Atatürk ve Aydınlık Türkiye
Kurtuluş Savaşı kazanılmıştı. Ancak ardında yorgun, yıkık ve fakir bir ülke bırakmıştı. Savaşta kaybedilen nüfusla birlikte ülkedeki eğitimli, üniversite tahsili görmüş insanların çoğu şehit olmuştu. Memleket baştan sona bakımsız ve harabeydi. Ulaşım imkanları, yol ve araçlar son derece kısıtlıydı. Özellikle ekonomik yaşam, çağdaş ölçülerden çok uzaktı. Türk Milletinin, Kurtuluş Savaşı'ndan sonra vermesi gereken bir sınavı daha vardı.
“Türk milletinin istidadı ve kesin kararı, medeniyet yolunda durmadan, yılmadan ilerlemektir.” (Gazi Mustafa Kemal Atatürk)
Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Kurtuluş Savaşı'nın ardından Türkiye'yi kalkındırmak ve Türk milletini hakkı olan uygar düzeye ulaştırmanın gerekli olduğunu biliyordu. Bu, Genç Türkiye Cumhuriyeti'nin var olma savaşındaki en önemli konuydu.
Atatürk, “uygarlık yolunda ilerlemek ve başarı kazanmak yaşamın şartıdır” diyordu. Türkiye'deki çağdaşlaşma hareketinin ilk ve en önemli unsurunu Atatürk'ün ilke ve inkılapları oluşturdu. Atatürk devrimi birçok sosyal ve siyasi uygulama içerse de aslında gerçek anlamıyla bir düşünce devrimiydi. Her türlü hurafeden sıyrılarak çağdaş düşünceyi benimseme, akılcı, ilerici ve bilimsel bir yoldan yürüme devrimiydi. Atatürk'ün gerçekleştirdiği bu çağdaşlaşma hareketi, kaliteyi, estetiği, zerafeti ve sanatı yaşamın tüm alanlarına taşıyordu. Bilimi ve bilgiyi kullanmayı teşvik eden, kültürlü, medeni, aydın ve ileri görüşlü bir toplum yetiştirmeyi hedefliyordu.
Küllerinden yeniden doğan genç Türkiye Cumhuriyeti için zor bir hedef gibi gözükse de eşsiz bir öğretmeni vardı. Türk adamı, görgüsü ve mükemmel hitabet kabiliyetiyle tam bir Osmanlı paşasıydı. Şıklığı, kalitesi ve asaletiyle Avrupalı çağdaşlarının çok üzerindedir beyefendiydi.
“Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir” diyerek bilimin öneminin üzerinde duruyordu.
Atatürk bağnazlığa karşı kesin tavır almıştı. Aynı zamanda dine çok hassas, imanlı, samimi, aydın bir Kuran Müslümanıydı. Bu konuya şöyle dikkat çekmişti:
“Milletimiz din gibi kuvvetli bir fazilete sahiptir. Bu fazileti hiçbir kuvvet, milletimizin kalp ve vicdanından çekip alamamıştır ve alamaz.” (Mustafa Kemal Atatürk)
Kadınların toplumun her alanında en önde yer almasını istemişti. Toplumun yetişmesi için kadınların birer anne olarak erkeklerden çok daha aydın, çok daha bilgili olması gerektiğini vurgulamıştı.
“Ey kahraman Türk kadını! Sen yerde sürünmeye değil, omuzlar üzerinde göklerde yükselmeye layıksın” diyordu.
Atatürk'ün bizlere miras olarak bıraktığı Türkiye Cumhuriyeti, onun askeri ve siyasi dehasının, çağdaş ve modern dünya görüşünün bir neticesidir. Bize bırakmış olduğu Türkiye'mizi, aydın, modern, bilime, sanata, kültüre ve kaliteye önem veren muasır medeniyet seviyesine çıkartmak için sonuna kadar çalışacağız.
Atam! “Conk Bayırında: “Ben size taarruzu emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum” demiştin. Bize aşıladığın Çanakkale ruhu bugün hâlâ dimdik ayakta. Bize miras bıraktığın Türkiye'mizi, kanımızın son damlasına kadar muhafaza ve müdafaa edeceğiz. Sen rahat uyu!
Sevgili Atatürk'ü, büyük bir saygı, sevgi, gurur ve özlemle anıyoruz.