Neler Oldu? 4. Bölüm
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Neler oldu'ya hoş geldiniz. Bu hafta Dünya ve Türkiye gündeminde öne çıkan olayları önümüzdeki yarım saat içinde size aktaracağız.
Peki bu bölümde neler var? Hafta başında Taliban'ın Pakistan'da düzenlediği okul saldırısı, Avustralya'daki rehine olayı, Almanya'da İslam karşıtı gösteriler, Rusya'nın Suriye politikası değişiyor mu, Amerika'nın insansız hava uçakları saldırılarının bilançosu, haftanın sözü ve daha pek çok önemli başlıklar neler oldu başlıyor.
Salı sabahı Pakistan'dan büyük bir saldırı haberi geldi. Peşaver'de asker ve sivil memurların çocuklarının bulunduğu okula, Pakistan Taliban'ın düzenlediği baskında çoğu küçük çocuk olmak üzere 132 öğrenci ile 9 öğretmen öldürüldü ve 150'den fazla kişi de yaralandı. Pakistan'da 3 günlük milli yas ilan edildi. Başbakan Sayın Davutoğlu da kardeş ülke Pakistan'da yaşanan bu acı olayın yaralarının sarılması için her türlü yardıma hazır olduğunu söyledi. Türkiye'de de bir günlük yas ilan edildiğini açıkladı.
Bu kanlı saldırının ardından Pakistan Taliban örgütünün sözcüsü Muhammed Horasani, saldırıyı hükümet tarafından öldürülen Taliban üyelerinin intikamını almak için yaptıklarını söyledi. Hatırlarsınız, Pakistan ordusu 15 Haziran'dan bu yana yani yaklaşık 6 aydır Kuzey Veziristan'da Taliban'a karşı geniş çaplı bir operasyon yürütüyordu. Bu operasyonda şimdiye kadar yaklaşık 1500 Taliban üyesi Pakistan ordusu tarafından öldürüldü. Aynı çatışmalarda yüzü aşkın Pakistan askeri da hayatını kaybetti.
Saldırı, kaçırma, bombalı eylem haberleri artık bültenlerin olağan haberleri arasında yerini alır oldu. Salı günü Pakistan'daki Taliban saldırısında 145 kişi hayatını kaybederken bir gün öncesinde Avustralya'daki rehine olayında 3 kişi yaşamını yitirdi. Çarşamba günü ise bu kez Taliban Afganistan'da bir banka şubesine saldırı düzenledi ve çıkan çatışmada 7 kişi öldü.
Libya her geçen gün daha da karışıyor. Yemen, Suriye, Irak, Filistin ve daha onlarca noktadan her gün onlarca çatışma, yüzlerce ölüm haberi geliyor. Dikkat ederseniz bu bölgelerde sürekli yükselen bir ivme ile şiddetin artmasının tek bir sebebi var. Şiddete, şiddetle karşılık vermek. Dünyanın süper güçleri terörün tek çözümünün daha çok asker, daha çok hava saldırısı, daha çok bombalama olduğu gibi bir yanılgı içerisindeler.
11 Eylül'den bu yana 13 seneye aşkın bir süre geçti. Peki ya sonra? 11 Eylül'de 2976 masum insan hayatını kaybetti. Ancak bu tarihten sonra dünya derin devletlerinin sözde terörle mücadele operasyonları 2 milyon 500 bin kişinin hayatına mal oldu. Bunun adı sözde terörle mücadele. Oysa gerçekten terörü bitirmek amaç olsa teröre sebep olan fikirle ilmi alanda mücadele edilmesi gerekir. Yüz binlerce masum sivil son 13 yıldır Irak'ta, Suriye'de, Afganistan'da, Pakistan'da, Yemen'de ve dünyanın daha pek çok noktasında hayatını kaybetti ve kaybetmeye devam ediyor. Bu operasyonları düzenleyen ülkelerin askerleri de çok kayıp verdi. Geçtiğimiz hafta Afganistan ve Irak'taki operasyonlarda görev alan Amerikan askerlerinin psikolojik durumunu ele alan geniş bir rapora yer vermiştik. Bu programı A9 TV internet sitesinden veya A9 TV kanalından izleyebilirsiniz. Bunun yanında Amerika'nın savunma giderlerine harcadığı bütçede rekor seviyede. Sadece 2013'te savunma bütçesi 640 milyar dolar. Oysa Amerika'da halk yokluk içinde, neşeleri kalmadı. Her gün yüzlerce Amerikalı sokaklarda Amerika'nın şiddet doğuran politikalarını lanetliyor.
