Neler Oldu? 2. Bölüm
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Hoş geldiniz. Bu hafta da Türkiye'de ve dünyada önemli gelişmeler oldu. Türkiye iki önemli kişiyi ağırladı. Rusya devlet başkanı Putin ve Hristiyan dünyasının ruhani lideri Papa Francis. Bu ziyaretlerde neler konuşuldu? Görüşmeler sonrasında hem Türkiye'de hem dünyada yankıları neler oldu? Önümüzdeki dakikalarda bunlara bakacağız.
Bir başka konu kaçak göçmenler sorunu. Dünyanın hala çözümü bulunamayan büyük bir ayıbı. İlerleyen dakikalarda İngiltere'de Prens Charles'ın taç giyme törenine dair şimdiden başlayan tartışmalar, Birleşmiş Milletler'in Suriye'ye yardımları durdurma kararı ve gündemde yer alan pek çok konuyu inceleyeceğiz.
Şimdi hiç vakit kaybetmeden başlayalım.
Geçtiğimiz hafta Cuma günü Papa Francis önce Ankara ardından İstanbul'a geldi. Papa'nın ziyareti barış ve birlik mesajlarıyla doluydu. İstanbul'da Fener Rum Patriği Bartolomeos ile de görüşen Papa, “artık ayrı ayrı harekete etme lüksüne sahip değiliz” diyerek kiliseler arasında birliğin önemine değindi.
Evet dikkat ederseniz Hristiyan dünyasının lideri birlik mesajını İstanbul'dan verdi. Buradan Müslümanların kendilerine ciddi bir pay çıkarmaları gerekiyor. Bugün dünyanın çeşitli coğrafyalarına yayılmış yaklaşık 1,5 milyar Müslüman yaşıyor. Bu müthiş bir güç. Ancak bu güç bölündüğü için şu an Müslümanlar dünya çapında büyük bir baskı altında ve bu dağılmışlığın bereketsizliğini yaşıyor.
Suriye, Mısır, Irak, Filistin, Arakan, Libya, Yemen, Doğu Türkistan ve daha onlarca bölgede baskı ve zulüm altında olan Müslümanları bu durumdan kurtarabilecek bir irade yok. Müslüman çoğunluğa sahip pek çok ülke İslam dünyası için değil de sadece kendi menfaatleri doğrultusunda hareket ettikleri için ezilenler yine Müslüman halklar oluyor. Bugün Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar ve daha pek çok ülkenin maddi destekleriyle Müslümanlar havadan bombalanıyor.
Bu hafta yazar Alper Tan da yazısında bu konuya dikkat çekerek şu satırları kaleme aldı:
“Müslümanlar İslam Birliğinin tekrar inşası konusunda yeterince çaba sarf etmiyor. 20. yüzyılın başındaki yenilginin üzerimize bıraktığı gaflet uykusundan tam olarak hala uyanabilmiş değiliz.”
Sayın Adnan Oktar, 30 yıldır tüm çalışmalarında ısrarla İslam dünyasının birlik olması gerekliliği üzerinde durdu. Bu konudaki öncü eserlerden biri olan, elimde İngilizcesini gördüğünüz “İslam Birliğine Çağrı” kitabında da birliğin nasıl olacağı anlatılıyor. Bu sevgi ve dayanışma birliğidir. Müslüman dünyasında böyle bir sevgi, anlayış, merhamet birliği oluştuktan sonra Allah'ın izniyle her türlü şiddet, baskı ve acının önüne geçilebilir.
Papa da Türkiye'ye ziyaretini değerlendirdiği konuşmasında Hristiyanlar ve Müslümanların dayanışma, barış ve adalet içinde birlikte çalışmaları konusunda ısrarcı olduğunu dile getirdi. Bu önemli bir mesaj. Burada şunu hatırlatalım, Papa'ya geçtiğimiz yılın sonunda 11 Aralık 2013 tarihinde Sayın Adnan Oktar'ın “İslam Terörü Lanetler ve İncil'den Güzel Sözler” isimli kitaplarının İngilizce baskıları özel bir mektupla birlikte sunuldu.
