İslam Terörü Lanetler
11 Eylül 2001 sabahı, New York'taki Dünya Ticaret Merkezi'ne düzenlenen saldırı, binlerce masum insanın hayatına mal oldu. Bu büyük vahşet, insanlığın barış ve huzurunu tehdit eden büyük bir tehlikeyi bir kez daha gözler önüne serdi.
TERÖRİZM
Bir insanlık suçudur. Masum insanları hedef alır. Amacı insanları öldürerek topluma korkusu almak ve böylece politik emellerine zemin sağlamaktır. Terörün tarihi de en az insanlığın tarihi kadar eskidir. Ancak terörün sistematik olarak uygulanması, din ahlakını inkar eden ideolojilerin insanlığın hayatına girişiyle olmuştur.
Bugüne kadar birçok farklı ideolojiler terörizme başvurdular. Fransız devriminin en önemli gücü olan Jacobenler, binlerce insanın Giotin'e gönderildiği büyük terör dönemiyle terörizm kavramını ilk kez kullandılar. Amerika'da ortaya çıkan ırkçı Ku Klux Klan örgütü, 1870'lerden itibaren pek çok suçsuz insanı sadece siyah oldukları için acımasızca işkenceye uğrattı ve katletti.
Irkçı terör 1930'larda Nazi Almanya'sında bir devlet politikası haline geldi. Naziler, başta Museviler olmak üzere kendilerine muhalif gördükleri herkese karşı kanlı bir terör politikası uyguladı.
Aynı yıllarda bir başka ideoloji daha devlet terörü uyguluyordu. Stalin'in kanlı rejimiyle yönetilen Sovyetler Birliği'nde yaklaşık 40 milyon insan sırf komünist ideolojiye aykırı düştükleri için öldürüldü.
Komünist terör 1960'larda bu kez Avrupa'da ortaya çıktı. Devlete düşman olan komünist örgütler kan dökmeye başladılar.
İtalya'da Kızıl Tugaylar, Almanya'da Kızıl Ordu Fraksyonu pek çok bombalama, silahlı saldırı ve cinayet gerçekleştirdi. Komünist terörün ayrılıkçı emellerle birleşmesi daha da kanlı terör örgütlerini doğurdu. İ
spanya'da ortaya çıkan ETA örgütü ya da Türkiye'de örgütlenen ve on binlerce insanın ölümüne sebep olan PKK, komünist ve ayrılıkçı terörist örgütlerin en kanlılarıydı.
Irkçılığın, faşizmin veya komünizmin teröre yol açması son derece doğal bir sonuçtur. Çünkü bu ideolojilerin her biri, çatışma ve şiddetin doğal bir insan davranışı olduğu yanılgısına inanırlar. Irkçılığın, faşizmin veya komünizmin teorisinde zaten terör sözde meşru görünmekte ve teşvik edilmektedir. Ancak son yıllarda dünya gündemine oturan bir başka terör kavramı daha vardır ki bu tamamen çarpık ve asla kabul edilemeyecek bir kavramdır. İslami terör olarak gündeme gelen bu kavramın gerçeklerle bağlantısı yoktur.
Terör ve İslam yan yana dahi getirilemeyecek iki zıt kelimedir. Allah Kuran'da tüm Müslümanlara dünyaya barış, huzur ve kardeşlik getirmelerini emretmiştir.
İslam Ahlakı Terörün Kaynağı Değil, Çözümüdür
İslam, kelimesi Arapçada silim-barış kelimesiyle aynı kökten gelir. Allah İslam'ı tüm insanları doğru yola davet etmek ve onları barış ve huzura çağırmak için indirmiştir. İslam ahlakının temel özellikleri şefkat, merhamet, affedicilik ve adalet gibi erdemlerdir. Allah Kuran'da Müslümanlara din, dil, ırk, cinsiyet ayrımı yapmadan diğer tüm insanlara karşı iyilik ve adaletle davranmalarını emreder. Müslümanlar diğer dinlerin mensuplarına karşı güzel bir ahlak sergilemekle, onların daha da iyiliği için çalışmakla sorumludurlar. Bir Kuran ayetinde Müslümanlara:
Şeytandan Allah'a sığınırım:
“Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder, kötülükten sakındırır ve Allah'a iman edersiniz” (Al-i İmran /110)
denmektedir. Bir diğer ayette ise Allah Müslümanlara kendilerine kötülük yapanlara bile iyilikle karşılık vermelerini emreder.