Peki tarafları acı ve kayıptan başka hiçbir şey kazandırmayan bu ölümcül saldırıları durdurmanın yolu nedir? Sevgi ile Kuran ahlakına dayalı bir eğitim politikanın uygulanması. Kuran'da olmayan bağnaz inanç, Peygamberimiz (sav)’in vefatından sonra Müslümanları büyük bir felaketin içine sürükledi. Bağnazlar yanlış inançları gereği saldırgan ve öfkeliler. Bu saldırganlığa karşın Batı dünyası da yanlış bir psikolojiyle ayırt etmeden Müslümanları ezme politikası yürütüyor. İşte son 10 yıldır şiddete her geçen gün artan saldırıların, toplu ölümlerin tek nedeni şiddete, şiddetle karşılık vermek. Yapılması gereken Müslümanları Kuran'ın aslına çağıran tebliğ yöntemlerini uygulamak ve Batı dünyasını da çözümün şiddet değil ancak eğitim politikalarıyla sağlanabileceğine ikna etmek.
Pazartesi günü bu kez bir rehine olayı haberi de Avustralya'dan geldi. Polisin müdahalesiyle sonuçlanan bu olayda 3 kişi hayatını kaybetti. Bu eylemin de temelinde nefreti körükleyen uygulamalar ve yanlış inançlar vardı. Saldırganın sosyal medya hesapları incelendiğinde Afganistan'da, Irak'ta ölen Müslümanlar için öfkelendiği görülüyordu. Kuşkusuz hiçbir haksızlık ve öfke şiddeti meşru kılamaz. Kuran'a uyan bir Müslüman, karşılaştığı haksızlıklara karşı akılla, ikna ile ve fikirle mücadele etmekle yükümlüdür. Şiddetin karşılığı şiddet değildir. Özellikle de masum insanları hedef almak asla değildir. Kuran gerçek anlamıyla yaşanmadığında bu tip olayların tekrar etmesi kaçınılmaz görünüyor. Batı dünyası bu zamana kadar bir sonuç elde edemediği şiddete şiddetle karşılık verme politikasından bir an evvel vazgeçmeli. Bağnazlığı kaldırmak için gerçek İslam'ı yaşamaya davet eden yöntemler üzerinde durmalıdır.
Dünya çapında sözde İslami terör adı altında yapılan saldırıların Müslümanlara verdiği zararın çapı da çok büyük. Dünyayı saran İslamofobi dalgası her geçen gün daha geniş kitleleri etkisi altına alıyor. Pazartesi günü Almanya'da bugüne kadarki en büyük İslam karşıtı gösteri düzenlendi. Aşırı sağcı grupların Dresden'de düzenlediği gösteriye yaklaşık 15.000 kişi katıldı. Orta Doğu'daki şiddeti ön plana çıkaran İslamofobik sloganlar ön plandaydı. Yaklaşık 4 milyon Müslümanın yaşadığı Almanya'da İslam karşıtı eylemler özellikle son 2-3 yıldır yükselişte. Ülkedeki bazı sivil toplum kuruluşları İslam karşıtı bu paranoyanın önüne geçmek için hukuki önlemler alınması gerektiğini savunuyor. Bu elbette ki iyi olur ancak yapılması gereken biraz önce de belirttiğimiz gibi nefreti tamamen izale edecek eğitim politikaları uygulamak. Okullarda bir yandan insanların sözde bir hayvan türü olduğu, ayakta kalmak için acımasız ve zalim olunması gerektiği öğretilirken, bir yandan da bu eğitim felsefesinin doğurduğu şiddet ve nefreti cezai yaptırımlarla engellemeye çalışmanın tutarlı hiçbir yanı yok. Almanya Başbakanı Angela Merkel bu gösterileri her ne kadar tasvip etmeyip eleştirse de bu eleştirilerin caydırıcı bir sonuç oluşturmadığı açık. İslam karşıtı eylemlerin Almanya'da her geçen gün artmaya devam ettiği görülüyor.
