Bedenimizdeki Ayetler – 7 – Dr. Aybars Akkor, Nöroşirurji Uzmanı (28 Aralık 2011)
OKTAR BABUNA: İyi akşamlar sayın izleyicilerimiz. Bir Bedenimizdeki Ayetler programına daha hoş geldiniz. Bu akşam çok değerli bir konuğumuz var, Dr. Aybars Akkor. Dr. Aybars Akkor benim hem fakülteden sınıf arkadaşım, hem de liseden arkadaşım, çok uzun yıllardır tanışıyoruz. Çok başarılı bir beyin cerrahı, nöroşirurji uzmanı kendisi. Doktor Aybars’ın tahsil hayatı hep başarılarla dolu. Aybars’cığım hep şampiyonlukların var. Milliyet yarışmasını kazanmıştı, milli kültür yarışması ilkokulda onun birincisi olmuştun. Ondan sonra TUBİTAK ödüllerin var, Marmara ödülleri var, lisede aldığın ayrı ödüller var. Son derece başarılı bir öğrenciydin. Fakat hatırladığım çok önemli, Aybars hiçbir zaman kapanıp ders çalışan birisi olmadı. Sosyal yönü de çok kuvvetlidir, hekimliği de çok iyidir. Çok güzel ahlaklı iyi bir insan yani doktor olmasının iyi özelliklerini merhametli, sevgi, şefkat dolu dürüst bir insan. Kendisini ağırlamaktan da şeref duyuyoruz. Hoş geldiniz Doktor Aybars Bey.
AYBARS AKKOR: Çok teşekkür ederim iltifatların için. Bunca zaman sonra da seni görmek çok keyifli. Ben de senin için çok şeyler söyleyebilirim ama bu herhalde izleyiciler göre göre burada senin nasıl biri olduğunu biliyorlar. Senin de ne kadar başarılı biri olduğunu burada yaşamışlardır, duymuşlardır herhalde.
OKTAR BABUNA: Estağfirullah. Sen tabii çok iyi bir dost, iyi bir insansın. Mesela hastalığım döneminde de Türkiye çapında büyük kampanya yapıldığında hakikaten çok emeklerin vardı, Allah razı olsun. Bu çalışmalar da yaşamama vesile olmuştu. Dost zor günde belli olur, gerçek kardeşliğin, güzel ahlakının örneklerini vermiş oldun.
AYBARS AKKOR: Bundan sonra ihtiyacın olmasın da olursa her zaman hazırız.
OKTAR BABUNA: Aybars’cığım, omurga cerrahisi üzerine uzmanlığın var senin, omurga problemleri çok yaygın. Yani belinde ağrı çekmemiş olan, boynunda ağrı çekmemiş olan, sırtında ağrısı olmayan, bacağında sorun yaşamamış olan kimse hemen hemen hiç yok gibidir. Hayatının bir döneminde bir kere bile ola bu herkesin başına gelebilecek sorunları oluşturuyor. Dolayısıyla senin anlatacakların şimdi çok önemli. İzleyicilerimiz tarafından dikkatle dinlenecek. Önce bir omurganın mükemmel yapısından, fizyolojisinden bahsedersen nasıl bir yapısı olduğunu, ondan sonra da hastalıklarını konuşalım.
AYBARS AKKOR: Omurgamız bizi ayakta tutan vücudumuzun en önemli bölümü. Üst üste kemiklerden oluşuyor. Ama üst üste kemikleri koyduğumuz zaman vücut hareket edemiyor. Allah yaratırken onların arasına disk denilen elastiki maddeler koymuş, onların sayesinde de öne eğilebiliyoruz, yana doğru eğilebiliyoruz. Vücudumuzun en önemli organı bizi yöneten beynimiz. Beynimizden giden sinyalleri vücudumuzun çeşitli yerlerine yönlendirmek için de omurilik adı verilen böyle yüzlerce sinirin geçtiği hortum gibi bir organımız var. Omuriliği de tam omurganın arkasına koymuş Allah yaratırken. Niye; bunu korumak için, bir kemik koruma içine almış. Ve oradan vücudumuzun çeşitli yerlerine sinirler geçiyor. Eğer bu omurgada veya disklerde bozulma olursa, bir zorlanma, bir yırtılma, bir dışarı doğru taşma olursa hemen omuriliğe ve o sinirlere bası oluyor. O sinirler nereye gidiyorsa vücudumuzun orasında bir takım problemler hissediyoruz. Ve bu omurgadaki rahatsızlıkların en önemli sebebi de stres. Keyifliyken yaptığımız hiçbir hareket dokunmuyor. Ama ne zaman sinirli ve gerginsek ufacık bir ağırlık kaldırmak, yukarı uzanmak, öne doğru eğilmek bile orada bir taşmaya yani fıtıklaşmaya sebep olabiliyor. O da bizde dayanılmaz ağrılar veya başka sorunlar yaratabiliyor. Amerikalılar son yıllarda hep araştırma yapıyorlar, yayınlar yapıyorlar, stres ile omurga hastalıklarının ilişkilerini ortaya koymak için. Halbuki biz Türkler omurga hastalıklarının stresle ilgili olduğunu, daha doğru fıtıkların bel fıtığı, boyun fıtığı, sırt fıtığı dediğimiz olayların stresle olduğunu biz Türkler çok uzun yıllardır biliyoruz. Nereden biliyoruz? Çünkü dilimizde çok güzel bir deyim var, birine kızdığımız zaman ne deriz; “beni fıtık ettin” deriz. İşte strese bağlı olduğunu biz yıllardır biliyoruz, Amerikalılar yeni yeni araştırmayla bunu ortaya koyuyorlar.
Şimdi en üstten başlayayım; bizim boynumuzdaki omurgalardan bir dışarı doğru taşma olursa yani bir fıtıklaşma olduğu zaman biz ağrıyı omzumuzda ve kolumuzda hissederiz. Hepimizin boynu ağrır, mesela gerginlikten dolayı ağrıyabilir, soğuk yeriz boynumuz ağrıyabilir, yoruluruz sırtımız ağrıyabilir. Ama ağrı omza ve kola yayılıyorsa o zaman boyun fıtığından şüphelenmemiz lazım. Sadece boyun ağrısı yani ensedeki bir ağrı boyun fıtığının belirtisi değil. Ama ağrı kola vuruyorsa, kolda bir uyuşukluk yaratıyorsa, güç kaybı yaratıyorsa o zaman boyun fıtığında şüphelenmek lazım.