“İyilikle kötülük eşit olmaz. Sen en güzel olan bir tarzda kötülüğü uzaklaştır. O zaman görürsün ki seninle onun arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost oluvermiştir.” (Fussilet Suresi, 34)
Yeryüzünde kan dökülmesi, savaş ve bozgunculuk çıkartılması ise Allah'ın lanetlediği büyük günahlardır. Ancak Kuran'ın bu hükümlerine rağmen kendilerine Müslüman diyen bazı radikal yapılar, Darwinist ve materyalist ideolojilerin etkisinde kalarak şiddete başvuruyorlar.
Şu açık bir gerçek ki bir insanın kimliğinde Müslüman ismi yazıyor olması o kişinin İslam ahlakına göre davrandığının delili değildir. Bugün sözde İslam adına terör yapanları incelediğimizde bunların Darwinist, materyalist ideolojilerin etkisi altında kalan kişiler olduğunu görürüz. Şiddet yanlısı, komünist örgütlerin felsefesinden etkilenerek çözümün terör olduğunu öne süren bu kişiler, İslam'ı değil, dinsiz, materyalist ideolojileri temsil etmektedir.
Öte yandan cehalet, Kuran'ın bilinmemesi, Peygamberimiz (sav)'in hayatının doğru anlatılmaması, hurafelere dayalı bağnaz İslam anlayışı da bazı insanların şiddete eğilim göstermelerine sebep olmaktadır. Bu sebeplerle terörü ortadan kaldırmanın tek etkili yolu, Darwinist, materyalist ideolojilerin geçersizliğini ortaya koymak ve gerçek Kuran ahlakını öğretmektir.
Diğer bir deyişle, terörün tedavisi İslam ahlakıdır. Bu tedavi uygulanmadığı müddetçe şiddet sarmalı devam edecektir. Nitekim istatistikler 2002'den 2011'e dünya genelinde terör saldırılarının sayısının 982'den 4564'e yükseldiğini göstermektedir. 2002'de terör saldırıları nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 3.823 iken 2007'de 14.415, 2008'de 11.663, 2009'da 10.698, 2010'da 11.461 ve 2011'de 10.009 olmuştur. Bu rakamlar bir kez daha mevcut terörle mücadele yöntemlerinin başarısız kaldığını gözler önüne sermektedir.
Masum insanları öldürmek, İslam'a göre en büyük suçlardan biridir. Öyle ki, bir ayette şöyle buyrulur:
“Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur…” (Maide Suresi, 32)
Kuran'daki masum insanların hayatına verilen bu önem, Peygamberimiz (sav) döneminden başlayarak tüm İslam tarihi boyunca gözetilmiştir. Peygamberimiz (sav) masum insanların korunmasına büyük özen göstermiştir. Hiçbir zaman savunma amaçlı savaşlar dışında savaş başlatmamıştır. Bu savaşlarda ise kumandanlarını uyarmış, tek bir masum insana dokunulmamasını, hiçbir yerin yağmalanmamasını, kilise ve sinagoglara saygı gösterilmesini emretmiştir.