Sanhedrin Beni Nuh Mahkemesi Başkanı Haham Yeshayahu Hollander, Vatikan'daki St. Peter Bazilikası'nın dışındaki alanda Papa ile görüşmesi esnasında kitapları “önemli bir Türk-Müslüman filozof ve dostum olan Sayın Adnan Oktar adına bu kitapları size sunuyorum” sözleriyle takdim etti. Sayın Adnan Oktar, bu kitaplarında Hristiyan ve Müslüman dünyası arasında kardeşliğin ve işbirliğinin tesis edilmesine dair önemli bilgiler aktarıyor. Papa Francis'in de Türkiye'yi ziyaretinin ardından Müslüman ve Hristiyanların dayanışma ve barış içinde olmaları konusunda ısrarcı olması dikkatlerden kaçmadı.
Şimdi sırada haftanın karesi köşemiz var. Fotoğrafın sanatçısı Reuters'ten Giabdo Rodo. Gördüğünüz Monark kelebekleri her sonbaharda 4800 kilometrelik mesafeyi göç ederek kat ediyorlar. Milyonlarca kelebeğin bir arada olduğu bu muhteşem yolculuk kuzeyde Kanada'dan güneyde Meksika'ya kadar uzanıyor. Geçtiğimiz ay bilim insanları etkileyici bir yaratılışa sahip bu kelebeklerin genlerini mercek altına aldılar. Kelebeklerin binlerce kilometrelik yolu kat edebilmelerine imkan veren bir gen keşfettiler. Onlara uçuş kası verimliliği sağlayan bu gen oldukça süslü bu kelebeklerin yaratılışlarındaki bir sırrı daha ortaya çıkardı.
Sırada kaçak göçmenler. Sadece geçen yıl yaşadıkları ülkelerdeki kötü yaşam şartlarından kurtulmak için çıktıkları yollarda hayatlarını kaybedenlerin sayısı 3400'den fazla. Peki neden? Nasıl oluyor da teknolojinin, ulaşım araçlarının en iyi seviyede olduğu günümüzde her yıl binlerce insan bu yolda hayatını kaybediyor? Bunun sebebi umursamazlık, bencillik, ve menfaatlerin uluslararası hukukun bir parçası haline gelmesi. Kimi zaman dikta rejimlerinden, kimi zaman azınlıkları uygulanan baskılardan, yoksulluktan, savaştan kaçan, çaresizlik içindeki binlerce insana reva görülen bir zulüm, şu an dünya çapında adeta resmi bir politik olarak uygulanıyor. Detaylara girmeden önce uzak doğuda son aylarda yaşananlara bakalım.
Geçtiğimiz mart ayında Tayland polisi Kızılçin zulmünden kaçarak Tayland'a sığınan 250 Uygur Türk'ünü yakalamıştı. Tayland bu kaçak göçmenleri Çin'e geri göndermeyi planlıyor. Ancak bu kişilerin Çin'e geri dönmeleri idam edilmeleri demek. İşte bunun önlenmesi için bu hafta Türk hükümeti tarafından “mültecileri Türkiye'ye almak istiyoruz” meclise gönderildi. Ancak bu teklif Çin Dışişleri Bakanlığı tarafından reddedildi. Geçtiğimiz günlerde Tayland bu acımasız politikasını Uygur Türklerinin yanı sıra Arakanlı göçmen Müslümanlara da uygulayacağını açıkladı. Tayland polisi 259 kaçak Arakanlı göçmeni tekrar ölüm kokan sulara bırakacak.