OKTAR BABUNA: Evet. Şimdi günümüzde bilgisayar başında çok uzun zaman veya ofis hayatı, çok uzun süre masa başında oturan pek hareket etmeyen kişilerde özellikle boyun ağrıları, sırt ağrıları sorunları ortaya çıkıyor. Fıtıkla bunu nasıl ayırt ediyoruz? Ne zaman bir hekime gitmeli veya ne zaman bir fizik tedavi, nasıl bir yaklaşım olmalı bu rahatsızlığı olanların?
AYBARS AKKOR: Bilgisayarın çok büyük faydası var hakikaten ama işte boyuna da çok büyük zararı var. Çünkü bilgisayarı kullanmayı bilmiyoruz. Şu anda senin bilgisayarının yüksekliği iyi, hatta biraz daha yüksek olursa daha iyi olacak. Ama genellikle aşağı yani diz üstü bilgisayarlar dediğimiz iz hizasında olduğu zaman kişiler hep böyle öne doğru eğik çalıştıkları zaman enselerinde mutlaka bir gerginlik hissediyorlar. İşin stresi de üzerine binince oradaki adaleler çok geriliyor, o zaman şiddetli boyun ve sırt ağrıları oluyor. Onlar, istirahatla, biraz sıcak tutmakla ya da masajla geçebiliyor. Ama ne zaman doktora başvuracağız? Eğer ağrı omzumuza ve kolumuza doğru yayılıyorsa, ağrıyla beraber bir uyuşukluk da hissediyorsak o zaman mutlaka doktora başvurmak lazım. O boyun fıtığı belirtisi olabilir. Kola vuran ağrı eşittir doktora başvurun. Ama bazen bu boyun ağrıları her türlü tedaviye rağmen geçmeyebilir. Ağrı kolumuzda değildir sadece ensemizdedir, ağrı kesici ilaç alıyoruzdur, istirahat ediyoruzdur, sıcak uyguluyordur yine geçmiyordur. O zaman bazen boyunda düzleşme dediğimiz olay olabilir. Boyun normalde C harfi şeklinde ama uzun süre gergin halde kalırsa dümdüz sopa gibi oluyor. Sopa gibi olduğu zaman beyni besleyen dört damar var, ikisi önce elle hissettiğimiz o şah damarı var, iki tane de arkadan çıkan vertebral arter dediğimiz damar var. Özellikle boyun düzleştiği zaman arkadan giden damarlar geriliyor ve beyne yeterince kan götüremiyor. Bunun sonucunda kişilerde baş ağrısı, baş dönmesi, unutkanlık, alınganlıkta artış, gün boyu kendini yorgun hissetme, gece uyusa bile sabah yorgun kalkma gibi belirtiler oluşuyor. Bu eşittir boyun düzleşmesi, Bu durumda da mutlaka bu boynun arkasındaki kasları gevşetmek lazım. Gevşettiğiniz zaman oradaki kan akımı artıyor. Ve oradaki kan akımı arttırıcı bir takım tedaviler uygulanması lazım. Bunu böyle bırakırsanız bu daha da ilerliyor. Beyne yeterince kan gitmemesi daha sonra kulakta çınlama ve dengesizlik gibi belirtilere sebep oluyor. Kulak çınlaması ve dengesizlik yerleşirse bir daha onların geri dönüşü çok çok zor. Onun için bu tip belirtileri olanların a biz mutlaka doktora başvurup bir tedavi görmelerini istiyoruz ve bu tedavi de hiçbir zaman ilaçla olmuyor. Mutlaka oralara bir müdahale lazım. Nedir bu? Oralara iğneler yapılıyor nöral terapi denilen bir yöntem var, karyopraktik tedavi var masajla germeyle orayı düzeltiliyor. Ozon tedavisi var, onlar oldukça faydalı boyun düzleşmesi için. Ama ağrı sadece boyunda değil kola da vuruyorsa o zaman boyun fıtığı. Boyun fıtığı da çok ilerlememişse yüzde 90’ı neredeyse ameliyatsız iyi edebiliyoruz. Bir takım tedaviler var.
OKTAR BABUNA: Yani çok ilerlemeden kasıt, sınırı nedir ilerlemenin?
AYBARS AKKOR: Üç şey çok önemli; bir, gece uyandırıcı ağrı, eğer ağrılarınız var ama gece rahat uyuyorsanız mesele yok ama o kolunuzdaki ağrı sizi gece uyandırıyorsa çok önemli.
OKTAR BABUNA: Çok kısa bir soru sorayım, nasıl bir yatakta yatmak gerekiyor, nasıl bir yastık kullanmak gerekiyor bu tip şikayetlerde?
AYBARS AKKOR: Kişinin en rahat ettiği yatak, en rahat ettiği yastık aslında en iyi yastıktır. Piyasada bir takım işte ortopedik yataklar, böyle kıvrımlı yastıklar falan var ama. Kişinin en rahat ettiği, yani bu deneye deneye bulunuyor maalesef. En güzel yatak ve yastık kişinin en rahat ettiği yatak ve yastıktır. Mutlaka deneyip, olmadı iade etmek lazım. Çünkü bazı kişiler çok hareketsiz uyur, bazı kişiler çok hareketli uyur, herkese göre yatak farkı değişiyor.
OKTAR BABUNA: Ama eskiden yanlış bir inanış vardı, mesela diyelim ki bel ağrısı var çok sert zeminde kıpırdamadan yatacak. Halbuki tam tersi arttırıcı özelliği olduğu ortaya çıktı sonra.
AYBARS AKKOR: Çünkü kasları tamamen tutulmaya sebep oluyor, onun tedavisi daha zor oluyor. Eskiden günlerce yatırırlardı, hasta depresyona girerdi bu sefer depresyonu tedavi etmek fıtığı tedavi etmekten çok daha zor tabii.
Boyunda üç şey önemli dedik ameliyata götüren, bir, gece uyandırıcı kol ağrısı. İki, elde bir şeyi düşürecek kadar güçsüzlük. Bu kişi yemek yerken çatalı bıçağı bardağı düşürmeye başlar. Etrafındakiler zaten hemen uyarır der ki; “ne kadar sakar oldun son günlerde.” Elden bir şeyleri düşürmek çok önemli. O, hastanın yavaş yavaş felce doğru gideceğini gösterir. Üç, dengesizlik, yürürken sağa sola yalpalar insan. Ve özellikle kişiyi yanındaki kişi şöyle uyarır; “hep üstüme üstüme yürüyorsun.” Aslında burada boyunda bir sorun vardır, o dengesizlikten dolayı düz yürüyemiyordur. Yani, kolda gece uyandırıcı ağrı, bir şeyleri düşürecek kadar güçsüzlük ve dengesizlik, mutlak ameliyat nedeni. Bunun dışında kişide kol ağrıları var ama demin saydığım üç şeyden biri yok, fakat her türlü tedaviye rağmen şikayetleri geçmiyor o zaman yine ameliyatı düşünmek lazım. Boyun ameliyatları artık zor ameliyatlar değil. Önden ufak bir delikten giriyoruz, cilt dikişi olmuyor, yaklaşık yarım saat sürüyor. Hastayı 2 saat sonra ayağa kaldırıp evine yollayabiliyoruz. O kadar kolaylaştı.