İslam karşıtı tüm bu politikaların yanında aklıselim insanların gösterdikleri gayret çok olumlu etkiler oluşturuyor. Bunun bir örneğini Salı günü Avustralya'da gerçekleşen rehine eyleminden sonra yaşadık. Olayın duyulmasının hemen ardından bir Avustralyalı trende şahit olduğu bir olay üzerine sosyal medyada bir kampanya başlattı. Olay şöyle gerçekleşiyor; Avustralyalı genç, trende yanına oturan Müslüman bir genç kızın Müslüman kimliğini belli etmemek için başındaki örtüyü çıkarıp çantasına koyduğunu görüyor. Genç kız, halka açık bir ortamda, Müslüman olduğu için kendisine yönelecek bir şiddet hareketinden kaçınmak için böyle bir önlemi alıyordu. Durumu fark eden genç, trenden inen kızın yanına gidip, ''Lütfen başörtünüzü çıkarmayın, ben sizinle birlikte yürürüm'' diyor. Ve Twitter'da Türkçe “sizinle yürürüm'' anlamına gelen ''I will ride with you'' etiketini başlatıyor. Bu anlamlı etiket, dünyanın her yanından büyük takdir topladı. ve günlerce top trend listesinde kaldı.
Bu örnekte de gördüğümüz gibi insanların çoğu sevgiye, merhamete açık. Yanlış olan ise derin devletlerin politikaları. Çoğu zaman derin devlet politikalarının etkisiyle toplumlar arasında nefret tohumları ekilmeye çalışılsa da aslında vicdan sahibi her insan küçük bir gayretle bu yıkıcı etkiyi azaltabilir. Böyle zamanlarda benim yazdığım bir yazı, paylaştığım bir mesaj veya bir fotoğrafın ne etkisi olur demeyip iyiliğin öncülüğünü yapmaktan asla vazgeçmemek gerekir.
Sırada haftanın sözü bölümü var. Bu hafta İçişleri Bakanı Sayın Efkan Ala, AK Parti Ağrı 5. Olağan Kongresi'nde yaptığı konuşmada, “Türkiye topraklarında yaşayan her ferdin aynı hak ve özgürlüklere sahip eşit vatandaşlar olduğunu” vurguladı ve bu iradeye karşı yürütülen bir girişime asla izin vermeyeceklerini belirtti. İzleyelim.
İçişleri Bakanı Sn. Efkan Ala: ‘Bizim oyumuzla Efendim Ağrı’dakinin, Erzurum’dakinin, Diyarbakır’dakinin, Edirne'dekinin, Ordu’dakinin hangi birinin oyunu bir mi olacak’ diyorlardı ya, buradan söylüyoruz, daha fazlasını söyleriz ama bu bizim anlayışımıza sığmaz. Evet. Ağrı’daki bir gencin bir hanımefendinin oyuyla senin oyun o sandıkta aynıdır. Kim ki, kim ki herhangi bir şey adına ne adına olursa olsun o oylar arasında eşitliği bozan bir girişimde bulunursa ya da bizim Ağrı’dan, Erzurum’dan, Trabzon’dan sandığa koyduğumuz o irademizi çalmaya kalkarsa haddini de bildiririz.
ALTUĞ MÜŞTAK BERKER: Bu hafta Museviler Hanuka Bayramını kutluyorlar. Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan da Musevi Türk kardeşlerimize hitaben bir kutlama mesajı yayınladı. Cumhurbaşkanımız mesajında şu cümlelere yer verdi:
“Musevi vatandaşlarımızın Hanuka Bayramını en samimi dileklerimle tebrik ediyorum. Toplumsal, kültürel ve beşeri yapımızdaki çeşitliliği, Türkiye'yi bugünlere taşıyan, birlik ve beraberliğimizi pekiştiren, dayanışmamızı ve muhabbetimizi arttıran en büyük zenginliğimiz olarak görüyoruz. Tarihin en zor ve acı dönemlerinde kendilerine kucak açtığımız, asırlardır bu topraklarda, medeniyetlerin beşiği Anadolu'da, birlik, beraberlik ve karşılıklı saygı içinde yaşadığımız Musevi vatandaşlarımız, hiç şüphesiz Türkiye'nin asli unsurları arasında yer alıyorlar. İdrak ettikleri bu müstesna günlerin Musevi vatandaşlarımıza huzur, barış, mutluluk ve esenlikler getirmesini diliyor. Tüm Musevilerin Hanuka Bayramını bir kez daha kutluyor, bu vesileyle bütün vatandaşlarıma en kalbi sevgi ve saygılarımı sunuyorum.”