Tayland bugüne kadar yaklaşık yüz bin kaçak göçmen yakaladı. Genel politikası ise bu göçmenleri geldikleri gibi deniz yoluyla ülkelerine geri göndermek. Bu ne anlama geliyor? Ölüm. Çünkü oldukça zor şartlarda yaptıkları tehlikeli deniz yolculuğu sırasında bu insanlar sağ kalsalar dahi döndükleri ülkede ya açlıktan ve yokluktan ya da diktatör rejimlerinin baskısı nedeniyle hayatlarını kaybedecekler. Peki Tayland nasıl bir ülke? Neden böyle bir politika uyguluyor?
Tayland ordusu iç güvenlik operasyonlarından sorumlu. Albay Ben Petopia'nın şu sözleri, vicdansızlığın geldiği aşamayı tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. “Kaçak göçmenler Tayland'ın sırtında bir yüktür. Onlara bakmak için çok fazla para harcamamız gerekiyor.” Bu sözler tarihe geçecek derin bir vicdansızlık içeriyor.
Sayın Adnan Oktar bu konuda ne diyor?
ADNAN OKTAR: İşte bak ahlaksız, karaktersiz, cibilliyetsiz adamlar. Haysiyetsizliğe bak. Durduk yere öldüreceğim insanları diyor. Denize göndermek ne demek? Bu nasıl bir zulüm ruhu? Bunlar ruhu tamamen boşalmış. Türkiye böyle bir şeyi tahayyül dahi edemez. Tahayyül dahi edemez. Ama bak orada adamlar hayvanın yapmayacağını yapıyor, hayvan bile yapmaz bunu. Hayvan bile, yavrusu suya düşüyor, hayvan suya giriyor, ağzıyla yavrusunu alıp sudan çıkarıyor. Bunlarda hayvan aklı bile yok. Hayvan vicdanı bile yok. Karaktersiz herifler.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Pazartesi günü Rusya Devlet Başkanı Putin, Türkiye'ye günübirlik bir ziyaret yaptı. Bakanlar, danışmanlar ve iş adamlarından oluşan geniş bir kadroyla Ankara'da ağırlanan Putin'le çeşitli anlaşmalarda mutabakata varıldı. Türkiye, Rusya'dan kimi zaman oranı %60'lara varan seviyede enerji ithalatı yapıyor. Hedef şu an 35 milyar dolar olan ticaret hacmini 2020'ye kadar 100 milyar doları yükseltmek.
Peki Putin'in Türkiye'yi ziyareti sonrasında beklentiler karşılandı mı? Konuyu Hacettepe Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sencer İmer'e sorduk. Hocam davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler. Putin ziyaretinin yankıları halen devam ediyor. Sizce Putin'in Türkiye ziyareti sonrasında her iki tarafta da beklentiler karşılandı mı? Rusya-Türkiye ilişkileri bundan sonra ne yöne ilerler?
PROF. DR. SENCER İMER: Putin'in Türkiye ziyareti oldukça önemli bir ziyareti. Bir noktada iki ülke yani Rusya ve Türkiye yakınlaşmak suretiyle aralarında yeni bir işbirliği, ekonomik işbirliği, barış için birlikte işbirliği diye birliktelik kurmuş durumdalar. Ona benzetmek mümkün; Almanya ve Fransa arasında ortak pazar kurulmadan önce, Avrupa Birliği kurulmadan önce nasıl meydana gelen bir birliktelik, eskiden hep birbiriyle savaşmış olan bu ülke arasında Avrupa Birliği'nin temelini sağlamışsa, aynı şekilde Rusya ile Türk arasında olan böyle bir işbirliği de bu bölgeye barış getirecektir ve ekonomik kalkınma getirecektir. Rusya şu anda sıkışmış vaziyette. Ambargoya karşı bir baskı altında. Özellikle batılı ülkeler tarafından. Ukrayna'daki politikaları, Kırım'daki politikaları sebebiyle. Hem de dünyada petrol fiyatlarının düşmesi sebebiyle büyük gelir kıtlığına uğramış vaziyette. Aşağı yukarı 120 milyar dolar civarında. Artı ülkeden birçok para kaçışları oluyor. Yani