OKTAR BABUNA: Nasıl bir teknik uyguluyorsunuz?
AYBARS AKKOR: Mikro cerrahiyle, gelişmiş mikroskop altında, çok ince aletlerle yapıyoruz. Teknik olarak kolay bir ameliyat öyle zor değil. Boyun fıtığında bir avantajımız var; tekrarlama riski yok, belde var. En azından aynı yerde yok başka yerde olabilir. Boyunda gördüğümüz bir diğer olay da oradaki kanalın darlığı, tıpta servikal nez dediğimiz bir olay. Omurga oradaki zamanla kireçlenmeye bağlı olarak daralıyor ve omuriliği sıkıştırıyor. Bu kişilerde de ilk belirti yürüme güçlüğü. Yürürken zorluk çekiyor, dengesizlik oluşuyor, çok basit bir testle anlayabiliyoruz. Çocukken takımlar oluştururken, “aldım verdim ben seni yendim” diye ayak topuklarını diğerinin ucuna getirerek yürürdük, böyle yürütüyoruz hastaları. Eğer yürürken sağa sola yalpalıyorsa boyundaki daralmadan şüpheleniyoruz. Böyle bir daralma varsa bu sefer önden değil arkadan girerek açıyoruz ve arkadan omurilik kanalını genişletiyoruz. Onda da en fazla bir gün yatıp hastalar taburcu olabiliyor, korkulacak olaylar değil. Ama omurilikte kalıcı hasar oluşursa istediğimiz ameliyatı yapalım hasta hiçbir zaman normale dönmez.
OKTAR BABUNA: Yani çok geç olmadan bir an önce başlangıçta daha doktora başvurulması gerekiyor.
AYBARS AKKOR: Bunun dışında boyundan sonra sırta geçelim, sırt ağrısı herkeste var, sırt ağrılarının çoğu da yine boyundan kaynaklanıyor. Sırtta da fıtık oluşabiliyor ama sırt fıtığı oluşması çok çok nadir. Ve ameliyatlık sırt fıtığı sayısı toplam benim şu ana kadar omurga ameliyatım 10 binin üzerinde. Ve o 10 binin içinde ben şimdiye kadar 3 ya da 4 tane sırt fıtığı ameliyatı yaptım yani o kadar nadir görünen bir şey. Yüzde 99.9’u sırt fıtıkları ameliyatsız tedaviye cevap verebiliyor. Sırtımız en korunaklı bölgemiz, orada çok fazla fıtık oluşmuyor. Daha çok sırtta gördüğümüz bir yerden tümör sıçraması görebiliyoruz, metastaz dediğimiz olay. Hastada özellikle prostat kanserlerinde, akciğer kanserlerinde sırttaki omurgaya tümör sıçraması olabiliyor. Onlar da çok şiddetli ağrıyla kendini belli ediyor. Ve onlarda da tümörü kaldırmak çok daha radikal büyük ameliyatlar yapmak gerekiyor.
Gelelim bele, en çok sıkıntımız olan yere, en sık görülen.
OKTAR BABUNA: Evet, bel ağrısı çekmeyen yok, baş ağrısı ve bel ağrısı çok sık.
AYBARS AKKOR: Bel ağrısı demişken şunu ekleyeyim; mesela boyun düzleşmesini anlatırken dedim ki, bir numaralı belirti arkadan beyine yeterinde kan gitmemesinden sebeple baş ağrısı olması. Bir çok baş ağrısına migren deyip geçiştiririz. Halbuki araştırıldığı zaman boyundan kaynaklandığı görülür. Bunun da beyinden mi boyundan mı olduğunu anlamak için şu lazım; eğer migrense migren nöbetler halinde gelir, üç ya da dört gün böyle sürer çok şiddetli bir ağrı olur. Kişi başını duvarlara vurmak ister. Işıktan rahatsız olur, sesten rahatsız olur. Ve bu ağrıyı migren nöbeti gelmeden evvel genellikle kişi hisseder. Göz sulanması olur, mide bulantısı olur. Derki “eyvah benim baş ağrılarım başlayacak ve birkaç gün beni esir alacak.” Halbuki boyundan kaynaklanan baş ağrısı böyle değildir. Hemen hemen hergün vardır bu baş ağrısı ve başını duvarlara vuracak adar şiddetli olmaz ama kişiyi rahatsız eder. Kişi işini sürdürebilir ama başı da sürekli ağrır. Baş ağrımız eğer sürekli olarak devam ediyorsa boyundan olduğunu şüphelenmemiz ve bir boyun MR’ı çektirmemizde yarar var. Yine boyun hakkında mesela sol kolda bir uyuşukluk olursa kalpten şüphelenme olayı, kol ağrısı var veya kolda uyuşukluk var ne zaman boyundan ne zaman kalpten ayrımı için. Genellikle kişiler, “eyvah sol kolumda ağrı var kalp krizi mi geçiriyorum” düşüncesi var. Şimdi soldaki ağrıyla beraber göğüste de bir sıkışıklık hissi oluyor kalpte. Yüzde 90’ı olayların, sanki göğsünüze birisi oturmuş gibi hissediyorsunuz. Boyundan olanda ise göğüste herhangi bir sıkışıklığınız yok, nefes almanızda bir sorun yok. Kolda uyuşukluktan ziyade ağrı ön planda boyundan olanda. Kalpte ise tam tersi, uyuşukluk daha ön planda. Çünkü oraya kan gitmemesinden dolayı esas ve göğüs komponenti de mutlaka var kalpte. Böylece ayrım yapabiliyoruz. Bir de boyunla ilgili şunu da belirtelim; beyinde mi bir sorun var, boyunda mı bir sorun var? Çünkü bir tarafımızda böyle uyuşukluk hissettiğimiz zaman, “acaba beyin kanaması mı geçiriyorum, beynim pıhtı mı attı” düşüncesi de oluyor. Burada mutlaka şiddetli bir baş ağrısı duyuyoruz beyinden olanlarda ve o zaman sadece kolda ya da sadece bacakta sorun olmuyor vücudun tam yarısını tutan bir sorunumuz oluyor. Mesela ağrıyı başımızın sol tarafında hissediyoruz ama uyuşukluğu sağ tarafımızda hissediyoruz beyinden olanda. Böyle çapraz farklılık oluyor beyinde. Ama boyunda kafamızda bir şey hissetmeden, sadece bir kol bir bacakta bile olsa bir tarafta fazla duyuyoruz yani kolda daha fazla ağrı bacakta hafif veya tam tersi. O zaman beyinden şüphelenmemek lazım.