Evet, biz de Peygamber soyu olan Musevi kardeşlerimizin Hanuka Bayramını kutluyoruz.
Evet, şimdi sırada haftanın en çok izlenen videosu neydi bir bakalım. Görüntüler bu hafta Rusya'da Vladivostok havaalanındaki bir balık reyonundan geldi. Havaalanı marketinin kapanmasının ardından içeride kalan kedi hiç tereddüt etmeden balık reyonuna gitti ve bin dolar değerindeki en nadide balık ürünlerinin hepsinin tek tek tadına baktı. Uyanık kedinin macerasına bir bakalım.
VTR- Haftanın En Çok izlenen Videosu
Suriye, yanı başımızda yaklaşık 4 yıl süren iç savaşta 200 binden fazla kişi öldü. 3 milyon 200 bin kişi ülkeyi terk etti. Yaklaşık 6 milyon insan evinden ayrıldı. 3 yılda taraflar arasındaki mücadelede pek çok yenilgi, kazanım, politika değişikliği oldu. Ancak bir sonuç getirmediği halde vazgeçilmeyen reel politikalar nedeniyle Suriye toprakları dev bir mezarlığa döndü.
Bu hafta Doğu Guta bölgesindeki Arbin'de 8'li çocuk 10 kişi açlıktan öldü. Çünkü Esed yönetimi bölgeye tıbbi ve insani yardım malzemesi girişine izin vermiyor. Aynı bölgede son 2 ayda 216 kişi açlıktan ölmüştü. Bunların 150'si çocuk. Geçen ay ise 11 çocuk öldü. Bu gelişmeler üzerine Avrupa Birliği Konseyi, Suriye Hava Kuvvetleri'nin kullandığı jet yakıtı ve diğer katkı maddelerinin Suriye'ye satışını yasakladı. Esed yönetiminin hava bombardımanlarında çok fazla sivilin hayatını kaybetmesi nedeniyle böyle bir kararın alındığı açıklandı.
Bir yandan Irak ve Suriye'de ABD öncülüğündeki koalisyon güçlerinin hava saldırıları da devam ediyor. Bu saldırılarda hayatını kaybeden siviller ise neredeyse hiç haber olmuyor. Afganistan, Pakistan ve Yemen'de insansız hava uçaklarının saldırıları sebebiyle bugüne kadar yüzlerce sivil kayboldu. Amerika Birleşik Devletleri'nin 2001 yılından bu yana düzenlediği insansız hava uçakları saldırılarının sayısı 500'e ulaştı. Bu saldırılarının 450'si Obama döneminde gerçekleştirilirken ölenlerin sayısı da 535'i sivil olmak üzere 3700'e yaklaştı. Ölen 535 sivilden 175'i ise çocuk. Ancak hatırlatalım, bazı kaynaklar sivil ölümlerinin çok daha fazla olduğunu bildiriyor.
Amerika Birleşik Devletleri'nin insansız hava araçları saldırıları en fazla Pakistan'ı etkiledi. Pakistan'da insansız hava araçları saldırıları nedeniyle 2004 yılından bu yana 3213 kişi hayatını kaybetti ve bunların 323'ü sivil. Pakistan'daki insansız hava araçları saldırılarında hayatını kaybedenlerin 99'da çocuk. Ölüm saçan insansız hava araçlarının bilançosu böyleyken geçtiğimiz hafta tam da 10 Aralık Dünya İnsan Hakları gününde ABD'den gelen bir haber kamuoyu vicdanını bir kez daha yaraladı. Amerikalı insan hakları savunucusu Katie Kelly, Amerika'nın Afganistan'daki insansız hava araçları saldırılarını eleştirdiği gerekçesiyle 3 ay hapse mahkum edildi.
Oysa henüz geçtiğimiz hafta Amerika'ya ait bir insansız hava aracının saldırısında 4 sivilin öldüğü haberi Pakistan'dan gelmişti. Kuzey Veziristan'ın Dattahel bölgesindeki bir eve düzenlenen bu insansız hava aracı saldırısında ikisi kadın 4 kişi hayatını kaybetti.