Peygamberimiz (sav)’in hazırlattığı Medine Anlaşması, tarihe demokrasi ve çoğulculuğun en dikkat çekici örneklerinden biri olarak geçmiştir. Anlaşmada yer alan, Beni Af Musevileri inananlarla birlikte bir ulus oluşturdular. Musevilerin dini kendilerine, Müslümanların dini kendilerinedir hükmüyle, Müslümanların Musevilerin geleneklerine ve inanışlarına gösterdikleri şefkatin ve anlayışın temeli Peygamberimiz (sav) döneminde atılmıştır.
Hiç şüphesiz bu anlayış, Allah'ın Kuran'da bildirdiği, “sizin dininiz size, benim dinim bana” (Kafirun / 6) hükmünün en güzel tecellilerinden biridir. Bu adalet ve itidel, tüm İslam tarihi boyunca tecelli etmiş, Hristiyan ve Museviler, dönemin Avrupa devletlerinde bulamadıkları merhameti ve huzuru İslam topraklarında bulmuşlardır.
Dolayısıyla İslam barış ve huzur dinidir. Bir Müslümanın görevi tüm insanlara iyilik ve adaletle davranmak ve yeryüzünde bozgunculuğa karşı mücadele etmektir. Bu bozgunculukların başında ise çağımızın en büyük zulümlerinden biri olan terörizm gelmektedir. Terörizm hiçbir suçu olmayan masum insanları hedef almaktadır. Küçük çocukları acımasızca katletmektedir. Bazılarını ise öksüz ve yetim bırakmaktadır. Şehirleri yıkmakta, aileleri söndürmekte, milyonlarca insanı acıya boğmaktadır.
Terörizm kimi zaman Hristiyanlara, kimi zaman Müslümanlara, kimi zaman da Yahudilere saldırmaktadır. Ve dahası bazı teröristler işledikleri cinayetleri sözde din adına gerçekleştirerek pek çok insanın gözünde dini kötülemeye çalışmaktadır. Terörün dini ve inancı olamaz. Tarih sadece, sözde Müslümanlık adına değil, birçok din ve inanç adına gerçekleştirilen sapkınca cinayetlerle doludur. Bunları esas alarak dinleri ve inançları hedefe almak ise büyük bir cehalettir.
Din adına masum insanların öldürülmesi büyük bir yalan ve riyadır. Din sevgiyi, merhameti, barışı emreder. Terör ise dinin zıttıdır, acımasızdır. Kan dökmek, öldürmek, acı çektirmek ister. Terör, ırkçıların, faşistlerin, komünistlerin, kısacası dine inanmayan, din ahlakından uzak ideolojilerin yöntemidir. Dinde ise asla teröre yer yoktur. Bir Kuran ayetinde belirtildiği gibi, “Allah zulmedenleri sevmez.” (Al-i İmran/140)
Bir başka ayette ise teröre başvuran yani yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlardan şöyle söz edilir:
“Yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar, işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.” (Ra’d Suresi, 25)
İSLAM BOZGUNCULUĞU LANETLER
Allah Kuran'da insanlara kötülük yapmamalarını, zulmetmemelerini emretmiş, kan dökücülüğü kesin bir dille yasaklamıştır. Bu yasaklara uymayanlarsa şeytanın adımlarını izleyenler olarak ifade edilmişlerdir.
“Allah'a verdikleri sözü onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah'ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar, işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir.” (Ra’d Suresi, 25)
“Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.” (Bakara Suresi, 60)
Düzene konulmasından sonra yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın. Ona korkarak ve umut taşıyarak dua edin. Doğrusu Allah'ın rahmeti iyilik yapanlara pek yakındır.” (A’raf Suresi, 56)
Masum kanı dökmek, İslam dinince kesinlikle yasaklanmıştır. Allah tarafından da lanetlenmiştir. İsyan ederek, zalim olarak dünya üzerinde hakim ve başarılı olacaklarını zannedenler, çok büyük bir yanılgı içerisindedirler. Yunus Suresinin 81. ayetinde Allah, “Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez” buyurarak, bozgunculuk yapmak isteyenleri açık bir dille uyarmıştır.