OKTAR BABUNA: Peki ne zaman beyne bakmak gerekiyor tam ayrımı?
AYBARS AKKOR: Yine baş ağrısı da birlikte varsa, bir tarafımızda güçsüzlük uyuşuklukla beraber, beyinden şüphelenmek lazım. Ve onunla beraber bazen bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu falan da olabiliyor beyinden olanda. Ama boyundan olanda genellikle baş ağrısı değil de sadece kol ağrımızı hissederiz veya bir tarafımızdaki ağrıyı hissederiz. O ağrıdan baş ağrımızı düşünmeyiz bile, varla yok arası olur. O zaman boyundan şüphelenmek lazım. Gerçi hasta geldiği zaman yaptığımız testlerle çok rahatlıkla ayrımını bulabiliyoruz. Eğer evde bunu yapmak isteyen olursa şöyle bir şey de yapabilir; ayaklarını iyice birleştirip gözlerini kapatıp durduğunda kişi sallanıyorsa beyninden şüphe etmek lazım, eğer sallanmıyorsa beyinde fazla bir şey yok demektir. Buradan da beyinle boyun arasındaki sorunun farkına da varabilir kişi.
OKTAR BABUNA: Ama şunu da söyleyelim; kendi kendine doktorluk yapmaya kalkmasınlar. Çünkü hakikaten bazen çok önemli şeyler farkına varılmadan atlanabiliyor. İşin ehli olan bir hekime başvurulması her zaman iyi tabii. Hatalı hekime başvurmaktan bir zarar olmaz ama bir şey var da hekime gidilmiyorsa onun maliyeti çok farklı olabilir, hastaya hayati bir konu olabilir. Bu bakımdan doktora gitmekte rahat davransınlar, değil mi?
AYBARS AKKOR: Bazen de, akşamüstü böyle bir şey oldu, “yarın doktora gideceğim” diyor, içi içini yiyor. “Acaba beynimde bir şey mi var, boynumda bir şey mi var.” O zaman böyle ufak tefek şeylerle en azından geçici olarak anlayabilirler.
Gelelim bele. Belde hakikaten çok fazla ağrılar görülüyor. Bel fıtığı çok yaygın çünkü stresle çok çok alakası var. Stres insanları fıtık ediyor hakikaten. Stres de günümüzde mutlaka oluyor, stresten kaçınmak mümkün değil. Stresle baş edebilmek de o kadar kolay bir şey değil. Ben hastaya diyorum; “hiçbir şeye kızmayacaksın, üzülmeyeceksin” diye ama kendim bunu yapabiliyor muyum mümkün değil tabii. En azından şunu yapabiliriz; kendimizi çok gergin hissettiğimiz zaman, stres altında hissettiğimiz zaman bir yere uzanmak veya rahat bir koltuğa oturmak işin en güzeli. İnan ne yapıyor kızınca, hep böyle bir şeyler kaldırmaya falan kalkar, bir şeyleri itekler, tam o zaman da fıtık oluruz zaten.
OKTAR BABUNA: Kaldırmanın da bir yöntemi var değil mi? Hakikaten sağlıklı da olsa insan bir şeyi kaldırırken hele de ağırca bir şeyse çömelerek, değil mi?
AYBARS AKKOR: Ağırlığı bacaklara vererek bu işi yapmak lazım. Ben 10 binden fazla ameliyat yaptım, bütün bu ameliyat hayatım boyunca bir tane hamalı ameliyat ettim. Halbuki ağır kaldırmak fıtık yapıyorsa hamalların hemen hemen hepsini fıtık olması lazım, h,ç birinde fıtık yok. Bana gelen hamal da düşmüş ondan sonra fıtık olmuştu. Onlar kaldırmanın metodunu biliyorlar, bacaklarına kuvvet vererek kaldırırlar, çömelip sırtına yükü alıp ondan sonra doğrulmaya çalışırlar. Bizler genelde o tip şeylere dikkat etmeyiz, yerde bir şey gördüğümüz zaman öne doğru hiç bacaklarımızı bükmeden eğilmeye kalkarız ki bu hoş bir şey değil.
OKTAR BABUNA: Allah omurgayı mükemmel yaratmış hakikaten. Arada böyle yumuşak yastıkçıklar var, onların etrafı da kontrol edilmiş, içinde jöle gibi bir şey var esnekliği sağlıyor. Peki bu fıtık olmasında, bel rahatsızlıklarında genetik yapının önemi var mı? Kişinin nasıl beslenerek veya neler yaparak bunların önü geçebilir mi? Koruyucu bir hayat olabilir mi? Mesela spor yapmanın, iyi beslenmenin mutlaka faydası vardır ama genetik bakımdan da bir eğilim oluyor mu?
AYBARS AKKOR: Fıtıklaşmada genetik olarak bir eğilim yok. Ama omurga yapısı babadan oğula, anneden oğula çocuklara geçebiliyor. Bazılarında daha erken kireçlenme başlıyor. Bu bir genetik özellik. Genelde 65 yaşından sonra herkeste bir kireçlenme başlıyor. Hanımlarda menopoz sonrası kireçlenme başlıyor. Bunun önüne geçmenin imkanı yok ama bazı kişilerde bu çok daha erken başlıyor. Bugün ameliyat ettiğim hastalardan biri 46 yaşında ve belinde ileri derecede kireçlenme var. Bu belli ki bir genetik bozukluk ya da aileden gelen bir özellik. Ben bu hastanın beline vidalar taktım, kireçleri temizledim. 46 yaşında bunun görülmesi normal değil. Çok daha ileri yani 70 yaşlarında olsaydı normal derdik.
OKTAR BABUNA: Neden kaynaklanıyor bu? Kemik erimesi mi oluyor, hareketsizlik mi?
AYBARS AKKOR: Birincisi, beslenme özellikleri de yapabiliyor, aldığımız bazı gıdalar çok fazla kireç birikmesine sebep oluyor.
OKTAR BABUNA: Mesela neler?
