Fosil Avcısı 4 Konferans
Fosil avcısına hoş geldiniz. Fosiller Allah'ın yaratmasına en büyük delilleri teşkil ediyorlar. Yeryüzünde çok fazla fosil var. Biz de bu programda size Türkiye'deki en ünlü ve büyük fosilleri göstereceğiz. Fosil avcısı başlıyor.
Dünyanın en güzel şehirlerinden birisi İstanbul. Bu kent bugün çok önemli bir etkinliğe ev sahipliği yapacak. İkinci Uluslararası Yaşamın ve Evrenin Kökeni Konferansı.
Sayın Adnan Oktar'ın vesilesiyle Teknik ve Bilim Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen Yaşamın ve Evrenin Kökeni Konferansı'nda yerli ve yabancı konuşmacılar yer aldı, önemli bir etkinliğe yer yapıldı ve evrim teorisinin yanlışları bilimsel olarak gözler önüne serildi. Konferansın hemen yanındaki fosil sergisine doğru gidiyoruz. Uzun uğraşlarla hazırlanan fosil sergisi gerçekten birbirinden eşsiz örneklerle dolu.
Çok güzel bir fosil sergisine geldik burada. Burada güzel bir fosil sergisi var. Ve yakışıklı kardeşlerimiz Sayın Erdem ve Cihat Beyler. Cihat Bey sizi şöyle alalım. İzleyicilerimiz daha iyi görsünler. Burada ne var? Deniz kaplumbağası. Yani bu fosil çok özel ve güzel bir fosil. Yakından baktığımızda ne kadar zorlukla çıkartıldığı görülüyor. Çok fazla kırılgan bir yapı. Ama Paleontologlar gerçekten çok uğraşıyorlar. Ve bu detayda fosili çıkartmak için çok emek harcıyorlar ama çıkarttıktan sonra da Allah'ın yaratmasının bir delili, böyle güzel bir delili daha olmuş oluyor.
Kaç milyon yıl? 65 milyon yıl. 65 milyon yıldan bu tarafa hiçbir farkı olmadığını bize belli eden çok özel fosillerden bir tanesi. 65 milyon yıl boyunca hiç değişmemiş olması yani evliliği bir sürecin olmadığını gösteriyor. Açıkça net bir şey değil. Ortaya koyuyor zaten.
Zaten canlılarda, şimdi Cihat Hocam, doktor tanıyorsunuz, DNA nasılsa, genotipi nasılsa fenotip, dış görünüş de ona göre oluyor. Bu canlının genleri de 65 milyon yıl önce nasılsa şimdikinin aynısı ki hiçbir fark yok, hiçbir değişiklik yok. Evrimciler hep mutasyonla böyle harika bir şeyler umuyorlar ya, yeni genler olduğunu iddia ediyorlar. O yönde spekülasyon yapmaya çalışıyorlar fakat ne genotip, ne genetik yani diyelim, Türkçesi ne genetik ne de dış görünüş hiçbir şekilde değişmediğini fosil her ikisini de bize gösteriyor.
CİHAT GÜNDOĞDU: Bunlar artık böyle hiçbir şekilde reddedilemeyecek açık net taş kanatlar artık yani.
ONUR YILDIZ: Taş gibi kanatlar evet. Kanatlar değil, taş zaten kendisi.
ERDEM ERTÜZÜN: Burada bir tane kaplumbağa örneğini görüyoruz. Çok fazla kaplumbağa fosili var. Ama bütün kaplumbağa fosiline baktığımızda tam bugün yaşayan kaplumbağa gibi hiçbir fark yok. Aynısı. Şimdi ama evrimin iddiasına göre bu bacakları, bu kafayı, bu kuyruğu buna mutasyon verdi diyor. Mutasyonu rastgele verdi iddiasındalar. Dolayısıyla bizim bunun çok fazla sayıda bozuk, asimetrik, patolojik örneğini görmemiz lazım. Yani sırtından bacak çıkmış, boynunun yanından kuyruk çıkmış ya da sırtına yakın bir bölgeden kafa çıkmış örneklerini görmemiz lazım. Ama öyle bir canlı yok, öyle bir kaplumbağa yok. Hepsi bu şekilde gördüğünüz gibi.