Programın başında salı günü Pakistan'da Taliban tarafından gerçekleştirilen okul saldırısında detaylarına yer vermiştik. Pakistan Taliban'ı okul saldırısıyla ilgili şu açıklamayı yapmıştı: “Okulu hedef aldık çünkü ordu ailelerimizi hedef alıyordu. Onların bizim acılarımızı hissetmelerini istiyoruz.”
Bu cümleler şiddetin şiddeti doğurduğunun ispatı. Bir kez daha hatırlatmayı faydalı görüyorum. Derin dünya devletleri, eğer teröre çözüm bulmak istiyorlarsa yapılması gereken akla, vicdana uygun eğitim politikaları yürütmektir. Yanlış bir ideoloji bombayla, silahla yok edilemez. Ancak fikri mücadeleyle başarı elde edilir. Suriye'de 4 yıldır devam eden iç savaşta çözüme ulaşılması yolunda bu hafta umut verici gelişmeler oldu. Avrupa Birliği yetkileri Brüksel'de görüştükleri Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi De Mistura'nın Suriye'de ateşkes öngören Dondurulmuş Bölgeler planına destek verdi. Önce Dondurulmuş Bölgeler planı nedir bir bakalım.
Birleşmiş Milletler Özel Temsilcisi De Mistura'nın önerdiği Dondurulmuş Bölgeler çözüm planı hem rejim hem de muhaliflerin Halep'ten başlayarak belirlenmiş bazı bölgelerde ateşkes ilan etmesini öngörüyor. İkinci aşamada ise bu bölgelerde yerel düzeyde siyasi sürecin başlatılması planlanıyor. De Mistura, bu plan çerçevesinde Eylül ayında Şam'da Beşar Esed ile görüşmüştü. Planın açıklanmasından birkaç saat sonra Esed, De Mistura'nın planını üzerinde çalışmaya değer bulduğunu açıklamıştı.
Evet, Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları geçtiğimiz pazartesi günü Belçika'nın başkenti Brüksel'de gerçekleştirdikleri toplantıda Birleşmiş Milletler Suriye özel temsilcisi Staffan de Mistura ile bir araya geldi. Bu toplantıda De Mistura'nın dondurulmuş bölgeler planının Suriye'de kuşatılmış siviller için umut taşıdığı belirtildi. Ancak Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları, Şam rejiminin daha önce olduğu gibi muhtemel ateşkesi ihlal etmemesi konusunda da Mistura'dan güvence istedi. Geçtiğimiz hafta çarşamba günü bu kez Rusya Devlet Başkanı Putin'in özel temsilcisi Bogdanov, Şam'da Esed ile görüştü. Görüşmede Amerika ile Suriye rejimini Moskova'da masaya oturtmak istediklerini açıkladı. Bu Suriye'de çözüme giden yolda kayda değer bir ilerleme olabilir.
Sayın Adnan Oktar da iki ay önce yaptığı konuşmasında Suriye'deki savaşın sona erdirilmesi için Putin ve Obama'nın ortak hareket etmesinin gerekliliği üzerinde durmuş, “bu ülkelerin bir araya gelip kararlı tavır göstermesi önemli" demişti.
Evet, bu plan çerçevesinde Bogdanov, 7 Aralık'ta İstanbul'da Suriye Muhalif ve Devrimciler Koalisyonu Başkanı Hadi el-Bahra ile de görüştü. Kısa bir süre önce de Suriye Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Rusya'da Putin ve Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ile bir araya gelmişti. Umarız bu görüşmeler yakın zamanda etkili sonuçlar verir ve Suriye'de yaşanan bu felaket sona erer.
Yermük ve Doğu Guta başta olmak üzere Suriye'de kuşatma altında olan pek çok bölgede siviller, insani ve tıbbi yardım malzemelerine ulaşamadıkları için açlık ve hastalık nedeniyle ölüyorlar. Hali hazırda Halep'e girişlerin çoğunu kapatan Esed rejimi eğer Halep'te Handerat girişini de alırsa kuşatma altında olan bölgelere bir yenisi daha eklenecek. Aylardır havadan yoğun varil bombası saldırılarına maruz kalan Halep'te her gün 100 kişi hayatını kaybediyor. Eğer Halep'e girişler tamamen kapatılırsa artık insani yardımlar da ulaşamayacak ve bu kez bir buçuk milyon kişinin yaşadığı Halep'te açlıktan ölümler başlayabilir.