Rusya ekonomik olarak da zor durumda, siyasi olarak da zor durumda. Bu arada Ukrayna'yı bypass eden bir güney akım projesi Türk Karasularından Bulgaristan üzerinden Avrupa'ya ulaşacaktı. Özellikle Sırbistan, Macaristan, Slovenya ve Avusturya ve İtalya'ya. Bu proje Bulgaristan'ın Brüksel’in etkisiyle özellikle Boru'ya sahip olan şirket de gazı içerisinden geçen şirketin aynı şirket olamayacağı görüşünden hareketle maalesef yürümedi. Yürümeyince Putin bunun yürümeyeceğini, bu projeyi iptal ettiklerini, çünkü 5 milyar dolara yakın bir para harcandı bu proje için, bu proje boşa gitmesin diye onu Türkiye üzerinden yürütmeye kararlı olduklarını söyledi ve Türkiye ile bu konuda bir protokol imzalandı. Bundan sonra da bunun hayata geçirilmesi için gerekli çalışmalar yürütülecek. Yani mavi akım projesine, yani Rusya'dan Türkiye, Karadeniz'in altından gaz getiren projeye paralel olarak Türkiye'ye 4 tane daha boru hattı bağlanacak. Bunlar 63 milyar metreküp, yani Türkiye'ye bağlananın 4 katı bir gazı Türkiye'ye getirecek. Bunun belki de 15 milyar metreküpü Türkiye'ye bırakılacak. Geriye kalan kısmı da Avrupa'ya, yine Yunanistan üzerinden bu defa. Orada Yunan-Türk sınırında bir dağıtım merkezi kurulacak. Oradan Sırbistan, işte biraz önce anlattığım gibi Macaristan, Slovenya ve Avusturya’ya kadar uzanacak. Yani Suriye'ye barış getirilmesi konusunda da görüşmeler oldu ama fazla bir ilerleme olmamakla birlikte bir yakınlaşma olduğunu düşüncesindeyim. Nitekim, Cumhurbaşkanı Erdoğan da yeni bir barış inisiyatifi başlatılmasını önerdi aynı toplantıdan hemen sonra. Dedi ki: “Suriye'deki ateşkes neticesi alınabilmesi için Türkiye, Rusya, İran ve diğer Arap ülkelerinin katılımıyla bir görüşme yapılmalı” dedi. Bu Türkiye'nin başlattığı bir diplomatik ataktır diyebiliriz.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Hocam değerli katılımlarınız için çok teşekkürler.
Petrol fiyatlarının son 5 yılın en düşük seviyesine çekilmesi ve uygulanan yaptırımlar nedeniyle Rus ekonomisi oldukça zor durumda. Ruble şu ana kadar dolar karşısında %40 değer kaybetti. Putin ise Rusya'ya yönelik yürütülen bu ittifaka karşı koyacağını Perşembe günü federal meclisteki yıllık konuşmasında net olarak ortaya koydu. Batıyı, ülkesi ile arasına yeni bir demir perde çekmeye çalışmakla suçlayan Putin, bazı çevrelerin Rusya'nın Yugoslavya gibi parçalanmasını istediğini ancak buna izin vermeyeceklerimi söyledi. Yaptırımların kimseye faydası olmayacağını belirten Rus lider, ''Biz hiçbir koşulda Avrupa ve Amerika ile ilişkilerimizi kesmeyeceğiz. Dünyaya açık olacağız. Güney Amerika, Afrika ve Orta Doğu ülkeleri ile iş birliğini sürdüreceğiz'' dedi. Nitekim Rusya'nın Güney Akım-Boru hattından vazgeçip, Türk Akımı projesini açıklaması, Putin'in bu tavrındaki kararlılığını ortaya koyuyor. Rusya Maliye Bakanı Anton Siluanov'un açıkladığı rakamlara göre, düşen petrol fiyatları ve batılı ülkelerin uyguladığı yaptırımlar Rus ekonomisini tahminen 140 milyar dolar zarara uğrattı. Elbette bu zarar dolaylı yoldan dünya ekonomisini de etkiliyor. Avrupa Birliği ülkeleri şu anda ekonomik açıdan çöküntüde. Birliği götüren yegane ülke İngiltere, ki o da taşıdığı mali yük nedeniyle Avrupa Birliği'nden ayrılmanın yollarını arıyor.
