Kehf ehli mağaradan çıktığında, eğer aradan 309 yıl geçmiş olsa ellerindeki para geçersiz olacak ve uzun yıllar önce tedavülden kalkmış bulunacaktır.

Aradan 309 yıl geçmiş olsa kendilerinden kaçarak mağaraya sığınıp gizlendikleri insanlar çoktan ölmüş ve dışarıda çekinecekleri kimse kalmamış olacaktır. Dolayısıyla artık kendilerini sezdirmemeye ihtiyaçları kalmayacaktır.

309 yılda en az 10-15 kuşak geçmiş olacağı için kimsenin Kehf ehlini görür görmez kim olduklarını tanıması veya hatırlaması mümkün değildir.

309 yıl sonrasının ortamı, dili, lehçesi, uygulamaları, teknolojileri, iletişim ve yaşam biçimleri ile giyim kuşam tarzları son derece farklı olacaktır. İstedikleri kadar dikkat çekmemeye çalışsınlar, bu ortama bir anda uyum sağlayıp üç asır sonrasının insanları gibi davranarak kendilerini sezdirmemeleri mümkün değildir.

309 yıl mağarada uyuyup dışarı çıkan insanların saçları ve sakalları birbirine karışmış olacaktır. Üç yüzyıl öncesine ait, muhtemelen yıpranmış kıyafetleriyle son derece ürkütücü ve herkesin dikkatini çekecek bir görünüme sahip olacaklardır. Bu durum, insanların güvenlik güçlerini çağırmasına neden olacaktır.