21. yüzyıl 2. Dünya Savaşı'nın yaşandığı bir önceki yüzyılı aratmayacak kadar savaşlarla, zulümlerle dolu olan bir çağ. Dünyanın dört bir yanında terör, katliam ve zulüm kol geziyor. Suni ihtilaflarla birbirine düşman edilen topluluklar ülkelerini ve halklarını kana, gözyaşına boğuyor. Bunların nedeni aslında çok açık. Kuran ahlakından uzaklaşan, sevgi, saygı ve anlayış özelliklerini yitiren topluluklar Allah korkusundan da uzaklaşıyorlar. Bu da onları her türlü zulmü, zorbalığı yapabilecek uç noktalara götürüyor. Allah ve din adına ortaya çıkan ama Allah'ın lanetlediği suçları işlemek için örgütlenen ikiyüzlü insanların varlığına Kuran'da da işaret edilmiştir. Bir ayette Allah adına and içerek peygamberi öldürmek için plan yapan dokuzlu bir çeteden şöyle söz edilir:
“Şehirde dokuzlu bir çete vardı. Yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dinlik düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Allah adına and içerek dediler ki, gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim. Sonra velisine, ailesinin yok oluşuna biz şahit olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz diyelim. Onlar hileli bir düzen kurdu. Biz de onların hilesine karşı onların farkında olmadığı bir düzen kurduk." (Neml Suresi, 48-50)
Ayette de apaçık bildirildiği gibi Allah'ın adını kullanarak, Allah adına yemin ederek bazı işlere girişenlerin her zaman Kuran ahlakına sahip olamayacakları bellidir. Yaptıkları iş, yeryüzünde bozgun çıkarmak ve dirlik düzen bırakmamak ise, amaçları kesinlikle dini ve ahlaki değildir. Çünkü Allah korkusu olan ve İslam'ın güzel ahlakını almış bir insan, asla şiddetten, terörden çözüm bekleyemez. Nitekim Yüce Rabbimiz, Kuran'da tüm insanları bozgunculuktan men etmiştir.
“O iş başına geçti mi ya da sırtını çevirip gitti mi, yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise bozgunculuğu sevmez. Ona Allah'tan kork denildiğinde büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter. Ne kötü bir yataktır o.” (Bakara Suresi, 205-206)
RADİKALİZM YANILGISI
Radikalizm, herhangi bir konuda sert, kökten, ani değişimler savunmak ve bu yönde sert ve tavizsiz bir politika izlemek anlamına gelir. Radikaller, köklü değişiklikler peşinde olan ve bunun için sert, sivri, hatta kimi zaman saldırgan bir üslup kullanan kimseler olarak bilinir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da bir Müslümanın kıstası Kuran olmalıdır. Kuran'a baktığımızda ise radikalizm olarak tanımlanan üslubun, Allah'ın müminlere emrettiği üslupla hiç de uyuşmadığını görürüz. Allah Kuran'da müminleri tarif ve tasvir ederken, yumuşak sözlü, kavga ve çatışmadan kaçınan, en aleyhte gibi görünen insanlara karşı dahi ılımlı ve dostça yaklaşan, sevecen bir karakter tarif etmektedir. Bu konuda bize yol gösteren örneklerden biri Allah'ın Hz. Musa (as)’a ve Hz. Harun (as)'a Firavun'a gitme emri verirken söylediği “yumuşak söz söyleyin” emridir.
“İkiniz Firavun'a gidin. Çünkü o azmış bulunuyor. Ona yumuşak söz söyleyin. Umunur ki öğüt alıp düşünür veya içi titrer, korkar.” (Taha Suıresi, 43-44)
Firavun kendi devrinin zulüm ve isyanda en ileri gitmiş inkârcısıdır. Allah'ı inkâr edip kendini haşa putlaştırmış, dahası devrin iman edenlerine korkunç zulümler ve katliamlar uygulamış bir despottur. Ama bu denli düşman bir insana giderken dahi Allah Peygamberine “ona yumuşak söz söyleyin” buyurmaktadır. Dikkat edilirse Allah'ın gösterdiği yöntem ılımlı bir üslupla konuşmaktır. İğneleyici sözler, öfkeli sloganlar, hakaretvari cümleler değildir.