Suriye'de halk bir yanda açlıktan ölürken diğer yanda Şam'da geçtiğimiz hafta çekilen bu görüntüler vicdanları bir kez daha yaraladı. Gördüğünüz mekan Şam'da bir güzellik merkezi. Burada lüks yaşam devam ederken hemen yanı başında Şam'ın kırsalındaki Doğu Guta'da bu hafta 10 kişi açlıktan öldü. Evet, söylenecek fazla söz yok. Zalim rejimlerin, derin devlet politikalarının sonuçları tüm gerçekliğiyle ortada. Zaman öne çıkma ve bu akıl almaz politikalar karşısında iyiliğin ve barışın öncüsü olma zamanıdır.
CIA işkence raporunun yankıları devam ediyor. Amerika eski başkanı George Bush, CIA işkence raporuna sahip çıktı. Bush, CIA çalışanlarını ülkenin saygı gösterilmesi gereken vatanseverleri olarak tanımladı. Dönemin eski başkan yardımcısı Dick Cheney ise bu hafta katıldığı bir televizyon programında, 11 Eylül sonrası zanlılara uygulanan işkence yöntemleri için “bunu şimdi olsa yine yapardım” dedi. Bunlar ürkütücü ifadeler. Ancak ne yazık ki Guantanamo'da halen değişen bir şey yok. Obama başkan olduğu takdirde Guantanamo'yu kapatacağına dair söz vermişti. Ancak aradan geçen 7 yıla rağmen Obama bu sözünü yerine getirmiş değil. Geçtiğimiz hafta 6 kişi daha serbest bırakıldı. Ancak hali hazırda Guantanamo'da 136 tutsak var.
Bir Gazete muhabirine konuşan, Guantanamo'da 5 yıl tutuklu kaldıktan sonra 2006 yılında serbest bırakılan Murat Kurnaz, ''Guantanamo'da yaşananlar akıl almayacak şeylerdi. İşkence gören birçok kişi hayatını kaybetti. Bunu gözlerimle gördüm'' dedi.
11 Eylül sonrası Pakistan'da gözaltına alıp önce Kandahar'a sonra Guantanamo'ya götürülen Kurnaz, işkencelerin Kandahar'daki Amerikan askeri kampında başladığını, Guantanamo'da devam ettiğini anlattı. Amerikan askerlerinin ellerinde herhangi bir delil olmadığını, bunun için de kendisinden El-Kaide tarafında Amerikan askerlerine karşı savaştığına dair bazı belgeleri imzalamasının istendiği söylendi. Kurnaz, “ben bu belgeleri imzalamadım ve bu nedenle çeşitli işkencelere maruz kaldım. Sandılar ki böylelikle imzalarım ama yapamadılar, başaramadılar. Ben elimden geldiği kadar sabrettim. Allah'a şükür de sağ salim çıktım” dedi.
Bu röportajın ardından bu kez, çarşamba günü, Guantanamo'da görev yapmış eski bir gardiyan olan Brandon Neely işkencelerin halen devam ettiğini açıkladı. Guantanamo'da geçmiş yıllarda görev yapmış gardiyan arkadaşlarının da olduğu ve onların da işkencenin halen devam ettiğini söylediğini aktaran Neely, ''Ben konuşuyorum ve inanıyorum ki daha çok fazla kişi konuşacak, ancak çoğu görevli hain olarak etiketlenmekten korktukları için gerçekleri açıklayamıyorlar'' dedi.
Ayrıca kampta yapılan işkencelerin açığa çıkmaması için görevden ayrıldıkları sırada kendilerine bir belge imzalatıldığını ve orada olan herhangi bir şey hakkında hiçbir yerde konuşmayacaklarına dair imza alındığını da kaydetti. CIA işkence raporunun bir önceki hafta yayınlanmasının hemen ardından Obama, Amerika'nın bu tarz sorgulama yöntemlerini bir daha uygulamayacağı yönünde güvence verdiğini açıkladı. Obama'nın bu sözleri kamuoyunu rahatlatmaktan öte bir anlamı olmadığını bakın Sayın Adnan Oktar o günlerde nasıl açıkladı:
SUNUCU: Amerika Birleşik Devletleri Senatosu 11 Eylül saldırıları sonrası CIA'nin sorgulama yöntemlerini açıklayan bir raporu görüşüyor. Rapora göre CIA, esirleri cinsel tehditlerden matkaplı işkenceye kadar birçok yöntemle sorguladı. Obama Amerika'nın bu tarz sorgulama yöntemlerini bir daha uygulamayacağı yönünde güvence verdi.
