İslam dünyasının bugünkü görünümüne bakıldığında, iç savaşlar, bölünmeler, işgaller, yoksulluk, sürgünler ve katliamlar göze çarpmaktadır. Müslümanlar dünyanın pek çok bölgesinde zulme uğramakta, baskı görmekte, şehit edilmekte, sakat bırakılmakta ve evlerini terk etmeye zorlanmaktadır. Şiddetin doğrudan ulaşmadığı yerlerde ise ekonomik sıkıntılar ve geri kalmışlık hakimdir.


Ne var ki bazı Müslüman çevreler ortada çok da ciddi bir tablo olmadığı, Müslümanların zayıf bırakılmadığı ve ibadetlerini serbestçe yerine getirebildiği yönünde bir kanaat dile getirmekte, bu doğrultuda "Müslümanlar saygın; rahatız; hadis okuyoruz..." şeklinde özetlenebilecek bir söylem geliştirmektedir. bir rehavet havası hakimdir. Özellikle dini anlatımlarıyla geçimini sağlayan veya çevresinde itibar kazanan bazı kişiler, Mehdiyet inancını kendi konumları için bir tehdit olarak görebilmektedir. Bu nedenle Mehdiyet’in ya çok uzak bir gelecekte olacağını iddia ederler ya da Müslümanları bir kurtarıcı beklemeye sevk ettiği için rehavete yol açtığını öne sürerler. Hatta Mehdiyet’i tamamen reddedenler de bulunmaktadır.


Oysa unutulmamalıdır ki Hz. Mehdi’yi beklemek ve onun gelişini arzu etmek Kuran’a aykırı değildir. Mehdiyet inancının Müslümanları tembelliğe sürüklediği iddiası ise gerçek dışıdır. Allah, Kuran’da iman edenlerin zalimler karşısında Kendisinden bir koruyucu ve yardımcı istediklerine şöyle dikkat çekmektedir:

Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: "Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize Katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize Katından bir yardım eden yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (Nisa Suresi, 75)

Ayette, zayıf bırakılmış insanların Allah'a yönelerek yardım dilemeleri hatırlatılmakta, müminlerin bu mazlumları kurtarmak için harekete geçmemeleri eleştirilmektedir. Dolayısıyla tüm müminler zayıf bırakılmış kimseleri kurtarmak için fiili sorumluluk üstlenmek ve onlara yardım etmekle yükümlüdür.


Mehdiyet inancına karşı çıkan veya onu geciktirmeye çalışanların çoğu, genellikle refah içinde oldukları için İslam dünyasındaki acıları görmezden gelmektedirler. Hurafe olduğu açık olan birçok hadisi anlatmaktan çekinmeyen bu kişiler, gerçekleşmiş olan ahir zaman alametlerini ise göz ardı ederler. Genellikle sadece birkaç eleştiriyle yetinir, gerçek ve şevklendirici çözümler sunmazlar.


Oysa Allah Kuran’da ve Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde Müslümanlara kurtuluş yolunu açıkça göstermiştir. Bu yol tüm Müslümanların kardeşlik bilinciyle birleşmesi ve Türk-İslam Birliği’nin kurulmasıdır. İslam ahlakının temelinde birlik vardır. Allah şöyle buyurur:

... Eğer siz bunu yapmazsanız (birbirinize yardım etmez ve dost olmazsanız) yeryüzünde bir fitne ve büyük bir bozgunculuk (fesat) olur. (Enfal Suresi, 73)

Bu ayet yeryüzünde fitne ve bozgunculuğun sona ermesi için Müslümanların birlik ve dayanışma içinde olmalarını zorunlu kılar. Her Müslüman bu ilahi emre uymakla yükümlüdür.


Mehdiyet inancı da Müslümanları birlik ve beraberliğe teşvik eden bir inançtır. Nitekim Bediüzzaman Said Nursi, Hz. Mehdi’nin cemaatiyle beraber gerçekleştireceği üç büyük vazifesi olacağını ifade etmiştir. Said Nursi'nin açıklamalarına göre Hz. Mehdi dağınık haldeki Müslümanları bir araya getirecek, İslam ahlakı ve faziletini, Peygamberimiz (sav)’in gerçek sünnetini canlandıracaktır. Böylece İslam birliği kurulacak, insanlık hem maddi hem manevi tehlikelerden korunacak ve Allah’ın gazabından sakınmaya vesile olunacaktır. (Bediüzzaman Said Nursi, Risale-i Nur Külliyatı, Emirdağ Lahikası s. 259)


Mehdiyet inancı Müslümanları tembelliğe değil, aksine birlik olmaya, mücadeleye ve kardeşliğe çağırır. Buna karşı çıkan bazı kişiler ise farklı mezhep ve cemaatlere mensup Müslümanları kınayarak, hatta düşmanlık ederek ayrımcılığı ve çatışmayı körüklemektedir. Allah bu tutumun yanlışlığını şöyle bildirir:

Allah'a ve Resulü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir." (Enfal suresi, 46)

Allah bir başka ayette müminleri birlik olmaları konusunda şöyle teşvik etmektedir:

Bilin ki Allah kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever. (Saf Suresi, 4)

Hz. Mehdi’nin cemaatinden olmayı istemek, ona destek olmak ve dinsizliğin yıkıcı etkilerine karşı mücadele etmek, çağımız Müslümanlarına umut ve şevk verir. Bu mücadele barış, uzlaşma, sevgi ve şefkat temellidir; insanları rehavete sürüklemez, aksine vicdanlarını harekete geçirir ve mazlumların daha fazla zulüm görmesini engeller.


Mehdiyet dönemi Müslümanların pasifleştiği değil, özgürlüklerin güçlendiği, baskıcı yaklaşımların terk edildiği, sanat ve bilimin teşvik edildiği, kadınların güvenliğinin sağlandığı bir dönem olacaktır. Sevgi, barış, adalet ve gelişme hedefiyle Mehdiyet korkulacak veya çekinilecek değil, tam aksine umut ve heyecanla beklenmesi gereken bir dönemdir.


Sonuç olarak, Mehdiyet inancının insanları rehavete sürüklediği iddiası gerçek dışıdır. Aksine bu inanç Müslümanları şevklendirir, birliğe ve mücadeleye teşvik eder. Yaşanan gelişmeler ve gerçekleşen alametler de bu hakikati gözler önüne sermektedir.