Kuran ayetleri incelendiğinde ılımlı, yumuşak, anlayışlı bir üslubun tüm peygamberlerin ortak özelliği olduğu görülmektedir. Allah, Hz. İbrahim (as)’ı “doğrusu İbrahim çok içli, yumuşak huyluydu” şeklinde tarif etmektedir. Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’in ahlakını tarif eden bir ayet ise şöyledir:
“Allah'tan bir rahmet dolayısıyla onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar çevrenden dağılır giderlerdi…” (Al-i İmran Suresi, 159)
Radikalizmin belirgin bir özelliği öfkeli üsluptur. Bu öfkeli üslup, radikal kimselerin konuşmalarında, yazılarında, gösterilerinde çok belirgin bir biçimde ortaya çıkar. Oysa öfke, bir Müslüman vasfı değildir. Allah Kuran'da müminleri tarif ederken:
“Onlar bollukta da darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlardan bağışlama ile geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever” (Al-i İmran/134) buyurur.
Müslümanların öfkeli bir üslup takınmalarını gerektirecek bir durum da yoktur. Bir Müslümanın diğer insanlardan tek isteği, onların da Allah'a iman etmesi ve güzel ahlakla yaşamasıdır. Bu ise ancak Allah'ın o insanlara da hidayet vermesiyle mümkün olur. Biz ne yaparsak yapalım, insanlara ne kadar gerçekleri anlatırsak anlatalım, kalpler Allah'ın elindedir. Allah:
“İman edenler hâlâ anlamadılar mı ki eğer Allah dilemiş olsaydı insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu” (Ra’d/31)
ayetiyle bu çok önemli gerçeği Müslümanlara hatırlatmaktadır. Aynı gerçeği vurgulayan bir diğer ayet şöyledir:
“Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü topluca iman ederdi. Öyleyse onlar mümin oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?” (Yunus Suresi, 99)
Bu nedenle bir Müslümanın görevi sadece gerçekleri anlatmak, insanları bu gerçeklere davet etmektir. İnsanların bunu kabul edip etmemeleri tamamen onların vicdanlarına kalmış bir meseledir. Allah bu gerçeği yine Kuran'da vurgulamakta, “dinde zorlama olmadığını” haber vermektedir.
“Dinde zorlama yoktur. Şüphesiz doğruluk, sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o sapa sağlam bir kulba yapışmıştır. Bunun kopması yoktur. Allah işitendir, bilendir.” (Bakara Suresi, 256)
Dolayısıyla ne insanların iman edip Müslüman olmaları ne de Müslüman olanların ibadetleri yerine getirmeleri veya günahtan sakınmaları için hiçbir zorlama yapılamaz. Bunun için sadece öğüt verilir.
“De ki: Ey insanlar! Şüphesiz size Rabbinizden hak gelmiştir. Kim hidayet bulursa o ancak kendi nefsi için hidayet bulmuştur. Kim saparsa o da kendi aleyhine sapmıştır. Ben sizin üzerinizde bir vekil değilim.” (Yunus Suresi, 108)
Görüldüğü gibi tüm gerçek Müslümanlar teröre ve baskıya karşı tavır almakla sorumludurlar. İslam barışın ve sevginin yolunu bize gösterir. Allah'a gönülden teslim olmuş her Müslüman sevginin ve kardeşliğin yeryüzündeki öğretmenidir. Ve Müslümanlar dünyaya duyurmalı ve göstermelidir ki İslam bir güzellik, nimettir, sevgidir, dostluktur, huzurdur, güvendir ve İslam terörü lanetler.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500