AYBARS AKKOR: İçtiğimiz suyun içinde bazen çok fazla kireç olabiliyor, yediğimiz yemeklerde oluyor. Aldığımız tuzun türüne göre olabiliyor, bazı bölgelere göre değişebiliyor. Mesela Kıbrıs’ta çok fazla bek kayması gözüküyor. Bunların akrabalık bağı olmasa bile Kıbrıslıların yüzde 40’ında bel kayması var. Tüm Türk toplumunda bu yüzde 0.4 ama Kıbrıs’ta yüzde 40. 100 misli. Kıbrıslıların genetik yapısı, belde kaymayı kolaylaştıran bir omurga yapıları var. Oysa Kıbrıs’ta çok fazla çalışmak gerekmez, rahat yaşarlar, sürekli denize girerler. Derler ki suya girmek çok faydalıdır bel için ama onlar için öyle bir şey söz konusu değil. Güneş altındalar, kemik erimeleri hemen hemen yok fakat öyle bir özellik var. Araştırmalar yapıldı ama bir sonuç bulunamadı. Ama Kıbrıslılarda normal topluma göre 100 misli daha fazla bel kayması var.
OKTAR BABUNA: İlginç, genetik bir mutasyon sonucu da olabilir. Toplum nispeten içine kapalı bir toplum.
AYBARS AKKOR: Bir şey bulunamadı ama muhtemelen o tip bir şey var.
OKTAR BABUNA: Bu da mutasyonların zararını gösteriyor. Mükemmel yapıya rastgele müdahale. Allah’ın yarattığı kusursuz yapı, tabii o da Allah’ın kontrolünde hastalıklar özel verilmiş.
AYBARS AKKOR: Şöyle deniyor; belki orada güneş çok fazla, sıcaklığın acaba bir mutasyon etkisi mi oluyor, beslenmeyle ilgili mi? Tam şundandır diyemiyoruz.
Bel fıtığına gelelim. Bel fıtığı olmak için ağrının sadece belde olması yeterli değil. Mutlaka ağrının kalçamıza ve bacağımıza da vurması lazım. Bacakta ağrı yanında uyuşukluk da olması lazım. Sadece ağrı varsa hastan bacağında o zaman bu tip hastalara genellikle ilaç veriyoruz, biraz istirahat et diyoruz, sıcak tutmayın diyoruz öyle geçebiliyor. Ağrının yanında uyuşukluk da varsa o zaman fizik tedavi, nöral tedavi, masaj tedavileri o tip tedaviler öneriyoruz.
OKTAR BABUNA: Ne kadar süreyle yapılıyor bunlar, deneniyor?
AYBARS AKKOR: En fazla 15 gün. 15 gün sonra geçmedi mutlaka farklı bir tedaviye geçmek lazım. Diğer bir tedavi; antraksiyon aletleri var, beli çekme aletleri. Bunların çok faydası var fakat onu çok iyi ayarlamak lazım. Şimdi bir takım antraksiyon aletleri geldi Türkiye’ye her hastaya aynı çekim yapılıyor ama her vücut birbirinden farklı. Bazı vücutlar sağa eğri, sola eğri, bazısında solda, bazısında sağda fıtık var. Bütün vücudu birden çekerseniz zararı var. Yeni aletler çıktı antalgic antraksiyon diye bir alet çıktı. Amerika’da çok yaygınlaşmaya başladı, Türkiye’ye de geldi Allah’a şükür. Orada hastanın pozisyonuna göre, vücut durumuna göre o çekmeyi uyguluyorsunuz. Ve hakikaten çok başarılı oluyor.
OKTAR BABUNA: Ne kadar süreyle yapılabiliyor bu, hangi sıklıkla?
AYBARS AKKOR: Haftada bir, iki yapılabiliyor. Kişinin işi gücü de etkilenmiyor. 5 seans sonucunda bakılıyor sonuç alındıysa 5 seans daha yapılıyor alınmadıysa o zaman ameliyat etmek gerekiyor. Ama bu fıtıktan bir parça kopmamış durumda veya hasta felce doğru gitmiyorsa bu tip tedaviler uygulanıyor. Eğer hasta acilen felce doğru gidiyorsa bu tip tedaviler kesinlikle uygulanmıyor direk ameliyata almak gerekiyor.
OKTAR BABUNA: Nedir o acil ameliyat sebepleri? Hangi durumda hemen hastaneye gidip ameliyat olmak gerekiyor?
AYBARS AKKOR: Ayakta bir güç kaybı varsa. Kişi bunu evde yapabilir. Topuklarına basarak yürüdüğünde bir ayak diğerine göre yeterince kalkmıyorsa veya parmak ucunda yürürken topuk arada bir düşüyorsa bu hasta acil ameliyatlık durumda demektir. Bunun dışında şiddetli ağrılar. MR’da bir parçanın koptuğunu görmemiz. O parça kopma olayı çok tehlikeli. Bu sinirin gittiği bir kanla var, o kanalın içine kaçarsa kişiyi sakat bırakabiliyor. Yüzde 4 iyileşme şansı var ama yüzde 96 sakat kalma şansı var. Bel ameliyatları da artık son derece basit ameliyatlar. Ben ufak bir delikten giriyorum, hiç dikiş olmuyor. 15-20 dakika sürüyor bel ameliyatı. Hatanın sakat kalma, felç olma riski yok. Ameliyattan sonra şunu yapma bunu yapma diye bir yasağı yok. 2 saat sonra ayağa kaldırıp aynı gün eve yolluyorum.
OKTAR BABUNA: Yani normal hayata dönüyor mu hemen?
AYBARS AKKOR: Bir hafta evde kal diyoruz. Evde dolaşmasını, oturmasını, üçüncü günden itibaren bahçe varsa çıkmasını serbest bırakıyoruz ama bir hafta evde kal diyoruz. Bunu da, korkumuz bir iltihap kapma olayı. Bir hafta sonra bana kontrole geliyorlar ondan sonra her şeyi serbest bırakıyorum.
OKTAR BABUNA: Spor yapmaya ne zaman başlayabilir?