Amerika içinde durum farklı değil. Amerika'nın savaş maliyetleri zirve yapmış durumda. Bunun yanında ülke içi iç karışıklıklar da sürekli alevleniyor. Perşembe günü yine polisin kötü muamelesi nedeniyle kalp krizi geçirerek ölen bir siyahinin davasında polise takipsizlik verilmesi sokakları tekrar hareketlendirdi.
Avrupa ve Amerika'nın durumu böyleyken Batı'nın Rusya'yı yalnızlaştırma politikasında ısrar etmesi büyük bir hata. Nitekim BBC Türkçe Servisi yayınladığı analiz yazısında, Putin'in Türkiye ziyaretini “değerli yalnızlıklar zirvesi” olarak değerlendirdi. Sayın Erdoğan ve Putin birbirlerine benzetilerek uluslararası ilişkilerde derin sorunlar yaşayan iki lider olarak yorumlandı. Yazıda, “Moskova'dan manzaraya bakınca Ankara'yı değerli yalnızlıklar zirvesi bekliyor” denildi.
Peki, gerçekten böyle mi? Bakın Sayın Adnan Oktar BBC'nin bu değerlendirmesini nasıl yorumladı?
ADNAN OKTAR: Doğru, Putin'i hakikaten yalnız bıraktılar. Tayyip Hoca'mı da yalnız bırakmak istiyorlar. Kendilerine kısmen de başarılı oldular. Bu sevgisizlikten kaynaklanıyor. İmanla, Kuran'la, sevgi-barış ruhuyla bu karanlık perdeyi kaldıracağız. Böyle olmaz. Putin'e de yazık, Tayyip Hoca'ma da yazık. Putin’in tamam, insan olarak hataları yanlışları olabilir ama genelinde samimi delikanlı. Tayyip Hocam da yani o peygamber değil, tabii ki hataları olabilir ama genelde samimi, gayretli bir insan. Dolayısıyla şevklendirmek, azmini artırmak önemli.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: İzlediniz. Her türlü politik manevraya rağmen son kamuoyu araştırmalarına göre Rus halkının Putin'e desteği %72. Batı ile ilişkilerini sürdüreceğini dile getiren Putin'in uzlaşmacı yönü, barış, sevgi ve birlik isteyen Rus halkının ona olan desteğini açıkça ortaya koyuyor.
Geçtiğimiz hafta gündemdeki konulardan biri de eski Oxford piskoposu olan Lord Harris'in Lordlar Kamerası'nda yaptığı konuşmaydı. Daily Mail Gazetesinin haberine göre Lord Harris, Kraliçenin tahtı bıraktıktan sonra Prens Charles'ın taç giyme törenine Kuran okunarak başlamasının yaratıcı bir davranış olacağını söyledi. Eğer Prens Charles tacını takarken bu gerçekleşirse gerçekten güzel olur. Aslına bakarsanız Prens Charles bu konuda 2006 yılında benzer bir açıklama yapmış, daha odaklı ve merkezi olacağını düşündüğü çok inançlı bir taç giyme töreni istediğini dile getirmişti.