ONUR YILDIZ: Evet. Maşaallah. Teşekkür ediyorum arkadaşlar.
Az önce konusu geçen mutasyonların neden yeni bir gen oluşturamayacağını moleküler biyolog Prof. Dr. AJ. Roberts'a sorduk.
PROF. DR. AJ. ROBERTS: Bu harika bir soru. Evrim hikayesinde mutasyonlar yeni bilgiyi meydana getiren temel mekanizma olarak düşünülür değil mi? Ancak evrimsel yeni bilgi konusunda konuşmaya başladığımızda bu evrim teorisinin karşılaştığı en büyük sorunlardan birini teşkil eder. Çünkü yeni bilgi zaten var olan bir şeyi çoğaltmak anlamına gelmez veya zaten var olan bir şeyi yeniden düzenlemek anlamına gelmez. Bir şeyi karıştırdıktan veya yeniden düzenledikten sonra yeni bir bilgi üretimi ümit etmek değildir. Başka organizmalardan da genler taşıyabiliyoruz ve bu bir yenilik meydana getirebilir. Ancak bu bilginin bir başka organizmada zaten var olduğunu gördüğümüzde bu aslında mutasyon gibi temel evrimsel mekanizmalarla ortaya çıkmış gerçek bir yenilik olmamış olur. Dolayısıyla evrimsel yeni bilginin naturalist açıklamalar için çok büyük bir sorun teşkil ettiğini düşünüyorum ve bence bu bizi güçlü bir şekilde tasarım fikrine götüren durumlardan biri. Çünkü bilginin bu şekilde meydana gelmesi çok zor.
ONUR YILDIZ: Burada denizanası var. Denizanası yumuşak, dokulu bir canlı ama Fosili 425 milyon yıl öncesinden günümüze ulaşmış bir canlı. Denizanası evrimcilerin, genelde ilkel canlı vardı ilk başta, sonra komplekse dönüştü. İddialarını yalanlayan bir canlı. Çünkü adı zaten böyle şey, ilk dokuya sahipler, Türkçesi öyle, ilk dokuya, gerçek dokuya sahip canlılar grubunu almışlar.
Yani denizanası mesela 425 milyon yıl yaşında şu anda bu fosil. En eski örneklerinden birisi. Ondan önce sanki hiç dokusu, organı hani böyle hücrenin dışında sistemlere sahip canlı yokmuş da denizanalarıyla birlikte böyle dokuya sahip olan kompleks canlılar gelmiş gibi ima ederler evrim teorisyenleri. Fakat gerçek öyle değil. Gerçek kambriyende ortaya çıktığı gibi dokusu, organları ve sistemleri olan kompleks canlılar bir anda o dönemde ortaya çıkıyor. Şimdi şu denizanasına biraz daha yakından bakalım. Bunun böyle kapağını açıyorum. İçindeki üst kısımdaki kısımları böyle aldıktan sonra karşımıza taşın kendisi çıkıyor. Buna böyle iyice yakından baktığımızda 425 milyon yıllık bir denizanasının bu kaya kalıntısıyla birlikte bize gelmiş halini görüyoruz. Yuvarlak denizanasının sadece burada izi kalmış. Dokusu tamamen, yani birazcık üzerinde biraz çıkıntısı var ama neredeyse tamamen yok olmuş. Geri kalanı burada taş olarak iz bırakmış. Bütün detayıyla böyle ortada. Hatta şöyle yavaş yavaş şöyle kenarını da gösterelim. Bu bir kaya yani. Kayanın iki ayrı tabakası arasında fosilin oluştuğunu düşünüyoruz. Yani katman katman gibi düşünürsek iki katman, iki farklı katman arasında ayırt etmek ve fosilleri çıkarmak mümkün oluyor. Yani bu bir kayanın katmanı gibi düşünelim ve üzerinde fosil kalmış. Zaten günümüzde de mesela denizin dibini düşünün, canlı ölünce denizin dibine düşüyor. Sonra onun üstüne artık yığılan tortullar yeni bir katman oluşturuyor, yeni bir fosil oluşumu orada başlamış oluyor. Bu da 425 milyon yıl önce Fas’ta, Morokko. Fas’taki yaşayan bir canlı denizanasının günümüze kadar ulaşmış hali.
