Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol
Sunucu: İnşaAllah güzel bir İslam Birliği kuruluyor. Orta Doğu'daki gelişmeler ülkemizin önderliğinde bir İslam Birliği'nin kurulduğunu ve buna doğru hızla bir yol alındığını gösteriyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Oldukça kritik bir süreçten geçiyor. Yani uluslararası sistemin yeniden inşası sürecinde İslam dünyasında yaşanan gelişmeler de önemli bir yol ayrımına işaret ediyor. Bu geçiş sürecinde İslam Birliği ya gerçek anlamda bir birliğe kavuşup bu güç mücadelesindeki yerini alacak ya da daha da parçalara bölünecek. Dolayısıyla bugün böylesi bir kriz durumuyla karşı karşıya ciddi anlamda.
Tabii burada krizler sadece tehdit anlamında değil, fırsat anlamında da karşımıza çıkıyor. Bunu da göz ardı etmemek lazım. Şu ana kadarki gelişmeler daha çok İslam dünyasında dip dalgaların daha kuvvetli olduğunu gösteriyor. Siyasi iradelerle halklar arasındaki bir mukayeseye gidilecek olursa, burada bu süreci yönlendiren kesimin daha çok taban kesimi olduğunu ve bundan sonraki süreci de gerçek anlamda İslam dünyasının gücünün ortaya konulması bağlamında bu kesimin kendi tarihsel gerçeklerine, kendi tarihine uygun, coğrafyasına, geleneklerine, değerlerine, inançlarına uygun bir şekilde gelecek tasavvuru içinde bulunduğunu görüyoruz. Dolayısıyla İslam dünyasında iki türlü mücadele var. Birincisi, kendi içinde bir takım zalim diktatörlere, yöneticilere, rejimlere karşı. İkincisi, ise dışarıya karşı, batıya özellikle. Burada şöyle bir hususta var; küresel anlamda üretilen güç mücadelesinde doğuyla batı arasındaki bu gerginlik, mücadele ve aynı zamanda batının kendi içerisindeki, bu rekabet özellikle kıta Avrupa'sı anlamında bakıldığında Almanya'nın öne çıkan rolü itibariyle bakıldığında, burada İslam dünyası için az önce belirttiğim gibi bir şans var. Ne yazık ki İslam dünyasında da tavan bazında şu ana kadar bir birliktelik sağlanabilmiş değil. Bu anlamda İslam İşbirliği Teşkilatı kendisinden beklenenleri tam anlamıyla ortaya koyabilmiş değil. Arap Birliği bir kez daha dağılmış vaziyette. O yüzden bu kongrede de bu birlik nasıl sağlanabilir ve bir çözüm aranıyor. Fakat ilginç olan nokta, baktığınızda bu birlik arayışlarının sadece son birkaç yıl değil, son 1, 2, 10 yıl değil, çok daha öncesine gitmesine rağmen somut bir noktaya gelinememiş olması. Ümit ediyorum ki bu kriz ortamında İslam dünyasının biraz daha ayakları yere basar. Bir şekilde harekete zorlar ve daha ciddi anlamda daha kısa sürede daha somut adımlar atmasına neden olur.
Sunucu: İnşallah Hocam. Peki, ben size şunu sormak istiyorum. Şu an bir bölünmüşlük var İslam dünyasında. Şimdi birlik olmak gerekmez mi Hocam?
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Evet birlik olmak gerekiyor ama ne yazık ki İslam dünyası son birkaç yüzyılın nifak tohumlarının ortaya çıkmış acı tecrübelerini ve bölünmüşlüğünü yaşıyor. Dolayısıyla son birkaç yüzyılda atılmış bu nifak tohumlarını önümüzdeki 1-2 yılda ortadan kaldırabilmek çok kolay değil.
Bazen bir musibet bir nasihattan iyidir. Sözü akıllara bu durumda geliyor. Belki de böyle bir musibet, belki İslam dünyasına bin nasihattan daha faydalı olacak gibi. Şu an Büyük Orta Doğu Projesi bağlamında yürütülen operasyona baktığınızda etnik ve mezhepsel boyutta bir ayrıştırma ve bir çatıştırma projesi olarak karşımıza çıktığını görüyorsunuz. Bunu aslında herkes biliyor, herkes de söylüyor. Ama hangi çatı altında nasıl bir araya gelelim sorusu gündeme geldiğinde hepsi tekrar bir ayrım noktasına gidiyor.