AYBARS AKKOR: Biz bir hafta on gün sonra zaten kendisine bir egzersiz veriyoruz. Yani oradaki kasları güçlendirmelerini istiyoruz. Ama bir takım ağır sporlarla uğraşıyorsa, özellikle zıplayıcı sporlar, basketbol, voleybol, futbol iki aydan sonra serbest bırakıyoruz. Ama yüzmeye hemen başlayabilir, yürüyüşlere hemen başlayabilir. Ama zıplayıcı hareketler, futbol, basketbol, tenis iki aydan sonra serbest. Şimdi bel fıtığı ameliyatları çok kolaylaştı. Fakat hala toplumumuzda maalesef bu ameliyatlardan çok korkanlar var. Korkmalarının sebebi de mikro cerrahi ameliyatlarının yeterince yaygınlaşmaması. Ama gittikçe Türkiye’de artıyor. Türkiye’de bu işi öğrenenler işte eğitimini alanlar arttı. Onun için bu ameliyatlar gittikçe kolaylaşıyor. Birincisi, bu ameliyatlar boş yere yapılmamalı. Yani ufacık bir fıtığı varsa ameliyatsız tedavi edilebilecekse yapılmamalı.
OKTAR BABUNA: Bu söylediğin hallerin dışında diğer tedaviler denenmeli, değil mi?
AYBARS AKKOR: Fizik tedavi, çok zevkli bir tedavidir. Yatıyorsun sana masajlar yapılıyor çok keyifli bir şey. Ama tabii ki insanın çok vaktini alan bir olay. Ama vakti olmayanların da bilgisayarlı antraksiyon aleti çok büyük fayda sağlıyor. Haftada bir gidiyorsun ve o fıtığı çeke çeke eğer parça kopmadıysa, o fıtığı tamamen yerine oturtabiliyor. Normale dönebiliyor?
OKTAR BABUNA: Bizzat müşahede ettin mi iyileşen hastaları?
AYBARS AKKOR: Çok, bizim baya ameliyat sahamızı daralttı diyebilirim. Eğer bir parça kopmadıysa sadece bütün olarak çıktıysa bu çekme metoduyla çok rahatlıkla yerine girebiliyor. Bunun dışında mutlaka bu işte tecrübeli olan kişilere yaptırılmalı. Her uzmanlık dalında artık alt bölümler oluştu. Mesela ben burada yıllarımı omurgaya verdim, fıtık olayları, bel kayması olaylarına. Ama beyin cerrahiyim, her şeyi omurilikle her şeyi mükemmel yaparım da diyemiyorum. Benim uzmanlık alanım bel ve boyun fıtıkları ve kaymaları, onlarda uzmanım. Çünkü yıllardır hep aynı şeyi yapıyorum. Bir insanın her şeyi birden takip etmesi, her şeyi birden bilmesi mümkün değil. Bir insan çok güzel beyin ameliyatları yapabilir ama omurgada zayıftır veya tam tersidir. Çok istememe rağmen bana da beyin ameliyatı hemen hemen hiç gelmiyor. İnsanların bunu araştırmaları lazım. İnternet var artık, bu kişiler hakkında başarıları nelerdir? Sadece araştırmak da yetmez etrafından da sormalı. Başarılı ameliyat olup iyileşmiş kimselere kime ameliyat olmuşlar onu sormalı. İyice araştırdıktan sonra bir sonuca varmalı.
Bir de bizim belde çok fazla gördüğümüz olay bel kayması dediğimiz olay. Burada olay, oradaki diskte bir problem olmuyor fakat omurga birbiri üzerinde kayıyor. Ve bu kaydığı zaman omuriliği sıkıştırıyor. Hele bir de bu kayma hareketli dediğimiz olay olursa, hareketli olunca sürekli olarak hareket ediyor omurga üzerinde. O zaman yürüdükçe omuriliğe çarpıyor, yoruldukça omuriliğe çarpıyor, üşüttükçe omuriliğe çarpıyor, kızıyoruz omuriliğe çarpıyor, sürekli olarak omuriliğe zarar veriyor. O zaman bu kaymayı da durdurmak ve omuriliği rahatlatmak lazım. Onda da vida dediğimiz vidalar takıyoruz hastalara. Vidayla omurgayı sabit hale getiriyoruz ve omuriliğin arka tarafını rahatlatıyoruz. Vidalı ameliyat deyince tabii herkes korkuyor. Çünkü yıllarca bu ameliyat. Bu ameliyatları olanlar arasında çok fazla sakat kalan olmuş. O vidalar ters taraflara gitmiş, kırılmış, vidalar takılırken omurilik zarar görmüş, çok sorunlar olmuş. Veya vidalara kişi bir türlü uyum ağlayamamış, ağrıları geçmemiş. Bunda da neyse ki teknoloji imdadımıza yetişti. Bu vidalar artık, hani arabalarda navigasyon yol bulma cihazları var, adresi giriyorsun seni alıp oraya götürüyor. Biz de bu vidaları ameliyatları artık o navigasyon cihazına benzer bir cihazla yapıyoruz. Tıpta buna robotik cerrah diyorlar ama robotlarla çok alakası yok aslında, bu yön bulmayla alakalı. Biz hastaya bilgisayar verilerini verdiğimiz zaman bu vidanın nereye hangi yönde gideceğini bize veriyor. Şimdi insanoğlu hata yapabilir, o gün çok yorgundur, sabah çıkarken eşiyle kavga etmiştir, başka sorunları vardır kafasında, insanoğlu hatasız kul olmaz. Ama bilgisayar hata yapmıyor. Çok iyi bir cerrah çok kötü bir gününde olabilir, hastaya yarar vermek isterken zarar verebilir. Ama işin içine teknoloji girdiği zaman o hata payı gittikçe azalıyor. Ve bu bel kayması ameliyatlarında, artık çok rahatlıkla söyleyebiliyorum, kendi yaptığım ameliyatlar için söyleyebilirim. Bel kayması ameliyatları yaklaşık 1-1,5 saat sürüyor. Sakat kalma, felç olma riski yok, ameliyattan sonra şunu yapma bunu yapma diye bir yasak yok, ciddi dikiş olmuyor. Bir ya da iki gün hastanede kalıp çıkıyor. Saf titanyum vidalar kullanıyoruz ve hasta bunlara çok kolay uyum sağlayabiliyor.
OKTAR BABUNA: belirti olarak söyledin, çok rahatsız edici belirtiler olduğunda kaymanın bir derecesi var mı? Ne kadar derece olduğu zaman, kayma olduğu zaman?