Konferans öncesinde sevgili dostumuz biyokimyacı Dr. Fazale Rana ile fosiller üzerinde biraz konuştuk. Kendisi Amerika'da yaşıyor. Orada Wyoming eyaleti ve hemen Amerika'nın yukarısında Kanada'da British Columbia'da bulunmuş Cambrian fosilleri üzerinde biraz sohbet ettik.
Sorduğum soru ise; özellikle Amerika'da Wyoming'de ve diğer yerlerde bulunmuş fosillerden çıkan sonuç nedir? İkinci olarak da fosiller bize ne söylüyor?
DR. FAZALE RANA: Bana gerçekten ilginç gelen şeylerden biri şu; Bir fosil keşfettiğimizde çoğu zaman bulduğumuz bu organizmalar günümüz canlısına benzer. Bunun teknik adı durağanlık. Herhangi bir değişime uğramış görünmüyorlar ve bu fosillerin bir kısmı yüz milyonlarca yıl yaşında. Durağanlık örnekleriyle bu kadar sık karşılaşmamız bana şu soruyu sordurur; Fosil kalıntıları bize gerçekten yaşamın evrimsel bir tarihi olduğunu mu gösteriyor yoksa daha ziyade bir yaratıcının eserine mi benziyor?
ONUR YILDIZ: Kambriyen fosillerinin önemi nedir Sayın Fazale?
DR. FAZALE RANA: Cambrian fosilleri fosil kalıntılarında gördüğümüz ilk kompleks hayvan örnekleridir. Ve asıl şaşırtıcı olan bu fosillerin belli bir jeoloji katmanda bir anda ortaya çıkmış olmasıdır. Onlardan önce herhangi bir tür evreme işaret edecek hiçbir şey bulunmamaktadır. Canlılığın tarihinde bir anda patlama şeklinde ortaya çıkmışlardır. Buna Cambrian patlaması adı verilir. Ve bildiğimiz tüm filumların Cambrian patlamasında bir karşılığı var. Bu evrimsel açıklamalara kafa tutan bir olay. Aynı zamanda canlılık tarihindeki en önemli olaylardan biri. Kompleks hayvanlar ilk olarak bu dönemde ortaya çıkmıştır. Bana göre bu bir yaratıcının eseri olduğunu gösteren bir imza.
ONUR YILDIZ: Konferansın yapıldığı yerde fosiller her yerde bütün ihtişamıyla sergilendi.
20 milyon yıllık gergedan fosili. Burada görünüyor bakın. 20 milyon yıl öncesinden günümüze kadar gelmiş olan bir fosil. Kafatası fosili. Gergedanın Alt dişleri tabii kalmış fakat o uzun, boynuzu günümüze kadar kalmamış. Gördüğünüz gibi günümüzdeki gergedanla arasında hiçbir fark yok. Bak şuradaki gergedan, ikisini birlikte görüntüleyebiliriz. Bu günümüzdeki gergedan. Bu da 20 milyon yıl önceki gergedan.
Enfes yemekler de yedikten sonra sergimizi gezmeye devam edelim.
Burada baya büyük ve yine çok özel bir fosil var. Bir timsah fosili. Ona biraz daha yakından bakalım. Boylu boyunca çıkmış bir yavru timsah sanırım. Yani 1-1,5 metre boylarında. Bu da yine 65 milyon yıl önce Çin'de yaşamış bir timsah. Bu büyük timsah fosilinin şu an dış kısmındaki o plastik koruyucuyu çıkarttık. Burada fosilin kendi dokusunu daha net görüyorsunuz. Bu bir Asya timsahı. Asya'da yaşayan, 65 milyon yıl önce yaşamış ve ölmüş bir timsahın fosilleşmiş hali. Bataklık yüzeyleri biliyorsunuz koyu renklidir tabaka olarak. Orada yaşayan bir canlının da ölmesinden sonra o yüzeyin kayalaştığını düşünün sudan uzaklaşıp. İşte o tabakanın günümüze kadar geldiğinde oluşan yapısı böyle oluyor. Koyu renkli. İçerisinde fosilin bütün detaylarını gösteriyor. Timsahın dış derisi biliyorsunuz çok serttir. Fiberglas bir malzemeden yapılıdır ve yüzeyindeki derisinde böyle delik gibi bir yüzeye sahiptir. Yani düz bir yüzey değil de delikli bir yüzeye sahiptir görüntü olarak. Ağız, çene yapısı, kafatasının yapısı, dişlerinin yapısı, ayaklarının vücuttan çıktığı yerler. 4 tane ayağı var ve kuyruğa kadar devam ediyor. Günümüzde yaşayan timsahlar arasında hiçbir fark yok. Çok çok güzel bir fosil. Allah'ın 65 milyon yıl önce yarattığı timsahların günümüzdekiler arasında hiçbir fark olmadığını net bir şekilde bize gösteren dev fosillerden bir tanesi de bu, maşaAllah. Rengi koyu renkli ve biraz da yumuşak aslında. Çok sert bir kaya değil yani, biraz yumuşak. O yüzden kırılgan bir yapısı var. Çok dikkatli bir şekilde taşınıyor bunlar. Ve burada sergileniyor.