ADNAN OKTAR: Yani umarım şu an devam ediyor çünkü, yani herhalde temenni ediyor tahmin ediyorum. Yoksa kesintisiz yaptıkları bir şey. Seyyar karakolları var. Yani uçağı ona göre dizayn etmişler. Seyyar karakol. İfadesini alacakları adamın yanına hizmet götürüyorlar. Afganistan'da ise Afganistan'da, Irak'ta ise Irak'ta. Adamı alıp uçağın içine sokuyorlar. Akıl almaz işkenceler yapıyorlar. İstihbarat çıkmıyor. Kardeşim bir kere bak Amerika şuna uyanması lazım; Kritik bilgiye ulaşacağı adamı asla yakalayamaz Amerika. Bak kritik bilgiye ulaşacağı adamı veyahut adamları asla yakalayamaz. Adam çeker vurur kendini. Öyle bir şey olmaz. Yahut çatışmada ölüyor öyle tipler. Yani çatışmaya girer. Sağ yakalatmaz onlar kendini. Sen sağ yakalıyorsan, sokakta gezen adam koluna girip, o garibandan bir şey çıkmaz. Boş yere onları matkapla şununla bununla mahvettiniz. Çok akılsızca metotlar. Guantanamo zaten şu an faaliyette. Dedi ya Obama “orayı kapatacağım” diyor. E hadi kapat. Açık, faal, devam ediyor. Açık denizlerde de sorgu gemileri var. Adamı alıp, botla sorgu gemisine götürüyorlar. Gariban, zavallı adam, sakallı, bir Müslüman, bilmiyor, etmiyor, gemiye, gözleri kapalı götürüyorlar. Böyle ayaklarında çizme falan, bir elinde puro, viski bardağıyla, mafya yöntemleriyle onu sorguluyor. Bir şey bilmiyor ki gariban zaten, boş yere canını yakıyor. Onu bir marifetmiş gibi de anlatıyorlar. Amerika'ya yeni bir akıl, yeni bir vizyon gerekiyor. Bu şekilde mahvolacak. Olacak değil de olmak yolunda zaten. Baya bir oldu da. Can çekişiyor. Amerika'yı bu beladan kurtaracak bir gayreti bütün dünya göstermesi lazım. Şu Amerikan rüyası yeniden canlanması lazım. Eskiler ne neşeli, ne güzel insanlardı. Ne hale geldiler. Devletten korkuyorlar, sokaktan korkuyorlar, o ondan korkuyor, o ondan korkuyor, ekonomi batmış, itibarsızlaşmış, çok ürkütücü bir görünümü var. Onun için bu güzel insanlara yardımcı olmak lazım, Amerikan halkına. Amerikan derin devletinden onları kurtarmak lazım.
Bu haftada neler olduğunun sonuna geldik. Programımızı 16 Aralık günü Çin'de gerçekleşen meteor yağmuru görüntüleriyle kapatıyoruz. Bu görüntüler Çin'in kuzey doğusundaki Jilin eyaletinden. Her yıl Aralık ortasında gerçekleşen İkizler Takım Yıldızı meteor yağmuru bu yılda çok etkileyici görüntülere sahne oldu. Yıldız kayması olarak bilinen göktaşı yağmurunda 1 saatte yaklaşık 120 meteor gözlemlendi. Uzaktan hoş görünse de saniyede ortalama 60 km hızla ilerleyen gök taşlarının tehlikesinden atmosferinin koruyucu etkisi sayesinde korunuyoruz.
Son olarak bizi sosyal hesaplarımızdan da takip edebileceğinizi hatırlatmak istiyorum. Ekranda gördüğünüz Facebook, Twitter adreslerinden programlarımızın içeriğini takip edebilir. Ayrıca önceki bölümleri de bu hesaplardan izleyebilirsiniz. Mutlu akşamlar.
A9TV Televizyonu Adnan Oktar Harun Yahya Sohbetler Belgeseller A9 TV Yeni Frekansımız: Türksat 3A Uydusu FREKANS: 12524 Dikey Batı Sembol Oranı: 22500