AYBARS AKKOR: Kaymada bizim için önemli olan, bunu biz 1-2-3-4 diye derecelendiriyoruz ama, birinci derecede hareketsizse o zaman ameliyat etmiyoruz. O zaman işte bu traksiyon aleti baya fayda sağlayabiliyor. Yani yavaş yavaş geri döndürebiliyor çeke çeke. Ama hareketliyse omuriliğe sürekli olarak çarptığı için mutlaka ameliyat ediyoruz. Bu, kişide kendini şöyle belli ediyor; yürürken sık sık durma isteği vitrin arazı dediğimiz, yani kişi yürürken iki de bir vitrinlerin önünde duruyor, ihtiyacı olmadığı halde o vitrinlerden içeri bakıyor, biraz dinleniyor tekrar yürümeye başlıyor, tekrar duruyor, tekrar dinleniyor, tekrar yürüyor. Yürüme mesafesi gittikçe kısalan kişide bel kayması var ve mutlaka ameliyat edilmeli demektir. Belli bir miktarın altına düştüğü zaman yürüme mesafesi, artık kişi 15-20 metre yürüyor durmak zorunda kalıyorsa onun geri dönüşü çok zor oluyor, omurilikte harabe çok fazla oluyor. İdrar kaçırmalar başlıyor, cinsel gücün kaybı başlıyor, bacaklara hakimiyet çok azalıyor, uyuşukluklar başlıyor bacakta. Biz ameliyatta sadece basıyı kaldırıyoruz. Hiç bir zaman sinirin ya da omuriliğin içine girip de onu tamir edebilme imkanımız yok. Orada kalıcı bir hasar oluşursa ameliyat etsek bile sonra ömür boyu kalıyor. Onun için bizim isteğimiz hastalarda bu gibi şeyler çok ilerlemeden gelip ameliyat olmaları. Çok ilerledikten sonra çok bir faydamız da açıkçası dokunmuyor, ancak orada tutabiliyoruz.
OKTAR BABUNA: Tabii o omurganın mükemmel yapısı bozuluyor, o bağları yerinde tutan dokularda hasar meydana geldiği zaman oluyor bu, değil mi?
AYBARS AKKOR: Omurga oynamaya başlıyor, onda da hareketli düz bir film çekiyoruz, dinamik lomber grafi diyoruz. Aslında iyice öne doğru eğiyoruz yandan film çekiyoruz, iyice arkaya doğru eğip yandan bir film çekiyoruz. O kaymanın farkını görüyoruz. Öne doğru eğince çok az olan, arkaya doğru eğince artıyor veya tam tersi olabiliyor. Bu gibi durumlarda zaten hastayı mutlaka ameliyat öneriyoruz.
OKTAR BABUNA: Hele dediğin şikayetler başlamışsa artık mutlaka müdahale edilmesi gerekiyor.
AYBARS AKKOR: Çok kötü bir anlayış var halkımızda; birincisi bu tip rahatsızlığı olduğu zaman bir kere bütün komşuları profesör doktor kesiliyor, her kafadan bir öneri çıkıyor. Maalesef çok yanlış önerilerden biri, “iyice sürünmeden ameliyat olma.” Ondan sonra hiç ameliyat olma daha iyi. Oldukça geç kalmışın demektir. Halbuki başta şikayetler yeni başladığında bu iş olsa hasta pat diye normale dönecek, hiç sorun kalmayacak. Benim beline taktığım ve daha sonra futbol hayatına devam eden hastalarım da var. O hiçbir şeyi değiştirmiyor. İşte vida takılacak ben bundan sonra önde doğru eğilemeyeceğim, ağır kaldıramayacağım, bir hareket yapamayacağım, koşamayacağım gibi düşünceler yanlış. Tam tersine bel eskisinden de daha sağlam olduğu için daha evvel yapamadığın bir çok şeyi de yapacaksın. Onun için gecikmeden, o hasar çok ilerlemeden. Çünkü vücutta bir çok organ, damar kopar damarı dikersiniz aynı işlemi devam eder. Kemik kırılır onu birleştirirsiniz aynı işlemine devam eder. Ama sinirde maalesef böyle bir şey yok. Sinir öldüğü zaman onun geri dönüşü yok. Onun için ölmeden bu işi yapmak lazım.
OKTAR BABUNA: İnşaAllah. Bir konu daha var, kanalda darlık oluyor bazen, onun meydana getirdiği şikayetler var. İstersen o konudan bahsedelim.
AYBARS AKKOR: Kanalda darlıkta da önce bel ağrısıyla başlıyor ve her iki bacakta birden uyuşma oluyor.
OKTAR BABUNA: Neden darlık oluyor, darlığın sebebi nedir?
AYBARS AKKOR: Kireçlenme sebebi. Omurganın, belin kayması da bir darlık yaratıyor zaten, o da bir darlık sebebi. Bir fıtık darlık sebebi. Ama hiç bunlar olmadan da kireçlenmeye bağlı bir darlık oluşuyor. Şimdi omuriliğin etrafını saran bir ligament bir bağ dokusu var, bu bağ dokusu yumuşak bir doku. Ama bu yumuşak doku normalde 65 yaşından sonra suyunu kaybedip yavaş yavaş taşlaşmaya başlıyor.
OKTAR BABUNA: Spor, beslenme, hareketlilik bunu geciktiriyor mu, bir faydası var mı?
AYBARS AKKOR: Spor kanal darlığını geciktirmiyor. Sporun yarattığı olay omurgaya destek dokusunun artması. Yani omurganın etrafındaki adaleler güçlü olursa omurgaya binen yük azalır. Omurgaya binen yük azaldığı zaman da onun hasara uğrama riski azalır. Ama kanal darlığında böyle bir şey söz konusu değil. Bu metabolik olan bir şey yani oraya kireç birikmesiyle olan bir şey.
OKTAR BABUNA: Kemik erimesinin etkisi var mı buna?
AYBARS AKKOR: Kemik erimesinin çok etkisi var. Hanımlarda özellikle menopoz sonrası kemik erimesine dikkat etmeme bunun sebebi olabiliyor. Kemik erimesi varsa kemik erimesini önleyici bir takım ilaçların alınması lazım. Alınmazsa o vücutta serbest dolaşan kalsiyum gidip omurganın etrafına veya başka bir yerlere birikebiliyor. Omurgada birikenler de kanal darlığına sebep olabiliyor. Kanala darlığında, eğer kayma yoksa yaptığımız işlem yine ufak bir delikten girip, bu dişleri oyan bir alet vardır, onların çok daha hızlı dönen, teknolojik olarak daha ileri aletlerle girip omurganın etrafını böyle yiyoruz. O kireç tabakasını o tur dediğimiz aletle kazıyoruz. Kazıyınca ne oluyor; omurganın kanal genişliyor ve omurilik rahatlıyor. Ben bunda da hemen hastaları aynı gün içinde eve gönderebiliyorum bu durumda. Ama eğer kayma yoksa, kayma olduğu zaman mutlaka ve mutlaka vida takmak şart.