Prens Charles'ın İslam dinine olan yakını epey bir zamandır konuşuluyor. Hatta en merak edilen acaba Prens Charles Müslüman oldu mu? Bu konuda yüzlerce yazı yazıldı çünkü Prens Charles yaklaşık 17 yıldır İslam hakkında güzel mesajlar veriyor. Son olarak geçtiğimiz yıl Arapça öğrendiğini de açıklamıştı. Bu bölümü kapatmadan önce Prens Charles'ın son yıllarda çeşitli konuşmalarında yer verdiği İslam hakkındaki güzel sözlerine bakalım:
“İslam dünyası insanlığa sunulmuş en muhteşem hikmet birikimi ve manevi bilgi hazinelerinden birinin koruyucusudur. Bizler bu gezgeni yaratılmış diğer varlıklarla çok hayati bir sebepten dolayı paylaşıyoruz. Bu kabullenilmesi gereken bir gerçek. Çevremizdeki hassas dengelerle iç içe geçmiş yaşam ağı olmadan yalnız başımıza var olmamız mümkün değil. İslam her zaman bunu öğretmiştir. Bu dersi görmezden gelmek bizim yaratılışa karşı görevimizi yerine getirmememiz anlamına gelir. Bundan daha da önemlisi İslam bugün bize Hristiyanlığın kaybettiği ve yoksun kaldığı bir anlayışı ve dünyayı yaşama şeklini öğretiyor. İslam özünde evrenle ilgili bütünleyici bir bakış açısına sahip.”
Prens Charles'ın İslam dinine yaklaşımının diğer pek çok dünya liderlerine örnek olması temennisini ediyoruz.
Sırada sözün özü bölümümüz var.
Sayın Davutoğlu, geçtiğimiz günlerde Erbil'e yaptığı ziyarette, Arap, Kürt ve Türkmen kardeşlerimizle kucaklaştığını dile getirip, Müslümanların arasında üstünlüğün sadece takvaya göre olacağını söyledi. Şimdi haftanın bu önemli konuşmasını izleyelim.
AHMET DAVUTOĞLU: Bir grubu diğerine karşı veya bir kimliği diğerine karşı yarıştırmak veya onları kıyasla üstünlük iddia etmek gibi bir siyaseti kökten reddediyoruz. Bizim inancımıza göre üstünlük ancak takva iledir, ancak insanlara hayır ile hizmet etmededir. Onun dışında üstünlük yok.
Şimdi de Sayın Adnan Oktar’ın Başbakanımızın bu konuşmasını değerlendirdiği sohbetinden bir bölüm izleyelim.
ADNAN OKTAR: Bakın görüyor musun kardeşim? Ben cumhuriyet tarihinde ilk defa görüyorum bir başbakan, Osmanlı'da bile yoktur, ben hatırlamıyorum yani, Osmanlı’nın son döneminde de yoktur. Bak “üstünlük ancak takvayladır” diye. Hatırlıyor musunuz siz? Ne Turgut Özal döneminde, ne Süleyman Demirel döneminde yok. Çok mübarek bir insan Davutoğlu. Şimdi bunu sen niye söylüyorsun, dini alet ediyorsun falan denir mi? Güzel olan ne varsa onu deruhte diyor, açıklıyor. Sen o zaman onu söyleme, bunu söyleme. Neyi söyleyecek o?
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Bu hafta Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı kaynak yetersizliği nedeniyle farklı ülkelerdeki 1.700.000 Suriyeliye gıda yardım kuponu dağıtımını askıya aldığını duyurdu. Sebebi ise finansman kaynağının bulunamaması. Ne acı bir durum. Bir yandan her yıl üretilen gıdanın üçte biri hiç tüketilmeden çöpe atılırken diğer yanda Suriyeli mültecilere gıda yardımı yapacak finansman bulunamıyor.
Peki, bu yardımların devam etmesi için ne kadarlık bir kaynak gerekiyor? 64 milyon dolar. Oysa Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü ile Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü'nün yayınladığı rapora göre dünyada her yıl 750 milyar dolarlık gıda israf oluyor. İsraf edilen bu gıdaların 850'de biri bile Suriyeli mülteciler için yeterli. Bu feci tablo bencillik ve vurdumduymazlığın dünya çapında geldiği noktayı gösteriyor. Oysa biraz fedakarlık ve özveriyle tüm bu sorunların üstesinden gelinebilir. İnançlı, vicdanlı insanlar bir araya gelse dünyada aç tek bir insan kalmaz. Üç kutsal dinin kitabında fakirlere, muhtaçlara, yolda kalmışlara yardım edilmesi öğütlenir. Herkesin mutlu, rahat, sürdürülebilir yaşam standartlarına sahip olduğu bir toplum için Allah'ın bu emrine titizlik gösterilmesi şarttır. Aksi takdirde yakın gelecekte nimetlerle dolu bu güzel dünya kimsenin mutlu olmadığı bir yere dönüşebilir.