Fosilleşme ile alakalı bu sergideki enteresan fosillerden bir tanesi de şu. Burada bir yılan fosili var. Bak şimdi onu açıyorum, alıyorum. Şimdi burada bu bir yılan 50 milyon yıl önce Almanya'da yaşamış bir yılanın fosili. Kartını koyuyorum. Bu yapı olarak çok yakından detaylı baktığımızda yılanın kendi vücudunun detayları 50 milyon yıl önceki halini aynen koruduğu ortaya çıkıyor. Ve günümüzdeki yılanlarla, yılanların arasında hiçbir fark yok. Şimdi buradaki enteresan konu ise bunun bir kaya tabakası, bakın değil bu böyle yumuşak fiberglas gibi bir çeşit mum gibi bir madde. Yani böyle plastikimsi bir kıvamda. Peki diyeceksiniz bu fosil nasıl oluşmuş? Yani böyle baktığınızda aslında saydam, bilmiyorum kameradan ne kadar görülebiliyor ama saydam bir yapısı var. Aslında arkada böyle ışık görülüyor. Bunu şimdi ışıkta da ekstradan gösterebilirim. Şimdi bulunuyor bu fosil. Kayadan çıkartılıyor, kazılıyor. Çıkartıldıktan sonra yumuşak böyle plastik imsi bir kabın içerisine bu fosil oturtuluyor. Daha sonra kurumaya bırakılıyor. Yani bu aslında elime tuttuğum şey fosili koruyan bir kılıf. Fosilin kendisi böyle gördüğünüz gibi taş. Aynen taş bu yüzey. Fakat diğer kısımlar korunması için fosil. Çok narin çünkü bu fosil. Böyle üzerine korunması için giydirilmiş bir yapıda yani.
Son olarak Amerikalı gazeteci Jeff Gardner'a evrime karşı bilimsel deliller bu kadar kuvvetli olmasına rağmen neden evrimcilerin teorilerini ısrarla savunduklarını sordum.
GAZETECİ JEFF GARDNER: Teorileri öne sürenler, deliller aksini söylese bile o sisteme sarılırlar. Bu bilim içinde her zaman olur. Bilim tümüyle tarafsız, objektif bir süreç değildir. Sistem bu şekilde işlemez. Bir bilim adamının aksini söylemesi, dürüstlükten tamamen uzak olacaktır. O halde, gerçekler konusunda dürüst olduğumuzu söyleyerek işe başlayacağız. Bilimsel sürecin ve bilimsel topluluğun nasıl işlediği konusunda dürüst olarak başlayacağız. Adil olan budur.
ONUR YILDIZ: İstanbul'da akşam olurken konferansımız bütün hızıyla devam ediyordu. Bu güzel konferansta emeği geçen bütün kardeşlerimizden Allah razı olsun, mükemmel ve çok etkili bir konferans oldu. Daha nice ve daha etkili, daha büyük konferanslar yapmayı Allah bizlere nasip etsin. İnşaAllah yeni bölümlerde tekrar görüşmek üzere, hoşça kalın.
PINAR AKKAŞ: Konferansına katılımları için herkese çok teşekkür ediyoruz. Kıymetli misafirlerimiz, sizlere de çok teşekkür ediyoruz.