OKTAR BABUNA: MaşaAllah, omurganın hakikaten çok özel bir yapısı var. Sırf kemik olabilirdi hiç hareket edemezdik. Daha dayanıksız olurdu, mesela bütün ağırlığı taşıyor. Öne eğildiği zaman bir insan bütün üst tarafın ağırlığı, bir de tabii uzunluk dolayısıyla üst tarafın muazzam bir ağırlık biniyor. Hayatı boyunca bu böyle, Hopluyoruz, sıçrıyoruz, koşuyoruz, düşüyoruz. Arabada bile devamlı insan hoplaya hoplaya gider böyle çukurlara girdiğinde.
AYBARS AKKOR: Şunu söyleyeyim; bu omurgalar arasında olan diskin öyle bir yapısı var ki, öyle bir madde ki bizi bütün hayatımız boyunca taşıyor. Tabii yaşlanmaya bağlı suyunu kaybedip -bizim fizyoloji dersimizin ilk dersinde ilk cümle şuydu “yaşlılık tecdiden yavaş yavaş kurumaktır”- insan vücudu yaşlandıkça suyunu, elastikiyetini kaybediyor. Tabii bu diskler de yaşlandıkça birincisi ufalıyor, o nedenle boyumuz kısalıyor. Boyumuzun kısalmasının nedeni bu disklerin çökmesi aslında. Bir de öne doğru eğilişimizde, yana doğru eğilişimiz onun için elastikiyetini kaybediyor yaşlandıkça. Şimdi biz bu diski fıtıkta aldığımız zaman tıp dünyası onun yerine koyacak bir madde arıyor. Sürekli yeni bir şeyler çıkıyor. Maalesef Allah’ın yarattığı diskin yerine bulunacak hiçbir şey yok. Neler bulundu, ne maddeler bulundu hala şu diskin yapısının sırrı tam çözülmüş değil. Onun yerine koyabileceğimiz teknolojik ne bir alet ne bir madde hala bugün bulunamadı.
OKTAR BABUNA: Tabii, hem esnek olacak, hem de 60-70-80 yıl dayanan bir şey disk. Muazzam bir teknoloji. Allah mükemmel yaratmış maşaAllah.
AYBARS AKKOR: Çok mükemmel yaratmış. Vücudumuz bize Allah tarafından emanet, ona çok iyi bakmamız lazım, buna sahip çıkmamız lazım, boş vermememiz lazım. Sorunlar başladığında gecikmeden önlemini almamız lazım. Biz biraz toplum olarak boş verici bir toplumuz. “Boş ve geçer” geçmiyor işte. Ona mutlaka baştan tedbirimizi almamı lazım.
Vücut için yürüyüş son derece faydalı, en faydalı spor beklide yürüyüş. Biz maalesef her yere arabayla gitmeye başladık. İki basamak merdiven çıkacağımıza hemen asansöre biniyoruz. Mümkün olduğu kadar yavaş yavaş hareketten kaçınmaya başladık. Halbuki vücudumu sık sık hareketli halde tutmamız lazım. Her fırsatta yürümemi lazım. “Eski toprak sağlamdır” bundan geliyor. Eski toprak yürürdü fakat biz maalesef yürümemeye başladık. Eskiden işte bu kadar bel fıtığı rahatsızlığı yoktu. Yoktu, çünkü insanlar yürürdü, hareket ederdi vücut, artık hareket etmemeye başladık. Bütün gün masa başında, bilgisayar başında, televizyon başında oturur olduk.
OKTAR BABUNA: Her yarım saatte bir kalkmak gerekiyor değil mi?
AYBARS AKKOR: O çok faydalı. Benim hep çalışanlarıma önerim o. Masa başında çalışıyorsanız bile yarım saatte bir d su alma bahanesi, çay alma bahanesi bir kalkın, olmadı masanın etrafında bir tur atın gelin oturun. Vücudun pozisyonunu sık sık değiştirmek lazım, hep aynı pozisyonda tutmamak lazım.
Bir de şu var yeni başladı, disklerin arasında sürekli açıp, traksiyon aletleri bunu yapmayı sağlıyor. Bir de barfiks, bir şeylere asılmak. Eğer imkan varsa baş aşağı asılmak. Onlar yine böyle diskin aralarını açtığı için, bel için, sırt için, boyun için oldukça faydalı sporlar.
OKTAR BABUNA: Aybars’cığım, verdiğin bilgiler için çok teşekkür ederim. Hakikaten, omurganın yapısıyla başladın, Allah’ın kusursuz yaratışını anlattın omurganın üzerinde. Sonra boyun hastalıkları ki son derece önemli çağımızda. Dediğin gibi masa başında oturma, ofis hayatı önemli bir yer tuttuğu için insanlar daha çok oturuyor eskiye göre bütün boyun ağrıları sebebi oluyor. Bu boyun fıtıkları da aynı şekilde. Onlara ne zaman doktora gitmeleri gerektiğini söyledin. Güçsüzlük olduğunda, dayanılmaz ağrılar olduğunda, his kaybı olduğunda ve yürüme bozuklukları başladığında, idrar kaçırma gibi, artık bunlar son aşamalar tabii, acil ameliyat sebebi oluyor bunlar. Çünkü omurilik çok hassas bir doku, sinir dokusu geri dönüşü imkansız olduğu için hasarın tabii o zaman tedavisi de yok. Sonradan yapılacak bir müdahalenin, bu bakımdan erkenden hekime gitmeleri gerekiyor. Bel ağrıları çok önemli bir konu, onu anlattın. Eskisi gibi korkulacak b,ir ameliyat olmaktan çıktığını. Az bir kısmına ameliyat yapılıyor ama, ameliyat gerektiği zaman da mutlaka yapılması lazım. Küçücük bir kesi yaparak mikroskopla sinire inşaAllah hasar vermeden, ki çok çok düştü bu ihtimaller artık, değil mi?
AYBARS AKKOR: Ben artık garanti bile verebiliyorum hastalarıma. Çünkü sinirler gözümüzün önünde mikroskopla kocaman. O zaman benim hastaya zarar vermem mümkün olmuyor.
OKTAR BABUNA: Evet, Sayın Dr. Aybars Akkor Beyin Cerrahı, çok faydalı verdiği bilgiler için teşekkür ediyoruz kendisine. Gelecek hafta bir başka Bedenimizdeki Ayetler programında buluşmak üzere herkese iyi geceler diliyoruz.
http://a9.com.tr/izle/101374/Yasam-ve-Saglik/Bedenimizdeki-Ayetler---7---Dr-Aybars-Akkor-Norosiruji-uzmani-(28-Aralik-2011)
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500