"Kuran Bilime Yol Gösterir" belgeselinden.
İslam Tarihinde Bilim
Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) İslam'ı anlatmaya başladığında Araplar, batı inançlar uğruna birbirleriyle çatışan bir kabileler topluluğuydu. Ancak Kuran'ın nuruyla birlikte batıl inançlardan kurtuldular ve aklın yolunu izlemeye başladılar. Bunun sonucunda dünya tarihinin en şaşırtıcı gelişmelerinden biri oldu ve İslam küçük bir şehir olan Medine'den çıkarak birkaç on yıl içinde Afrika'dan Orta Asya'ya kadar yayıldı. Önceden tek bir şehri bile uyum içine yönetemeyen Araplar İslam'la onurlandırıldıktan sonra bir dünya imparatorluğunu yönetir hale geldiler.
Amerikalı İslam uzmanı Prof. John Esposito, İslam, The Straight Path adlı kitabında İslam'ın yükselişindeki bu mucizevi yönü şöyle belirtir:
“İslam'ın yayılmasındaki en çarpıcı yön, inanılmaz hızı ve başarısıydı. Batılı tarihçiler bunu hayranlıkla izlemişlerdir. Tek bir 10 yıl içinde Arap güçleri Bizans ve Pers ordularını yenerek Irak, Suriye, Filistin, İran ve Mısır'ı fethettiler. Ve Müslüman orduları tahrip eden değil, inşa eden bir güç oldular. Hem başarılı fetihçiler hem de başarılı yöneticiler olarak tarihe geçtiler.”
Başta Türkler olmak üzere farklı milletlerin İslam'ı gönüllü olarak kabul etmesi İslam İmparatorluğu'nun sınırlarını daha da büyüttü. Bu devleti dünyanın o dönemdeki en büyük gücü haline getirdi. Bu imparatorluğun en önemli yönlerinden biri de o döneme kadar tarihte eşi görülmemiş bir bilimsel yükselişe sahne olmasıydı. Avrupa'nın karanlık çağları yaşadığı bir devirde İslam dünyası tarihin o döneme kadar gördüğü en büyük bilim mirasını oluşturdu. Tıp, matematik, geometri, astronomi ve hatta sosyoloji bilimleri tarihte ilk kez sistemli bir biçimde geliştirildi. Bazı yorumcular bu İslami bilimsel yükselişi eski Yunan kaynaklarının etkisine bağlamak isterler. Oysa İslami bilimin asıl kaynağı Müslüman bilim adamlarının kendi deney ve gözlemleriydi. Orta Doğu tarihi uzmanı Prof. Bernard Lewis, The Middle East adlı kitabında bu konuyu şöyle açıklar:
“Orta Çağ'daki İslami bilimin başarısı, Yunan öğretisinin korunması veya Uzakdoğu'dan gelen özelliklerin özümsenmesiyle sınırlı değildir. Orta Çağ İslami bilim adamlarının modern dünyaya aktardıkları miras, büyük ölçüde kendi çabalarına ve katkılarına dayanmaktadır. Yunan bilimi daha çok teorik düzeydedir. Orta Çağ'daki Orta Doğulu İslami bilim ise çok daha pratiktir. Tıp, kimya, astronomi ve ziraat gibi alanlardaki klasik bilgiler yeni deneyler ve gözlemlerle düzeltilmiş ve zenginleştirilmiştir.”
Bu bilimsel yükselişin sırrı ise Kuran'ın Müslüman bilim adamlarını öğrettiği bilim ve akıl disipliniydi. O dönemdeki Müslüman bir bilim adamının özel günlüğüne yazdığı satırlar Kuran'a dayalı bilim anlayışının ne denli canlı olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir.
“Sonra bir buçuk yıl boyunca kendimi çalışmaya adadım. Mantık ve felsefenin bütün konularını öğrendim. Bu zaman boyunca tüm gece hiç uyumaz ve gündüz vakti de yine çalışmaya devam ederdim. Çözemediğim bir problem olduğunda camiye gider, yere kapanır ve alemlerin Rabbine dua ederek bana sırlarını açmasını ve zor gelen şeyleri kolaylaştırmasını isterdim. Sonra gece vakti yeniden eve gider, önüme bir lamba koyar ve yeniden yazmaya ve çalışmaya koyulurdum. Bu şekilde tüm bilimlerde uzmanlık kazanıncaya kadar devam ettim.”
Müslüman bilim adamlarının çoğunun yetiştiği Endülüs, özellikle tıp alanında çok büyük yeniliklerin ve atılımların beşiği olmuştu. Müslüman hekimler, farmakoloji, cerrahi, göz, doğum, fizyoloji, bakteriyoloji ve hijyen gibi çok geniş sahalarda eğitim görmüşler, modern bilimin temelini oluşturacak önemli keşiflerde bulunmuşlardı. İşte bunlardan bazıları.
İbni Cülcül, tıbbi bitkiler.
Ebu Cafer İbni Cezzar, Tıp.
Abdüllatif El Bağdadi, Anatomi.
İbni Sina, Anatomi.
Zekeriya Kazvini, Kalp ve Beyin.
Hamdullah Müstevfi El Kazvini, Anatomi.
İbn Nefis, Anatomi.
Ali Bin İsa, Göz Anatomisi.
Beyruni, Astronomi.
Ali Kuşçu, Astronomi.
Sabit Bin Kurra, Matematik.
Battani, Matematik. İbni Heysem, Optik.
Kindi, Fizik.
İslam dünyasının bu yüksek bilim kültürü batının rönesansına da zemin sağladı. Müslüman bilim adamları Allah'ın yarattıklarını incelemenin onu tanımanın bir yolu olduğu bilinciyle hareket ediyorlardı. Bu bilincin batı dünyasına taşınması batının ilerlemesini başlattı.