Sırada Türkiye'de ekmek israfı rakamları var.
Ekmek Üreticileri Federasyonu Genel Başkanı Murat Kavuncu, Türkiye'de günde 120 milyon ekmek üretildiğini, fakat bunun 12 milyonunun israf edildiğini söyledi. Düşünün, her gün market raflarında gördüğünüz 10 ekmekten biri çöpe atılıyor. Bu oldukça önemli bir rakam. Konu israf olduğunda aslında rakamın büyük ya da küçük olması önemli değil. Çünkü bir ekmek diliminin dahi israf edilmesi yanlıştır. Türkiye, bir yandan dünyanın dört bir yanına muhtaçlara her türlü yardımı ulaştırmaya çalışırken, diğer yandan böylesine yüksek seviyede ekmek israfında olması müthiş bir kayıp.
Şimdi Toprak Mahsulleri Ofisi'nin raporlarına göre rakamlarla ekmek israfını inceleyelim.
Türkiye'de günde 25.295 ton ekmek üretiliyor. Bir yılda çöpe atılan 2 milyar 100 milyon adet ekmeğin maddi değeri 1,5 milyar TL. Bu rakamla 80 hastane, 500 okul inşa edilebilir, 500 kilometre yol yapılabilir. Günlük üretilen 101 milyon ekmeğin 95 milyonu tüketilirken 6 milyonu henüz satılmadan ya da satın alındıktan sonra tüketilmeyerek çöpe atılıyor. İsraf oranlarına bakıldığında hali hazırda alınan ekmeğin %3.1'i lokanta, otel ve benzeri yerlerde, %2.7'si kurum yemekhanelerinde, %7.1'i ise öğrenci yemekhanelerinde israf ediliyor. Bu rakamlar 2008 yılında yapılan araştırma ile karşılaştırıldığında israf oranında ciddi bir artış olduğu gözlendi.
Peki bu israfın önüne geçmek zor mu? Elbette değil. Ufak hassasiyetlerle ekmek israfı ciddi oranda düşürülebilir. Örneğin ihtiyaçtan fazla ekmek alınmaması israfın önlenmesinde en başlıca önemlidir. İhtiyaçtan fazla ekmek üretiminin durdurulması konusunda mutlaka bir çalışma yapılması gerekir. Çünkü yapılan araştırmalarda fırınlarda %4.7 oranında fazla ekmek üretimi yapıldığı tespit edildi. Ekmek boyutlarının küçültülmesi de israfı önlemede ciddi bir kazanım sağlayacaktır. Toplu yemek tüketilen mekanlarda ekmek israfının önüne geçilmesi için bir çalışma yapılmalı ve önleyici tedbirler mutlaka uygulanmalı. Ev hanımları, restoran, catering işletmecilerine özel eğitimlerle ekmek israfını önlemenin pratik yöntemleri öğretilmelidir. Toplumun her bireyi bu hususlara titizlik gösterdiği takdirde ülke ekonomisine ciddi anlamda bir katkı sağlanmış olur. Ancak her şeye dönünce Allah'ın “yiyiniz içiniz ancak israf etmeyiniz” emri yerine getirildiği için müthiş bir bereketlilik olur.
Evet bu haftaki programımızın sonuna geldik. Haftaya Pazar, barış ve mutluluk dolu güzel haberlerle biz tekrar buradayız. Programı Brezilya'dan yılbaşı kutlamaları görüntüyle kapatıyoruz. Haftaya görüşmek üzere.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500