İslam dünyasının en büyük sorunu liderlik sorunu. Mevzu liderlik olduğunda en küçüğünden en büyüğüne kadar herkes bu liderliğe soyunuyor. Olacak şey değil. İkincisi, kurumsallaşamama sorunu var ki yine İslam dünyasının en büyük sorunlarından biri. Bizde daha çok tavan şeklinde tabelalar oluşturuluyor, çatı kuruluyor. Tabanı olmayan, temeli olmayan bu kurumsal yapılanmalarla ciddi anlamda bir takım beklentiler içine giriyor. Tabii bu beklentiler yüksek olarak ortaya konulup arkasından da herhangi bir icraat gelmeyince tabii büyük hayal kırıklıklar oluyor. Özellikle halk kesiminde ciddi anlamda bir motivasyon sorunu ortaya çıkıyor, güven sorunu ortaya çıkıyor. Bu güven sorunu kendine güvenden, liderinden güvenden, ortak bir gelecek ve misyon güvenine doğru geniş bir çevreye yayılıyor ki buna hiç kimsenin hakkı yok. Dolayısıyla bugün İslam dünyasındaki en temel sorun ne yazık ki stratejik aklı geliştirememiş olması ve bu bağlamda da kendi bilgi, teknoloji ve tabii sanayi gücünü ortaya koyamaması.
İslam dünyası yine ne yazıktır ki bunu söylemek zorundayım, sanayi devriminin halen etkisini üzerinden atamamış, bunun kompleksini yaşayan bir görüntü sunuyor. Eldeki kapitalini, sermayesini etkin bir şekilde kullanmayla ilgili bir hür iradeye sahip olduğu kanaatinde de değilim. Çünkü normal şartlar altında İslam dünyasının şu an belli bir kesiminin sahip olduğu bu kapital, aslında eğer bir birlik olarak bir araya gelinse öyle tahmin ediyorum ki İslam dünyasını ve birkaç 10 yıl içinde çok daha farklı bir noktaya taşıyacak gibi. Ama dediğim gibi, bu hazinenin üzerinde oturanlardaki irade sorunu halkla arasındaki kopukluk ne yazık ki İslam dünyasının geleceği bağlamında da bir sorun olarak çıkıyor.
Arap Baharı’nı bir anlamda bu şekilde değerlendirenler de var. Ama sonuçta İslam dünyasının kendi içinde bir rahatsızlık var. İslam dünyasının bu yeniden güçlü dip dalgayla gelişinden rahatsız olan bir dış dünya var. Burada böyle bir paradoks yatıyor. Temelde buna çözüm arayan bir halk kesimi var ve bunu engellemeye çalışan bunun bir idareci kesimi var ki bunu anlamak mümkün değil. Oysa idareciler, merkez bu çevreye birazcık kulak verse tahmin ediyorum ki halkla devlet el ele verip çok rahat bir şekilde bu yeniden yapılan dünyada haklı ve onurlu yerini alabilecek. Aksi takdirde doğuyla batı arasındaki bu mücadelede ara bir bölge olarak her türlü operasyona, müdahaleye, her türlü zulme ne yazık ki maruz kalmaya devam edecek.
Sunucu: Hocam son olarak A9 kanalı birinci yılını doldurdu, ikinci yılına doğru gidiyor. Çok da güzel yayınlar yapıyor. Bununla ilgili siz ne düşünüyorsunuz?
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol: Gerçekten devletine ve milletine, dinine bu anlamda hizmet eden bağımsız medya organları, günümüzde dezenformasyonun zirve yaptığı bir noktada kaçınılmaz bir hale gelmiş vaziyette. Dolayısıyla gerek A9 Kanalı olsun, gerek diğer kanallar, örneğin bir TV5 olsun, burada gerçeği, hakkı, doğruyu Türk halkına, İslam dünyasına iletme noktasında üzerlerine düşen misyonu yerine getirdikçe bu şuurlaşma yerini daha da bulacak ve en azından önümüzdeki sürece katkı bağlamında kendi görevlerini yerine getireceklerdir diyorum. O yüzden ben gerek A9'a gerekse buraya katkıda bulunanlara gerekse değerli izleyicilerine teşekkür etmek istiyorum.
Sunucu: Sağolun Hocam. Çok teşekkür ediyoruz.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500